şükela:  tümü | bugün
  • lise sebebiyle* 4 sene boyunca gidip geldiğim semt. bir sürü anısı var bende. yoksul bir ailenin çocuğu olduğumdan olacak ki nişantaşı hep farklı bir dünya olarak gözükmüştür gözüme. yalnızca televizyonda görebileceğimi sandığım ünlü insanları falan bir kafede otururken görmek bile garip gelirdi ilk senemde.

    mağazaları, esnafı, sokakları, insanları... şimdi düşünüyorum da, esenyurt'u da gördükten sonra, gerçekten de farklı bir ülkeye ait gibiydi nişantaşı. tabii, ara sokaklara girince türkiye'ye dönüyordunuz hemen. son model mercedes, lamborghini kullanan adamları, mal indirmek için yolu kapatan kamyona ana avrat küfür ederken görebilirsiniz ara sokaklarda.

    nişantaşı'nın insanı, ya da yerlisi mi demek lazım, çok kibardır aslında. züppe gençler de yok değil ama orta yaş ve üstündeki insanlar güzel insanlardır genelde. en basitinden, kaldırımda yürürken ayağın takılsa düşsen, üzerinde parfüm gibi asillik kokan yaşlı bir hanım elinden tutup kaldırır "iyisin ya genç adam? bileğin burkulmadı değil mi?" diye sorar sizin iyi olduğunuzu öğrenene kadar da yanınızdan ayrılmaz. etiler'de veya bebek'te aynısını yaşayamazsın mesela, eğer benzer bir yerle karşılaştırmak gerekirse. buralarda düşsen ya gülüp geçerler ya da dönüp bakmazlar bile.

    insanlar biraz da 'cool'dur. bunu, lise 2'deyken karşılaştığım bir adama dayanarak söylüyorum. bir sonbahar sabahı, ilk iki ders bedendi yanlış hatırlamıyorsam ya da boş geçmişti. bahçede top oynuyoruz. nişantaşı anadolu'nun da küçücük bir bahçesi vardır. zaten okul da küçüktür. 300 kişi falandı en yoğun olduğu sene. neyse efendim, bu bahçenin bir tarafında apartmanlar var ve bu apartmanlardan birinin de bahçesi var. arada duvar olsa da top sürekli kaçıyor, oradan buradan sekip. bendeniz de o gün bir şekilde topu bahçeye gönderdim. "atan alır" kuralı sebebiyle bir şekilde dışarı çıkıp en alt katın zilini çaldım.

    'ya uyuyorsa ya sinirlenip topu vermezse' diye düşünürken, bir erkek sesi "kim o?" diye sorup gergin bekleyişi sonlandırdı. "efendim, top bahçenize kaçtı da..." diye kısa bir açıklama yaptım. neyse ki düğmeye bastı ve apartman kapısını açıp içeri girdim. en alt kata indiğimde kapı aralıktı. hafifçe bir tıklatıp kapıyı ittirdim biraz. kapıdan bakınca hol, salonun bir kısmı ve bahçe görünüyordu. bir adam bahçe kapısından içeri giriyordu. üzerinde önü açık beyaz bir bornoz, altında da boxer vardı. elinde viski bardağı, ayağıyla bizim ahı gitmiş vahı kalmış topu ittire ittire getiriyor. viski diyorum bak, sabahın ya 9'u ya 10'u.

    "al bakalım. ama dikkatli olun biraz." dedi bornozlu abi topu bana doğru ittirip. hiç sarhoş gibi değildi. içinde iki yudum kalmış viski bardağını da hiç bırakmadı elinden. 'doğduğumdan beri içiyorum evlat ben bunu' der gibiydi. bana gösteriş mi yapmaya çalıştı artık anlamadım. sivilceli lise öğrencisine sen neyin havasını yapıyorsun zaten.

    "kusura bakmayın. ben de uyandırdım diye korktum."

    "yok, önemli değil. alıştık artık." dedi ve gülümseyip kapıyı kapattı bornozlu abi. ben de " hayat çok mu güzel lan? " diyemeden topu alıp okula döndüm ve arkadaşlara yaşadıklarımı anlattım. tabii maç bittikten sonra.

    o görüntüyü hiç unutmayacağım. elinde viski bardağıyla bizim eski püskü topu ittire ittire gelen yarı çıplak bir adam. içimden "pezevenge bak sahilde sanki" diye geçirmeden edememiştim. adam evindeydi gerçi ama insan bornozunun önünü kapatır ya. iş mi attı bana acaba?* gerçi her ne kadar bir bornozunun önünü kapatmayı bile düşünmemiş olsa da adam çok 'cool'du. hani adamda "sikimden aşağı kasımpaşa" havası vardı. yani o an gelen kişi bir lise öğrencisi değil de amerikan başkanı da olsa adam aynı şekilde çıkardı kapıya. dertsiz tasasız bir insan gibiydi. bir gün öyle bir insan olmak isterim diyeceğim de paranın getirdiği bir havaydı muhtemelen.
  • nişantaşı istanbul'un bir semti olmasına rağmen ayrı bir cumhuriyet gibi... orada yaşayan insanların çoğu kendini türkiye'den soyutlamış gözüküyor... hele bir de eski bir yerlisine denk gelirseniz, ne kadar farklı olduğunu bir bakışla anlarsınız... hayat nişantaşı'nın bir cafesinde margarita sipariş verip, bir yandan da borsa seanslarını takip ederek, telefonla işlerini yürüten adama güzel sanırım...
  • oturan insanlarının hangi dünyada yaşadığını merak ettiğim yerdir.

    amerikan hastanesi'nde doğum yapan bir tanıdığımızı görmeye gitme gafletinde bulunduk bugün. gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunmak değil de nedir bu durum, bilemiyorum ya neyse.

    gitmek bir dertti zaten. araba sahiplerinin tamamının, "bu ülkeyi ben yarattım" pozlarındaki yola çıkışları, yol kapma savaşları, bmw ve mercedes marka otomobillerinden etrafa caka satma histerileri içerisinde, bir taksiye doluştuk 4 kişi. mazlum ve kendi halinde...durmadan lüks arabaların gasp ettiği sokaklardan hastaneye çıkmaya çabalamak.

    anladım ki, bir kez daha, bizler yani kalabalıklar, yani yığınlar,
    yaşamıyoruz. daha doğrusu kapitalizmin gözü kör olmalıdır ki, bizler; birileri daha iyi yaşasın diye çalışan insanlarız. hepsi bu. bir değerimiz yok şu küresel dünyada.
    zerre kadar...

    amerikan hastanesi'ne giriş yaptığımızda ise, hiç bir hastanede görülemeyecek cinsten bir klasik müzik sesi sizi "plaza" insanı modunda karşılamaktadır. sanki sizler duvarlarından "para" akan bir binaya giriş yapmışsınızdır o anda. hissedersiniz bunu iliklerinize kadar.

    üzerinizdeki 3 senelik paltonuza elinizde olmadan, daha da bir sarılırsınız. yeni aldığınız botlarınıza şöyle bir göz ucu ile bakarsınız ara ara, asansörde iken. birileri açken birileri gerçekten de toktur, şu bitkin, şu adaletsiz dünyada. hissedersiniz..
    hissedersiniz ve küfredersiniz yeniden..
  • yılbaşı akşamı televizyonda caddelerine kırmızı halı serildiğini gördüğüm semt. ey amına kodumun parası...
  • house cafe'nin ordaki kestanecisi ile şöyle bir diyalog geliştirdiğim semt:

    -ne kadar kestane?
    -10 var 15 var 20 var ! ne kadar istersiniz?
    -5 liralık olmuyor mu?
    -olur tabi.
    (...)
    -buyrun poşet de vereyim
    -poşete gerek yok yicem şimdi
    -olsun çöpünü atarsınız.
    -teşekkürler
    -mersi, iyi günleer
  • nisantasi= maçka'daki narmanlı apartmanıdır; maçka palas'tır (şimdi armani), teşvikiye'deki harbiye karakoludur, teşvikiye camii'dir, camiinin karşısında türkiye'nin yozlaşmasına karşı sanki burjuvanın direncini simgeleyen abideler gibi duran muhteşem apartmanlardır. atiye sokağıdır. mim kemal öke caddesidir. eski emlak şimdi abdi ipekçi caddesidir. abdi ipekçi üzerindeki güzelim apartmanlardır (1930'lardan kalma). apartman dairelerinin yüksek tavanları, tavanlarını süsleyen kartonpiyerler üzerindeki gül papatya desenleridir. valikonağı caddesi üzerindeki çiftçiler ve sümer apartmanlarıdır. valikonağıdır. buraları bilinmeden nişantaşında gezdim denilmez. aslında nişantaşını, taksimi eski perayı bilmeden istanbulu gezdim denilmez.
  • "köyden indim şehire" bölüm 1de şöyle tanımlanır:
    -nişantaş nişantaş
    -himmet ağa ne diyor bu?
    -nişantaş diyoorr
    -e saatli taş definenin nesiydi?
    -aa nişanııı....vay ailemizin akıl küpü
  • metrekare başına en fazla köpek bokunun düştüğü semttir zannımca. nişantaşında yaşayan kişiler genelde köpeklerini yürüyüşe çıkarırken hayvanın kaldırıma patır patır sıçmasına bir şey dememekle birlikte, boku alıp bir torbaya atma tenezzülünde kesinlikte bulunmamakta, sizde de hayvan sahibi kişinin ağzına burnuna sıçma isteği uyandırmaktadırlar. bu yüzdendir ki önünüze dikkatli bakarak , ya da mayına basmamak için seker gibi yürümelisiniz bu güzide semtin sokaklarında. öyle tikiye, kokoşa, vitrine dikkat ederseniz ya da bendeniz gibi dalgınsanız ya mantara basarsınız ya katil olursunuz nah yazıyorum buraya.

    (hadileen, 33, işe gelip masasına oturduktan sonra başlayan kokunun ayakkabısının altındaki köpek bokundan kaynaklandığını keşfettiği an, nişantaşı)
  • kendinden daha ziyade imajına tepki gösterilen son derece keyifli semt.

    7 senedir yaşıyor olmama rağmen "kötü jargon", "kokuşmuş hayatlar", "rezil tikky'ler" veya "dünyadan habersiz alışverişe dalan" insanlara bağdat caddesi veya etiler veya taksim veya alsancak veya bostanlı veya tunalı hilmi ya da çankaya'dan daha fazla rastlamadım. oralarda da varlar, burada da. ama burada zarif binalar, güzel kafeler, akşamüstü oturup iki tek atılacak keyifli mekanlar, kaldırıma park etmiş bir jipin camına iliştirilmiş "medeniyetten habersiz olma ödülünü size verdik - semt halkı" yazılı notlar da var.

    televizyonum olmadığı için avrupa yakası dizisi ne der, medyada nişantaşı nasıl gösterilir bilemem. ama içinde yaşarken keyif aldığım bir yer burası. umarım herkes yaşadığı yerden aynı keyfi alıyordur, böylece başka yerlere belki de uğramadan "burası rezil, burası kokuşmuş bikbikbik" demekten vaz geçer insanlar...
  • istanbul'a yeni gelmi$ kürt korsancılarını bile sosyetikle$tiren biricik semtim:

    ent2tel:müslüm gürses'in yeni albümü var mı?
    korsancı:türkçe cd satmıyoruz.
    *