şükela:  tümü | bugün
  • pearl jam'in 1996 yazinda cikardigi albumleri. ten'deki grunge seslerinden epey farkli. daha huzurlu bir album genel olarak. sometimes, hail hail, in my tree ve smile ilk aklima gelen nefis sarkilar.
  • bu albümün kapağının dört parçasını açıp (orjinaline sahipseniz tabi) biraz uzaktan bakarsanız tüm o küçük poloroidlerin aslında koca bir no code amblemi olduğunu görürsünüz. eddie vedder bu konu hakkında bir konserde şu yorumu yapmıştır : "no code? absolutely there is a code!"
  • ayrıca cd'nin üzerindeki tablo'da (ne deniyordu buna?) love kelimesinin altındaki 2 ve 3 sayılarının kırmızı ile yazılmış olmasının nedeni de eddie vedder in doumgününün 23 aralık olmasıdır.
  • sert muzigin bir kenara birakilmaktansa yanina dingin seylerin de eklendigi, pearl jam'in r.e.m.'le birlikte amerika'nin en onemli gruplari arasinda sayilmasinin somut gerekcesi olacak album. degerini bilmeyenleri umursamadan, '90'li yillarin en onemli albumlerinden biri.
  • pearl jam in aslında her albumde ne kadar farklı ama bir o kadar da hala muhtesem olmayı basardıgının bir baska kanıtı. ayrıca herbirinde toplamda 36 tane olan büyük polaroidlerin 9 tanesinin yer aldığı, bu yüzden bir ara 3 tane daha almayı bile düşündüğüm*, aşmış album.
  • tracklist:

    1) sometimes
    2) hail hail
    3) who you are
    4) in my tree
    5) smile
    6) off he goes
    7) habit
    8) red mosquito
    9) lukin
    10) present tense
    11) mankind
    12) i'm open
    13) around the bend
  • şüphesiz pearl jamin doruk noktasına ulaştığı, yalnız zamanları katlanabilir kılan, her dinleyişimde beni farklı yerlere götürebilen, tek kelimeyle baştan sona mükemmel albüm.
  • pearl jam için vitalogy'de başlayan bir çok değişimin tamamıyla gerçekleştiği albümüdür. kanaatimce ten en iyi ve en başarılı albümleriyse, vs en basarili ikinci albümleri olacak, ama en iyi ikinci... aslında belki de ten kadar iyi ama farklı bir şekilde iyi alümleri ise no code'dur. ve bu albümde yaşanan değişimler pearl jam dinleyici kitlesinin çoğunluğu tarafından iyi karşılanmadığı için gelecek albüm olan yield'da bir undo denemesine girişilecek, ancak öğrenilen bir şey tamamen asla unutulmadığı için no code'u izleyen albümler sürekli sönük bir "ne o, ne de bu" tadında seyredecek, kimseye yeterli bir tat vermeyecektir. (riot act umarım bu sönük "ne o, ne de bu" albümlerin sonuncusu olur)

    en somut değişiklik grubun bateristinin (yine) değişmesi oldu. tekniği çok iyi olan dave abruzesse'in gruptan ayrılmasıyla bir dönem red hot chili peppers'da da bateri çalmış, eddie vedder'ın stone gossard ve jeff ament'la bir araya gelmesini sağlayan, aslında pearl jam'in temellerini dışarıdan atmış kişi, jack irons gruba girdi. çok daha sakin, sade ama kesinlikle düz olmayan, hatta dağınık ve organik çalan bir baterist olan jack irons, grubun who you are, in my tree gibi şarkılarda gözlenen doğu etkileşimli, ten, vs dönemindeki pearl jam'dan beklenmeyecek tarzda müzik yapmasında da ön ayak (eğer onu olmadıysa bile en azından önemli bir etken) oldu. bir diğer kanıt yield albümündeki kırmızı noktalı şarkıdır.

    albüm tipik bir şekilde hızlı bir şarkıyla başlamaz, (zaten bu albümde eski pearl jam'in hılzı ve güçlü şarkıları yer almaz) onun yerine bir kişisel değerlendirme tadında sometimes ile açılır, aslında belki sadece ışıklar söner. arkasından albümün en hızlı üç şarkısından biri olan hail hail ile albümün perdesi açılır. bu şarkının baterileri jack irons'un tarzını net bir şekilde gösterir. ardından who you are ve in my tree gibi pearl jam için deneme sayılacak, ama başarılı sonuçlanmış şarkılar gelir. ardından vitalogy albümünde kendine yer bulabilecek mızıka destekli smile ve düşünce dolu off he goes şarkıları gelir... (ki tüylerim diken diken) ve albümün a yüzü, pearl jam'den alışıldık bir şekilde sükunet içinde nihayete erer (ten - black, vs - wma)

    b yüzü albümün en güçlü şarkısı habit ile açılır ("speaking as a child of 90's" dikkat çekici bir lyrictir, şarkının en odak noktasına ustaca yerleştirilmiştir) ardındanmike mccreadynin serbest gitar koşturduğu huzurlu şarkı red mosquito gelir. lukin ile bir dakikalığına bir daha hızlanan albüm, yine zen zone'a girer. present tense, pearl jam'in yaptığı en iyi şarkılardan biridir. dinlememiş birisine bu şarkıyı anlatabilmenin imkanı yok. ardından stone gossard'ın vokallerini yaptığı, kendi bestesi mankind gelir. i'm open ve around the bend adlı iki muhteşem şarkıyla albüm biter...

    bir tane bile zayıf şarkı olmayan bu albüm, müziği kadar sözleriyle de vurucudur. pearl jam'in en bütün bir vücut olarak çaldıkları, enstrümanları ayrı ayrı dinlemenin bile dinleyici doyurabildiği, grubun en olgun döneminde kaydedilmiş, belki kafası en karışık ama kesinlikle en olgun albümü.
  • pearl jam'in en az lafla en cok sey anlattigi albumu. ten'in epik marslarindan, onun cizgisini izleyen ama biraz daha sadelestirilmis vs'ten, ilk iki albume gore daha yavas tempolu ama ayni karmasik kurguyu koruyan vitalogy'den sonra tokat gibi iner no code. ilk bakildiginda son derece sadedir hersey. gitarlarin tonlari, davullar, vokaller, hepsi onceki albumlere oranla daha sakin gorunur, ama dikkatli dinlendiginde herbirinin kendi icinde sov yaptigi farkedilir. in my tree'de jack irons, off he goes'da stone gossard, red mosquito'da mike mccready, smile'da eddie vedder, present tense'de jeff ament one cikarlar benim icin. in my tree, off he goes, sometimes kesinlikle dinledigim en guzel pearl jam sarkilari arasinda olsalarda bu noktada parantezi hakeden sarki suphesiz ki present tense'tir. hava olarak release'i andiran yavas baslangici, stone'un basit akorlari arasindan gelen eddie vedder'in buyuleyici vokalleri, ikinci verse ile beraber girmeye baslayan diger ensturmanlar, yavas yavas tamamlanan butunluk, ruhun bedenden kopmaya baslamasi, "seems that needlessly it's getting harder to find an approach and a way to live" lafiyla beraber giren 3. gitar. daha sonra o sessizligin iyice kirilmaya baslamasi, sarkinin haykirisi, zillere ufak temaslarla sahneye cikip daha sonra ortaligi kasip kavuran jack irons. ve tabi ki... herseyi koparan adam, jeff ament. present tense bir parantezden cok no code'u ozetleyen bir sarki aslinda, her ensturmanin inanilmaz guzel bir zengillikle ama ayni oranda bir sadelikle birlesmesi. sakin baslamasi, yavas yavas hizlanmasi, zirveye cikip sonra tekrar o huzura kavusmasi. pearl jam'in release'den beri yaptigi en guzel sey belki de. sozleri de herseyi anlatiyor, uc tane tarih yazan albumden sonra yeni bir cizgi cizmek isteyen pearl jam elemanlari herseyi tek cumleyle anlatiyor. "makes much more sense to live in the present tense" no code'da en sevdigim sarki in my tree olsa da present tense'in yeri apayridir.