şükela:  tümü | bugün
  • bir adet vasat romantik komedi* ve bir adet vasatın biraz üstü remake* yaparak hayranlarını hafiften mayhoş eden coen biraderler'in 2007 projesi. yine bir uyarlama olacakmış ve yine kardeşler görevleri paylaşmış, görüntü yönetimini de roger deakins ustaya emanet etmişler. kadroda da javier bardem, woody harrelson, tommy lee jones ve stephen root gibi parlak isimler var. ha nerde bi john turturro, hani lan steve buscemi diyerek isyan eden coen hayranları olabilir, olsun, önemli olan onların gol atması değil, takımın kazanması. leziz bir film çıkmasını bekliyoruz.
  • ülkemiz sinemalarında 7 mart 2008 tarihi itibariyle arz-ı endam edecek olan coen bros filmi.
  • cannes film festivali'nde altın palmiye ödülüne aday gösterilmiş film.. ödülü 4 luni, 3 saptamini si 2 zile isimli romen filmine kaptırmıştır..
  • sunu kisa net aciklamak isterim: coen kardesler cile cekse izlerim, rastik cekse beklerim, halay cekse katilirim, niyet cekse inanirim.

    ama coen'ler havasini bulup da film cekince aglarim, gulerim, hayret ederim, nese dolarim, kiskanirim, imrenirim, sapsallarim. bu da oyle bir film olmus, filmi bastan sona oyle avanak gibi izledim ki yarin yine gidip izledikten sonra entrysini yazabilecegim.

    coenler sadece kendileri yapabilecekleri bir seyi, sadece kendilerinin yapabilecegi bir ustalikla, hem yikiyor, hem de ustune kat cikiyor (nasil yapiyorlar sormayin). ayni cagda, ayni donemde yasadigima cocukcasina mutlu oldugum bu abilerimin ellerinden opuyor, alkislarla yaziyorum.
  • coen kardesler filmlerinde sevdiginiz her seyi yillar sonra tekrar bulabileceginiz bir coen kardesler filmi. neyini sevdigimi bilmeden sevdigim coen kardesler yine sevdigim seylerden koymuslar bu filme ve 2 saat boyunca perdeye aptal gibi bakakalmami saglamislar. fargo'yu, o brother where art thou'yu suzmusler, texas topragina serpmisler, bu filmi o colden yesertmisler. alisik olmadik aksanlar konusunda uzman olan coen kardesler, uzak topraklarin kendini bilmez melodilerini getirmisler karsimiza yine. benim gibi guney aksanini anlamakta gucluk cekenlerdenseniz, kaybolan her sozcuk istirabiniz olur ama bir yandan da dvd'ye kalanlar icin sevinirsiniz. bir de oyunculuk var tabi; javier bardem karikaturden firlamis haline bakmaksizin saykotik katillige arsizca burunmus, kara mizaha gulumserken hafifce urpermemizi saglamis. sonuc olarak, evet, alkislarla yaziyorum ve alkislarla yasatiyorum coen amcamlari.
  • alkışları görüyorum ve artırıyorum.
    coen biraderlerin, meksikalıya acıyarak su vermenin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini irdeledikleri filmde, oksijenin sanıldığı gibi sadece hayat veren bir gaz olmadığı alt metin olarak işleniyor. coen'lerin new york'taki kayip kardesleri otisabi ile sinemadan gecenin saat birinde çıkıp, new mexico'dan union square'e doğru ağır adımlarla ilerlediğimizde, "uproariously touching! two thumbs up! breathtakingly brilliant! tommy lee jones at his best! javier bardem delivers! funniest woody harrelson ever! adamlar yapmis!" gibi o gune kadar kimsenin aklina gelmemis ozgun kritiklerde bulunmak disinda birsey diyemedik uzun sure.
    "abi tesis yok, holywwod'taki para bizde olsa neler yaparız" gereksizliğinin, isin ehlinin, üj bej oyuncu ile ne gorkemli isler yapabildiğini görmesini isterim.

    - tikat! yüzde 10 ifşaat içerir-

    kurbanlarının kaderine yazı tura atarak karar veren, cizmelerini kan bulasmasin diye gozu gibi sakinan duyarli bir katil... canımın içi batı teksas. "fuck 1" vizesiyle giriş çıkış yapılan meksika sınırı...sinemanın en çok konuşulan, en çok taklidi yapılan sahneleri arasina kafadan gireceğinden zerre şüphem olmayan "psycho katil - benzinlik kasiyeri" diyalogu... yerde beraber yatan bir köpek ölüsü ve 6 meksikalının cesedini goren her teksaslınin, sadece köpek icin uzuldugu hayvansever duyarlılik... kapalı bir televizyondan da hayatı ve ölümü seyretmeye devam edebilen farkindalik... gayet sakin bir anlatimda ciddi gerilim...
    ...ve tabi bir de, cevaplar sunmak yerine hayata dair sorularımızı çoğaltan coen'lerin son nihilist kazığı; what's the most you ever lost on a coin toss?
    buyur burdan...
  • filmin karakterleri icin ;

    (bkz: carla jean moss)
    (bkz: carson wells)
    (bkz: llewelyn moss)
  • imdb top 250'ye 38. sıradan giriş yapıp, 8.9 rating alarak dikkatleri çekmekle kalıyor şimdilik. nette sadece cam çekimleri var malesef. elimiz mahkum bekleyeceğiz filmin dvd'sinin çıkması ya da avrupa sinemalarına gelmesi için.
  • cormac mccarthy'nin ayni adli romanindan uyarlanan, coen kardeslerin son filmi. muazzam. izleyeli daha bir saat oluyor, yazacak bir sey aklima gelmiyor ne kadar guzel oldugundan baska. sinema gercekten cok guzel bir sey, onu diyeyim sadece.

    ayni zamanda, william butler yeats'in sailing to byzantium adli siirinin ilk misrasinin yuzde 90'idir. dolayisiyla roman (ve film) adini bu siire borclu olabilir.
  • agir guney aksani icerdiginden, hatiri sayilir bir kisim muhabbetin manasina izlerken erememis olmama ragmen coen'lerin filmden cok etkilendim.

    bir kere yonetmenler -denildigine gore uyarlandigi romanin ruhuna sadik kalarak- hikayenin en can alici sahnelerini, butun gerilimin uzerine kuruldugu kimi kritik cozum anlarini gostermeden geciyor. yani seyirciyi istese avucunun icine alabilecek, aglatacak, yuregini sizlatacak dramatik sahnelerin hic birini gostermemeyi tercih ediyor. onun yerine baska seyler yapiyor: biraz yasli ve bilge karakterlerin agzindan dokulen 'buralar hep boyleydi' kaderciligi, nihilizmi, biraz kaybetmenin kacinilmazligi, biraz gayet gercekci bir sekilde cezalarin sucsuz kalmasi...anlatmasi zor ama bu film sinemanin aslinda dogrudan politik bir sey anlatmasa bile, hikayeyi, derdini nasil anlattigi, ne sekil kurdugu, nasil bir mekan sectigi, neyi gosterip neyi gostermedigi ile bile ozu itibari ile politik bir sey yaptigini, yapabilecegini gosteriyor.

    izledigim sinema salonunda bir kisim seyirci filmin sonun bir yere baglanmayisi uzerine histerik kahkalar atti. aslinda bu cok genel bir histir: bazen hikaye diledigimiz gibi 'adil', nedensellik cizgisine oturan bir sekilde cozulmeyince, en nihayetinde bir yere baglanmayinca hissedilen 'ne oldu ki' boslugu. bir son, illa ki manali, sozde adil bir son beklentisi. sanirim bir suru sey icinde en cok da bu yuzden sevdim ve takdir ettim filmi, acimasizca kara bir film oldugundan.

    son bir not: su siralar javier bardem love in the time of cholera filminde de oynuyor, ki kendisi yasayan en iyi oyunculardan biri olmasina ragmen, dokuluyor o rezil uyarlamada. bardem'in no country for old men ile bu ikincisindeki performansi arasindaki fark ise sinemanin mesela tiyatroda oldugu gibi oyunculuktan ibaret olmadiginin, cok sukur bunun cok otesinde bir sey gerektirdiginin ve coenlerin de bunu hakikaten cok cok iyi basardiginin kaniti.