şükela:  tümü | bugün
  • her şarkının ayrı bir güzel olduğu tapılası the cranberries şaheseri.
    çok umutsuzdur bütün albüm aslında ve tema çok tutarlıdır. yeat's grave, zombie ve the icicle melts dışında -ki bunlarda dünyanın ne kadar boktan bi yer olduğunu anlatan şarkılardır- bütün şarkılar yitirilen bir aşk ardından hala seven biri tarafından söylenir. saf temiz masum bir aşktır bu. beddua etmez, kızmaz, hatta mutlu olmasını yolunu bulmasını diler onun, sadece üzülmekle, geriye çekilmekle yetinir. hep bir kabulleniş vardır sözlerde... bitişin kabullenişi... dikkatle hatta sırayla dinlemek gerekir her bir şarkıyı, böylece bu aşkın hikayesini parça parça bulunursunuz albümde.

    önce onu ne kadar özlediğini anlatır seven, özler çünkü eskiden herşey çok güzeldir*. sonra onunla olamayacak olmanın hala aşık olan kendisini ne kadar deli ettiğini, yatağında geceleri ağlattığını haykırır*. ardından sitem edilir gidene hem gittiği hem de tüm düşüncelerini elinden aldığı için*... kendisini görmediği, duymadığı, farketmediği için azarlar onu, halbuki aslında yıllardır kendisi orada durmaktadır onun için, şimdiyse bütün hayalleri ne kadar da boş görünmektedir*..
    kendini değerli yada özel hissetmez artık.. o kadardır ki bu akşam ölsem gelip elimi tutmazsın der*... sadece bir şarkıda yaşanan hayal kırıklığı akla gelince biraz hiddetlenir aşk, yaptıklarını yapmamalıydın yapamamalıydın diye söylenir, onu hayatından attığı an o zamandır*.. yaşanan kötü şeyler hatırlanmıştır ve birden ağızdan kötü sözler çıkıverir*, ama sinirler boşalınca birden güçsüzleşilir, hala hayallerin onunla kurulduğu itiraf edilir, eğer istersen yanında olacağım denir*.. ve sonrasında bu dengesizlikle üşütme noktasına gelir, geceleri uyuyamadığını haykırırken birden fulyaların ne kadar güzel olduğundan bahsetmeye başlar hayatta güzel şeylerin de var olduğunu görmeye çalışır gibi, sanki gülerken ağlar ağlarken güler şarkıda*..
    ama en sonunda artık aşkı için herşeyi yaptığını ve yine de olmadığını kabullenir seven, tartışmaya gerek yoktur artık onu kaybetmiştir...
    büyür olgunlaşır yani aşk en sonunda, benim için hep özel kalacaksın der ona ve hikaye biter...

    "there's no need to argue anymore,
    i gave all i could, but it left me so sore,
    and the thing that makes me mad
    is the one thing that i had

    i knew, i knew, i'd lose you
    you'll always be special to me"
  • cranberries'in yapmış olduğu en güzel albümdür. dolores'in sözleri ve yorumu çok kötü fena derinden vurur, süründürür. karşılıksız aşk ya da sevgilinin terketmesi gibi durumlarda sabah, öğle, akşam günde üç kere aç karına almak gerekir.
    (bkz: intiharlık şarkılar)
  • herkeste bir anısı olan umumi parça.

    "hiç bir neden yokken, ya da ben bilmezken" bir gece bu parça sana gelsin dedim ona. "neden ayrılık parçası seçtin ki?" dedi cevaben. e zaten gitmek için gelmez mi insanlar birbirlerine? kalıcı gelenler öyle sevilmez de ondan.

    şarkıyı dinlerken hissettiklerimin yarısını doleres yazarken yaşamamıştır. tek fark onun hüzünleri güneş gibi aydınlatıyor, bizimkisi ise kara delik, giren bir daha çıkamıyor.
  • keyifsiz olduğumda açıp tamamını dinlediğim tek albüm bu sanırım. 94 yazında yazlıktan erken dönmüş, okulların açılmasını beklerken balkonda oturup kitap okuduğum o geri sayım günlerine dönüyorum her dinleyişimde. hayat güzel, daha 12 yaşındayım, şehrin en iyi anadolu lisesi'ne kapağı atmışım, fen lisesi hayalim yok dolayısıyla sınav stresim yok. odamdaki mini kasetçalarda bu albüm, balkon demirlerine ayaklarımı dayamış deli gibi kitap okuyorum. balkonda oturduğumu gören arkadaşlarım puştluk olsun diye salonda olduğunu bildikleri telefonu çaldırıp çaldırıp kapatıyolar, 12 yaşın bütün saflığıyla her seferinde telefona koşuyorum. saçma şakalarına ben de katıla katıla gülüyorum. hayat güzel. balkondan gelinciklerle dolu tarlalar görünüyor, bi kitap daha devirip bi sonrakine geçiyorum günler boyunca. arada o tarlarda yürüyüşe gidiyorum, ağaçlara tırmanıyorum. arka planda en çok bu albüm çalıyor ama. 21 dinleyip henüz sadece 12 yaşında olduğuma uyuz oluyorum. zombie'yi dolores gibi söylemeye çalışıyorum, oturup diğer şarkıların sözlerini yalan yanlış çıkarıyorum. kendimce ingilizce de çalışmış oluyorum. no need to argue dinlerken hüzünleniyorum nedensiz yere, i can't be with you'yla neşeli gibi görünüp üzücü şarkı nasıl olur onu öğreniyorum. dreaming my dreams'le toparlıyorum hemen. hayali aşkı tatlıya bağlamış oluyorum kafamda, mutlu oluyorum. hayat nefis güzel. 12 yaşındayım, tek derdim bi an önce 21 olmak. bi daha öyle sıkıntısız bi yıl daha geçirdim mi hiç bilmiyorum. şimdi 12'nin üzerinden bir 21 sene geçmişken yine dönüp bu anlattığım döneme sığınıyosam 21 çok da matah olmamalı. 12 güzelmiş, 94 her şeyiyle en güzelmiş.
  • herhangi bitisten sonra insani bicak gibi kesen cranberries sarkisi.

    there's no need to argue anymore,
    i gave all i could, but it left me so sore,
    and the thing that makes me mad
    is the one thing that i had

    i knew, i knew, i'd lose you
    you'll always be special to me

    and i remember all the things we once shared
    watching tv movies on the living room armchair

    but they say it will work out fine
    was it all a waste of time
    'cause i knew, i knew, i'd lose you

    you'll always be special to me

    will i forget in time,
    you said i was on your mind
    there's no need to argue
    no need to argue anymore
    there's no need to argue anymore
    special
  • "hayatımı mahvettin ulaaaan!!!" temalı şarkıdır. (bkz: diyecek söz bulamamak) hani "beni deli eden şey, sahip olduğum tek şey.." diyor hatun ve ardından "biliyordum, kaybedeceğimi seni.." of ya of.. albümdeki son şarkı olması sebebiyle de son nokta kıvamındadır zaten, darbeyi indirir ve takriben 49 dk süren albüm kürünün ardından "ne oldu bana, neredeyim, kim ne..." tadını yakalarsınız.. buradan dolores'e sesleniyorum, yeniden gelin şu ülkeye, gene yerlere oturarak dinleyeyim ben sizi ve daffodil lamentdan sonrasını hatırlamayayım. sadece şu albümden* oluşan bir konser verse the cranberries diyorum, ne güzel olurdu..
  • dolapta birkaç gün önceden kalma, az da olsa size yetecek kadar, rakınız olduğunu hatırlarsınız ve kaptığınız gibi bilgisayarınızın başında ufaktan demlenmeye başlarsınız. keyfiniz iyidir başlarda, elbette ki böyle bir şarkı karşınıza çıkana kadar. üst üste dinlemeye başlarsınız, sizin için bu kadar özel olan birini düşünmeye başlarsınız, tüm yaralarınızı deşersiniz, sizi acılarınızla başbaşa bırakıp gitmiş insanları düşünürsünüz ve hatta belki hiç yaşayamadığınız, paylaşamadığınız anıların yokluğuna lanet edersiniz en içten gelen duygularınızla, ama rakının tadı gittikçe güzelleşir ve size yapıcak ter bir şey kalır. güzel sesli hatunun sizi ruhunuzun en savunmasız yanından yakalayan sesine kapılıp dinlemek ve içkinizi yudumlamak. şarkının hiç bitmemesini istersiniz, haklısınızdır da. i knew, i knew, i'd lose you. you'll always be special to me.
  • ürperen tüylerle başlayan, yanakların ıslanmasıyla son bulan şaheser.
  • artık tartışmaya gerek yok
    ama bu beni acılar içinde bıraktı
    ve beni deli eden şey ise
    sahip olduğum tek şey
    seni kaybedeceğimi biliyordum,
    biliyordum
    benim için her zaman çok özel olacaksın,
    çok özel, çok özel
    ve hatırlıyorum herşeyi
    bir zamanlar paylaştığımız
    tv fimlerini izleyişimizi
    oturma odasının koltuğunda

    ama bunun düzeleceğini söylüyorlar
    bunların hepsi vakit kaybı mıydı?
    çünkü seni kaybedeceğimi biliyordum,
    biliyordum

    benim için her zaman çok özel olacaksın,
    çok özel, çok özel

    zamanla unutacak mıyım? hı hı
    senin aklında olduğumu söylemiştin
    tartışmaya gerek yok
    artık tartışmaya gerek yok
    artık tartışmaya gerek yok
  • başyapıt olarak nitelenebilecek kadar başarılı bir albümdür. gençlik hatırası.