şükela:  tümü | bugün
  • "alıkoyma beni"..öldükten sora isanın ilk göründüğü kişidir şu mecdelli meryemdir(maria magdalena).
    olay şöle gerceklesir:bu meryem şimdi mezarda aglama krizi yaşar ve melekleri görür..melekler nie ağladığını sorunca isanın mezarında olmadığını,birilerinin onun cesedini kaçırdığını söyler.
    bundan sonrası daha heycannı..ondan sora hemen arkasına döner ve ve ve ayakta isa yı görür..ne var ki ona görünen meleğin zaten "isa" olduğunu bilmez..isa ise meryem'i "meryem!"diye çağırır ve şöyle devam eder:"alıkoyma beni(noli me tangere) çünkü baba'ya gtmedim daha.git öğrencilerme,baba'ma ve baba'nıza,tanrı'ma ve tanrı'nıza gittiğimi söyle" ..olay budur..
  • (bkz: elleşme)
  • lale muldurun bir siiridir.
  • st michelde bi ara bu isimle bi dergi cikardi
  • pek çok resme konu olmuş, -bana göre korkunç- bir sahne.

    sağda kocaman bir mezar, etrafında uyuklayan bekçiler ve isa dimdik, mezardan çıkıyor, elinde bir flama.
    ya da mezar bomboş, bekçiler uyuyor ve isa mezardan çıkmış, ellerini ona doğru uzatmış mecdelli meryem'e sert bir şekilde bağırıyor: noli me tangere!

    bazı resimlerde isa'nın ağzından çıkan bu sözcükler konuşma baloncuğu misali yazılmış üstelik. aman yareppim.
  • isa'nın paskalya döneminde tekrar dirilişini anlatır bu sözler.. marie magdalene isa'nın mezarı başında ağlar iken meleklere yalvarır, "nereye götürdünüz isa'yı" diye. derken başında bir bahçıvan biter ve "kadın niye ağlıyorsun?" diye sorar. marie arkasını donmeden cevap verir: "yarabbim onu sen mi götürdün?".. bahçıvan "marie" diye seslenince marie şaşkınlıkta arkasını döner ve isa'yı görür.. tam o sırada isa "noli me tangere" ile başlayan cümlesini söyler..

    bu tümcenin iki diğer anlamı bu sahneyi ölümsüzleştiren tablolara verilen isim olması ve vahşi balzamin çiçeğine de verilen isim olmasıdır. şöyle ki, balzamin çiçeği olgunlaşmadan gövdesine dokunulduğu takdirde, tohumlarını barındıran kapsüller açılır ve tohumlar saçılır. botanikte geçen "dokunma bana" adı buradan gelir.

    son olarak eros ve psyche mitinde geçen "beni görmeye çalışma, görürsen basar giderim" temasını buna yakın görüyorum. marie magdalene bazı yerlerde iddia edildiği gibi isa'nin yavuklusu ise örtüşebilir bu iki hikaye. yazayım burada bulunsun dedim..
  • "bana dokunma"

    insan duyularıyla yaşama bağlıdır, bir de sezişleriyle. "noli me tangere" 'de işte duyularından sıyrıldığını görüyoruz insanın, maria magdalena'nın. peki bu neden oldu? neden insan dokunmadan, görmeden salt duyumsayarak inanmayı tercih etti? çünkü "şüphe"den bihaberdi. tıpkı iran mitolojisinde, her şey iyi giderken -yunan'daki, hesiodos'un theogonia'da çizdiği altın çağ portresi gibi- birden kötülük doğuvermiştir. nedir, kimdir bu kötülük? bu kötülük, şüphe'dir. yani şüphe duyan insan, mutlak bilgi diye aktarılan her şeye karşı ayaklanan insan. bizim yaşantımızda da böyle değil mi, şüpheyle bakmaya başladığımız andan itibaren, hiçbir güzel şey eskisi gibi kalmaz. bir şiirde geçiyordu sanırım, "bana yalan söylemiş olman değil, artık sana inanamayacak olmam beni üzüyor" diyordu bir şair. şüphe, geleceğe dönük bir bozulmadır aslında. tabular da kendilerini şüphelere karşı korur. islam'da da bu böyledir, allah'a şirk koşarak, insanları kadir-i mutlak allah karşısında şüpheye düşürdüğünüzde en büyük günahkar olursunuz, öyle ki allah'ın affetmediği tek günahın sahibi!

    şüphe işte böylesine şeytansıdır. o halde sezgisiyle "noli me tangere" 'yi duyumsayan maria magdalena'nın şeytandan kendini korumasında da imanın tazelenmesi, kuvvetlenmesi yok mudur? zaten var olan, tek şey budur. "bana dokunma" diyor lord isa, "bana dokunma". yani "bana, dokunmadan, inan."

    insan bir şey için, başka bir şeyden vazgeçtiğinde, kabul ettiği, uğruna bir şeyler yitirdiği şeyi gerçekten haketmiş olur. öyle değil midir bizim yaşantımızda da. iyi günlerdeyken, herkes iyidir. özünde her insan iyidir muhakkak, her insan kendi doğrularından oluşan bir dünya yaratır kendisine ve sevdiklerine. önemli olan savaş anında hangi doğrulara tutunduğudur. zordur sukunetini koruyabilmesi, çünkü akleder, sezinler, kafası sürekli makine gibi işler. çaba sarf eder, mücadele eder. seneca'nın de providentia'da dediği gibi, bir yiğit olduğunu söylüyorsun, ama arenada göstermemişsen yiğitliğini, ne manası var bunun? (bkz: tanri varsa niye bu kadar aci var soylemi/@jimi the kewl) yani maria magdalena'yı arenaya davet ediyor isa, kendisine dokunmadan, inanmasını istiyor. "bana dokunma" diyor, günlük hayatımızda "şüphe" duymadan bize inanacak her insandan isteyebileceğimiz bir şey bu. bir rica, içinde en kutsal sadakati barındıran bir sevgiyle karışık hem de. öyle bir rica ki bu, şüphenin şeytansılığından haberdar.

    "bana dokunma"

    "güvenerek başla"

    bunun değerini en çok, zamanında "dokunularak" kendisine duyulan güvenin tazelendiği, daha sonra başka dokunuşlarla da içine edildiği "kötü" olarak hatırlanan insanlar bilir.

    "güvenerek bitir"
  • filipinli ulusal kahraman - yazar jose rizal'in sömürge karşıtlığını ortaya koyarak 1887'de yazmış olduğu roman. benedict anderson, bu kitabın bir akşam yemeği için toplanan insanların tasvir edildiği başlangıcını alıntılayarak walter benjamin'den ödünç aldığı ifadeyle "homojen ve içi boş zaman" içinde önceden birbirlerini tanımayan insanların bir akşam yemeği partisi için tartışmalarıyla nasıl hayali bir cemaat ortaya koyduklarını anlatıyor.
  • sosyal medya tutuklamalarından sebeple, ekşi sözlükten elini eteğini çekmiş yazar:) ne korktun be tangere ne korktun.