şükela:  tümü | bugün
  • kendin hakkında konuşurken biz demek. ben değil de biz böyle düşünüyoruz diyerek derdini anlatanın daha korkusuz hissetmesi. nedenlerini bir psikoloğa sormak gerek.
  • ingilizce konuşan gâvurların weness dediği şeyin terminolojide karşılığı gibi duruyor, gibisi fazla oraya çöreklenmiş. latincedeki nos'un (biz) sonuna eklenen -ism ile bir tür bizizm olmuş. ego-ism nasıl bencillik oluyorsa, nos-ism de, aynı mantığa göre, bizcillik olarak çevrilebilir. ama bizcilik olarak da düşünülebilir olduğunu düşünüyorum.

    tomonobu imamichi diyor ki, başkasının tanrı'sını "şeytan" olarak görmek (örneği de ben vereyim, hıristiyanların müslümanların allah'ını kötücül bellemesi gibi: bkz. papa onaltıncı benedict'in almanya konuşması veyahut yaygın islâm geleneğinde yahudilerin tanrı'sının "kıskanç", "acımasız" olduğunun düşünülmesi gibi), bizzatihi insanlıktaki trajik uyumsuzluğun bir neticesi olan savaş nedenini doğurur. bu gibi düşmanlıkların ardındaki temel neden, insanların nosism'e yani kültürel anlamda hissettiği bizlik bilincine olan düşkünlüğüdür. aynı yazara göre nosism, egoismle yani bencillikle aynı değildir haliyle. zira, başta da söylediğim gibi, latincedeki biz'e karşılık gelen nos, ego'nun çoğul halidir.

    bunun yanında nosism totaliterlik gibi bir kolektivizm de değildir, zira totaliterliğe varan kolektivizmde iştirakçiler kendilerini topluluğun bekâsı için feda etmeye hazırdır. oysa nosist bilinç, ego'ya nos'u, grubu da nos'un ait olduğu şeye yani grubun kendisine sunar/önerir [1]. başka deyişle, nosist kafa nereye ait olduğunun farkındadır, tıpkı kendisine güdümlü bir yaşam bellemesi gibi, fedakârlıkta bulunmadan, kendini tümüyle feda etmeden ait olduğu grubun bir neferi olarak sonsuza dek "grup dışındakilere" olan düşmanlığı körükleyebilir. daha başka deyişle, kendini feda etme de dahil olmak üzere, her türlü ırksal, dinî, cemaat psikolojisini besleyen temel dürtüye nosism denir. tıpkı kişinin egoismle kendini merkez alması gibi, iştirakçiler de, nosismde grubu merkez alıp yapacaklarını yapar, yapmayacaklarını yapmaz. bireyin ve şahsî tutarlılığın gözden yittiği, tümüyle bir yere aitlik psikolojisinin iteklediği bir ism'dir nosism. siyonisti siyonist, pkklıyı pkklı kılan kılan odur ama ona "git intihar bombacısı ol" diyen nosism değildir, nosisim onu o kılan bizlik değerin kendisidir. kötü reislerin elinde bir tür silahtır, biz silahıdır, "biz, biz olduğumuz için, her şeyi yapabiliriz" silahıdır. kişiyi kendinden koparıp bir grubun askeri kılmaya her daim gücü olan bir silahtır.

    yine bu konuyla kafayı yemiş görünen tomonobu imamichi'nin başka bir çalışmasında [2] "nosism'den kaçınılmalı, çünkü insanları, salt ait oldukları grup için çalışmaya sevk ediyor" deniyor, ancak hangi grup ve hangi nosism? zira nosism, kendi başına "kötü bir gruba kendini raptetmek" anlamında kullanılmıyor, nosism kendi başına herhangi bir gruba kendini ait hissetme durumudur, kendinde bir hastalık değildir. yukarıda "kötü reis" şeyini kullanmamın nedeni de bu. bu sadece tek tek bireylerin biz bilincine sahip olması durumunu gösterir. bunu bir hastalık olarak görürsek, üstü örtük olan, insana ilişkin nice nosist durumu da toptan reddetmiş oluruz (bizzatihi insancıllık düşüncesi, evrensel hak ve hürriyetler bilinci, tarihsellik vs. insan bir şekilde bir yere, farkında olmadan da ait olabilir). oysa insan kendi başına yaşayamaz, herkesten ve her şeyden uzakta, salt kafasında bile bir yere ait olduğunu düşünebilir ve onu kendisi için leziz bir saplantıya dönüştürebilir. saplantıya dönüşmüş olması bile, onun kötü olduğunu göstermez, zira insan saplanabilen hayvandır. beh!

    insan herhangi bir gruba bağlanarak, onun neferi olabilir, dahası insanın kendisini bir yere ait hissederek yaşam coşkusunu her daim taze tuttuğunu da söyleyebiliriz, etrafımızda böyle insanlar hiç mi görmedik? mitinglerde, kolektif çalışmalarda yani farklı grup etkinliklerinde, iştirakçilerin bütünüyle dünyadan koparak kendilerini işe yarar hissettiklerine hiç mi şahit olmadık? topyekûn "kaçınılası" kılınmamalı nosism, bana kalırsa egoism'in de topyekûn ötelenmemesi gerekir, tam da bu yüzden, yani insana yaşam coşkusu ve hevesi katabilirliği bulunan hiçbir şey topyekûn ötelenmemeli, avrupa gibidir nosism ve diğer tavırlar, sanatta sağladığı yararı alalım, üretken kılabilirliğini alalım, ayıbını, rezilliğini değil. bokunu çıkarmamak kaydıyla aidiyet güzel bir şeydir, insanın içini şey yapar.

    notlar

    1. t. imamichi, "philosophical intuition of religious problems in our age", in. contemporary philosophy. a new survey, ed. by. g. floistad, vol. 10: philosophy of religion, springer 2010, s.20.
    2. t. imamichi, "introduction", the humanization of technology and chinese culture. chinese philosophical studies, xi, ed. by t. imamichi - w. miaoyang - l. farigtong, the council for research in values & philosophy, 1998, s.11.
  • ertugrul saglam'in hayat tarzi.

    - alo, tuvalet dolu mu, ertugrul abi sen mi varsin?
    - biz variz.
  • (bkz: arda turan)
  • diğer diller ve kültürler için nedir bilmem ama türkçede mütevazılık belirtisidir.

    "şöyle yaptık, böyle yaptık." diyen adam, başarısını tek başına üstlenmez, kendini ön plana çıkartmak yerine birlikte çalıştığı insanlara atıfta bulunur.

    ünlüler arasından bu şekilde konuştuğunu bildiğim orhan gencebay var. aklıma başka biri gelmiyor.
  • nosism, temel olarak kendinden birinci çoğul şahısla bahsetmek demek.

    "royal we" denen bir kavram vardır. birçok kadim monarşide hükümdarlar biz diye konuşurlar. bunun nedenine dair çeşitli savlar var, hükümdarın şahsını değil, bütün bir toplumu temsil etmesi nedeniyle öyle konuştuğu iddiası en akla yatkın olan.

    tabii kök neden bu ise de, taklit de bir neden. diyelim ki bir kültürde hükümdarlar tekil konuşuyorlar, ama komşu ülkenin prestijli hükümdarları çoğul versiyonu tercih ediyorlar. bu da, diyelim ki, hükümdar olmanın, asil olmanın alametlerinden kabul ediliyor. o zaman o kültür de hükümdarın kendisinden çoğul bahsettiği bir kültüre dönüşüyor. sözgelimi orhun abidelerinde hükümdarın "ben" diye konuştuğunu görürüz. ilginçtir, çin'de hükümdarlar biz diye konuşurlar. oradan çok etkilenmemişiz demek ki, ama ortadoğu'ya geldiğimizde hükümdarlarımız biz diye konuşur olmuşlar.

    hükümdarların kendilerinden "biz" diye bahsetmesine bir örnek: macar kralı karoly, basarab'dan şöyle bahsediyor: "bazarab infidelis olacus noster". yani "bizim güvenilmez ulah basarab'ımız." basarab meşhur ulah hükümdarı, protokolde karoly daha yukarıda göründüğünden, "bizim basarab'ımız" (olacus noster) diye bahsediliyor. (belki en doğru tercüme, güvenilmez basarab, bizim ulahımız şeklinde olurdu. bazarab infidelis bir tamlama, olacus noster başka bir tamlama. ilki güvenilmez basarab demek, diğeri bizim ulahımız.)

    bir de kafa kurcalayan şu var: kuran'daki "biz". kuran'daki tanrı, allah, kendisinden sık sık "biz" diye bahsediyor. bunun nedenine dair en yaygın açıklama, yukarıda bahsettiğim "asil biz"den kaynaklandığıdır. hükümdarlar, yüce şahsiyetler kendilerinden biz diye bahsederler, arapça geleneğinde de bu yerleşiktir, o yüzden allah kendinden bahsederken çoğul konuşur. ancak bakara 186'da olduğu gibi tekil kullanmayı tercih ettiği de olmuştur.

    pekala bunun nedeni başka olabilir mi? sami dinlerin tamamının kök aldığı yahudilikte, ilk kitabın ilk sözü "bereshit bara elohim et hashamayim ve'et ha'aretz"dir. yani "elohim başlangıçta gökleri ve yeri yarattı." elohim ekseriyetle "tanrı" diye çeviriliyor, ancak çoğul bir sözcüktür, tam anlamı "ilahlar"dır. aynı cherubim, seraphim vs. denen yarı tanrı-yarı melek statüsündeki varlıklara benzer biçimde, elohim bir yarı tanrılar sınıfıdır, adları da "tanrılar"dır. yhwh yahut el, onların da tepesindedir. sami tek tanrılı dinlerde, eski tanrılar ve tanrıcıklar meleklere vs dönüşür, ama bazen metinlerde belli belirsiz çoğul tanrılar zamanını hatırlatan pasajlar görürüz. kuran'daki çoğulluk bundan kaynaklanıyor olabilir mi? allah-u alem.

    bir de bizim muhafazakar kesimlerin "biz" ifadesi var tabii. onlar da tevazudan ötürü biz sözcüğünü kullanır, ben yaptım, ettim demeyi ayıp karşılarlar. bireyci kültürlerde tabii olarak böyle bir şeye rastlamak çok mümkün değil, ama bizimki gibi kolektifçi, birey olmayı tehlikeli gören kültürlerde bu tarz gelenekler yeşerir.
  • bana hep saz arkadaşları kıvamında gelen
    bireysel hitap şekli.
    biz diye kendinden bahseden birinin yanındaysam birden gözlerim sağına soluna kayıyor.
  • (bkz: nihat doğan)