şükela:  tümü | bugün
  • francis bacon'ın yazdığı ütopya. bacon'a göre bilim öyle büyük bir güçtür ki, yeterince ilerlediğinde din temelli toplumsal çatışmaları bile ortadan kaldırır*. söz konusu ütopyada bir sürü aşırı dinci hristiyanın arasında bir yahudi aile de mutlu mesut huzur içinde yaşar. museviliğin gereklerini hiç rahatsız edilmeden ulu orta yaparlar. tabi küçük bir not düşmüştür bacon. bu aile öyle kötü yahudilerden değildir. isa'nın insan üstülüğünü anlamış, hristiyanlığın en muhteşem din olduğunu kabul eden, meryem ana'ya söz söyletmeyen, bakirden doğmayı vs. kabul eden bir yahudi ailedir*. bilim o kadar ilerlemiştir ki bu ütopyada haliyle hristiyanlarla çatışmamaktadır bu yahudi aile (sırf bilim ilerledi diye valla). güzel şey şu bilim.
  • francis baconun (filozof olani) utopik eseri.

    zamaninin diger utopyalari gibi baconun eseri de merkezi bir yonetimi esas alir. gercek hayatinda da epey kralci bir insan olan bacon, ozgurlugun sinirlari olmasi gerektigine, hatta yargi, egitim gibi kurumlarin kesinlikle ozerk olmamasi gerektigine inanirdi. dolayisiyla yeni atlantiste de merkezi yonetimin gucunun yetemeyecegi birsey yoktur; catisan fikirler veya denge unsurlari da yoktur. tek ve mutlak bir duzen; herkesin sevdigi (daha dogrusu sevmek icin yetistirildigi) alternatifsiz bir yer vardir.

    diger utopyalardan farkli olarak yeni atlantisin kulturunun merkezinde bilim vardir. baska yazarlar ideal bir dunyada ahlak, ozgurluk, esitlik, adalet gibi kavramlarin nasil olmsai gerektigi konusunda epey kafa patlatmisken, bacon onceligi bilimin ilerlemesine vermis, mukemmel olmayan bir adalet anlayisi onu pek de rahatsiz etmemistir. deneycilikle doganin isleyisini kavramak, tumevarimla edinilen bilgi sayesinde dogaya hakim olmak toplumun en onemli amaci olmalidir.

    bu amac da zaten, kitap boyunca suleymanin evine verilen onemle iyice vurgulaniyor. suleymanin evi sadece bir universite olmakla kalmaz, kulturun merkezini temsil eder. yeni atlantisin simgeleyecek en onemli kurum budur. bu anlayis, ozel mulkiyetin olmadigi, komunal bir yasam tarziyla birlestirilir.

    baconun bu eseri, sadece bilimsel gelisme uzerinde yogunlastigi icin yuzeysel olmakla elestirilebilir. sokratesin sordugu "nasil yasanmali" sorusuyla hic ugrasmadan, mutlulugun, erdemin ne olduguyla ilgilenmeden, bilimsel bir toplumun tum bu sorulara kendiliginden cevap bulacagini beklemek pek ikna edici degil. ama boyle bir toplumun gercekten de ulasilacak son noktayi temsil ettigini kabul etsek bile, asil sorun, baconun bu anlayisa nasil ulasilacagini pek vurgulamamasidir. yani yeni atlantiste, bastan ornegin, ideal bir ahlak anlayisi ne olmalidir gibi sorularla kafa patlatmak yerine, bilimsel bir toplumun eninde sonunda mukemmel bir ahlaki sisteme ister istemez ulasilacagi iddia ediliyor. halbuki bugun bu ideal ahlak anlayisi arayisi icindeki toplumun, o bahsedilen "bilim toplumuna" nasil gecis yapacagindan hic bahsedilmiyor. ertesi sabah uynadigimizda kendimizi bir bilim toplumunun icinde bulsak dahi, icimizdeki sokrates sormaya devam etmeyecek mi, "nasil yasanmali" diye? merak etmeyecek miyiz ahlak nedir, iyilik nedir?

    belki de bacon bu yone dogru bir ilerlemenin kacinilmaz olacagina inandigindan, toplumun o tarz bir anlayisa nasil ulasmasi gerektigiyle ilgilenmeyi bile luzumsuz bulmus. yine de bilimi metafizikten ayirarak, bilimsel bilgiye nasil ulasilacagini formule edebildigi icin, baconun ellerinden opmeliyiz.
  • francis bacon'un hayalindeki ütopik ülkesidir, yeni atlantis. bilinmeyen bir adadır burası, kazara bulunur. ben salem ülkesi diye bilinir halkı tarafından. bu ülkenin üç temel dayanağı vardır, ilke olarak. bilim, ahlak-din ve içtimai yapıyı koruyan kaideler-gelenekler.

    bacon'un diğer ütopik ülkelerden farklı olarak tasavvur ettiği şey, bu ülkede bilimin en temel dayanak olarak baz alınmış olması. onun kanaatine göre, bilim geliştikçe insanın üzerinden ağır iş yükü kalktıkça rahat eden insanın, eğer aklında ve kalbindeki ihtirasları da dizginlenirse mükemmele yakın bir sonuç alınabilmesinin mümkün olmasıdır.

    bilim için düşüncesi, bir kaç laboratuar değil, bir bilim şehri inşa edilmesidir. adına süleyman evi ya da altı günlük işler koleji` :ladyshallot tarafından yazılmış entry`` :teşekkür ederim` denilen bir şehirdir burası, dağların altına yapılmış olan. altı günlük işler'den kastı, tanrı'nın dünyayı yaratırken altı günde yaratmasına atıftır. dünyayı ve evreni tetkik etmek ve olabildiğince insanın emrine sunmak niyeti vardır, bacon'un. ayrıca her yıl yönetici kurul tarafından seçilen bazı bilim adamları gizli bir görev alarak, dünyanın diğer kıtalarına seyahat edip oralardan bilgi toplarlar ve ben salem'e gizlice geri dönerler. getirdikleri bilgiyi daha da geliştirip, dünyanın kendilerinden habersiz kalma şartına da riayet ederek, yeni atlantis'i daha ileriye götürmeye çalışırlar.

    francis bacon, dini, en güçlü vasıta olarak görür, insanların huzurunu tesis etmede. ben salem ülkesi insanlarının büyük çoğunluğu hıristiyandır. az sayıda yahudi vardır, onlar da inançlarını yaşarlar. rahatsız etmezler kimseyi ve rahatsız da edilmezler. "bir insanın kendisine saygısı, dinden sonra, bütün kötü huylarının en başta gelen dizginidir."` :m.e.b. yayınları 1997 sayfa 42` der kitabında. ahlakın gelişebileceği zemin ona göre "kendine saygı"da saklıdır. burada gönderme yapılan asıl unsurun vicdan olduğu açıktır.

    üçüncü kural ise içtimai hayatı düzenleyen kurallardır. bunlar da gayet sarih biçimde halk tarafından bilinir. gelenekler bellidir. herkes bir tür sadakatle sisteme bağlıdır. ayrıca içtimai yapının en önemli kurumu olarak aile vardır. gençler erken yaşta evlendirilir. avrupadaki cinsel hayata da tenkidler vardır kitapta.

    skolastik düşünceye karşı mücadele veren yazarın, novum organum ve nova atlantis ile yapmaya çalıştığı şey, kendi cümleleriyle açıklayacak olursak, "yalnızca diğer zekaları bir araya toplamak için çanı çalmak"tır. pek dürüst bir hayat yaşadığı söylenemese de yine de dikkate alınması gereken fikirleridir. bu sebeple okumaya değer.

    ek: bacon, felsefenin yalnızca kısır tartışmalara sebebiyet verdiğinden yakınan ve aristo felsefesinden henüz tahsil hayatındayken sıkıldığını söyleyen bir insandır. yine kendi düşüncesine göre; filozoflar, devlet adamları ve tarih yazan pek çok insan unutulacak fakat değerli buluşlara imza atan mucitler unutulmayacaktır.
  • lost dizisine ilham kaynagi olmustur.
  • hani 20. yüzyılın dinsel kültürü içerisindeki neredeyse en temel vurgu "din-bilim çatışmasının gerçek olmadığını" ispatlama girişimi üzerinedir ya, işte francis bacon'un nova atlantis'i de bu ekol için tam bir ütopya gibidir. denizde zor şartlar altındayken yepyeni ve avrupalılarca bilinmeyen bir yere ayak basan denizciler kısa süren görüşmeler sonucunda misafir edilirler. narrator kişimizin bu yeni yer hakkında en fazla dikkatini çeken şey de buradaki halkın "dindar hristiyanlar" oluşudur. merkezinde bilim olduğu söylenen bu yerde yönetici vasfı olan bir kişiye denizcilerimizin yönelttikleri ilk soru da "nasıl hristiyan oldunuz?" şeklindedir. gelen cevap da ilginç: "siz ilk kez bu soruyu sormakla gönlümü kendinize bağladınız. çünkü bu sizin ilk önce ahireti düşündüğünüzü gösteriyor". bacon'ın kurgusuna göre nova atlantis'dekiler uzun zaman önce yüce bir ışık görmüşler ve bartholomew'in çabaları sonucunda da hristiyanlığı bulmuşlar. yani 16.yy-17.yy'da içeriğine dinin derinlemesine işlemediği bir eserin pek bulunamaması durumuna bir istisna değil nova atlantis. ayrıca francis bacon'un savunduğu monarşinin ağırlıklı nitelikleri, nova atlantis'teki aile yapısında bile görülebiliyor; aileler arası anlaşmazlıkları düzelten ve büyük bir otorite sahibi olan (ritüel gibi yaşayış içinde, otururken karşısındaki herkesin ayakta durması gibi adetlerle beraber) tirsanlar bu bağlamda dikkate değer. yarım mil uzunluğunda kulelerin bulunduğu bu ülkedeki bilimsel çalışmaların yapıldığı yerlerin adı ise "solomon's house". ülkede yapılan harikulade aktiviteler solomon's house başkanı tarafından teker teker anlatılarak sıralanırken birden eserin (bacon'ın ölümüyle zorunlu olarak) son bulması, bacon'ın idealinin anlaşılmasını güçleştirse de şu haliyle kendi dönemindeki iktidar anlayışından uzak bir yere düşmüş de değil francis abimiz, clone wars'u daha o dönemde başlatmış sayılabilir.
  • http://www.dailymotion.com/…nova-atlantis_lifestyle

    yukarıdaki videoyu izleyin önce.

    platon'un timaios diyaloğunun başlangıcında anlatılan atlantis efsanesi neredeyse her yüzyılda kendine bir alıcı bulmuştur; bacon'ın bu hikayeyi "nova atlantis" adıyla yeniden canlandırması da bu kapsamda değerlendirilebilir. avrupa'nın ortak birikimlerinden biri olarak görmek lazım bu hikayeyi; nasıl ki bir sülaleden geçmişte yaşamış bir akrabanın yaşadıkları tüm torunları, yeni yetmeleri heyecanlandırırsa ya da akrabalık ilişkilerinden ötürü onlar tarafından ortak bir değer olarak görülürse, bu ve benzeri hikayelerin her daim taze kalması, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılması doğaldır.

    mevzuyu böyle değerlendirirsek, platon'un timaios diyaloğunun ne kadar da müthiş bir pınar olduğu anlaşılabilir. bu öyle bir pınardır ki, her yüzyılda peşine düşülesi bir heyecanı en sağlam şekilde anlamlandırmıştır. solon'un mısır'da bir rahipten öğrendiği atlantis hikayesine göre söz konusu ülke, sular altında kalmıştı. tektanrılı dinlere nuh tufanı adıyla miras kalacak olan bu hikayedeki batık ülke atlantis'e karşılık bacon bir bilimler atlantis'i inşa ediyor nova atlantis'te. bunun tümüyle gizli mesajlar içerdiğini düşünmek de yersiz bana kalırsa veya metne gizli amaçlar atfetmek; zira bacon'ın temel ereği süleyman'ın evi nezdinde bir ilimler bütünü oluşturabilmek; bunun da taşıyıcı mottosu belli: nam et ipsa scientia potestas est. peki nasıl oluyor da, yazarının dönemine varıncaya değin (ve hatta sonrasında da) batık olduğu düşünülen bir ülkeden böylesine üstün bir ülke imal edilebiliyor? bacon antik çağ'ın metinlerini çok iyi değerlendirmiş bir kafadır; aldığı eğitim ona müthiş bir muhakeme zenginliği kazandırmıştır. kuşkusuz platon'un timaios'una da alimiyle, soylusuyla, avamıyla hiç fark etmez, dönemindeki insan karakterinin bilgiye erişemediğini, ancak erişmesi gerektiğini ısrarla düşünüyordu. aynı dönemde yaşamış ingiliz marlowe'un dr. faustus'unun kafayı yemesinde de benzer bir yetmezlik virüsü yok mudur? yeni dünya ve yeni bir bilgi, yeni bir egemenlik; ama salt topraklara, denizlere, havaya değil; belki de tanrı gibi olmak (dr. faustus'ta: "yeryüzünde zeus'luk") kutsal bilgiye erişmek, insanın kendinden taşması... bacon külliyatında gözümüze çarpan asli unsur: bilgiye erişim uğraşısıdır; zaten kendisine bu denli gizli amaçlar atfedilmesinin ve sürekli gizli örgütlerle içli dışlı olduğunun vurgulanmasının da sebebi, bilgi arzusunu bu kadar derinden hissediyor oluşudur.

    özellikle de sermones fideles'te kutsal süleyman'dan çok fazla alıntı yapar; bu yüzden nova atlantis'indeki academia'nın adına "süleyman'ın evi" demesi de şaşırtıcı değildir. önemli olan bizim nasihatçi süleyman'ı nasıl görmek istediğimizdir bana kalırsa. kimdir süleyman? bana kalırsa bir sembol, bir anahtardır. mevcut düzenin, insanların erişemediği belki de erişmek istemediği kutsallığın öğretmenidir. bacon da bu kutsal bilgi arzusunu gökten indirmemiştir; bir merdivenin yukarıdaki basamaklarından biridir, evvelki basamaklar olmadan bacon'a ulaşmak mümkün değildir: solon'un mısır'dan getirttiği atlantis hikayesi nasıl yahudilik, hıristiyanlık ve islamiyet'e sızdıysa, yunan düşüncesine geçişi oradan da 17. yy.'a uzanışı şaşırtıcı değildir. mevcut düzenle, bilgiyle yetinmemek; bilgiyi arzulamaktır önemli olan.
  • sanirim bacon'un utopia'yi okurken aldigi notlar bunlar. "hmm, bunu ben yazsam surasini söyle yapardim.." gibi ifadeleri cikarinca yeni bi kitap gibi olmus.
    yayincinin basarisi burada devreye giriyor iste. aferin.
  • son bölümündeki çılgın öngörüler olmasa, hiçbir açıdan bir değer ifade etmeyecek olan kitap. eminim 4-5 asırdır binlerce kişi tarafından "utopia'nın kötü bir kopyası" olmakla eleştirilmiştir. haklı da bir eleştiri bu. çünkü kitabın eleştirdiğim ilk ve önemli bir kısmı en ufak bir fikir kıvılcımına sebep olmuyor okuyanda. hatta, birçok açıdan son derece yüzeysel ve de tutucu olması sebebiyle, zihinde "bu mu senin ütopyan, bacon?" soru cümlesinin oluşumuna sebep oluyor.

    ancak -ayrı tuttuğum- süleyman'ın evi'nde geçen son kısımda francis bacon öyle deli öngörülerde bulunuyor ki, 1980'lerde çekilen en sıradışı sci-fi'lerde dahi o seviyeye ulaşılamadığını görebilirsiniz. adam 400 yıl önceden ileri tarım uygulamalarından, bilimsel ve teknolojik sıçramalardan vs. bahsedecek kadar aykırı bir zihne sahip. bunu herkesin teslim etmesi gerekir. ki etmiş de herkes.

    rüşvet aldığı, adam kayırdığı ve devlet adamı onuruna yakışmayacak hareketleri sebebiyle görevinden alınmış, şerefinden olmuş bir adam olsa da francis bacon, bilgi üstüne bilgi konularak nerelere ulaşılabileceğini göstermesi ve bilimsel çalışma yöntemini nova atlantis'in son kısmında detaylı bir şekilde izah edişi sebebiyle büyük saygı görmüş asırlarca. dinden bağımsız bilimsel bakışın babalarından biri olarak anılması, illuminati'nin ve masonların ağababası olması da bundan.
  • kesinlikle uzakgörüşlü olamayan, avrupa benmerkezci düşüncesini büyük bir içtenlikle kabul etmiş hrıstiyan bir yazarın yazdığı okuyup sinir olunası bir kitap.
    içinden kimi inciler: o sıralarda avrupa'da yaşayan -ve muhtemelen engizisyonla falan uğraşmakta olan- son derece "sevapkar" bir keşiş zinanın ruhunu görmek ister, tanra da ona çirkin bir habeş (o dönemde etiyopya halkı'ndan olan kişiye verilen ad) gözükmüş; yeni atlantisliler havada ışıklı haç şeklinde isa'yı görmüşler (bu hayal değil), ancak adalı bir yahudi'nin anlattığı "mahşer günü isa'nın yanında yeni atlantis kralı" olacak sözü yazara göre "yahudi hayali"nden ibaret. ayrıca azteklerden bile önceki amerikan uygarlıklarıyla tanış olan yeni atlantisliler, nedense kristof kolomb'un heykelini dikiyorlar bilim merkezleri'ne, herhalde aztekler "barbar", kolomb ve adamları "uygar hıristiyan"lar oldukları için...
    ayrıca kitapta öyle ahım şahım bir hayalgücü ve betimleme de göremedim... ütopya deyince daha büyük birşeyler bekliyor insan...
  • bir teoriye göre de bacon zaten bu eseri bitirmeyi amaçlamamıştır, hikaye içinde tapınakçılara bazı gizli mesajlar iletmiştir.