şükela:  tümü | bugün
  • achero manas'ın 2003 yapımı filmi. 23uncu uluslararası istanbul film festivali kapsamında gun itibariyle 9 vasat 1 guzel film seyrederek bu gune kadar gelebilmis birine verilebilecek en iyi teselli ödüllerinden biri olduğu kesin olan bir film. zira filmin güzellikleri saymakla bitmez:
    öncelikle enteresan konusu ve etkileyici görüntüleri seyirciyi film boyunca kesinlikle sıkmıyor. konusu kısaca, bağımsız bir şekilde sokak tiyatrosu yaparak polisle başı belaya giren bir grup gence gelen profesyonelleşme (yani para karşılığı oyun sergileme) teklifine vermeleri gerekecek olan cevap ve bunun doğuracağı sonuçlar. yanlış anlaşılmamalı ki aslında filmin bu kısmı neredeyse en sonunda karşımıza çıkıyor ki önemli olan da bu değil zaten. o ana kadar gösterilenler (ki olaylar bu oyuncuların yaşlanmış hallerinin ağızlarından röportaj yöntemiyle anlatılıp görüntüye dökülüyor) izleyecinin film boyunca "sadece sevdiği işi yapan" kişileri takdir etmesine neden oluyor.
    işin ilginç yanı olaylar, yani gençlerin hazırladığı gösteriler 1998-2001 yılları arasında gerçekleşiyor ki, bu durumda yaşlıanmış halleri olan anlatıcıların 2050li yıllarda yaşıyor olmaları gerekiyor. bu da akıllara "acaba her şey kurmaca mı ya da sadece daha önce yaşanmış olayların modern zamana uyarlanmış versiyonları mı" sorularını getiriyor. fakat burada filmin başında ana karakter alfredo baeza ile oyunculuk kursu hocası arasında geçen diyaloga dikkat etmek gerekir ki bu sanki filmin sırrını anlamakta izeleyiciye film sonrası düşüncelerinde yardımcı olabiliyor.
    bunun dışında filmin çok dokunaklı bitişi de seyircileri bir o kadar derinden etkiliyor*
    sonuç olarak çok güzel kurgulanmış (ne kurgusu, insanlar hikaye anlatmıyor mu demeyiniz, izleyiniz ve anlayınız) ve çok güzel sunulmuş bir filmle karşı karşıyayız. şiddetle tavsiye edilir.
  • (bkz: novembre)
  • bilincaltim(iz)da da olsa filmlerin basindaki based on a true story lafini gorup gormememize gore filmi daha baska sekillerde izledigimi(zi) dusunen biri olarak demek istiyorum ki: hikayenin 90ların sonlarında yasanmıs olup anlatanlarinda iyi bir tahminle 2030larda yasıyor olması mukemmel bir fikir. bu sekilde filmi izlerken bir yandan olaylarin gercekte var olup olmadigini tahmin edemiyorsunuz (ben bir ara olaylarin 70lerde yasanip 90lara uyarlandigini dusundum) ve bu filmi baska bir acidan izlemenize sebep oluyor. (o aciyi tanımlarsam entryi soz editlicem.)

    filmdeki gencler bir nevi fight club edasiyla dunyada varolan sistemin kokusmus yanlarinin sanata olan etkilerini görup ve tiyatro okulundan ayrilma ve kendi bagimsiz tiyatro topluluklarini kurma sureciyle aciliyor. tabi ki olaylari bir yandan izlerken ara ara karakterlerin gelecekteki halleri de olaylari anlatiyor. ozellikle onemli karar anlarinda fikir bildiren bireylerin 30 yil sonra o ana geri donunce yaptiklari yorumlar insanı sasırtabiliyor. (alfredo dag gibi manifesto hazirlamiş fakat bazi karakterler ben bu manifestoyu ilk defa duyuyorum bile diyebiliyor) bu gercekcilik tabi ki filmin her ne kadar kurgusal olsa da içinde gercek hayattan olabildigi kadar fazla oge bulundurmasi gerektigiyle baglantili. tekrar fight clubla benzetme muhabbetine donersek belirtmem gerekir ki filmde kurulan topluluk olan noviembre kesinlikle yıkıma yonelik degil tamamen yaratmaya insanlarin dikkatini cekmeye onlari rahatsiz etmeye yonelik. ozellikle suikast cok etkileyici.

    sonuc tabi ki dunyayi degistirebileceklerine inanan 20li yaslardaki her grubun basina gelen sonuc oluyor: husran. filmin en sonunda karakterlerden bir tanesi bitiş cümlesini söyle kuruyor: dünyayi değiştirmeye calışıyorduk şimdi dunyanın beni değiştirmemesine uğraşıyorum.

    filmde ara olmamasina karsin uzun zamandir aklim baska yerlere gitmeden izledigim ilk film olma ozelligini tasiyor benim için. görüntüler kimi zaman belgesel kimi zaman kurgusal olurken bu geçişler insanı hiç rahatsiz etmiyor. muzikler cok guzel. kisacasi bu sene gittigim ilk festival filmi ve çıkarken kendimi doymuş hissettim. rastlarsanız kacirmayın.
  • bence filmdeki güzel bir nokta, anlatan yaşlıların gençlikleriyle görsel benzerliklerinin yakalanmış oluşuydu.
    ve son sahnesi filmde de dendiği gibi insanın aklından silinmeyecek denli etkileyiciydi. kanımca son festivalin en iyi filmlerinden biriydi -en azından benim izlediklerim arasında-.
  • 23. uluslararası istanbul film festivalının en iyi filmi diyebilecegim, sinema salonundan cıktıgımda iste bu dedirten son sahnesiyle sizi gunlerce dusunduren film. degisik yapısıyla da dikkati tamamen kendisine ceken bittiginde seyretmeye doymadıgımı anladıgım film. icimdeki istedigini yapma istegini guclendirdigi icin uzun zamandır beni etkileyen ilk film. afisini istedik vermediler. 10 kere daha izlenir, kafadan arşivlik... muzikleri ise ayrı bi güzel
  • nasıl anlatılacağına izleyişimin üzerinden bunca uzun zaman geçmesine rağmen karar veremediğim, aklıma geldiğinde hala sinirlerimi bozan güzel film. fazla özdeşlik kurmaktan kaynaklanan bir durum belki de... bilmiyorum. ama dünyanın umduğun gibi olmadığını, yaşama pisliğe bulanmayanlar tarafından edilecek etkili bir müdahalenin olası olmadığını -gerçek anlamda-bir tokat gibi insanın suratının ortasına patlatır. hem de son dakikada. ışık yanar. boğazda yumru.burundan acı bir şey geçip gider, gözlerden damlamaya çalışan sıvıyı içine dökersin, sonra boğuk boğuk içten içe küfredersin.
    çünkü gerçekten de...

    yaşam kirlenmemeye çalışanlar için fazlasıyla ağır.
  • 22 aralık 2004 akşamı saat 20.30da sabancı üniversitesi sinema salonunda bir kez daha gösterime girecek, kanımca seyretme şanısna erişen sabancı üniversitesi öğrencileri genel profilini yakalamış büyük çoğunluğa ibret olabilecek, onları sarsarak, biraz olsun "ben neredeyim adamı tunç" gibi hissetirecek olan şok tedavi.
  • --- spoiler ---
    film, olayı yaşayan aktörlerin yaşlı hallerinin gözlerinden anlatılıyor, ve filmdeki olaylar 1990 lı yıllarda geçiyordu. bu da demek oluyor ki, filmde röportaj yapılan bu şahıslar, olayları 2030lu yıllarda anlatıyor gibiler. yani, filmin kendisi 2030 40lı yıllarda geçiyor, filmdeki anlatılan olayalar günümüzde geçiyor olmalıydı. bu garip oyunu, yönetmenin neden oynadığını, annemle birlikte tartışırken, çok ilginç bir fikir belirdi aklımızda. film hakkında herkes kişisel yorumunu yapmalıdır zaten, bizim de filmde anlatılmak istenenden anladığımız bir şey, beni filmden ağlayarak çıkan bir halden, bir anda halime kahkahalarla gülmeme neden olay bir şeydi. bugün de, filmi 2. kez seyredişimde, filmden çıkanlardan pek farklı bir tepki vermem de sanırım bu yüzdendi.

    bu noktaya gelmeden önce, yönetmenin ve filmin bizim üzerimizdeki diğer oyunlarından bahsetmek istiyorum. sanırım film, kendisi bir sinema filmi olup, filmdeki tiyatrocuların "sinema" ve özellikle tv'yi dışlaması ama aynı zamanda onları sempati duyup onlar gibi davranma güdüsü uyandırmasıyla, birbirimizle çelişmemize nedne oluyor. yani bir yandan bütün bu olayları bir film olarak izlerken, bir yandan da bunu yapmamamız gerektiğini düşünyoruz.

    bu ufak anektoddan sonra asıl mevzuya geleyim. filmdeki o tarih-kurgu aldatmasını göz önünde bulundurarak, ve son sahnenin şokunu ve olaylardaki diyalogları hatırlayarak bakalım olaya. son sahneden sonra neredeyse bütün aktörler alfredo'nun ölümü üzerine, "o an hayatımız değişti", "o anı hiç unutmayacağım" türünde şeyler söylediler. şüphesiz, hepimiz, ölümden çok etkilendik. bunun üzerine bu sözleri gördüğümüz bir yeri daha düşünelim. filmin ilk sahnelerini hatırlayın. tiyatro okulunda, alfredo'nun "annemleri kaybettikten sonra herşey çok değişti, hiçkimseye bile söylemedim bunu" sözlerini. ve, biraz daha zorlayınca hafızaları, alfredo'nun bu hikayeyi nasıl "uydurduğnu" hatırlayalım. tiyatro eğitimiyni iğneleyerek, kendi normlarını sorgulayan, bir tiyatro üzerine film. sinema ve tv'yi eleştirip, sinemada izlediğimiz bir film. olayların günümüzde yaşanıp, gerçek olaylardan esinlenmiş gibi yansıtılıp 2040larda anlatılan bir film.

    hepsinden en çarpıcısı, alfredo'nun da yaptığı gibi belki de, baştan sona bize yalan söylenildiğini düşünün. zaten filmler kurgudur genelde gerçeğinin dışında, yönetmenin sadece böyle bir oyun için bunu kullanmış olabileceiğini düşünmek bile bence dehşet verici ve etkileyici.

    filmin gerçek hikayeden esinlenme olup olmadığını dair bir şeyler duymuş olamkal birlikte (zaten sokak tiyatrosu, postmodern ögelerin önemlilerinden biri olup, bir müddet çok popüler olmuştur), bilhassa, filmin büyüsünü bozmamak için, film hakkında gerçekleri açıklayabilecek çok şey okumamaya özen gösterdim. dileyen, filmin hakında başka yorumlara da bir yerlerden ulaşmaya çalışabilir.
    --- spoiler ---
  • isp. kasım
  • belgeselin en sevdiğim yanı olan verdiği gerçeklik duygusu ile sinemanın en sevdiğim yanı kurgusallığın bir olup madrid fonunda, ispanyol tınısında ve gerçek sanat manifestosuyla sabaha karşı karşıma çıkması. keşke daha önce..

    her yeni film bize irili ufaklı bir şeyleri sorgulatır. dünyanın en kötü filmi bile yaptırır bunu : "2 saatimi ayırıp neden bunu izledim ki" diye sorgularız örneğin. ama çok az film harekete geçirebilir, kendimize ve kendimiz olmayana bakışımızı kökten değiştirebilir. bu az sayıdaki filmlerden bir yenisiyle tanıştığım için mutluyum, şanslıyım.