şükela:  tümü | bugün
  • güftesi sıdkı baba'ya ait, hicaz makamında bir ilahi. aslında pek bilinip, dinlenir ama buraya hala neden aktarılmamış, şaşırdım açıkcası. şaşırmayı bırakıp güftesi ile internette bulunabilen en leziz icralarından birkaçını ekleyip aradan çekilelim:

    nur-i cemali
    hakkın visali
    eyler tecelli
    dil olsa hâli...
    allah hu allah
    la ilahe illallah

    talib-i hak`sen
    rehber dilersen
    hasen ile huseyn
    muhammed ali...
    allah hu allah
    la ilahe illallah

    kıl şeyhe hizmet
    ver kalbe safvet
    bulursun elbet
    bedr-i kemâli...
    allah hu allah
    la ilahe illallah

    canan gerekse
    vuslat dilerse
    çal tatlı nefse
    seyf-i celâli...
    allah hu allah
    la ilahe illallah

    gönülde sıdkı
    yak nur-ı aşkı
    zikreyle hakk`ı
    rûz-i leyâli...
    allah hu allah
    la ilahe illallah

    http://www.youtube.com/watch?v=ncuy73rw934 (burada, kaydın ilk kısmıdır. fakir vurmalı çalgılara kitlenmenizi istirham eder.)

    https://www.facebook.com/…deo.php?v=153757521342543

    http://www.videoface.gen.tr/…mali-allahu-allah.html
  • tamburla başlayıp klasik kemençe ile süren ve nefis bir kaside ile hitama eren sarband yorumu da hiç fena değildir.

    http://fizy.com/#s/1aj3v8
  • sarband icrasi kaside sonrasi cosku ile baglanir (bkz: mail oldum bahçesinde hurmaya).
  • kayıtsız şartsız teslimiyet resmeder.
  • eğer birisi sizden bir gün türk tekke müziği hakkında örnek bir parça isterse kendisini gönül rahatlığıyla dinletebilirsiniz. özellikle (eller havaya ilahi okuduğu için hala kendisine sempati duyamasam da) ahmet özhan yorumunu.

    bakınız bizim tekke müziğinde (kimilerine göre tasavvuf musikisi. o ne demekse. biz hocamızdan tekke diye öğrendik bunu) temelde vurmalılar vardır. misal standart bir "orkestrada" yayı çizersiniz, bir ucunda kudümzen (kudüm çalan) olur ve "orkestranın" başı bu adamdır. diğer uçta, gelenekte, neyzenbaşı olur ve bu ikisi gidişatı kontrol eder fakat "üstün olan" lider, yani vurmalıların başıdır.

    nedenini anlamak zor değil: usul kaçarsa her şey yerle yeksan olur. sen gidere sofyan yerine düyek vurursan misal, oha deriz, bu kafayı mı yemiş deriz, biri sustursun şunu deriz zira çalınan ezginin anasını bellersin. tekke müziğinde darbuka gibi sekizliklere onaltılıklar atarak şekil yapılmaz, yani aslında kolaydır kudüm veya bendir çalmak. ama zordur da. dedim ya, "orkestranın" başısın.

    ulan bilgi vereyim diye konudan uzaklaştım gene. dönüyorum.

    na bu ilahide sofyan bambaşka güzel. tamam her ilahide heceler de cümleler de oturur ezgiye ama buradaki oturmanın ötesinde çok güzel bir şekilde sürüklüyor. beşli hece bizde sık kullanılan bir şey değil, ben bestekar olsam sofyan kullanmak aklıma da gelmez. ama bu meçhul bestekar bence olmayacağı muhteşem bir şekilde becermiş. dini müziğin özelliği olan basit ezgiyi de öyle güzel yakalamış ve sunmuş ki şiir beş yerine beş yüz dörtlük olsa gene az gelecek. resmen insanın kulağında, kalbinde kalıyor ezgi, tadına doyamıyorsun.

    -

    bir de not olsun: na bu ilahinin ardından derman arardım derdimeyi dinleyin bir de. resmen atışıyor gibi değiller mi?

    verilen "mesajlar" kıyaslanırsa da ben derman arardım derdime ilahisine verirdim oyumu. "savm-u salat-u hacc ile sanma biter zahit işin / insan-ı kamil olmaya lazım olan irfan imiş" beyiti bunun temel etkeni sanırım.