şükela:  tümü | bugün
  • 2001/02 öğretim yılında istanbul üniversitesinde bir ders sırasında kendisini sakin sakin dinleyen bir öğrenciye -evladım niye bozuk balık gibi bakıyorsun? sözünü sarfetmiş siyaset bilimcisi.
  • tam ismi nur vergin conker olan profesor. genelde okula getirdigi iki arabasini kiyafetiyle uyumlu bir sekilde degismeli olarak kullanan vergin, arabasini ogretim gorevlisi olarak cali$tigi iu sbf'nin giri$indeki asma kopruye parkeder. iceri giren ogrencilerin artik bu arabanin kimin oldugunu merak etmemesi mumkun olmaz. ogrencilerini cok seven ve fazla merak edip uzulmelerine kalbi dayanmayan vergin, arabanin on camina koydugu "nur vergin" yazili kagitla sevgili ogrencilerini bu meraktan kurtarmistir.
  • karizmatik kelimesini bütün anlamıyla taşıyan, hocaların hocası, siyaset bilimci, siyaset sosyoloğu ve sosyolog. her açıdan etkin bir akademisyen. doktora bitimine kadar sorbonne'da okumuş daha sonra 70lerin sonunda istanbul'a gelmiştir. babası nurettin vergin türkiye'nin ilk vatikan elçisidir. konusuna olan üstün hakimiyeti, inandırıcı, etkili ve vurgulu anlatım yeteneği, hoş sohbeti ve zekice esprileri, muhteşem snobluğu ve ukalalığı, şık giyim ile tarzı dimağımı felç etmiş iki üç kadından biridir.
    hocaların hocasıdır diyoruz bilenler bilir herhangi bir okula gidin yüksek lisans olsun başka bir şey olsun, siyaset sosyolojisi veya sosyolojiyi kimden aldın? sorusuna nur vergin dediğiniz anda akan sular duracaktır. bundan birkaç sene evvel çıkardığı "siyasetin sosyolojisi" adlı kitabı içeriğinin güncelliği ve yetkinliği ile birçok üniversitede anında ders kitabı olmuş, baskı yetiştirilemez hale gelmiştir.
    dersi, insanı sıraya mıhlayan ve asla bitmesin diye yalvartan bir rahatlıkla anlatır nur vergin. ağzımın açık kaldığı zamanlar çok olmuştur. bazen doğrudan gözünün içine bakar insanın. o umursamaz görüntüsünün altında işini ve öğrencilerini ne kadar sevdiğini derslerindeki üstün eforundan anlarsınız.
    derslerde bazılarına fazlaca itici gelebiliyorken, kendi adıma konuşayım, beni yerlerden yerlere vuran lafları vardır. mesela;
    - bir kere ilk derste bir konu anlatırken: üzerinize afiyet ben fransa'da okudum.
    - yine derste: çocuğum niye bakıyorsun öyle bozuk balık gibi.
    - tıfıllar sizi.
    - insancıklar.
    - bir konu anlatırken, aaa şekerim ortalık moloz kaynıyor?
    - köyümün sanatı, köyümün felsefesi diyorlar ya ben ona şaşıyorum. köyden sanat ve felsefe mi çıkar? hani yöremin bir rengi deyin, anektod deyin. yaa tabii mozart da boş zamanlarında feci halde rençber bir insandı.
    - dersten çıkan öğrencinin arkasından: yani bi şey bilmeyen ve öğrenmek istemeyen insanları anlamıyorum
    - sınavda nur vergin wright mills ile ilgili bir soru sorar ama çok dolambaçlı sorar o'nu sorduğunu anlamak zordur, çocuk: hocam burada mills'i mi anlatacağız der, nur vergin "yok sen babamı anlat" der. ama burada önemli olan o'nun tavırlarıdır.
    eskiden bir megane'ı vardı sonra bmw almış. kendisi en kesin tabirle full - chanel giyinirdi. gözlükten, çanta ve ayakkabıya kadar. etek - ceket takımları, gözlükleri ile koridorlarda salınırdı. koridorda durdurup 1 saat çene çalmak mümkündü. böyle hafiften de veri toplamak için de yaklaşır insanlara ama huyudur bu. sık sık sırf insanlarla kaynaşmak için topkapı'daki otobüs garına gidip sohbet eden bazen gözleri nemlenerek ayrılan bi insandan şaşırtıcı bir davranış değil bu gelen. herkes hakkında her şeyi bilir, kim ne demiş, ne yapmış, kiminle kimin ne bağlantısı var. inanılmaz güzeldi o'nunla koridorda ayak üstü laflamak, hocam gördünüz mü şu bunu yazmış bu bunu demiş, şuradan bir kitap var filan demek, o'nun görüşlerini almak.
    yolda aniden bakışlarını sabitleştirerek bakması ve insanı süzmesi, bir keresinde derste "çok nokia sesi duyuyorum demek ekonomik durum fena değil bu okulda" diyerek yarı şaka yarı ciddi esasında her an işiyle ilgili olduğunu ve gözlem yaptığını belirtmesi cidden şaşırtırdı bizi.
    derslerde sigara içerdi. salem içerdi. o'nun yüzünden saleme başlamıştık zaten. bir gün sigara ikram etmek fırsatı doğar mı acaba diye. derste konuya başladıktan sonra o büyük çantasının içinde yarım saat arardı sigarayı ve bulurdu sonra çakmağı aramaya başlardı ama bulamadığı olurdu, sınıftan biri kalkar yakardı sigarasını. türkiye'de saha araştırması yapan bir kaç sosyologdan biridir. konya ile ilgili anılarını şöyle anlatırdı:
    "çok misafirperver bir yerdi, veriyorlardı yanıma tıfıl bir asistan, evlere gidiyoruz bir hürmet bir misafirperverlik çıkışta kapıda polis bekliyor, daha ne olsun"
    yıllar sonra bilkent'ten babasına bakmak için istanbul'a dönmek zorunda olduğundan ayrıldı ve yine istanbul siyasal'a geldi. buraya olan sevgisini de şöyle anlatırdı:
    "burayı her şeye rağmen seviyorum, her şeyden önce bir sosyolog için tam bir mutfak, küçük türkiye".
    sayısız makalesi birçok dergide yayınlanmıştır. bunlardan bir kısmını "din, toplum ve siyasal sistem" başlığı altında toplamış ve kitaplaştırmıştır. bağlam yayınları'ndan çıkmıştır. yine yukarıda da anlattığım "siyasetin sosyolojisi" adlı ders kitabı bağlam yayınları'ndan 2003 yılında çıkmıştır. şu anda baskısı olmayan sabah yayınları'ndan çıkma "türkiye'ye tanık olmak" diye bir kitabı da vardır.
    nur vergin dersi olabildiğince düzgün bir objektivite ile anlatırdı. bir konuda o'nun ne düşündüğünü bilmek zordu, ki bununla övünürdü. o sadece bitmek tükenmek bilmeyen isim hafızası ile dünyanın dört bir yanından haberler vererek ders anlatırdı. bir keresinde fatih altaylı'nın teke tek programına çıkıp adamın adını unutunca kendisine "ayay adınız neydi (bu arada saçlarını karıştırıyor) hah sayın teke tek" demesi bir efsanedir. genelde katıldığı programlarda eğer başka bir konuk da varsa, onay mercii konumundadır. karşıdaki anlatır o "eed çok doğru" diye teyit verir. eğer ki "hayır yanlış biliyorsunuz" derse, karşıdaki buna karşı çıkmaz hayır demez "ama şunun için demiştim, şöyle şöyle demiştim" diye kurtarmaya çalışır. birçok ünlü gazeteci - yazar - prof hakkında gayet güzel tespitleri vardır ki buraya yazmak olmaz onları.*
    kendisine bir bakmak için: http://www.loc.gov/…bios/democracy/bios_vergin.html
  • doğu-batı dergisinde akademisyenlerin medyatik olma kaygılarına dair sert bir yazı (bilim camiası ve tanınma isteği başlığında) kaleme almıştı. ana fikir, akademisyenlerin "sığ" olan medyada kendilerini harcadıkları yönündeydi. dahi, bunu yapmak için birbirlerini itelediklerini de yazmıştı. nihayet, son bir yıldır kendisini vatan gazetesi'nde pek de tabudeviren sayılmayacak (bilakis vasat da addedilebilecek) bir "köşe" yazarı olarak görmekteyiz. selametle efendim.
  • (bkz: insancıklar)
  • 24 temmuz 2007'de can dündar'ın ntv'deki "neden" adlı programına katılan hoca.

    şerif mardin'in de hazır bulunduğu programda, nur vergin'in bakışları gözlerden kaçmamıştır. şerif mardin konuşunca ona açılım getirmek veya cevap vermek için aralarında oturan yılmaz esmer'in üzerinden neredeyse atlayarak şerif mardin'le son derece güleryüzlü bir ilişki kurmuştur. aynı güleryüzü yılmaz esmer'e ve ersin kalaycıoğlu'na karşı da göstermiştir. lakin yeni şafak yazarı türbanlı fatma barbarosoğlu'na gelince, yüzüne bakmadan verdiği yanıtlarla, "hayır öyle değil" diye kestirip attığı cevaplarla, sol elini hafiften kaldırıp kafasını da bir iki santimetre sola çevirerek fatma hanımla konuşma üslubuyla çok göze batmıştır. şerif mardin, fatma barbarosoğlu'nun söylediklerini dinleyip uzun uzun onun üzerine bir şeyler anlatmasına rağmen, nur vergin her nedense fatma hanım'ı pek ciddiye almamış, konuşmaya tenezzül etmemiştir.

    ne olursa olsun, ister siyaset sosyolojisi kitabını yazsın, ister allame-i cihan olsun, ister yök'e karşı olsun, antikemalistin önde gideni olsun, bir yerde o demokratlık, o güleryüz, o şahanelik, o açık fikirlilik duruyor. ve o yerde insanlık başlıyor.
  • reha muhtar trafından kendisine bir kaç soru sorulmuş hoca.

    "“hocam;

    1) sizin bebek sırtlarında profesörler sitesinin hemen altında göğe ulaşmış çamlarla kaplı, babanız rahmetli nurettin vergin adına 2.5 dönümlük bir araziniz bulunuyor mu?..

    2) bu arazinizin, “boğazdaki öngörünüm uygulaması”, arazinin tamamen yeşillik ve hatta sit alanı kapsamında olması nedeniyle inşaata uygun olmadığı kesin midir?..

    3) siz tamamen çamlarla kaplı bu araziyi, yanda yeşillik olmayan diğer arazilerle birleştirerek boğaz’da bu yasak alan üzerinde bir inşaat yapmayı düşünmüş müydünüz?..

    4) diğer arsa sahipleri, yasa dışı bu işe yanaşmayınca onlara telefon edip, zorluk çıkarmamalarını istediniz mi?..

    5) bugün 2.5 dönümlük üzerinde inşaat yapma imkanı hiçbir şekilde olmayan, bu araziye izin almak için yeni bir girişiminiz var mı?..

    6) bu araziniz için ne düşünüyorsunuz?..”

    http://www9.gazetevatan.com/…7&categoryid=4&wid=136
  • çok net ve zeki bir kadın.
    lafı dolandırmayan, etkileyici bir üsluba sahip.
    ayrıca taş.
  • an itibariyle skyturkte katıldığı programda salak saçma* komplo teorileri üzerine yaptığı açıklamalarla yüreğime su serpmiş, bu tür spekülatif ifadelerin gereksizliğini dile getirmiş*, "neden her yerde şerif mardin? neden? neden?" sorularını sorduran, 'analizleri ve analizlerinin bilimselliğinden belki bir şeyler kaparim ' niyetiyle takip edilmesi gereken türkiyede tek ve hatta dünyada sayılı akademisyenlerden, derya.
    üniversite yıllarımdan gülümsemeyle andığım kadın.
  • kendisi hakkında kapsamlı bir yorum yapabilecek kadar bilgiye sahip değilim fakat skytürk'te katıldıgı programda, son derece haklı olarak, türkiye'ye iran gibi yabancı odaklardan 'ithal' bir müslümanlık getirilmek istendiğini, böyle bir şeyin anadolu topraklarında hiç bir zaman gerçek olmadıgını ve buraya uymacagını ifade etmiş sonra da şaşırtıcı biçimde 'milli duygular'dan dem vurmuş ve her hükümetin tabii ki 'milliyetçi' olması gerektiğini, bunun bütün dünyada böyle oldugunu acıklamaya girişmiştir. dedigim gibi kendisinin genel duruşunu bilmeden yorum yapmak istemiyorum ama 'türk'lük de sanki çok bu toprakların(veya herhangi bir toprağın) gerçeği değilmiş gibi geliyor..