*

şükela:  tümü | bugün
  • 6. asrın başı, islam dünyasının müthiş bir çözülme içinde bulunduğu dönemden geçiyordu. islam aleminde bozulan düzeni yeniden kurup düzenleyecek, güçlü bir idare tesis edecek yetenekli bir lidere ihtiyaç vardı.
    tarihçi ibni esir: “hulafa-i raşidin ve ömer b. abdülaziz’den sonra gelen en adil ve salih hükümdar nureddin zengi’dir.” tesbitinde bulunarak islam dünyasının beklediği lider ve komutana işaret etmektedir.
    şam, hama, halep, humus ve mısır gibi yerlerin idaresini elinde bulunduran hükümdar, yaptığı fetihlerden elde ettiği paralarla hem şehirleri imar ettirmiş, hem de medreseler kurdurarak ilme ve ilim adamına yatırım yapmıştır.
    nureddin zengi, artık suriye sultanı idi. müslümanlar tarafından haçlıları topraklarımızdan çıkarıp kudüs’ü tekrar geri almak için allah tarafından görevlendirildiği kabul ediliyordu. kendisi de bunun en büyük ibadet olduğunu biliyordu. akınları ile bütün hristiyan eyaletlere dehşet saçıyordu.

    ibn cevzî: “nureddin zengi... kafirlerin elinde olan elliden fazla şehri geri aldı. onun hayatı pek çok sultanın ve idarecinin hayatından daha temiz ve iyiydi. onun döneminde yollar güvenli ve emniyetli idi. onun övülecek tarafları pek çoktur. o, kendini bağdat’taki halifeliğe bağlı ve onun emrinde görürdü... karakteri yumuşak huylu, şatafatsız ve alçak gönüllü idi. alimleri ve dindaşlarını severdi.”

    ibn-i hallikan: “o adaletli, insaflı, ibadetine düşkün, zahid, muttakî, şeriata bağlı bir sultandı...”

    ibnü’l-esir cezerî: “ben önceki sultanların hayatını inceledim. raşid halifeler ve ömer b. abdülaziz hariç, nureddin’den daha temiz hayat yaşayan, ondan daha ahlaklı hayat süren adaletli bir sultana rastlamadım.”

    o, geceleri ibadet ederdi. belirli evrad ve ezkarı vardı. hanefi mezhebinin bir alimi idi. hadis dersi aldı. zulme uğrayan yahudi de olsa onun hakkını korurdu.

    1118 yılında doğan nureddin zengi, islam topraklarını haçlılardan temizledi. onun en büyük arzusu kudüs’ü geri almaktı. fakat bu mutlu zafer ve mesud olay ona değil, o’nun komutanı selahaddin eyyubi’ye nasip oldu. 1174 yılında 56 yaşında iken gırtlak hastalığından vefat etti.
  • selçuklu atabeylerinden. künyesi ebü’l-kasım mahmud bin imadeddin zengi’dir. 1118’de musul’da doğdu. musul ve haleb atabeyi imameddin zengi’nin oğludur. iyi bir eğitim ve öğretim görerek, islam terbiyesiyle yetiştirildi. gençliğinden itibaren babasının seferlerine katılarak kumandanlık vasıflarını geliştirdi.
    babası imameddin zengi’nin 1146’da öldürülmesinden sonra musul atabeyliği oğullarından seyfeddin gazi ile nureddin mahmud arasında paylaşıldı. seyfeddin gazi musul merkez olmak üzere fırat nehrinin doğusunda kalan yerleri alırken, nureddin, halep merkez olmak üzere fırat nehrinin batısında kalan yerleri aldı.

    bu sırada zengi’nin ölümünü fırsat bilen haçlı liderlerinden ikinci joscelin, bir kısım hıristiyan halkla anlaşarak urfa’yı ele geçirmeye muvaffak oldu. nureddin mahmud, bu haberi duyunca süratle gelerek kaleyi tekrar ele geçirdi. ihanet eden hıristiyanları cezalandırdı. halep bölgesine hakim olup, hıristiyanların elindeki keferlasa ve artak’ı aldı.

    1148’de seyfeddin gazi musul’da vefat edince bazı komutanlar nureddin’in atabey olmasını istediler. fakat, kutbeddin mevdud, atabey oldu.

    sincar valisi, nureddin’i davet ederek şehri teslim edince, mevdud ordusuyla harekete geçti. fakat iki kardeş arasındaki anlaşmazlık barış ile neticelendi. nureddin, humus ve rakka’yı alıp sincar’ı kardeşine verdi (1149). bu tarihten itibaren iki kardeş, haçlılara karşı müslümanları birleştirmek için çalıştı. nureddin, antakya topraklarını zapt etti. harim civarını yağmalatıp, innib kalesini kuşattı. sıra ile harim’i ve famiye kalesini aldı. mevdud da nureddin’in bu muharebesine katıldı. 1153’de hıristiyanlardan askalan’ı aldı. askalan’ı kaybeden hıristiyanların şam’a yönelmeleri üzerine şam’ı emir mucirüddin’den alarak kendi toprakları arasına kattı (1154). esediddin şirkuh’u şam valisi yaptı ve haçlıların saldırılarını bertaraf etti. sonra mısır işleriyle alakadar olmaya başlayan nureddin zengi, şirkuh ve yeğeni selahaddin eyyubi’yi mısır’a gönderdi. 1164 yılında harim’i yeniden haçlılardan aldı. 1169 yılında şirkuh, mısır’da hakimiyeti ele geçirdi. selahaddin eyyubi, nureddin zengi’nin emriyle 1171 yılında fatımileri tamamen ortadan kaldırdı.

    1173 yılında anadolu’ya giren nureddin zengi,ikinci kılıçarslan’a ait bazı kasabaları ele geçirdi. bu esnada bağdat abbasi halifesi kendisine musul, elcezire, irbil, hilat, suriye, mısır ve konya hükümdarlığını tasdik ettiğini belirten bir menşur verdi. fakat çok geçmeden sultan nureddin zengi, şam’da vefat etti (1174). kendi yaptırdığı nuriye medresesine defnedildi. 1147-1149 yılları arasında gerçekleşen ikinci haçlı seferini neticesiz bırakan islam kahramanlarından biri olan nureddin zengi, kurduğu eğitim kurumları, sosyal tesisler ve yaptığı imar faaliyetlerinin yanında, güçlü bir devlet kurucusu olan selahaddin eyyubi’yi yetiştirmesiyle de tanınmaktadır. halep, şam, hama, humus, baalbek, menbic ve diğer şehirlerde büyük medreseler, camiler, imaretler, kervansaraylar, hastane ve dar-ül-hadisler yaptırdı. masrafların karşılanması, tamiratı ve yaşatılması için büyük vakıflar bıraktı. şam’da yaptırdığı büyük hastane, devrin en meşhur mütehassıs doktorlarının hizmet verdiği bir sağlık müessesesiydi. hadis üniversitesi mahiyetindeki ilk dar-ül-hadisi o kurdu ve pek çok kitap vakfetti. rasadhane kurdurarak, güneş saati yaptırdı. dindar olup, ilim adamlarının hamisiydi. karargahında dahi kur’an-ı kerim okutup, hürmetle dinlerdi. ülkesini adaletle idare ettiği için“melik-ül-adil” lakabıyla tanındı. haftada iki gün halkın huzuruna çıkarak şikayetleri dinlerdi. haksızlıkların önüne geçmek ve devletin menfaatlerini korumak için, hassas bir haber alma teşkilatı kurdu. haberleşmede güvercinlerden de faydalandı. kendisinin ve aile çevresinin ihtiyaçlarını, ihsanlarını, şahsi malından karşılardı. ganimetten, alimlerin helal dediklerinden başkasını almaz, altın, gümüş kullanmaz ve ipek giymezdi.
  • hakkında girilen bilgilerde en çok kullanılan ismi ikinci planda tutulan önemli tarihi şahsiyet. asıl adı nureddin mahmut'tur. zengi, nureddin mahmut'un babasının adıdır ve bazı kaynaklarda takma adı ve babasının adınını birleştirilerek nureddin zengi denmiştir. ama yaygın olarak kullanılan ismi nureddin mahmut'tur. her savaş öncesi ettiği dua etkiliyecidir. "allah'ım zaferi mahmut'a değil islam'a ver. mahmut köpeği zafere layık adam mıdır?"
  • zengî'nin dostlarına, yandaşlarına karşı adil, düşmanlarına karşı ise zalim olduğu söyleniyor. ne ilginçtir ki amin maalouf'un klasik batı yaranmacılığına oturttuğu arapların gözüyle haçlı seferleri kitabında kendisiyle ilgili böyle bir ifade geçer. düşmanlarına karşı zalim olduğu iddiasını destekleyen tek bir müslüman kaynak yoktur. onun düşmanlarına karşı zalim biri olduğunu, katliam meraklısı ingiltere kralı richard'ı arslan yürekli yapan düşmanları uydurmuştur.
  • şu an ki suriyeyi görüp acaba bu ülkeyi toparlayacak,diriltecek bir nureddin zengi çıkar mı?küfrün başını ezip şu beldeye huzur getirecek şanlı bir mücahid çıkar mı diye beni derin düşüncelere sevk etmiş,allah dostu,ehlisünnet müdafii,küfür düşmanı ve ümmet sevdalısı büyük bir mücahittir nureddin mahmud zengi.

    çökmüş bir selçuklu imparatorluğunun ardından iç savaşlara ve haçlı istilalarına uğramış suriye-ırak-güneydoğu anadolu coğrafyasına birliği getirmiş ve ifsadın köşe bucak sardığı islam topraklarında yönettiği ordularla direnişi kurduğu medreselerlede dirilişi başlatmış büyük bir mücahidtir.bugün bu ümmet onun gibi bir komutana,onun gibi bir lidere muhtaçken onun gibi bir liderin kıymetini çok daha iyi anlıyoruz.allah sana gani gani rahmet etsin ey büyük mücahid,ey melik-ül adil!

    edit

    babası imadeddin zengi,dedesi aksungur bey,büyük dedesi alturkan beydir.oğuzların afşar boyuna bağlı bir türktür.kürt olduğuna dair yazılan boş lakırdılara itibar etmeyiniz.propagandadan ibarettir.
  • peygamber muhammed'in cesedini kaçırmak için medine'ye gelen iki yabancının faaliyetlerini haber alıp, mezarının çevresine çok yüksek bir duvar ördüren, temeline de kurşun döktürerek sağlamlaştıran büyük selçuklu beyidir. isminin anlamı dinin nuru'dur. nur ad din (inanç ışığı).

    antakya'yı da aldıktan sonra akdenizin sularında yıkanmıştır. kendisinden yüzyıllar önce ilk kez asurlu fatih sargon'un gerçekleştirebildiği gibi (o da akdenizde yıkanmıştı), denize kadar tüm suriye topraklarının hakimi olabilmiştir.

    yıl 1146'dır. ikinci joscelin 2 yıl önce zengi'ye teslim etmek zorunda kaldığı urfa'yı (edessa) aklından çıkaramamıştır. şehirdeki hristiyanlarla iletişim içindedir hep (özellikle ermeniler), rakibi zengi'nin ölümünü duyunca 40 gün sonra harekete geçer, ancak türkleri gafil avlayamaz. çünkü halepli müslümanlar bu hareketi haber almış ve edessa'daki türk garnizonunu uyarmışlardır. türkler önlem olarak 50 hristiyan yapı ustası, mühendis, demirci ve zanaatkarı rehine alırlar. bu rehinelerle birlikte şehir surlarını değil de şehrin içindeki aşşağı ve yukarı kaleleri savunmaya öncelik verirler. ekim 27 de joscelin'in ileri kolu urfa'ya ulaşır. hava kararmıştır, ermeni ajanların yardımıyla askerler surlara tırmandırılır ve muhafızlar boğazlanır. güneybatı surundaki kapı açılır , frankların atlı ve yaya birliklerinin ana kısmı şehre girer. fakat karşılarında savaşacak ordu bulamazlar, şehrin önde gelen müslümanları, askerler kalelerdedir ve bu birlikler frankları yaklaştırmamaktadır. nureddin 10 bin türk askerinin başındadır haberi aldığında, hemen hareket eder halep'ten ve 6 güne yetişir urfa'ya , kaypak joscelin 5 gün boyunca şehri din ayrımı yapmadan yağmalamıştır o sırada. son hamlesi ise daha zalimcedir. özellikle hristiyanlardan oluşan erkek kadın çocuk aileleri toplayıp zorla onları fırat nehrinin karşı yakasına götürmeye karar verir. kendi deyimiyle hristiyanları müslümanlardan korumayı planlamaktadır ama asıl amacı zavallı halkı kendisine canlı kalkan yapmaktır. hristiyanlar nureddin'i ve öfkesini duyunca kendileri de mecbur eşyalarını her türlü erzakla dolu evlerini kapıları açık, kandilleri yanık ve yatakları yapılmış olarak bırakıp kaçarlar sürgüne. türk askerleri ve urfa'dan yetişen kale askerleri büyük bir kıyım gerçekleştirir. urfa da bugünkü kadıoğlu camii civarında etrafı çevrilen sivil ve franklar ok yağmuruna tutulur ve korkunç bir katliam gerçekleşir. 5 günün acısını çıkarırcasına türkler kalabalığa karışıp insanları kasaplar gibi boğazlamaya başladılar. ormanda işleyen baltaların sesine benzeyen yankılar kaplamıştı tüm şafağı. bu kargaşada maraş senyörü baudoin telef olur cesedi bile bulunamaz. joscelin önce yıldız kulesi denen büyük terk edilmiş bir hisara sığınır. daha sonra kendisini korumaya çalışan adamlarına ihanet edip gizlice kaçar samsat'a.
    suriyeli mihail o kıyımı şöyle aktarmıştır:
    ''takipçileri onları koyunlar gibi boğazlamaktaydı. çocuklar ve bebekler yalınayak dikenler arasında koşuyorlar, yumuşacık ayakları kanıyor, keskin dikenler derilerini yırtıyor, dilleri susuzluktan dışarı sarkmış, ağızları zehir gibi acı, dişleri is gibi kararmış... insanların ayakları altında ezilerek, atların nalları altında çiğnenerek yürümeye çalışıyorlardı... içinden geçtikleri ovada ince dallar ve geniş çalılıklar vardı. düşman bunları ateşe verdi ve kalabalığın önünde ve yanlarında alevler yükseldi. sapacak bir patika bulamadılar, büyük ölüm tehlikesi içinde ve ayakları kavrularak ateşe doğru yürüyüşlerine devam ettiler.''
    bilanço ağırdı, 30 bin kişi katledilmiş 60 bin kadın genç ve çocuk esir alınmıştır. köleler halep'e satılmak üzere atlarının arkasından koşmak zorunda bırakılarak götürüldü.

    nureddin ikinci kere elde ettiği urfa'nın yağmalanmasına izin verdi. 1460 yıl önce selevkos tarafından kurulduğundan bu yana yağmaya uğramayan bu ünlü şehir ilk zaptedildiğinde babası zengi tarafından sadece 2 gün yağmaya izin verilmiş sonrasına güzelliği karşısında dayanamayıp yağmayı yasaklanmıştı. oysa oğlu nureddin bunu durdurmaya niyetli değildi yağma tüm bir yıl sürdü. şehri ele geçirenler gizli hazineler peşinde tüm bir yıl kazmadık yer, yıkılmadık kutsal duvar bırakmadılar. edessa'lıların en eski zamanlarından kalma ataları ve büyükleri tarafından gizlenmiş birçok hazineyle kimsenin haberinin olmadığı çok sayıda define buldular. yakubilerin katedralinden büyük zenginlikler çok sayıda eşya aldılar. orada haçlar, inciller, kaseler, leğenler, buhurluklar, muhteşem mesh yağı kavanozları, baharat kapları, papazların kullandıkları çanaklar ve altın kaplı diğer gümüş eşyalar, çok sayıda harikulade değerli halılar, eski hükümdarlar ve önderler tarafından uzun zamandan beri toplanmış olan sunak örtüleri ve kutsama ayinlerinde kullanılan eşyalar hepsi çalındı. edessa hristiyanlarının tamamına yakını şehirden sürülmüş çok yüksek bir kısmı da öldürülmüştü. urfa bu felaketten belini bir daha doğrultamadı.

    1149 yılında* antakya'yı istila etti, prens raimond (raymond of poitiers) nureddin'in karşısına çıktı. ama başaramadılar, kısmetsiz raimond öldü. nureddin raimond'un kafasının kesilmesini buyurdu ve bağdat'a halifeye hediye olarak göndertti. gümüş bir kutunun içinde...

    1157 de nureddin aniden hastalandı, o kadar hastaydı ki, krallığını kardeşlerine pay edip ölmeye hazırlandı. ama bir süre sonra beklenmedik şekilde iyileşti fakat güçsüz kalmıştı. ölüm korkusunu tadan nureddin artık eski fatih değildi. çatışmalara ara verip mekke'ye hac ziyaretinde bulundu. bizans imparatoru manuel ile barış imzaladı. kudüs kralı üçüncü baudoin hasta olan nureddin'in ölmesini beklerken, ateş ve dizanterinin pençesine düşüp 1163 de nureddin'den önce ölür. nureddin bu durumdan yararlanıp kudüs'ü fethetme fikrini reddeder. nureddin savaşı önerenlere ''acılarına saygı göstermeli ve şefkat gösterip onları esirgemeliyiz'' der. hastalığı ve ölümden dönmesi onu değiştirmişti, kendi adamlarını bile dehşete düşüren acımasızlığı artık yoktu.

    1171 yılında komutanı ve mısır vali vekili selahaddin eyyübi haçlı topraklarını istila edip montreal (bugünkü ürdün yakınlarında bir yer) kalesini kuşatır. ama nureddin'in kaleyi yetkisini kullanarak kendisinden almasından çekinip, kuşatmayı geri çeker ve düşmanının konumunu korumasına izin verir. mısır'a dönen selahaddin kurnazlığını konuşturarak nureddin'e bir mektup yazar. kuşatmayı bir darbe girişiminden çekindiği için geri çektiğini söyler ve özür diler. kulağı kesik nureddin buna inanmaz tabi, artık selahaddin'e olan güveni sarsılmıştır ve mısır'a gidip onu kovmaya karar verir.

    ama nureddin selahaddin'i hizaya getiremeden faranjite yakalanır. farenjit tonsillite o da parafaringeal retrofaringeal apse'ye döner. tekrar yatağa düşer haşmetli nureddin, ama bu sefer azrail ile düelloyu reddeder, tedaviyi reddedip şam'da ölür. son sözü doktorunadır: ''altmış yaşındaki bir adamın kanı akıtılmamalıdır...''
  • musulda yaptırdığı el nuri el kebir cami ışidten ele geçirilmiş.aynı camide ebubekir el bağdadi halifeliğini ilan etmişti.
  • tam künyesi ''nureddin ebü'l-kasım mahmud b. melik atabeg kasimü'd-devle imadüddin ebu said zengi eş-şehid b. melik aksungur atabeg kasimü'd-devle et-türki es-selçukî'' olan türk atabeği.

    14. yüzyıl önemli tarihçilerden ibn kesir, el bıdaye ve'n-nihaye adlı eserinde nureddin zengi'nin özelliklerini şöyle anlatıyor:

    merhum nureddin'in evsafı

    uzun boylu, esmer tenli, güzel gözlü, geniş alınlı, hoş suretli bir kimseydi. şekli türklerinki gibiydi. sadece çene kısmında sakalı vardı. heybetli olup aynı zamanda mutevazi idi. üzerinde celalet, azamet ve nur vardı. islâm'a saygı gösterir, dinî kuralları tazimle karşılardı. şeri-ata büyük önem verirdi. (ibn kesîr, el bıdaye ve'n-nihaye, çağrı yayınları, cilt 12, s.503)

    adaletini ve icraatlarını ise şöyle anlatıyor:

    şehametli, şecaatli, yüksek himmet sahibi, iyi niyetli, saygılı, dindarlığı apaçık belli olan bir kimseydi. caber kalesini kuşatmakta iken hicretin 541. senesinde babası öldürüldü. nitekim bu hususu önceki kısımlarda da anlatmıştık. melik, halep'te bulunan oğlu nureddin'in yanına geldi. kardeşi seyfeddin gazi ona musul'u verdi. sonra kendisi ilerledi. hicretin 549. senesinde dımaşk'ı aldı. ahaliye iyi davrandı. onlar için medreseler, mescidler ve hankâhlar yaptırdı. yollarını ve caddelerini genişletti. yolların ve caddelerin kenarlarına kaldırımlar yaptırıp çarşıları ve pazarları genişletti. hayvan pazarına, buğday pazarına, kavun, karpuz satılan yerlere ve benzer ma-hallere vergiler, harçlar koydurdu. hanefî mezhebine mensuptu. alimleri ve yoksulları sever, onlara saygı gösterip ikramda bulunur ve iyilik ederdi. hükümlerini güzelce, adaletle ve şeriat-ı mütahharaya uygun olarak verirdi. adalet meclisleri kurar ve bu meclisleri bizzat kendisi yö-netirdi. bu meclislerine her mezhepten kadılar, fakihler ve müftüler katılırlardı. bütün müslümanlar ve zimmiler rahatça kendisine ulaşabil-sinler ve onlara eşitçe muamelede bulunabilsin diye keşk mıntıkasında bulunan mescidü'l-muallak'ta salı günleri adalet meclisi kurardı. daha önce harabe olan yahudi mahallesine sur çekti. kessan kapı-sını kapattı. babül-ferec'i açtı. daha önce orada hiç kapı yoktu. kendi ülkesinde sünneti izhar etti. bid'atı öldürdü. babasının ve dedesinin hakimiyeti zamanında ezanlarda okunmayan 'hayye alassalâ ve hayye alelfelah' cümlelerinin okunmasını emretti. önceleri ezanda bu iki cümle yerine sadece 'hayye ala hayril amel' ifadesi okunuyordu. çünkü böylece rafizilerin sembolü ortaya konulmuş oluyordu. nureddin, hudutları korudu. kaleleri fethetti. haçlıları defalarca bozguna uğrattı. onların ellerinde bulunan birçok müstahkem kaleyi kurtardı. müslümanlara ait olan bu kaleler, onlar tarafından istila edilmişti. nitekim bu husus önceki senelerin olaylarından bahsedilirken detaylı olarak anlatılmıştı. hacılara sataşmasınlar diye bedevilere birçok arazileri ikta olarak verdi. dımaşk'ta bir hastahane yaptırdı ki, şam mıntıkasında ne daha önce ne de daha sonra bu hastahanenin benzeri görülmemiştir. öksüzlere okuma yazma öğretecek öğretmenler için vakıf kurdu. onlar için nafaka ve elbise tahsis etti. haremeyn'e de yani mekke ve medine'de mücavir olarak yaşayan kimseler için de vakıf kurdu. bütün hayır yollarında sarfedilecek parayı temin etmek için vakıflar kurdu. dullara ve muhtaçlara bakılması için de vakıf kurmuştu. dımaşk'taki emevi camii yıkılmaya yüz tutmuştu. bakım ve onarımına nazır olarak musullu kadı kemaleddin muhammed b. abdullah eş-şehrezorî'yi tayin etti. bu zatı ayrıca dımaşk kadilkudatlığına da tayin etti. kadı kemaleddin dımaşk camii'nin onarımını yaptırdı. dört meşhedini açtırdı. hicretin 461. senesinde çıkan yangında camiinin eşyaları o meşhedlere konulmuştu. camiinin bilinen vakıflarına ek olarak vakfedicileri bilinmeyen, şartları hakkında bilgi sahibi olunmayan bazı vakıfları da ilave etti ve hepsini bir vakıf haline getirdi ve bunlara da 'malü'l-mesâlih' adını verdi. ihtiyaç sahiplerini, yoksulları, düşkünleri, dulları, öksüzleri ve benzeri muhtaç kişileri de bundan yararlandırdı. allah rahmet etsin nureddin, güzel yazı yazan, çokça dini kitapları mütalaa eden, peygamberlerin izine tabi olan, namazları cemaatle kıl-maya özen gösteren, çokça kur'ân okuyan, hayır yapmayı seven, iffetli, namuslu, tutumlu kendi şahsına ve aile efradına giyecek ve yiyecekleri ölçülü olarak veren bir kimseydi. hatta denilmiştir ki: 'kendi zamanın-daki en düşük fakir bile ondan daha fazla para harcardı.' bununla beraber o, para biriktirmez ve dünyaya önem vermezdi. ne öfke, ne de sevinç halinde ağzından asla kötü bir söz çıkmamıştı. vakarlı ve suskun bir kimseydi. ibn kesir dedi ki: 'ömer b. abdülaziz'den sonra melik nureddin gibisi gelmedi. onun kadar adaleti araştıran, onun kadar insaflı ve merhametli bir kimse görülmedi. humus'ta birkaç dükkânı vardı. bunları kendi payına düşen ganimetlerle satın almıştı. bunların kira gelirleriyle geçimini sağlardı. karısı bu kiraları artırarak nafakasını temin etti' melik nureddin, beytülmaldan kendisine ne kadar nafakanın helal olacağını alimlere sordu. onların verdiği fetvada belirtilen miktarda beytülmaldan nafaka aldı. açlıktan ölse bile fazla nafaka almadı. kürre ile çok oynardı. büyük salihlerden biri onu bu yüzden kınadı. o da şu cevabı verdi: 'ameller niyetlere göredir. ben bu oyunu oynamakla atlan hücuma ve geri kaçmaya alıştırmak istiyorum. biz cihadı terk etmeyiz' melik nureddin ipek elbiseler giymezdi. kendi kazancını yerdi. kılıcıyla ve mızrağıyla elde ettiği paralarla geçimini sağlardı. (ibn kesîr, el bıdaye ve'n-nihaye, çağrı yayınları, cilt 12, s.493-503)
  • ibn munkız'ın anılarında da gördüğümüz şahsiyet. selahaddinin büyüğü konumundadır bu anılarda, hem siyasi hem kişisel anlamda. dikkat çeken bir nokta ise selahaddin ve nureddinin türkçe konuşması ibn munkız'ın anlatımında.