*

şükela:  tümü | bugün
  • suriye halkinin cogunlugu sunni musluman olmasina ragmen, yonetici sinifi bu mezhebe baglidir. hafiz esad ve digerleri..
  • recai kutanın tbmmde ''sapık bir alevi mezhebi'' diye bahsettiği için zaten olmayan siyasi kariyerini sıfırladığı bir ultra-marjinal mezheb... din adamlarına da alevi dedesine ithafen şıh denir..
  • ülkemizde, yoğun olarak hatay'ın samandağ ilçesinde yaşayan vatandaşlarımızın mezhebi. suriye'deki siyasi iktidara sahip insanların mensup olduğu mezhep.
    (bkz: haluk levent)
  • recai kutan'ın 6 ekim 1998'de tbmm kürsüsünde yaptığı konuşmadaki tanımlamasına göre sapık bir alevi anlayışı.

    (bkz: insan ol cihanda bu dünya fani)
  • halk arasında; “fellah”, “arap uşağı” ya da “nusayri” denen topluluk arap aleviler’dir. bazı kaynaklarda bu isim; “alawi” diye de yazılır.
    islamiyet tıpkı daha önceki semavi dinler gibi tek yorumlu bir din değildir. islamiyet içinde farklı yorumlar vardır. bu yorumlar türkler ve kürtler arasında olduğu gibi araplar arasında da farklı kabuller görmüştür. arapların da tümü tek islamî mezhebe mensup değildir. örneğin suudi arabistanlı araplar islamiyet’in hambeli mezhebinin vehabi tarikatına tabidir ve bu yolu benimser. irak, iran ve suriye’deki bazı araplar da islamiyet’in şii mezhebine inanmaktadır. kuzey afrika’daki bazı araplarsa islamiyetin hambeli mezhebi’ne inanmaktadır. türkiye'deki arapların da bir kısmı islamiyetin hanefi, bir kısmı şafii bir kısmı şii yorumuna inanırken bir kısmı da islamiyetin alevi yorumuna yani nusayriliğe inanmaktadır. türkiye’nin; hatay, adana, mersin, iskenderun yöresinde yaşayan araplar nusayriler’dir.
    nusayri adının muhammet bin nusayri’den geldiği, bu hususta en çok kabul gören görüşlerden biridir. muhammet bin nusayri, ehlibeyt müridi imam hasan askeri’nin öğrencisidir. doğumu kesin olarak bilinmeyen muhammet bin nusayri 873'te ölmüştür. nusayrilik; nasır (arapça yardımcı) olan, zafer kazandıran anlamına da gelmektedir. bazı kaynaklara göre de hz ali’nin yanında zafer kazanmış askerler anlamında kullanılagelmiş ve bu zafer kazananların soyundan gelenlerin yaşadığı bölgeye nusayra denmiştir. nusayra, lübnan-lazkiye arasındaki bölgenin adıdır. nusayrilik, bir anlamda; hatay, lübnan ve suriye’de yaşayan alevilerin aleviliği yorumlayış ve yaşayış tarzıdır. alevilik kendi içinde bir çok fraksiyon barındırmaktadır ve bu sözcük hepsini kapsayan bir üst şemsiye olarak kullanılmaktadır. alevilerin bir kısmı bu yoldan gitmeyi soya (secereye) bir kısmı ise sadece varolan yolu benimsemeye ve bu inanca uygun bir yaşam benimsemeye dayandırır. aralarındaki tek ortak nokta ali ve ehlibeyt sevgisidir. nusayrileri sapkın olarak niteleyenlerin sapma derken neyi kast ettiği önemlidir.. kime göre, neye göre sapkın!! ne yazıkki "bana benzemeyen sapkındır" düşüncesi son derece ilkel de olsa içgüdüselliği dolayısı ile "ben"i tanımlamak için gerekli bir düşüncedir ancak. örneğin türk'ü türk yapan şey ingiliz'i ingiliz, fransız'ı fransız olarak tanımlamamıza olanak veren şeylerin bir toplamı değil midir zaten? bu her türlü kimliği oluşturmada esastır. "ben"i ancak bir "öteki" varsa tanımlayabiliriz. "öteki" de nedense hep "ben" den farklı olduğu için sapkın ve aykırı olarak ifade bulmaz mı düşüncelerin alt metinlerinde...? konu hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlerin muhammed galip emin et-tavil'in "arap alevilerinin tarihi: nusayriler" kitabını da okumasını tavsiye ederim.. bir çok kaynak süleyman el ezani'nin nusayriler hakkındaki yergi dolu sözlerine dayanmaktadır çünkü. konu hakkındaki son yayınlardan biri de konu hakkında objektif olma çabası son derece net sezilebilen inan keser'in "nusayriler:arap aleviliği" kitabıdır. bknz: ilef.net | kültür ve iletişim | 2002 | 2002 (5/2) yaz | summer ...
    book review. nusayriler: arap aleviliği. inan keser (2002). istanbul:
    çiviyazıları/mjora, 158 sayfa. esin demirbaş.
  • nusayriler (arap kökenli aleviler); islamiyetin içinde ehlibeyte tabi bir alevi fırkasıdır. 'gizlilik' esasına bağlı bir inanç yapısı vardır. nusayrilik isimlendirmesi, farklı unsurlara göre yapılmaktadır (et-tavil 2000). nusayriler türkiye’de mersin, tarsus, adana, iskenderun, antakya, samandağ hattında yaşamaktadırlar ve nüfusları bir milyonun üzerindedir. türkiye, suriye, lübnan ve filistin’de yaşayan nusayriler arasında inanç ve akide bakımından bir fark yoktur (uluçay “tarihte” 26).
    anadolu’nun zengin ve yerleşik kültürlerinden biri de arap kültürüdür. afrika’dan mezopotamya’ya kadar uzanan çok geniş bir coğrafyaya yayılan arap halkları, doğal olarak çeşitli açılardan farklı özellikler göstermektedir. nitekim anadolu’da yaşayan araplar da iki grup halinde ele alınabilir. türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgelerinde yaşayan arapların kullandığı dil arapça’nın gıltu dil grubuna girerken, adana, mersin ve hatay’da yaşayan arap-alevilerinin kullandığı dil ise arapça’nın cebel ve ensariye dil grubuna girmektedir “(keser 9; et-tavil 10).
    nusayri topluluğuna iade-i itibarları fransa’nın işgali altında suriye’de (1920-1946), nusayra dağları bölgesinde “özerk aleviler ülkesi” adıyla bir yönetim kurulduğunda verilmiştir. bundan önce çeşitli baskı ve zulümler dolayısıyla nusayriler dağlara kaçmak zorunda kaldıklarından uzunca bir müddet açlık ve sefalet içinde yaşamışlardır. bu dönem içinde de kimlikleri unutulmuş ve dağdan indiklerinde bulundukları bölgede nusayri sözcüğü sadece bir hakaret sözcüğü olarak kullanılmıştır (uluçay “arap” 27).
    nusayrilikle ilgili çalışmaların sayısı azdır, yetersizdir. olanlar da daha çok literatür taramasından ibaret olup, nakarat şeklindedir. bu konuda saha çalışmalarına yeni yeni başlanmıştır. ancak bugüne kadar saha çalışmaları yapılmadan, çağlar, yüzyıllar öncesi din-mezhep çatışmalarının taraflı risaleleri kaynak alınarak, bunlardaki suçlamalar günümüze aktarılmış ve sanki benimsenerek tekrarlanmıştır. gerçeğe aykırı düşen iddia, itham ve hatta iftiralar nusayri topluluğunu yaralamış, gereksiz toplumsal gerilime neden olmuştur.
    nusayrilerin etnik yapısı hakkında birçok fikir ileri sürülmektedir. ileri sürülen bu fikirlerden en önemli olanı ve sıkça tekrarlananı türkiye’de türk’ten farklı hiçbir etnik grup olmadığı paradigmasının devamı niteliğindedir. bu fikri savunanlara göre nusayri nüfusunun tamamını tarih içinde araplaşmış türkler oluşturmaktadır. bu yazarların başında kasım ener (1993), hasan reşit tankut (1938) ve ali tayyar önder (2002) gelmektedir. ancak bu yazarların bu tezlerini ispatlamak için öne sürdükleri kanıtlar ne sosyal ne de tarihsel gerçekliğe uymaktadır (keser 25).
    nusayriler arap halkındandır. arapça’yı yalnızca ibadetlerinde değil günlük yaşamları sırasında da kullanırlar. türkiye’de yoğun olarak hatay bölgesinde yaşayan nusayriler, diğer etnik gruplara göre, daha izole ve daha gizli bir örgütlenmeye sahiptirler. halk arasında “fellah” ve “arap uşağı” olarak tanınırlar. fellah, arapça’da çiftçi anlamına gelmektedir. fellah denmesinin nedeni, bu insanların yüzyıllarca büyük toprak ağalarının yanında çalışarak çiftçilik yapmalarıdır. arap uşağı ise, onların arap etnik kökenlerinin vurgulanması anlamında kullanılmaktadır (türk 51). nusayri kelimesi ise halk tarafından bilinmemekte, sadece bilimsel literatürde kullanılmaktadır. irene melikoff (melikoff “uyur” 26-34) nusayri sözcüğünün suriye’de geleneksel olarak kullanılmaktayken sonradan bu sözcüğün yerini “alevi” deyiminin aldığını ve türkiye’de kullanılan “alevi” sözcüğünün de suriye’deki nusayrilere “aleviler” denmeye başlandıktan sonra yaygınlaşmış olabileceğini ileri sürmektedir.
    nusayri sözcüğünün kökeniyle ilgili olarak l. massignon -güçlü bir olasılıkla- bu ismin nusayriliğin kurucusu sayılan muhammed bin nusayr’ın isminden geldiğini öne sürer. muhammed emin galib et-tavil’e göre ise nusayri kelimesinin kökeni nusayra dağlarıyla ilgilidir (et-tavil “arap” 81). et-tavil, “halife ömer’in suriye’yi fethi sonrasında, islam orduları zor duruma düştüğünde ensar’dan 450 mücahidi aşkın bir alevi topluluğu yardıma yetişmiş ve ordu başarılı olmuştur. bu küçük kuvvete ‘nusayra’ (küçük yardım) denildi. cihadın kurallarından biri fethedilen toprakların fetheden orduya verilmesiydi. nusayra grubunun aldığı topraklara nusayra dağı denildi” (82) demektedir. hüseyin türk buranın hulu dağıyla şimdiki ümraniye bucağının bir kısmından oluştuğunu ve bu adın sonradan lübnan dağından antakya’ya kadar alevilerin yaşadığı bütün dağların özel adı olduğunu belirtir (türk 52). buraya yerleşen alevilerin nusayrilerin ataları olduğu düşünülmektedir.
    nusayriler geçmişte sürekli olarak çeşitli baskılarla ve iftiralarla karşılaşmışlardır. hatay’ın türkiye cumhuriyeti’ne katılması (1939) ve türkiye’nin atatürk tarafından kurumsal laikleştirilmesiyle birlikte, nusayriler ilk defa kendi toplumsal konumlarını düzeltme fırsatını elde etmişlerdir. bu nedenle büyük oranda atatürk’ü desteklemişlerdir (aringberg-laanatza 200-201). aynı şekilde, suriyeli nusayrilerin de iktidarı ele geçirinceye (1966) kadar, şii ve sünni müslümanlardan baskı gördükleri de belirtilmektedir (kramer 1993).
    nusayrilerin tarihiyle ilgili bir çok kaynaktan kısa bilgiler verilmesine karşın, bunların çoğu da birbirleriyle tutarlı olan bilgiler değildir. nusayrilerin tarihi konusunda olduğu gibi etnik kökenleri konusu da tartışmalıdır. -nusayrilerin etnik kökeninin türk olduğunu savunan yazarlardan yukarıda söz edilmişti- andrews (1992), aringberg-laanatza (1999) ve olsson (1999) da nusayrilerin arap etnik kökenine sahip olduklarını savunmaktadırlar. hatay’da yaşayan nusayrilerin büyük bir çoğunluğu da kendilerini arap-alevisi olarak tanımlamaktadır (güler 1994; reyhani 1997; rende 1994). ancak daha önce de belirtildiği gibi bu konuda üzerinde durulması gereken asıl nokta, nusayrilerin kendilerini nasıl tanımladıkları gerçeğidir.
    nusayriliğin tarihi kökeni hakkında en önemli eser, et-tavil* tarafından yazılmıştır. türkçe’ye de çevrilen bu eserde nusayriliğin tarihi ve inanç esasları ile ilgili ayrıntılı bilgi bulunmaktadır (et-tavil 2000). nusayrilerin yoğun bir dini yaşantıları vardır. islamın beş şartının batıni yorumu ve uygulaması söz konusudur. namaz beş vakittir ve gizli olarak kılınır. biçime, yere ve zamana önem verilmez. her yerde ve her zaman namaz kılınabilir. önemli olan allah’ın adını zikretmek ve onunla baş başa kalarak, onun için dua okumaktır. ayrıca özel zamanlarda toplu namaz kılınır. bu özel zamanlar; bayramlar, adaklar ve cenaze törenleridir. namazın dışında, ramazan ayında tutulan oruç da ibadetler arasındadır. oruç da; yemek, içmek ve cinsel ilişkiden uzak durmak zorunluluktur. toplumsal yaşamda kadınlar ve erkekler aynı ortamları paylaşırlar. birlikte çalışır ve ailenin geçimini ortak karşılarlar. kadınlar, türkiye geleneksel kültüründeki “kaçınma” davranışını sergilemezler (türk 62-64).
    nusayrilerin yıl içinde 150’ye yakın bayramları ve kutsal günleri vardır. bunlar gelenekseldir ve varlıklı insanlar bu günlerde yoksullara yardımda bulunurlar. bu günler sosyal dayanışmayı sağlayıcı ve pekiştirici özelliğe sahiptir. bayram ve adaklar türbelerde yapılır. türbeler ibadet yeri olarak kullanılmaktadır (karasu 1997).
    jan assmann’ın belirttiği üzere sosyal aidiyet bilinci, ortak bir dilin konuşulması ya da genel bir ifadeyle ortak bir simgesel sistemin kullanımı ile ulaşılan ortak bilgi ve belleğe katılıma dayanır. burada önemli olan gelenekler, danslar, işlemeler, yemekler, içkiler, giysiler ve anıtlardır. ortaklığı belli eden bu simgelerin tamamı “kültür” daha doğrusu “kültürel sistem” olarak adlandırılabilir. sosyal kimlikler, etkileşim ile kurulur ve üretilir. etkileşim aracılığıyla dolaşan şey ortak dil, ortak bilgi ve anılarda dile gelen ve kodlanan bir simgesel anlam dünyasıdır. bu simgesel anlam dünyası yani dünya görüşünü oluşturan ortak değerler, deneyimler, beklentiler ve anlamlar kültürel anlamlardır. mitler, efsaneler ve ritüeller de kültürel anlamın dolaşımı ve yeniden üretimi için vardır. bu anlamın korunması ve yeniden üretilmesi için ritüel sahneleme ve mitsel dile gelişe ihtiyacı vardır. mitler düzeni anlatır, ritüeller kuruluşunu sağlarlar (assmann 139-143). nusayrilerde de kültürel anlam kendini bu şekilde kurar, korur ve yeniden üretir. assman ayrıca etnik kökene süreklilik vermenin en etkin aracının din olduğunu söyler. nusayrilerin kültürel özelliklerini incelemeye yönelik tüm araştırmalarda görünen odur ki -bu nedenle- hep din ve mezhep konularına odaklanılıp kalınmıştır.

    bknz: etnik azınlıklar, kültürel entegrasyon ve medyada temsil: "nusayri topluluğu örneği" , a.ü sosyal bilimler ens. yüksek lisans tezi, esin demirbaş, 2003.
  • inanlarının iskenderun körfezinin çevresinde yoğun olarak bulunabileceği (adana, mersin, antakya, tarsus, iskenderun, harbiye...) türkiye dışında da suriye ve lübnan'da rastlanabilecek bir islam yorumu.

    nusayrilerin sami ırkından olduğu sanılmakla beraber son yıllarda yapılan araştırmalar ve sosyolojik saha çalışmaları topluluğu bir arada tutan temel unsurun ırk değil ama dil olduğunu göstermiştir. nusayriler arapça konuşur. ancak türkiye nusayrileri arapçayı birincil dilleri olmaktan uzaklaştırma eğilimindedir. mersin ve adana'da arapça yeni nesil tarafından hiç kullanılmamaktadır.

    nusayriler içe kapanık bir cemaattir. antakya özelinde genellikle arap hıristiyanlarla, islam dışı diğer unsurlarla yan yana bulunmaları baskın sünni tutumun gayrimüslimlere daha hogörülü davranmasından kaynaklanmaktadır. yüzyıllarca bir arada yaşayan arap hıristiyanların geleneklerinden nusayri gelenek ve inançlarına kaymalar olmuştur. bu akışın tersi de görülür. (karşılıklı kutlanan paskalya-yumurta bayramı ve kurban bayramı gibi).

    nusayrilerin türkiye de 200 ila 700 bin kişi arasında olduğu düşünülebilir. suriye'de ise nufüsün %10'undan fazlası nusayridir. lübnandaki cemaat daha küçüktür.

    nusayriler ali'ye olan aşırı bağlılıklarıyla bilinir. ali'de tanrısal bir öz olduğuna inanılır. aliallahiler deyimi aslında yanlış olmakla beraber nusayrilerin ali sevgisi ve bağlılığını anlatması bakımından önemlidir. genel bir bakışla nusayriliğin islamla benzeştiği çakıştığı noktalar sınırlıdır. ama yine de kendilerini islam dairesi içinde ifade ederler. kuran-ı kerim'e saygı gösterirler ve okurlar.

    nusayriler toplu zikir yapmaz. bu yüzden camilere gitmezler (ne hikmetse devlet nusayri köylerine kendi cebinden cami yapıp imam atıyor, işlevsiz tabi bu camiler). ziyara' (ziyaret) denilen ve her biri bir nusayri büyüğüne adanmış ibadethanleri vardır. bunlar beyaza boyanır ve kadınlarla erkekler bu ziyaretlere bir arada gidebilir.
  • hepsi hz ali'nin tanrı olduğuna inanmaz. ziyaret denilen ibadet yerlerinde geceden kurbanlarını keser etlerinden çorba yada pilav yaparlar. sabah yapılan namazda durumu iyi olanların ya da namaz sahibinin verdiği paralar ihtiyacı olanlara dağıtılır. namazın bitişine yakın yapılan çorbalar yada pilavlar ekmekle dağıtılır.

    ziyaretlerde evsizlerin kalması için odalar vardır. ziyaretler yatır denilen şeyh mezarlarının bulunduğu yerlere kurulurlar. kadınlarla erkekler ziyaretlere birlikte gidebilirler fakat kadınlar namazlara giremezler. kadınlar daha çok temizlik yada çorbaların hazırlanmasında görev alırlar. katı kuralları olmasına rağmen genelde hoşgörünün ön planda olduğu bir mezheptir.
  • şıh'ları (arapça=şeyh; türkçe~dede) altta geleneksel şalvar, üstte ise ceket ve gömlek giyerler. sakalları uzundur ve taktıkları fotr şapka ise atatürk'ün şapka devriminden beri (ki atatürkçülüğü sembolize ettiği söylenebilir) başlarındadır.
  • ülkemizde arap alevileri olarak adı geçen mezheptir. kendilerine nusayri yerine arap alevisi demelerinin sebebi de şudur : alevilik görece sünni türkiye toplumunda kabul görmüşlerdir . ancak ; nusayrilik gibi batini bir mezhebin sünni toplumda kabul görmesi çok zordur.
    esad yönetimi bile suriye'yi nusayrilik etrafında değil , arap milliyetçiliği etrafında toplamaya çalışmaktadır .