şükela:  tümü | bugün
  • 1-ulusal mücadele’ye beraber başlayan yolculardan bazıları, millî hayatın bugünkü cumhuriyete ve cumhuriyet kanunlarına kadar uzanan gelişmelerinde, kendi fikir ve ruh yeteneklerinin (bkz: kavrayış sınırı bittikçe) bana karşı direnişe ve muhalefete geçmişlerdir.

    2-saygıdeğer efendiler, pek iyi bilirsiniz ki, sultanlarla, halifelerle idare edilmiş ve edilmekte olan memleketlerde, vatan için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin (bkz: düşmanlar tarafından satın alınma)larıdır. bu, çok defa kolaylıkla sağlanabilmiştir.meclislerle idare edilen memleketlerde ise, en tehlikeli durum, bazı milletvekillerinin yabancılar adına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır. millet meclislerine kadar girme yolunu bulabilen vatansızlara her zaman rastlanabileceğine, tarihin bu konudaki örnekleriyle hükmetmek zaruridir.bunun için millet, kendi vekillerini seçerken, çok dikkatli ve titiz olmalıdır. milletin hatâ yapmaktan korunması için tek çıkar yol, düşünce ve faaliyetleriyle milletin güvenini kazanmış olan siyasî bir partinin seçimde millete kılavuzluk etmesidir.genellikle bütün vatandaşların, adaylıklarını ortaya atan her şahıs hakkında karar vermeye yardımcı olacak doğru bilgilere ve isabetli oya sahip bulunacağını kabul etmek, nazarî olarak var sayılsa, bile, bunun tam bir gerçek olmadığı, tecrübelerin tecrübeleriyle ve inkâr edilemez bir açıklıkla ortaya çıkmıştır.

    3-(bkz: uzun yüzyılların uyuşturucu yönetim ve eğitimi)nin, bir toplumu bir günde, bir yılda serbest bırakabileceğini düşünmek ve kabul etmek doğru değildir. bu sebeple, insan doğasını ve gerçeği bilenler, elinden geldiği kadar, bağlı olduğu milleti aydınlatıp doğru yolu göstererek, onlara, kurtuluş hedefine yürümekte rehberlik yapmayı en büyük insanlık görevi bilmelidirler.

    4-''temel ilke,türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. bu ilke, ancak (bkz: tam bağımsızlık)'a sahip olmakla gerçekleşebilir. ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan yüksek bir davranışa layık görünemez.
    "tam bağımsızlık demek, elbette siyaset, maliye, ekonomi, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve özgürlük demektir. bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, ulus ve yurdun gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir."
    biz barış istiyoruz" dediğimiz zaman "tam bağımsızlık istiyoruz" dediğimizi herkesin bilmesi lâzımdır. bunu istemeye hakkımız ve kudretimiz vardır. on sene, yirmi sene sonra aşağılaşarak ölmekten ise şimdiden şeref ve haysiyetle ölmeyi üstün tutmalıyız.

    5-yabancı bir devletin himaye ve desteğini kabul etmek, (bkz: manda ve himaye)insanlık özelliklerinden mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
    halbuki türk'ün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.

    insaf ve merhamet dilenmekle millet işleri, devlet işleri görülemez. milletin ve devletin şeref ve bağımsızlığı korunamaz…«insaf ve merhamet dilenmek gibi bir ilke yoktur. türk milleti türkiye’nin gelecekteki çocukları, bunu bir an akıllarından çıkarmamalıdırlar.»

    (bkz: ya istiklal ya ölüm)( farklı bölümlerde geçer)

    6-istiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

    ey türk istikbalinin evlâdı! işte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

    7-birtakım (bkz: şeyhlerin, dedelerin seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin) arkasından sürüklenen, kaderlerini ve hayatlarını falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacıların ellerine bırakan insanlardan meydana gelmiş bir topluluğa bir millet gözüyle bakılabilir mi?milletimizin kendine has niteliğini yanlış şekilde gösterebilen ve yüzyıllarca göstermiş olan bu gibi unsurlar ve kuruluşlar, yeni türkiye devleti’nde türkiye cumhuriyeti’nde devam ettirilmeli miydi?buna önem vermemek, ilerleme ve yenileşme adına pek büyük ve düzeltilmesi imkânsız bir yanılma olmaz mıydı? işte biz, takrîr-i sükûn kanunu’nun yürürlükte olmasından yararlandık ise, bu tarihî hatâyı bir daha işlememek için, milletimizin alnını olduğu gibi açık ve ak göstermek için, milletimizin mutaassıp ve (bkz: ortaçağ zihniyetinde olmadığını ispat etmek için yararlandık.)

    8-ulusa şunu da hatırlattım ki, kendimizi (bkz: dünyanın egemeni sanmak aymazlığı) artık devam etmemelidir. gerçek konumumuzu, dünyanın durumunu tanımamaktaki aymazlıkla, aymazlara uymakla ulusumuzu sürüklediğimiz felaketler yetişir! bile bile aynı faciayı devam ettiremeyiz!

    9- gerçekten, bugünün yaşam koşulları içinde, bir birey için olduğu gibi bir ulus için de, güçünü ve yeteneğini eylemle gösterip kanıtlamadıkca, kendisine önem verilmesini ve saygı gösterilmesini beklemek boşunadır. (bkz: güçten ve yetenekten yoksun olanlara değer verilmez.), insanlık, eşitlik, yiğitlik gereklerini bütün bu niteliklerin kendilerinde bulunduğunu gösterenler isteyebilir. baylar, dünya sınav alanıdır. türk ulusu, bunca yüzyıllardan sonra yine bir sınav, hem de bu kez, en çetin bir sınav karşısında bulunduruluyordu. sınavda başarı sağlamadan kendimize karşı iyi davranılmasını beklemek, bizim için doğru olabilir miydi?”.

    10--ben ilk defa bu işe başladığım zaman en akıllı ve düşünür geçinen birtakım kimseler bana sordular: «paramız var mıdır? silâhımız var mıdır?»«yoktur» dedim. o zaman, «o halde ne yapacaksın?» dediler. «para olacak, ordu olacak ve `:(bkz: bu millet istiklâlini kurtaracaktır)`» dedim. görüyorsunuz ki, hepsi oldu ve olacaktır.
    “ulusun bağımsızlığını yine (bkz: ulusun azim ve kararı) kurtaracaktır.”(farklı bölümlerde ve zamanlarda geçer anlam bütünlüğü açısından birleştirdim)

    11-''`:(bkz: birlikte ve amaçta ısrar eden ulus)`,kibirli ve saldırgan davranan her düşmanı eninde sonunda kibrinde ve saldırganlığında pişman edebilir.
    “onun için * yunan saldırısını durdurmaktan *

    12-burada şunu da arz edeyim ki, bendeniz ne fransızların ve ne de herhangi bir yabancı devletin yardımına tenezzül eden şahsiyetlerden değilim.benim için en büyük korunma yeri ve yardım kaynağı (bkz: milletimin bağrı)dır.

    13-* , bilim ve tekniğin aydınlığa boğduğu gerçek uygarlık dünyasında gülünç kabul edilmekten başka bir yanı kalmış mıdır?

    14-ben ulusun vicdanında ve geleceğinde seziğim büyük gelişme yeteneğini, bir ulusal sır gibi vicdanımda taşıyarak, `:(bkz: yavaş yavaş bütün toplumumuza uygulatmak) zorundaydım.

    15-gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, osmanlı devleti'nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. ortada bir avuç türk'ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. son mesele bunun da bölüşümünü sağlamaya çalışmaktan ibaretti. osmanlı devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükûmet, bunların hepsi anlamı kalmamış bir takım boş sözlerden ibaretti.
    neyin ve kimin dokunulmazlığı için kimden ne gibi bir yardım sağlanmak isteniyordu.
    o halde ciddî ve gerçek karar ne olabilirdi?
    efendiler, bu durum karşısında bir tek karar vardı. o da millî egemenliğe dayanan,kayıtsız şartsız, (bkz: bağımsız yeni bir türk devleti) kurmak`!`

    not:nutuk'ta altını çizdiğim yerler (bkz: google)'dan aranılarak bulunmuştur.toplu kopyala yapıştır değildir.