şükela:  tümü | bugün
  • dünyada en çok merak edilen konulardan biri.

    klasik denilen tuğla gibi romanları birkaç ayda anlayarak bitirebilenlerin cidden palavra sıktıkları ortada. bir insan eğer o kitaplardan gerçekten keyif almayı başarabiliyorsa profesör falan olmalı. victor hugo adlı bir yazarın ‘sefiller’ romanınını bazı sayfalarını atlamama rağmen sekiz ayda okuyabildim mesela. haksızlık etmeyeyim; yazarın gereksiz ayrıntılara boğulmasından biraz sıkılsam da genel olarak fena değildi, tavsiye ederim. can sıkıntısında okunur. adı sefiller, ortada iki l var.

    ancak asıl konu bambaşka. tabii ki 'klasik' diye adlandırılan bir şeyin heyecan verici olamayacağının farkındayım, ön yargıyla falan yaklaştığım asla düşünülmesin yani. ancak ne olursa olsun kişisel gelişim kitapları veya pucca gibi yeni nesil kalemlerden alınan tat alınamıyor bunlardan. bir kere zamanımızdan kopuklar. örneğin; doların gidişatı, rusya'nın tüm bu konjonktürdeki pozisyonu vb. tolstoy denen adamın umurunda değil. oysa tüm bunlar savaş ve barış'taki ordu emeklisi bir adamın 1800'lü yıllardaki yaşamından daha önemli sanki. kimse kusura bakmasın. ayrıca romanların daha adını duyunca tüm heves kaçıyor. suç ve ceza isimli bir eser, ilginç ne anlatabilir ki? atalarımız bile demiş hiçbir suç cezasız kalmaz diye.

    şansımı son kez deneyeceğim ve cervantes’ten ‘üç silahşörler’, dumas’tan ‘don kişot’ romanlarını okumaya çalışacağım. eğer iki kitabı toplam on ayda bitirebilirsem editlerim.
  • okunması sorun değil de yazması nasıl oluyor acaba
  • yavaş yavaş, sindire sindire, azar azar, bitirmeye çalışmadan, anlamaya çalışarak okunur o kalın kitaplar.

    önemli olan sidik yarıştırmak değildir. önemli olan kitap okuma rekoru kırmak değildir. türkiye'de hızlı okuma konusunda sürekli gereksiz yere verilen kursların hepsinin canı cehenneme.

    kitap okumak basit bir iş değildir. altı çizile çizile kitap okunmalıdır.

    örneğin ben, fyodor mihailoviç dostoyevski'nin, karamazov kardeşler isimli eserini okuduğum zaman notlarıma baktığımda tam 100 sayfa notum vardı.

    anlayarak kitap okunmalıdır. bir kitabı okuduğunuz zaman o kitaptan sıralı paragraflar aklınıza gelmiyorsa, siz hiç bir şeyi okumamamışsınız demektir.
  • cay veya kahve esliginde, "keske hic bitmese.." diyerek okunuyor..
  • kalın roman okunmaz, kalın roman kendini okutur. oblomovlar sizi...
  • kuran ı kerim in ilk emri yaradan rabbinin adı ile oku oldugu için.
  • bu soruyu soranları zaman çarkı serisine davet ediyorum, cevabı kendi gözleriyle görebilirler.
  • önemli olan sayfa sayısı, kalınlığı değil, içeriğidir.

    kimi kitaplar var 10 sayfa bile okuyamadığım, yazım, noktalama, akıcılık, anlam bütünlüğü anlamında sınıfta kalan, kimi kitaplar var ciltlerce ciltlerce sıkılmadan okunan...
  • bu sanrının sebebini size şöyle açıklayayım;

    örneğin televizyonda bir diziye rastlıyorsunuz ya da yeni bir diziye başlıyorsunuz kendi kendinize off o kadar bölümü kim izleyecek şimdi diyor musunuz ? demiyorsunuz. neden çünkü televizyon izlemek ya da herhangi bir şey izlemek davranışı sizin zihninizde olumlu kodlanmış.

    fakat, söz konusu okumak olduğunuda bir kitabın kalınlığı onu okuyup okumamanıza neden olabiliyor. neden ? çünkü türkiye'deki milli eğitim sisteminde okumak ödev demek ya da ceza demek. küçük yaşta gerçekleştirilen bu kodlama da ister istemez ilerleyen yaşlarda da kendisini gösteriyor.

    aslına bakacak olursanız kitap okumanın ya da herhangi bir şey izlemenin birbirinden hiçbir farkı yok. birisinden daha fazla hayal gücü kullanırken diğerinde daha az hayal gücü kullanıyorsunu hepsi bu.