şükela:  tümü | bugün
  • orhan veli'nin 22 yasindayken yazdigi, hece ölçüsü kullandigi için bilmeyen birinin onundur demekte zorlanacagi fikrimce pek hos, pek hos, beni hissiyat alemlerine sevkeden siir. üstelik sarmal uyak kullanip da (abba) hala ahenkli olmayi basarabilen bildigim ender siirlerden. esas beni bu siirde ilgilendiren, oaristys ne demektir, bu.. kendimce derin arastirmalar yürütüp de cevabina ulasamadigim bir soru, içimde kalmış bir uktedir bu. (araştırmalarımın doruk noktası icq nicki oaristys olan birini bulup ona kelimenin anlamını sormak oldu, artik o biliyordur diye, o da "ben çok arastirdim bulamadim, herhalde orhan kafasindan uydurdu bunu" dedi) bilen varsa paylaşırsa çok seviniriz tabii.
    siirimiz ayrilikla biten bir çocukluk (hadi ilk gençlik diyelim) aski üzerine:

    ey hatirasi içimde yemin kadar büyük,
    ey bahçesinin hos günlere açik kapisi,
    hala rüyalarima giren ilk göz agrisi,
    çocuk alinlarda duyulan sicak öpücük.

    ey sevgi dalimda ilk çiçek açan tomurcuk,
    kanimin akisini yenilestiren damar,
    gül rengi isiklari sevda dolu aksamlar
    içime yeni bir fecir gibi dolan çocuk.

    ey tahtaperdenin üzerinden asan hatmi
    ve havalari seslerimizle dolu bahar,
    kosustugumuz yollar, oynadigimiz sular,
    kagittan teknesinde sevinç tasiyan gemi.

    duyup karsi minarede okunan yatsiyi
    yatagima sicakligini getiren rüya,
    denizlerinde onunla yasadigim dünya
    ve ey ufku beyaz cennetlere giden kiyi

    ah! bir çok seyler hatirlatan eik agaci
    ve o, ilk yolculukla baslayan hasret, zindan:
    atlari çingirakli arabanin ardindan,
    beyaz, keten mendilimde sallanan ilk aci.
  • eksi sozluge henuz yeni uye oldugum icin ve su an ilk entry’mi giriyor olmamdan dolayi acikcasi pek bilemiyorum neyin nasil yapilacagini. yani nasil link verilir, nasil bkz verilir falan filan... oyle yaziyorum; ama umarim duzgun bir sekilde cikar yazilar daha sonra buraya... cikmazsa da, kusura bakmayin lutfen.. daha yeni yeni ogreniyorum...

    neyse, asil konumuza gelelim: “oaristys”...
    “oaristys” kelimesi bugune kadar birkac yerde kullanilmis; ne var ki kelime hakkinda farkli yorumlar gelistirilmistir. kimisi “ask” veya “ask ile ilgili herhangi bir sey” anlamina geldigini ifade ederken, kimisi “guzel kirsal bolge manzarasi / idil” (http://www.eleves.ens.fr/…e/mlnguyen/lexique/o.html) seklinde yorumluyor “ne oldugu bilinmeyen zavalli sozcugu”... gercek sudur ki, bunlar sadece tahminlerden ibarettir. zira kelimenin icinde gectigi siir ve sarkilardan bu anlamda kullanilmis oldugu sadece “varsayilmistir” ve dolayisiyla da o sekilde yorumlanmistir.

    “oaristys”in kokune inildiginde ise durum biraz daha farkli bir boyut kazaniyor. soyle ki, “oaristys”in aslinda ilk olarak eski yunanlilar tarafindan kullanildigini ve bu dildeki “oaros” kelimesinden turedigini gormek mumkunat kazaniyor.

    eger eski yunanca kelimeleri gosteren bir sozlugu elinize gecirebilirseniz, omicron’un (bkz: omikron) (4'uncu ve 5'inci entryler) altinda sunlari bulacaksiniz / bulmalisiniz...
    oar: kari, zevce
    oariso: sohbet edilen, soylesi yapilan
    oaristes: tanidik bir dost (hatta odyssey’de gecer)
    oaristys: icli disli olmak, siki dostluk, alisilagelmis muhabbet, cok sevilen nutuk, asiri derecede sevilerek verilen nutuk

    oaristys kelimesine homeros’un ilyada destani’nda veya theocritus’un eserlerinde rastlamak mumkundur. burada genellikle “he gar polemou oaristys” seklinde ifade edilirmis, ki bu “bir savasta yasanan icli disli yakin iliski” anlaminda kullanilirmis.

    bunun yanisira oaristys’in eski yunanca’da kaliplasmis bir kullanimindan da soz etmek mumkun. soyle ki kalip olarak surekli (!) karsimiza cikan “proma-chon oaristys” aslinda “savascilar esliginde” ya da “savascilar birlikteliginde” anlamina gelmektedir.

    ote yandan kok olarak da kullanilabilen ve bu konudaki en fazla alintinin homeros ve hesiod’dan yapilabildigi “oaros” sozcugunun de farkli iki anlamini vermeden gecemeyecegim.
    oaros:
    1) bilindik sohbet, nutuk, soylev, sohbet, muhabbet, soylesi.
    2) sarki, mani. (bu anlami, yine eski yunan sairlerinden biri olan pindar’in eserlerinden cikarmak mumkun)

    bu arada ek bir bilgi olarak vermek istedim: “koskoca” omicron’un altinda listelenmis olan ve “oa-“ ile baslayan kelimeler sadece bu belirttigim 3-4 sozcukten ibarettir.

    kaynakca: “liddell and scott’s greek english lexicon” (oxford 1889).
    not: bu arada plagiarism’e meydan vermemek icin, kelimenin anlamini bulmamda bana yardimci olan ve http://www.geocities.com/etymonline/ internet adresinde ziyaret edilebilecek olan websitesi vasitasiyla buldugum pennsylvaniali gazeteci “douglas harper”’a cok cok tesekkur etmek isterim - o benim buradaki tesekkurumu buyuk bir olasilikla hicbir zaman okuyamayacak olsa da...

    heee, bir de... plagiarism kelimesini de hayatimda ilk kez lacrima’dan duymustum. onun da adini bu baglamda belirtmeyecek olursam plagiarist bir tavir icine girerek cok cok cok felaket buyuk bir ayip etmis olurum – ki bunu hic istemem... hele hele bir de konu lacrima olunca...
  • gizemini koruyanlardan.
  • oğlumun ilk söz defterine, ilk sözü neşreden bir doktor hanımın yazısının sonunda yer verdiği şiirdir. orhan veli'nin en çok sevdiğim şiiridir aynı zamanda. hem az bilindiği için çok severim hem de şiirin masumiyet merkezinde selamladığı birbiri ile yarışan ve çekişen duyguları ahenk içinde sunmasından ötürü severim.
    bu kadar çok sevdiğim bu şiirin, bir anda böylesi bir tesadüf ile karşıma çıkması ise şiiri sevme nedenlerimin en yenisi. hayat sırf böyle tesadüfler için bile yaşanmaya değer.
  • okurken saçınızı okşayan mısralardan oluşur:

    “ey hatırası içimde yemin kadar büyük,
    ey bahçesinin hoş günlere açık kapısı
    hala rüyalarıma giren ilk göz ağrısı,
    çocuk alınlarda duyulan sıcak öpücük.

    ey sevgi dalımda ilk çiçek açan tomurcuk,
    kanımın akışını yenileştiren damar,
    gül rengi ışıkları sevda dolu akşamlar
    içime yeni bir fecir gibi dolan çocuk.

    ey tahta perdenin üzerinden aşan hatmi
    ve havaları seslerimizle dolu bahar,
    koşuştuğumuz yollar, oynadığımız sular,
    kağıttan teknesinde sevinç taşıyan gemi.

    duyup karşı minarede okunan yatsıyı
    yatağıma sıcaklığını getiren rüya,
    denizlerinde onunla yaşadığım dünya
    ve ey ufku beyaz cennetlere giden kıyı.

    ah! birçok şeyler hatırlatan erik ağacı
    ve o ilk yolculukla başlayan hasret, zindan;
    atları çıngıraklı arabanın ardından
    beyaz, keten mendilimde sallanan ilk acı.”