şükela:  tümü | bugün
616 entry daha
  • bende de bu hastalıktan var. buraya yazdığım şeyler hem bu işten muzdarip kişilere açıklama niteliğinde -ki %99 onlar da bunları araştırmış ve ezberlemişlerdir- hem de kendime hatırlatma niteliğinde olacak.

    bendeki cinsi temizlik obsesyonu, öncelikle onu belirteyim.

    cinsi her ne olursa olsun, bu lanet şeyi bir şey tetikler. kötü bir tecrübe, bir korku, birilerinin verdiği öğütler ve o an aşırı mantıklı gelmesi vs.

    her ne olursa olsun, işin başında ne yazık ki bir girdaba girdiğinizi fark etmezsiniz. çünkü kompulsiyon her tekrarlandığında obsesyonu daha güçlü ve dayanıklı yapar. fakat siz o ana kadar konudan bilgisiz olduğunuz için kompulsiyonu uygulamayı bırakmazsınız, çünkü sizi rahatlatır. uyuşturucu madde gibidir aslında. tekrarladıkça bağımlılığınızı arttırırsınız. olay aslında düşünce sisteminin bir konu hakkında bozulmuş olmasıdır. matematiksel olarak sıfır kabul edilebilecek ihtimalleri göz önünde bulundurmanıza neden olur.

    okb, farklı sebepli düşüncelere evrilebilir ya da kapsamı genişleyebilir. bende kontrol takıntısı da tetiklenmişti bir dönem. ocağı birkaç kere kontrol etme, kapı kilidini birkaç kere kontrol etme vs. ancak ben azından o noktada uyanık davranıp mevcut takıntımdan edindiğim tecrübeyle "ev mi yanacak, yanarsa yansın bir tanesiyle uğraşıyorum zaten" diyip kontrolleri tekrarlamamaya başladım. ne oldu biliyor musunuz? tekrar obsesyonu yükselmedi.

    çünkü bu hastalığın tedavisi umursamamaktır. hasta düşünceyi her umursamadığınızda -ki bu çok büyük bir ruhsal acıya sebep olur- gücünü biraz daha azaltırsınız. yoksunluk sendromu gibi düşünün. eroinman bir insanda nasıl ki eroin kullanımı sebebiyle ani bırakma sonucunda vücutta sanal ağrılar yaşanıyorsa, kompulsiyonlar yerine getirilmediği zaman ruhsal düşünsel bir acı duyarsınız. acıya ne kadar direnirseniz, acı o kadar azalır.

    kullandığınız ilaçlar sizi tedavi etmek için yok. siz kendinizi daha kolay tedavi edebilin diye var. genellikle bu tür ilaçlar odaklanma gücünü düşürür. yani siz umursamak istemediğinizde düşünceden daha kolay vazgeçmenize yardımcı olurlar. serotonin hormonu tatmin hissini sağlar. ancak serotonin geri emildiğinde tatmin hissi kaybolur. tabii ki geri emilmesini tetikleyen sistemler vardır vücutta. salgılanmasını da. mesela yemek yediniz, mideniz beyninize sinyal yollar. tokluk anlaşıldığında serotonin salgılanır. tıpçı olmadığım için belki eksik anlattığım bir şey vardır ama aşağı yukarı böyle. siz kompülsiyonlardan daha kolay tatmin olur ve azaltarak bitirin diye serotoninin geri emilmesini engeller bu ilaçlar. yan etkilerinden bahsetmek istemiyorum, okumadıysanız plasebo etkisi yaratmasın.

    gelelim düşüncedeki saçmalıklara... ben şahsen kendi takıntım olan temizlik takıntısıyla ilgili olanları anlatmak istiyorum. biliyorum ki bu hastalığı yaşayan arkadaşlar en az benim kadar araştırdılar. ama yine de belki bir başka obsesiften dinleyerek rahatlar ya da destek bulurlar. benim için önemli olan kısmı ise yarın bir gün açtığımda bu sayfayı, doğrusunu düşünmüş ve dahi yazarak kayıtlara geçirmişim demek :)

    bende bu işin nasıl tetiklendiğini anlatmayı çok istemiyorum. ama tetiklendikten sonra her nasıl olduysa alakasız bir şekilde aids fobisine dönüştü (sanıyorum kesin bir tedavisi ve önlemi olmamasından dolayı). (bu noktada hiv pozitif okurlardan özür diliyorum eğer ki sizi incitiyorsam. gerçekten inanıyorum ki bir gün bu hastalık herhangi bir viral enfeksiyondan farksız olacak ve bence sizler de bunu göreceksiniz.) gerçi böyle bir fobi hep vardı ama fobiyle okb birleşince voltronu oluşturdular. tanımadığım kişilerle, aşırı gece hayatı olan kişilerle, uyuşturucu kullanan kişilerle temas ettiğimde elimi fazlaca yıkamaya başladım. sonra yere düşen şeyleri ıslak mendille silmeye başladım. sonra bu kişilerin dokunduğu eşyalarımı temizlemeye temizletmeye başladım falan filan derken girdiğim bir iki ortamda da sözüm ona dikkatim açıldığından rahatsız olacağım manzaralarla karşılaşınca, bir bakmışım ki anlamsız bir şekilde temizlenmeye uğraşıyorum. sonra bende dokunduğum ellediğim yerlerden hiv kapacağım gibi bir korku yerleşti ve okb böylece başlamış oldu. kesin bir an söyleyemem bu kadarcık anlatımla ama özetle böyle.

    benzer korkusu olan arkadaşlarımı aydınlatmak adına hiv virüsüyle ilgili biraz bilgi vermek isterim. bu virüs, vücut dışı ortama son derece dayanıksızdır. kuru ortamda vücut dışında iki buçuk dakika içinde inaktive olur. bu arada inaktive olan virüs de deaktive olmaz. ölüm diye bir şeyinden söz edilmez çünkü metabolizması olmayan bir şeyin ölmesi de mümkün değildir. çalışamaz hale gelir sadece. bunun sebebi de havadaki oksijen virüsün lipit yapısını tahrip eder. eksik ya da yanlış bir şey yazdıysam da lütfen biyolog ve doktor yazarlar kutumu yeşillendirsin. yani üzerinde hiv olduğunu düşündüğünüz bir şeyi kurulayıp 3 dakika nadasa bırakın, tertemiz :) bir profesör doktorun benzetimiyle eğer mümkün olsaydı bir avuç virüsü elinize alıp mıncıklayıp sonra elinizden döküp elinizi suya tuttuğunuzda bulaş riski sıfırdır. bu virüs o kadar dayanıksızdır ki bir erkeğin hiv pozitif biriyle korunmasız bir şekilde cinsel ilişkiye girmesi durumunda bu hastalığı kapma ihtimali yalnızca yüzde 10'dur. kadınlarda genital bölge daha açık bir yapıda olduğundan bu ihtimal erkeğe göre iki kattan daha yüksek bir hale gelir. deneylerde öpüşme ile herhangi bir şeklinde bulaş olduğu kanıtlanamamıştır. kuru kanda dahi 5-10 dakika arasında ancak aktif kalır. hiv içeren kana elinizle dokunursanız bulaşmaz. üzerinize sıvarsanız bulaşmaz. virüs deriyi geçemez. ya geçerse değil işte, geçemez. açık yaraya damardan çıkan taze kanı ısrarla temas ettirmedikçe bulaşmaz.

    neyse tabii bunu bu şekilde kendime telkin etmek çok uzun bir vaktimi aldı. ama sonunda kendimi yere düşen bir şeyden ya da birisinin değdiği bir eşyadan hiv kapılmayacağına inandırdım. aslında bu noktada okb'nin sona ermesi gerekiyordu. çünkü ana tema buydu. ama öyle olmadı. temizlik takıntısı daha genel bir hal aldı. artık destekli bir nedeni de olmadığından kaldırabileceğim bir şey de yok. sadece pislenmek diye bir olgu var kafamda.

    evet, her okbli gibi benim de en sevdiğim rahatlatıcı çamaşır suyu. sodyum hipoklorit. kısacası klor. klor + canlı = ölü. hızlı bir şekilde dezenfekte eder. 5 litre suya 4 kapak at, bilinen korkutucu tüm tek hücrelileri kısa süreli temasta yok eder. doğrudan kullanırsanız anında yok eder. peki asıl soru şu: gerek var mı?

    deri yapısı gereği doğal bir kalkandır. aynı zamanda üzerindeki asit-baz dengesi her tek hücrelinin yaşamasına izin vermezken deri üzerindeki zararsız bakteriler zararlı bakterilerin üremesine engel olur. şimdi bizi asıl rahatsız eden senaryo şu: elimiz kirli. pis bir şeyle uğraşmışız mesela arabanın lastiğini değiştirmişiz. o sırada telefon çaldı, telefona baktık. cebimize koyduk. işimiz bitti elimizi yıkadık. kafadaki düşünce şu: araba lastiği mikrobik. bu nedenle elimizi yıkıyoruz. o kirle telefonu tuttuk, demek ki telefonu da yıkamamız lazım. arkadaşlar ilk olarak, zor da olsa, el yıkamak temizlikten ziyade kozmetik bir şey. çünkü sabun aslında bir dezenfektan değildir. araç lastiği değiştikten sonra elimizdeki lekeyi su tek başına sökemez. ayrıca tercih edilmeyen lastik kokusu da elden gitmez. bunu çıkartmak için sabun kullanırız. sabun köpüğü ile kir parçacıklarını sökerken içerisindeki parfüm ile de kötü kokuyu giderir. aslında sabun kimyasal değil mekanik bir temizlik yapar. tuvalet sonrası el yıkamak da aynı mantıktır. elde kalan mevcut kiri sökmek (böylelikle mikrop için olası bir konağı yok etmek) ve bulaşan kötü kokuyu bertaraf etmek. dolayısıyla lastik değiştirdikten sonra telefonunuzu ellemek onu bakteri kaynağı yapmaz. canınızı sıkmak gibi olmasın, bakteriler her şeyin üzerinde yaşarlar.

    okb, yalnızca kişinin değiştirebileceği durumlarda aktiftir. bu ne demek? bakteri ve virüsler her yerde derken yalnızca satıhları ve cisimleri kastetmiyorum. soluduğunuz havada inanılmayacak ölçüde mikrop var. üstelik bu bakteri ve virüsler, derinize değil doğrudan mukozal yapıdaki ciğerlerinize giderler. peki bundan korunmanın yolu ne? hadi, çekinmeyin söyleyin. evet evet, doğru: nefes almamak :) ancak böyle bir olasılık çok saçma gelir. çünkü değiştiremezsiniz. havayı temizleyemezsiniz. kapalı alanlarda daha da yoğun bir şekilde mikrop bulunur ama bundan rahatsız olamazsınız. tuvalette sifon çektiğinizde yüzbinlerce virüs havaya kalkar ve siz onları solursunuz ama umrunuzda olmaz. çünkü tuvalete girmeme gibi bir şansınız yoktur. ben doktora dedim ki "iyi de zarar veren virüsleri temastan uzak tutup korunabiliyorum. o kadar büyük bir hastalığa yol açan bir virüs havada yok ki". doktor şöyle cevap verdi: "o senin bildiğin kadarı. bilmediğin o kadar çok bakteri ve virüs var ki... zaten bağışıklık sistemin de bunun için var."

    birisine sarıldınız, elini sıktınız. eve gidene kadar zaten bulaş gerçekleştiyse sizi hasta edecek. bulaş yoksa da zaten panik yapmanıza gerek yok. yani yere kalem düştüğünde alıp cebinize takın. birinin elini sıkın. istediğiniz yerde yemek yiyin. masalara elinizi koyun. biliyorum bana inanıyorsunuz. ama işte o dokunmamak için ayırdıklarınıza şu an dokunmayacaksınız. ben de dokunmuyorum çünkü.

    bu işin birlikte yaşadıklarınız kısmı var ki, o da sizin kafanızda yenmediğiniz düşüncelerin günahı işte. bile bile göre göre işkence ediyoruz. bize yakın insanları keder sahibi yapıyoruz. yardımcı olmaya çalışıyorlar ama yardımları hiç yetmiyor. hep daha fazla özen göstermelerini istiyoruz. bu hastalığı kendiniz için değil, sevdikleriniz için yeneceksiniz. onların sizin üzüntünüzle acı çekmesine izin vermemek için yeneceksiniz. bugün değil, yarın değil ama bir an önce yeneceksiniz. bu başkasının bitirebileceği bir sıkıntı değil. bu bizim bitirebileceğimiz bir sıkıntı. bu işin tedavisi ilaç değil, kararlılık. akıl oyunları filminde nash'in bir anda "buldum, hiç yaşlanmıyorlar" dediği andaki gibi keşfederek yeneceksiniz. bu hastalık "deha hastalığı" olarak da bilinir. dehanızı onu yenmek için kullanın.
68 entry daha