şükela:  tümü | bugün
  • tost makinelerinin ilkeli. kötü tost yaptığı manasına gelmez ama...
  • tost makinesinin statü belirteci sayıldığı bir dönemi de geride bıraktık çok şükür allahıma. o zamanlar kimisinin evinde elektrikli tost makinesi varken, kimisinde de na böyle işte bunlardan vardı. ama naled gelsin ki bizdekinin iç motifi öyle şerit şerit değildi. statü tekrardan bir basamak aşağı indi ve biz besin piramidinin en dibinde, piramit piramit çıkıntıları olan makinemizin bağrına bastık salçalı ekmeklerimizi. evet tostumuz sucuklu değil salçalı, kaşarlı değil köy peynirliydi. ama olsundu, helal parayla alınmıştı, bizimdi.

    altı yaşındaydım, çocuktum, siirt'teydim. güneş dünyamızı ısıtmakla kalmayıp kavuruyordu. yerlere halı sermiyor, hararet yapmasın diye günde iki kere yıkıyorduk. (döşeme dediğin çiniden müteşekkil, neyse konu dağıldı)... haftaiçleri tek gözümüz yumuk vaziyette çayımızı yudumlarken; haftasonları çarşafla gölgelendirdiğimiz balkonumuzda yer sofrasına çörekleniyorduk. zaten rahmetli anamın ruhu şad olsun, masa yüzü görmedik. halbuki, henüz ben doğmamışken, istanbul'a ilk göçtüğümüzde halıdan evvel masa alan bir baba gerçeği vardı evde. ama yok annem inat, hem gelenek hem de sünnet diye diye yerde oturtturdu bizi hep. işte böyle, cumartesi pazar günlerinde, balkonda eciş bücüş oturur, kafamızı dizimize dayar anamın küçük tüp üzerinde yaptığı tostlara diş bilerdik albayım. o tostlar o kadar sert olurdu ki, dişlerimizi sivriltmekten başka çaremiz kalmazıdı. ekmek kalınlığında bir incelme yok, sertleşmeyse maksimum- sade sıcak salça ve erimiş peynir uğrunaydı bunca eza. bi de annem asla ekmeğin dışına yağ sürmezdi alet kirleniyo diye, hepten kaya gibi elmas gibi berk olurdu tostlar.

    4. sınıfta matematik konusunda bir deha muhtar olduğumdan, öğretmen beni kantin kolu yapmıştı. aynı zamanda sınıf başkanıydım, yüküm ağırdı. zil çalar çalmaz kantine koşar, önümde meyve suyu, şokobon, simit saire için uzanan binlerce kolun yarasına merhem olmaya çalışırdım. bir de tost yapardım işte. çocuklar evden ekmek arası getirir, onu bedavadan makinede presslerdik. böyle de mübarek niyetli bir patronum vardı. işte ben o makine karşısında büyülenmiştim adeta. abanmaya gerek kalmadan ekmekler kağıt gibi oluyor, üstüne üstlük iç malzemesi bol olduğundan ağızda enfes bir tat bırakıyordu. çocuklar tostlarıyla mutlu mesut bahçede koştururlarken, kantinin bir köşesinde yevmiyem olan simitimi dişleyip şeftali suyumu içiyordum. mutluydum. ikinci dönem işten çıkarılınca ben de evden getirdiğim ekmek aramı kantindeki dev-presse götürür olmuştum. yanında da meyöz meysu. ananaslısı favorim. anan ananas ağacından düştü çünkü eşşek sıpası.

    tava tostunu da anlatayım mı? anlat demekle olmaz.
  • çok kullanışlı bir ev aletidir. tost , tavuk ızgara, kestane kebap ve daha bir çok seyi * tek bir alettle yapmanız mümkündür *
  • çok güzel mantar yapılabilen tost makinesi.

    sadece mantarları sapları yukarı gelecek şekilde dizip, pişiriyoruz. suyunu bıraktığında tuz serpip afiyetle ağza atıyoruz.
  • akıllara sobalı evi getiren tost makinesi. aslında makine de değil, ızgara. makine olabilmesi için elektronik bir aksamı olması lazım.
  • dökme çelik olanı (dökme alüminyum ya da teflon kaplı olanı değil) istanbul'da bulunmayan nesne. eminönü'nün altını üstüne getirdim yok. kime sorsam sigara kağıdı inceliğinde dandik alüminyumdan olanlarını gösterip "dökme bunlar abi" diye palavra atıyor.
  • an itibariyle kendime tost hazırladığımdır.günümüz tost makinelerinden on kat daha güzel tostlar cıkartıyordur.
  • hala kullanışlı olan tosttan ziyade başka şeyler de yapabilen retro-nostaljik makine. evde bir tane var, eskisi gibi degil, yani kararmış, alt ve üstü bir arada tutacak klips gitmiş ama atılmıyor meret.
  • pazar sabahı voltrana anca yetişip kafayı tv ye sabitlemişken, mutfaktaki annemizin kahverengi kulpundan tutarak tüm evi sucuk kaşar kokularıyla huzura boğmasına vesile olan mukaddes alet.