şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: duşan kovacevic)'in yazdığı yönetmenliğini ise (bkz: nurullah tuncer)'in yaptığı istanbul büyükşehir belediyesi şehir tiyatro'larının yeni bir oyunu.

    çeviren
    bilge emin

    yöneten-sahne tasarımı
    m. nurullah tuncer

    dramaturg
    hatice yurtduru

    kostüm tasarımı
    gamze kuş

    koreografi
    olga pango

    müzik
    ognen anastasovski, murat güreç

    ışık tasarımı
    osman aktan

    efekt tasarımı
    özgür yaşar işler

    yönetmen yardımcıları
    pınar demiral, berfu aydoğan, aslı menaz, kamer karabektaş

    oyuncular
    alp tuğhan taş, aslı nimet altaylar, aslı şahin, ayşe günyüz, berk samur, buğra can ıldırışık, caner çandarlı, cihat faruk sevindik, çağlar ozan aksu, damla cangül, destan batmaz, elyesa çağlar evkaya, gül yıldırım, gün koper, gürol güngör, hakan gümüş, hazal uprak, onur şirin, serap doğan, tankut yıldız

    oyun özeti
    2. dünya savaşında yugoslavya adındaki ülkede büyük bir değişim başlar. 1940 yılından sonra kapalı kapılar ardında yaşanan açlık ve yokluk içinde umudun ve sevginin hikâyesi işlenir.

    savaşın yarattığı güç dengesinde sömürünün ve manipülasyonların yerini sorgularken çok kültürlülüğün yaşandığı bu topraklarda kardeşin kardeşi öldürmesine tanık oluyoruz.

    ayrıca “ocakta bahar” adıyla yazılan oyun, 1995 yılında (bkz: emir kusturica) tarafından undergrand (yeraltı) ismiyle filme de çekilmiştir.
  • bu akşam harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nde prömiyerini yapan tiyatro oyunu.

    bir şey diycem: ben anlamadım bu oyunu *

    yani anladım da, tam olarak özümseyemedim. fakat oyunun muazzam olduğunu söyleyebilirim. çok iyi çalışılmış. danslar, ışık oyunları, sahne/dekor tasarımı, "şiş"li müzik orkestrası falan, çok emek var.

    anlamadığımı düşündüğüm için, ben kendi çapımda anladıklarımı yazacağım. yanlışım varsa, düzeltmek isteyenler referans gösterip yeni gönderi yazabilirler.

    --- spoiler ---
    emir kusturica bu oyunun filmini çekmiş. fakat ben filmini izlemedim. hatta oyun öncesi tanıtım metnini bile okumadım. genelde oyunu izlerken çözümlemeyi tercih ediyorum. heralde bugüne kadar izlediğim tiyatro oyunlarında ikinci defa tam olarak çözümlediğime emin olamadığım oldu.

    bence hikaye -eğer hikayeyi doğru anladıysam- klasik bir iktidar hikayesi. fakat oyunu benim için muazzam kılan anlatım tarzı. çok fazla imge kullanılmış. sahnenin kendisi bile bir anlatı içeriyor. hatta bir değil, bir çok anlatı içeriyor. komple tasarım olarak.

    onun dışında kuşlar, gelinler, ipler, maskeler oldukça imge var. bunların kullanım şekilleri de çok güzel olmuş. (zaten o gelinleri de anlamadım. belki de bir tarafımdan imge uyduruyorum.)

    hikayenin kurgusu da güzel. bence 3 parçaya bölünmüş. ilk parçada, -aşağıdakiler açısından- yukarıda bir savaş (ikinci dünya) olduğunu görüyoruz. ikinci parça yukarıda geçiyor ve aslında savaşın çoktan bittiğini, bir kaç kişinin ortada bir savaş olduğu yalanıyla aşağıdakilerin emeğini sömürdüğünü öğreniyoruz. üçüncü parçada ise yalan kendisini sürdürmeye devam ediyor.

    fakat böyle anlatınca bir büyüsü olmuyor. *büyülü olan kısmı belirtmiş olduğum gibi anlatım tarzında. anlatım şekillerinin detayları da tek tek konuşulabilir, fakat o kadar çok emek var ki, hepsini tek tek yazmaya kalksak sayfalar sürer. zaten oyunu bir kere izlemeyle de, her detayı algılayıp, bir de üstüne hatırlayıp metne aktarmak oldukça zor.

    --- spoiler ---
  • normalde düzenli olarak tiyatroya giden biri değilim, o sebeple analizlerim profesyonel olarak değil gayet sıradan bir izleyici olarak aktaracağım. benim gördüğüm ve beklerken konuştuğum 3-4 kişiden aldığım izlenime göre; bir çok kişi romanı okumuş veya filmini izlemiş gelmiş. ben sıfır bilgi ve birikim ile geldim.
    ilk olarak böyle bir oyunun ülkemizdeki ilk gösterimini izlemek beni çok heyecanlandırdı. daha oyun başlamadan 1 saat önce bekleme salonuna geldim ve beklemeye başladım. zaman geçtikçe ziyaretçi artıyordu fakat 4-5 kişilik bir grup vardı ve her içeri giren onlara selam veriyor, hürmet gösteriyor ve muhabbet ediyordu. tabiiki ortama olan yabancılığımdan dolayı sadece etrafı izledim. sonradan öğrendim ki bu kişiler oyunun yönetmeni,senaristi vs. miş. oyundan önce bekleme salonunda misafirlerle içli dışlı olmaları çok mutlu etti beni.
    oyuna gelirsek; çok fazla çalışılmış ve emek verilmiş bir oyun olduğunu daha ilk dakikalardan anlıyorsunuz. fakat bana konu çok kısa gibi geldi, oyun biterken kendi kendime ''10 dklık konuyu 2 saatte anlattılar ve bundan hiç sıkılmadım'' dedim. sanat gözüyle bakamadığım için kendimce yorum çıkardım; 10 dkyı 2 saatte sıkılmadan anlatıyorlarsa bunda bir sihir var bizi kendilerine bağladılar diye baktım. diğer bir yandan ise; daha fazla konu olsaydı ve oyun biraz daha dallanıp budaklansaydı keşke diye içimden geçmedi değil. oyunun sonunda tüm ekibin tek tek sahneye çağırılması ve alkışlanması büyük bir gurur olsa gerek. sadece oyuncuların değil, arkadaki devasa kadronun da onurlandırılması beni mutlu etti.
    2 ayda bir-3 ayda bir tiyatroya giden birisi olarak, böyle bir oyuna tanıklık etmek beni çok mutlu etti. artık daha fazla oyuna gitmeyi umut ediyorum
  • duşan kovaçeviç'in adını görünce heyecanlandığım ve temsil gününü;bileti aldığım an itibariyle iple çektiğim, devlet tiyatrolarında romeo ve juliet oyununun sahne tasarımcısı nurullah tuncer'in sanat yönetmeni, sahne tasarımcısı ve yönetmeni olduğunu öğrenince heyecanımın iki katına çıktığı 22.11.2018 günü harbiye muhsin ertuğrul sahnesinde izlediğim şehir tiyatroları oyunu. en en en önce söylemeliyim ki her ne kadar oyunun tanıtım kısmında 2 perde olduğu yazsa da oyun tek perde. sahneden başlamak gerekirse nurullah tuncer yine yapmış yapacağını ve hareketli iki katlı dekor kullanmış ve oyunu dinamik hale getirmiş. bir problem var ki oyunu benim gibi ön sıralardan izleyenler için üst kattaki dekoru hiç göremiyorsunuz ve oyuncu sayısı fazla olduğu için hem altta hem üstte oyuncular aynı anda bir şeyler yapınca takip etmekte ve sahneye hakim olmakta zorlanıyorsunuz. sahnede çok fazla imgelem vardı evet bazılarını anlamlıdırabilmek için kitabı okumak lazım sanırım. oyun uzun bir koreografi ile başlıyor ve aynı şekilde uzun bir koreografi ile bitiyor. konu biraz bin dokuz yüz seksen dörtü andırıyor. manipüle edilmiş, yalanla kandırılan insanların birine hayranlığı neticesinde sömürülmesi.oyunun son kısmında "kara" nın hala durumu ayıkmaması kısmı gerçekten komikti. bu oyuna çok emek verilmiş o muhakkak. koreografisinden, oyunculuklara kadar her şey muazzam bir uyumla sizi yaklaşık doksan dakika alıp götürüyor. oyunun sonunda güzel bir lezzet almış olarak ayrılıyorsunuz.
    --- spoiler ---

    oyunda kara ile natalie ye marco'nun "siz yine mi kavga ediyorsunuz" dediği sahneden sonra gelinin sırpça söylediği şarkıyla üçü birlikte dans/halay çektikleri sahneden çok keyif aldım. bana bir an profesyonel oyununda yoldaş luka ile teodor'un dans ettikleri sahneyi hatırlattı.
    --- spoiler ---
  • bugün oyunu ikinci kez izledim. hikaye kafamda daha da netleşti. ilk gönderimde (bkz: #83573486) bahsettiğim gibi doğru anlamışım. ben bir kaç kere daha izlerim bu oyunu. dikkat edilecek çok noktası var. hatta bence filmden haberdar değilseniz en az iki kere izlemenizi tavsiye ederim.

    hikaye çok sağlam. profesyonel oyununa da ruhunu verdiğini düşününce duşan kovaçeviç'i artık izleme listeme alıyorum.

    gözüme takılan bir detayı yazmak istiyorum.

    tabi spoiler bölümünde. izlemediyseniz okumayın.

    --- spoiler ---
    --- spoiler ---
    --- spoiler ---

    bence oyundaki en güzel noktalardan bir tanesi sakallı yaşlı adamdı. çünkü genel toplum kanısında yaşlı insanlara görmüş geçirmiş, bilge gözüyle bakılır. bir şey diyecek galiba, bir şey çıkacak bu yaşlı adamdan diyorsun. tek söylediği şey: "kardeş kardeşi öldürmedikçe savaş başlamaz." ve bir şey olduğu da yok, marko, natalie ve kara bunları uyutmaya devam ediyor. oldukça kabul gören bir miti yıkmış. zaman yalnızca armutları olgunlaştırır.

    bir başka dikkatimi çeken karakter ise zaman zaman "öldürün beni" diye çıldıran karakter. bu da bence sağlam bir tespit. yaşadığı hayatta nerede durduğunu bilmemekten kaynaklı, içten içe bir memnuniyetsizlik halinin dışa vurumu. burada ekşide varoluşsal sancı diye ağlayan çoğu arkadaşın içinde bulunduğu ruh hali.

    --- spoiler ---
    --- spoiler ---
    --- spoiler ---
  • dün harbiye’de akşam gösteriminde salonun yarısı salonu terk etti. yan oyuncular ne kadar başarılı ise başroller o kadar sönük kaldı. konuyu aksettiremediler.
  • seneler önce izleyip çok sevdiğim emir kusturica'nın underground filminin oyunlaştırılmış hali. film absürt ve sembolizm dolu, bunu tiyatroda anlatabilmek oldukça zor olmuş olsa gerek diye düşünmüştüm, zaten de anlaşılmayan kısımlar vardı. filmi çok önceden izlemiş olduğum için benim de anlamlandırmakta zorlandığım şeyler oldu. filmi izlemeyenler veya oyun metnini okumamış olanlar daha da zorlanmıştır herhalde. dekor, kostüm, ses, ışık ve yorumlayabildiğim kadarıyla sembollerin kullanımı mükemmeldi. filme göre oyun biraz karamsar geldi bana, filmdeki goran bregoviç müzikleri ile edilen danslar yerine modern dansa ağırlık verilmiş oyunda. oyuncuların performansı ve birbirleri ile uyumu oldukça iyiydi. hem filmi hem de oyunu izleyiniz.
  • şehir tiyatrolarında izlediğim en kötü oyuncu performanslarına sahip oyun.
    zaten yeteri kadar ağır bir konuyu işlemesinin yanında oyuncuların seyirciyi oyunun içine çekememesi oyunu tam anlamıyla sıkıcı bitse de gitsek bir havaya soktu,salonun yarısı uyudu desem yalan söylemiş olmam herhalde.
    ilk defa bir tiyatro oyununda ara olsa da çıksam dedim onda da şansıma tek perdeydi.

    --- spoiler ---

    oyunla ilgili söyleyebileceğim tek olumlu şey ise sonunda çalan çav bella.
    --- spoiler ---
  • dün akşam ümraniye sahnesinde izleyip çok beğendiğim bir oyun oldu. dekor ve oyunculuklar çok başarılıydı. yugoslavya ya biraz da olsa ilginiz varsa kaçırmayın.
  • bu akşam ümraniye sahnesi'nde izleyip çok beğendiğimiz oyun. bu defa beğenmek benim için ayrıca önemliydi zira kendim iyi de olsa kötü de olsa fark etmeksizin her oyuna giderim ama bu sefer erkek arkadaşımla gidecektik ve beğenmezse söylenecekti ve öfff inşallah beğeniriz diyerek gitmiştim. gerçekten de beğendik hatta erkek arkadaşım benden daha çok beğenerek izlemiş bile olabilir ki kendimi tiyatrosever addederim. daha önce emir kusturica'nın filmini izlmemiştim ve burada yorumları görünce sıkılacağımızdan endişelenmiştim ama konusu da oyunculukları da gayet güzeldi. ayrıca tek perdelik çok da uzun olmayan bir oyundu, yani ne öyle uyunacak kadar uzundu ne de sıkıcıydı. önyargılarımın tam tersi çıktı.