şükela:  tümü | bugün
  • aslında bunun çok önemli bir nedeni var ve yıllardır kimse dile getirmiyor. yine iş başa düştü, ben ifade etmeye çalışayım ve milyonlarca insanın yüreğine fuse tea serpeyim. bu benim başıma da geldi esasen. şimdi... mesela sen kanepede yatıyorsun fakat uyumuyorsun, gözlerin kapalı sadece. o sırada biri odaya giriyor ve senin gözlerinin kapalı olduğunu görüp hemen yapıştırıyor: "aa yavrum uyumuş, ses etmeyin ses etmeyin uyumuş.. ay yoruldu tabii." evet bu cümleleri her insan evladı duymuştur. şimdi bu cümleleri duyduktan sonra biz nasıl diyelim "hayır lan ben uyumuyorum, bi' yanlışlık var." diye? diyemeyiz. neden diyemeyiz? çünkü o ortamın güzelliğini bozmak istemeyiz. bırakalım öyle sansınlar bakalım n'olcak diye sonuna kadar takılırız bu yalanın peşine. baktık ki yalan bozulacak, seslerden rahatsız olduğumuzu ifade edecek şekilde kıçımızı diğer tarafa dönüp şöyle 3 saniyelik bir esneme hareketi yaparak sağ gözümüzü yarımca açıp "ımmh..." diyerek halıya anlamsız bakışlar atarız. yani bunun seni beni yok. bu hareketi kaşgarlı mahmut da yapmıştır, gabriel batistuta da yapmıştır. bu hareketin dini dili ırkı yok arkadaşlar.
  • yav arkadaş herkes anlatmış işte böyle minnoş, şöyle tatlış bir şey, odaya giren insanların size karşı tutumlarını gördükçe insan mayıştıkça mayışıyor falan. eyvallah bazen cidden öyle güzel şeyler de oluyor hayatta. annen, sevgilin üstünü örtüyor v.s. ancak bazen uyumuş taklidi yapmak o kadar da güzel olmuyor odada konuşulanları duyunca.

    üniversite bitmiş, profesyonel işsizlik döneminde hala üniversite okuduğum şehirde sürtüyorum. yetmemiş özel hayatıma da gangbang yapmışlar, saç-sakal birbirine karışmış takılıyorum. sonra bir gün annem haber verdi "yarın bayram babaannenlere gidiyoruz, gel sen de" diye. kadın biliyor çünkü bırak bayramı "hangi yıldayız" diye sorsalar 6-7 saniye düşünürüm.

    gittim babaannemlere. akraba ortamlarından zaten tiksiniyorum bir de üstüne okul bitmiş ben işsiz, güçsüz halil sezai gibi takılıyorum ortada. tabi sürekli birbirini dürterek dedikodu yapan akrabaların da dikkatini çekiyor bu.

    yine sabaha kadar televizyon izlemişim sonra da sızmışım televizyon karşısında. bizimkiler de "kalk yatağına yat" dememiş sabah bana. ısırırım falan diye mi korktular bilmiyorum artık. sabah 9 civarı rüyasında görmüş gibi babamın dedikodu ordinaryusu teyzesi geldi. babaannemle ikisi salona geçtiler. ben duydum bunları ama "hoşgeldin" demek bile zulüm geldiği için uyuyormuş gibi davranmaya devam ettim. bu gossip teyze yan koltuğunda yatan 100 kiloluk orman kaçkınını görünce dayanamadı tabi. babaannemle kısık sesle, duymayacağımı düşünerek muhabbete girdiler.

    - bu ahmet'in oğlu mu?
    + evet.
    - üniversiteyi bitirdi dimi bu?
    + bitirdi bitirdi 1 sene oldu.
    - giremedi dimi bir işe daha?
    + yok arıyor daha.
    - yazık bak ne hale gelmiş. saç sakal berduş gibi olmuş. pek çalışmayı sevmiyo herhalde baksana insan 1 senede iş bulamaz mı canım?

    dinledikçe doluyorum, doldukça dudaklarımı ısırıyorum ben bunları. son cümleyi duydum ya aha dedim şimdi babaannem torununu savunacak, "sanane be kadın çocuktan dış kapının dış mandalısın sen" diyecek, lafı geçirecek orospuya, sonra da ben kalkıp nasıl koydu işareti yapıcam kadına diye bekliyorum sözde uykumda. fakat...

    + o biraz öyle. bulamadı iş. yatar böyle öğlene kadar. pek konuşmaz. kimse de ilişmiyor işte yazık. bakalım ne zaman işe girecek zor bu gidişle tabi ama, yatsın bakalım.
    - cık cık cık.

    vay ben ne edeyim? o yattığım çekyat tabutum olaydı da bunları duymayaydım! kendi öz babaannem "sanane benim torunumdan lan salak karı" demesi gerekirken gömdü de gömdü beni dedikoducu nemrut teyzeyle beraber yerin en dibine. bildiğin evin düşkünü, müptezeli olmuşum lan. herkes bıçak çekerim falan diye konuşmuyor, yemeğimi, suyumu veriyormuş bana. köprü altından alıp getirmişler de sanki sevabına yatak vermişler gibi. gelen giden misafirler küçük çocuklarına uzaktan beni işaret edip "bak görüyon mu abiyi derslerine çalışmazsan böyle olursun" diyerek beni gösteriyorlarmış ve benim babaannem bu muameleyi bana yapmaktan hiç çekinmedi.

    kalkamadım yerimden bir yarım saat daha. sonra eniştem gelip ayağıyla dürttü "kalk hadi" diye. demem o ki gençler bazıları için o kadar da minnoş, sevgi pıtırcığı hikayeler çıkmıyor bu taklitlerden. sonra ben de bir sinirle kalktım "ben dönüyorum izmir'e yaeee istenmediğim yerde durmam ben lan!" diyerek ama mutfağa bir baktım ki kavurma yapmışlar halam konuşmadan gözüyle işaret etti kavurma tabağını, ben de oturdum yedim. gitmedim, gidemedim...

    olm çok güzel oluyo kavurma yaa.
  • (bkz: dost düşman seçmek)

    anneannemim "uyuyor musun dost düşman mı seçiyorsun ?" sorusuyla açığa kavuşturmaya çalıştığı durumdur.
  • bir nevi görünmezlik simülasyonu.
  • koltukta uzanırken annemle babam girdi salona. 'ne güzel uyuyor, bebekliğinde de böyle uyurdu..'ları duydukça mayışıyor mayıştıkça daha iyi taklit yapıyorum. ne güzel seviyorlar beni..diye aklımdan geçirirken tam bahçedeki köpekten bahsettiklerini anlıyorum. küçücüğüm be. üzülüyorum.

    gözlerinin önünde uyuyorum ve onlar toni'yi seviyor, vicdansızlar.
  • bundan 15 sene önce haftasonları belki dershane için uyandırmayı unuturlar ya da insafa gelir de uyandırmazlar diye yaptığım şey. yazık oldu çocukluğumuza. hep uyandırdılar. daha çocukken o dershane yolunda müthiş bir haksızlık olduğunu düşünürdüm bunun.
  • zil çalınca kapıya bakmayan. telefon çalınca evde yok de yok de diyen. sorarsa hastaydı dersin diyen kişi sanırım bu.
  • hemen hemen herkes yapar gelen kişi kafa sikip uyku kaçırmasın diye yapılır ama eğer sırıtırsanız sıçarsınız.
  • çok istekte bulunan yeğenime karşı yapıyorum. her teyze diye bağırdığında uyumuş taklidi yapıyorum. ayakta bile yaptığım olmuştur. allahtan inanıyor bebe.