şükela:  tümü | bugün
  • burda rusca konusulur. rusya'dan ayrildigi zaman rus abiler ülkeyi asimile etmek amaciyla bu sehri bosaltip ruslarla doldurmustur. secimlerde de rusya'ci olan devlet baskanina tek oy veren sehir burasi olmustur. burdaki 10 insandan 3ü rus, 2si ukraynali, 1i moldovan, 1i tatar, biri azerbayjan, biri bulgar digeri de cingenedir. cingene derken büyük bir cogunlugu kapliyoruz cünkü odessa'da parasi olan, ticaret yapan esmer tenliyi genelde cingene zannediyorlar.
    özellikle odessa'nin güneyinde -liman degil de denize girilebilen yani- hayat cok ilginctir. eger denize yakin bir yerde dükkaniniz varsa, -benim var ordan biliyorum- bu sehre ayak bastiginiz ilk gün sasirip kalacaginizi temin ederim. odessa'da süper mini etegi olmayan, poposunun loblarini göstermeyen sortu bulunmayan köylü-sehirli kesinlikle hicbir kadin yoktur. öyle ki, üretimini türkiye'de yapan ve bir türk markasi olan jeans markalari bile etekleri türkiye'de satamadiklarindan ukrayna ve rusya'ya satar.
    buranin kadinlari söylemeye gerek var mi bilmem ama dünyanin en güzel kadinlari sayilabilirler. dünyada herkesin bir ikizi vardir efsanesine katilirsak, ben burda oldy pornosundaki seks ögretmeni lezbiyen ablanin ikizini, annemin kuzeni asuman ablanin ikizini, cameron diaz ve halle berry'nin ikizine burda rastladim.
    dünyanin en güzel kadinlarinin yani sira, dünyanin en güzel bebeklerinin de burada dogduklarini söylemek gerek. nesilleri tükeniyor diye yapilan "üreyin, her cocuk basina 2bin dolar bayilacaz" duyurusundan sonra her 10 kadindan 6si cocuk sahibi olmus, kalan dördü de hamile. cocugu olmayan kadin sayisi odessa'da cok azdir. yalniz su bir gercek, bu kadinlar bir cocuk dogurunca götü basi dagitiyor. göbekleri patliyor ya da götleri büyüyor. fakat hala tas gibi olan anneler ise bir türkün görebilecegi en ilginc manzaralara imzasini atiyor. sahsen ben, süper mini etekli, dantelli bluzunun altindan secilen gögüsleri, göbegindeki piirsink, göt catalindaki dev dövmeyle yaninda gezdirdigi 4 yasindaki oglu olan kadini gördügümde kücük dilimi yutmustum. tabii daha sonra bu manzaralara 15 dakikada bir rastlayinca insan türk de olsa alisiyor. ha bir de bebeklerle ilgili paragrafima, bebeklerin kesinlikle aglamayan, etraftaki ablalarin teyzelerin krassiiva krassiva malçik deyislerine kahkahalar basan mükemmel bebekler oldugunu eklemeyi unutmayayim.
    odessa, maalesef üretimi olmayan, bu nedenle ilk sirada yahudilerin sonra da türklerin yiyip bitirdigi bir sehir olmustur. bu sehirde kullanilan yarabandi bile türkiye'den gelmistir. babam da sehrin -ülkenin- üretim acigindan yararlanip -hortum, bidon, plastik- parayi vuranlardan olmustur.
    odessa halki asiri ayyastir. bu adamlar dügün, cenaze, bayram, seyran, sabah, aksam her dakika her gün icerler. erkek nüfusunun yarisi da herhalde denizcidir. konustugum her erkek denizci ciktigi gibi, bu dünyanin yarisini gezmis adamlarin alkolik olup ac ve acikta kalmalari da bu sehrin kötü yanlarindandir.
    odessa'nin sehir yapilasmasi türkiye'ye göre cok gariptir. dev yapisik bloklardan olusan evler, komunizmden kalma paylastirmayla hala sahiplerindedir. bu büyük bloklar sayesinde hala sehir yemyesildir ve bizdeki gibi hadi surasi bos buraya bi bina dikelim olayi yoktur. büyük ev, odessa'da pek yoktur. evler genellikle minik, insan sayisina göre planlanmis yeterli evlerdir. bizdeki gibi at kosturulan ev cazibesi henüz bu sehirde yer bulamamistir.
    bu sehirde dudak ucuklatacak bir dondurma kültürü vardir. et reyonu büyüklügünde dondurma reyonlari süpermarketlerde yerlerini almislardir. 1 kiloluk dondurma 3-4 grivnadan baslar en fazla 10 grivna'ya kadar cikar. tadi da bizim süt kokan kartdora, götümüze kol gibi giren diger üc bes dondurma markasina bin basar. ayrica peynir kültürleri de cok gelismistir bunlarin. ucuz ucuz cesit cesit mükemmel peynirleri vardir bunlarin. ha bu arada kilosu 7 grivnadan(2 milyon yüzbin) cekirdek ici satiliyor bu sehirde. bu bok püsür paragrafimda da, bu sehirde kaliteli tuvalet kagidi olmadigini yazmaliyim. ucuz restoranlarda verilen pembe kagitlardan bile daha kalitesiz burdaki tuvalet kagitlari. götümü zimparaliyorum gibi hissediyorum her defasinda, igrenc. yıllar sonra bir ekleme daha yapacağım. buraya gidenler mutlaka ama mutlaka asitli ananas suyu ve bigbon marka lapşa yemeliler. yemezlerse ölsünler bence.
    ukrayna televizyonlari gayet igrenctir. dublaj konusunda isin bokunu cikarmislardir. neysinil cografi'deki gibi adam ingilizce konusurken üstünden bir ukraynali -evet bir ukraynali- mal gibi dublajini yapar. kadin karakteri de ayni kisi seslendirdigi gibi, efekt falan yoktur bu dublajlarda. kadin sasiriyordur ama bizim dallama dublör mal gibi okumaya devam ediyordur. fakar rus televizyonlarinda insanlar biraz daha kendilerini gelistirmis, en azindan kadini kadin, erkegi erkek seslendirmeye baslamistir. en sagliklisi türkiye'den bi dijitürk paketi alip onu izleyin, biz öyle yapiyoruz.
    bu sehirde internet cafe pek az. ya ben hic rastlayamadim ya da hicbir yer görmedim bilemiyorum fakat yok anacim yok. varsa da saati 6 grivna oldugu gelen duyumlarim arasinda. adsl hizmeti bu sehirde de var ama baglanti ücreti 500 dolar, her ay da 100 dolar aliyorlar 256 k baglanti icin. ulan sizin ülkenizde aylik 500 dolar kazanan kac adam var da sanki 2mbit baglanti veriyormussunuz gibi böyle fahis ücretler istiyorsunuz demek ister bu dimag fakat adam bulamaz.
    bu ülkede ve bu sehirde seks cok dogal bir vakadir. bekaret yasi zannedersem 11 ila 13 arasinda degisir. sokaklarda öpüsenler, yürürken yanindaki kadinin poposundan tutan erkekler falan gayet dogaldir. özellikle odessa-türkiye arasi gemi yolculuklarinda kamaranizin her iki tarafindan ciglik sesleri yükselecektir, bosverin.
    buranin kadinlari kiyafetin hakkini veren en özel insanlardir. öyle dantelli bluzun icinden siyah tisört giymek falan burda racona uymaz. dantelliyi aliyorsan memelerini göstereceksindir, o kadar. bizim uzun tisört olarak giydigimiz, aslinda elbise olan minicik kiyafetlerin hakki bu sehirde verilir. ülkeye döndügünüzde herkesin arkasindan baktigi sadece mini etekli bayan, sizin dikkatinizi bile cekmeyecektir. ayrica bu sehirde carpik bacakli tek insan göremedim ben.
    ülkede rüsvet almis basini gitmistir. ukrayna pasaportu 2000dolar, ehliyet 200 dolardir. her sey avantadir. polis olmak cok pahalidir. devlet memuru olmak zengin olmakla birdir. emekli maaslari cok azdir -100 dolar bile degil- bu nedenle yasli genc herkes calisir. 70 yasindaki kadinlar bile bakimlidir, kendini birakmak diye bir sey yoktur. 150 kiloluk kadinlar dahi mini etekten vazgecmez. utanmak, ayip diye bir sey kesinlikle yoktur.
    hergün kiyafet degistirmek suctur, en azindan 5gün ayni kiyafeti giyiyor bu sehrin insanlari. göbegini kapatmak suctur, uzun tisört bile giydiysen katlayip acmak zorundasin. ha bir de ic camasiri giymek de suctur -ahaha-.
    odessalilar köpegi cok sever. her insan evinde en azindan bir köpek besler. sokaklar köpek doludur ve o köpekleri kovalamak suc sayilir. bu arada en az halki kadar köpekleri de azgin. koca koca köpekler minnacik köpekleri beceriyor, gördüm.
    eklemeyi unuttum, ülkenin kadin basbakanini -simdi devrildi- görenler icin söylüyorum, evet o kadinin o beyaz elbisesinden baska hicbir elbisesi yok. evet o saci da balmumuyla yapilmis herhalde bozdugunu alem görmedi henüz
  • türk erkekleri ortada timsah gibi gezip kızlara yazarken, bir türk kadını olarak türkçe konuşup onları huzursuz ettiğim yer. ayrıca karısından gizli gelmiş tanıdığımı gördüğüm şehir.
  • gezilecek yerler arasından bende odessa'yı çıkarttım, 7 gün kaldım, bugün geri döndüm, neler yaşadık, neler iyi, neler kötü biraz bahsedeyim.

    öncelikle eğer gezmek için gidiyorsanız, bir iki mekan gezeyim, bileyim diyorsanız 2 gün gayet yeterli bir süre, ama bir erkek size vay şöyle vay böle, şunla yattım bunla kalktım diyorsa kesinlikle buna inanarak gitmeyin, ya parası ile sex yapmıştır ya da sıkışın kralını yapıyordur, orda yaşamadığınız sürece böyle bir şey yok yekten söyleyeyim ve devamını da anlatacağım.

    eğer bir türk kızı olarak gezmeye gidiyorsanız, gitmeyin!, ya bütün öz güveninizi kaybedersiniz, ya da geri dönünce allah'ım beni nasıl yarattın sen diye söylenip intihar edersiniz, çünkü türkiye'de 1 yılda görebileceğiniz güzel kızları, sadece bir gecede görürsünüz ve gördüklerinizin her biri öyle ortalama güzellikte değil, baya bildiğiniz top-model kıvamında olur, hemen hemen şehrin %80 afet, %10 gayet güzel, %5 idare eder, kalan %5 de ortalama, o yüzden büyük sözü dinleyin kızlar, gitmeyin...

    gelelim erkeklere, 2. günden itibaren bir türk olduğum için yemin ediyorum inanılmaz utandım. cebine parasını koyan, eline ayağına yüzüne bakmadan, dünyayı ben yarattım öz güveni ile sokaklarda gezen türkleri gördükçe, ve hele hele bütün bir şehre kerhane muamelesi yapan türkleri gördükçe utandım, affedersiniz ama şehrin anasını bellemişsiniz, ondan sonrada vay niye hiç bir ülke türkleri sevmiyor oluyor, sevmezler tabi lan.. gittiğiniz her yeri bok ediyorsunuz, sokakta oturan kızlara cüzdanını göstererek yaklaşan mı ararsın, yekten telefonunu uzatıp numarasını isteyen mi ararsın, ne kadar pislik, itici davranış varsa hepsi bizim türklerde, kızlar türklerden o kadar bezmiş ki, o kadar nefret etmeye başlamışlar ki anlatamam, o derece ki, biz 3 kişiydik ve tanıştığımız tek bir kız bile türk olduğumuza inanmadı, öyle bir ön yargı edinmişler ki, yok ya siz türk olamazsınız, sizin gibi türk görmedik biz hiç diyip durdular ki, 7 günde toplam 26 tane kızla tanıştık, hepsiyle gayet oturduk şahane sohbetler ettik ve hepsinin tepkisi bu şekildeydi. halbuki insanları o kadar temiz ve iyi niyetli o kadar yardım severler ki anlatamam (taksiciler hariç), nereye girdiysek, kime ne sorduysak yardım etmek için ellerinden geleni yaptılar, tanıştığımız kızların çoğu ile de böyle tanıştık, yaklaştık, merhaba, burada yeniyiz, bir yer bilmiyoruz, şurayı arıyoruz, yardımcı olur musunuz dediğimiz her kız yardım etti, sohbetimizi muhabbetimizi görünce gitmedi, sevdi, davet ettik oturduk yedik içtik, ve tek bir kız bile bize hesap sokmaya ya da paramızı yemeye çalışmadı, kimi bir yere davet ettiysek geldi çay içti kahve içti, hepsiyle numaralarımızı alıp verdik, facebookdan şuradan buradan ekledik, oradan da kendimize arkadaşlar edindik, ben hayatım boyunca bu kadar sıcak kanlı insanlar görmedim, hele ki bu kızların top-model kıvamında olduklarını görünce daha da şaşırıyorsun, çünkü o güzellikteki bir kıza (öyle bir güzellikte bir türk kızı yokta neyse..) sokakta merhaba desen, ya ağız büker ya siktir git der, ama orda tanıştıklarımız geldi oturdu sohbet etti, kime merhaba desen sohbet muhabbet başlıyor, inanılmaz şahane bir şey belki bunda bizim giyimimizin, elimizin ayağımızın çok düzgün olmasının da payı olabilir zira çoğu baya hoşlandığını moşlandığınıda söyledi onun da altını çizeyim ama bu konulara girmiyorum. ve oraya gidip gelen biri size, ya bunlar hiç ingilizce bilmiyor diyorsa, kusura bakmayın da, bu, bunu diyenin öküzlüğü çünkü kızlar o kadar daralmış ki, direk tipe bakıp ne bok olduğunuzu anlayıp ingilizce bilmiyoruz diyor ama biz o kadar insanla tanıştık, hiç dert yaşamadık, tamam süper değil ingilizceleri ama gayet iletişim kurup, muhabbet edip, espri yapıp hoş bir ortam yaşıyorsun, ama rusça olsa tabii ki +20 katkısı olur o başka. ve bu ukrayna'da kadın muhabbetini burada bitiriyorum, zira harbiden o görüntüler aklıma geldikçe sinirden çıldırıyorum, türk olmama rağmen, gittiği her yeri boka çeviren bu türk insanını bir kaşık suda boğasım geliyor, hatta eminim, türk kızlarımızın bu kadar nazlı kaprisli, sokakta dünyayı sikine takmayış sebebi, bir merhaba dediğinizde, siktir git demesinin sebebi de sizsiniz, şimdi daha iyi anlıyorum, halbuki bizim türk kızlarımızın güzelide güzel, dünya tatlısı ama siz bok ediyorsunuz işte,

    gidenlere bir başka tavsiyem de, eğer evde filan kalacaksanız, bir markete girin bol bol et alın, zira kilosu 8tl ve ben bu kadar lezzetli bir et yemedim, ne eti olduğundan şüphe ediyorsanız ve rusça'nızda yoksa, üzerinde halal yazan etleri arayın, emin olun, yediğinizde bana teşekkür edeceksiniz bu tüyo için. bir diyer tavsiyem de, sakın ola yoldan taksi çevirip binmeyin, kenarda bekleyene gidip binmeyin, yol sormayın, götür demeyin, 10 grivnilik yolu 150 grivniye götürürler, onun yerine iki tercihiniz var, ya ortalama sınıf ve altındaki arabaları yol kenarında çevireceksiniz (biz hep öyle yaptık) sizi gayet uygun fiyata götürürler istediğiniz yere (herkes bu işi ek gelir olarak yapıyor emin olun), ya bir yerlerde mahsur kaldıysanız, bir dükkana girip yardım isteyin, gideceğiniz yeri tarif edin, onlar sizin için bir taksi çağırıp, doğru rakamla gitmenize yardımcı oluyor (iki kerede bunu yaptık)

    yazılacak çok şey olmasına rağmen, burada sınırlandırıyorum ve tekrar ve tekrar, sex için ukrayna'ya giden bütün türklere ana avrat küfür ediyorum, bok ettiğiniz her yer için lanet ediyorum, allah belanızı versin diyerek, noktalıyorum.
  • yata kalka, geze toza, ice ice, ve tamamen beles olarak 2. gunumu gecirmekte oldugum guzel sehir. yalniz kizlariyla ilgili bir sey soylemek istiyorum, buradakiler de beni arkadas olarak gordugune gore sorun turk kizlarinda degil tamamiyle bendeymis.
  • gecen mart ayi, bu sehirde kraft mi? shaft mi adini hatirlayamadigim ama rusca anlaminin "dolab" oldugunu bildigim bir mekanda canli muzik esliginde guzel bir bira iciyorum. ıceride sigara icilmiyormus, sasirdim. disari ciktim. bu canli muzik yapan 3 genc disari cikti. yanima yanasti biri ates istedikten sonra ingilizce nerelesin dedi. ıstanbul turkiye dedim. oo harika sehir dedikten sonra yaptigimiz muzigi begendin mi diye sordu. evet dedim. ıste muzikten, sevdigimiz filmlerden bahsediyoruz grupla ayak ustu. ukrayna'da boyle entel tipler bulmak zor. cocuk ukrayna'li degil, turk olsa kesin eksi yazari olurdu. oyle bir imaji var. kievliymis bunlar, minibusleri var onla gelmisler. davet ettiler biramiz var arabada icelim dediler. ne birasi ya, o mekanin biraz arkasinda buyuk bi market var. gittim viski aldim. zaten sudan ucuz. sasirdilar. durumlari memleketce kotu oldugu icin kendilerine boyle jestler yapilinca sasiriyorlar. ıstanbul'da olsak almam zaten, onemli degil burada ucuz dedim. kafam beton olunca dedim siz ukrayna'lilar biz turklerin neden sevmiyorsunuz? hayir dedi ateslendi. niye sevmeyelim. ben bazen turk oldugumu soylemeye cekiniyorum biliyor musun dedim. hayir gercekten seviyoruz dedi sarildi bana. konser sonrasi oldugu icin herhalde pis pis ter kokuyordu. sonra bazi turklerin eglence mekanlarinda yaptiklari seylerden bahsederken durdu bana bakti. dedim bu beni opecek herhalde. sen dedi, boyle ol, icten ol, buraya gercekten eglenmeye gel insanlar senin nereli oldugunu umursamaz. sen de bizden birisin dedi. gulusler, oleyler havada uctu. hadi dediler kiev'e gidiyoruz. hayir dedim ben gelemem arkadaslar. ayrildik. vedalastik. parami corabima soktuktan sonra gecenin 5'i eve dogru yurururken sunu dustum; aslinda bu ukraynalilar turkleri sevmiyor degil, kisiyi sevmiyorlar. amerikalida olsa, fransiz'da olsa onlara kotu davranan insani sevmiyor, memleketini degil.

    bir de burada yasayan ve ogrenci olan bazi tripleri var. bunlardan benim en sinir bozucu olarak buldugum "gelmeyin lan" tribi. bunu ben orada bi kac turkten de duydum, eglence yerlerinde yedigim turk omuzlarindan da anladim. kardesim size o memleketin tapusunu mu verdiler? orasi senin ulken degil? seni orada sallayan yok? her gun dersine giren hocanin da salladigi yok. okulun bitince tipis tipis buraya donecen, baban alacak ucak biletini hopp "damsiz almiyoruz be kardesim" temali ulkeye hosgeldin. birak kekoda olsa gelsin adam eglensin. o memleketi o halde getirinler utansin sen degil. veya o keko burada yapamadigi rezillikleri orada yaparken utansin. sen gul gec. zaten ulkenin civisi cikmis, bakma sen onlarin " bize fahise gozuyle bakmayin lutfen yhaa" triplerine. en gozde meslek lan ukrayna'da bu. keko gider paladiuma'a, gider morgan'a bi haltlar yer, turkun adini kotuler eyvallah. ama sen yarin oraya gittiginde turk kimliginle, kendi kisisel kimliginde git. kendini tanit, o kizlara iyi davran, her tanistiginda biraz belini buk elini op zaten turk olmana bakmiyor artik.

    onun disinda guzel sehir mi? evet. yasanir mi? siksen yasanmaz. 2000 dolara adam oldurenler, 500 dolara sevmedigin kisiyi sinir disi ettirtmeler, devlet mevlet yok. sokaklarda devriye polis yok. hasta olsam doktora gitmem orada mesela. guvensiz bir sehir. tehlike bakimindan degil, ama bi guvensizlik hakim. nasil anlatayim bilemedim. bi kavram yok yani sehirde. ulkeyi birakmislar kendi haline, oyle devam ediyor gibi sanki.

    kizlarina gelirsek, dedigim gibi iyi yaklasirsan aliyorlar seni. sen alamazsin onlari zaten, onlar seni aliyor. 10 gun kaldim ben burada, 3 gunu zorunluydu, diger 7 gunu ise keyfimeydi. 3 kizla tanistim ama bunlar tabi google'a ukrayna kizlari yazinca ilk one dokulenler gibi degildi. ama tabi buraya gore oldukca guzeller. guzelliklerinin disinda cana yakinlar, sicaklar ve plansiz muhabbet ediyolar. otururken pat diye aklindakini soyler mesela, bizimkiler gibi plan yapip 2 adim sonrasini dusunmez. ılk gece iliskiye girmek zor. cok sarhos olmasi lazim, onun da mekandan bize dusme ihtimali yuzde 20 falan. ama benim, buyuk ihtimalle gidenlerinde karsilacagi bir olay geldi basima. ki en buyuk pismanligim budur. burada yo clup diye bir yer var. evde canim sikildi grey goose(evet orada bile en pahali bu amk. el yakar namussuz) ictikten sonra beton bir halde dolasirken bu yo club'a denk geldim. 150 grivnayi verdim girdim. millet dans ediyor, turkler yine barda duran hatunlara yaziyor, aralarindan gectim. bara egildim bira istedim iciyorum bir yandan bizim turklerin kizlara yazis seklime bakip guluyorum(gulmek gerek sadece. sinirlenmeye gerek yok) kizin biri gelip rusca bisiler soyledi. dedim uzgunum ben rusca bilmiyorum. ıngilizce olarak merhaba, nerelisin dedi. turkiye istanbul dedim. el sikismalar ve isimlerimizi verdikten sonra yalniz misin dedi. sapmisim gibi gorunmemek icin arkadasi bekliyorum dedim. bu arada kizi tarif etmek gerekirse guzeldi. google gorsellerdeki kadar degildi ama sahiden guzeldi lan. neyse, istersen bizim masamiz var 3 arkadasiz orada bekle isterseniz bizi katilirsiniz dedi. masalarina baktim anani avradini hepsi guzel. bardaki kizlara asilan turklere baktim, birama baktim ve tesekkur edip ben boyle iyiyim dedim. kiz da peki dedi gitti. ukrayna'da soyle bir durum var. guvenemiyorsunuz ama ertesi gun "ya" pismanligini yasiyorsun. simdi ben onlarin masasina otursam ve kizlar hayatlarinda daha once icmedikleri ickileri sirf ben orada oldugum icin soylese, daha sonrasinda da iyi aksamlar deyip gitse. onemli olan eve atmak degil, samimi davranmasi. ama bilemiyorsun iste. belki kiz gercekten tanismak istedi ama orada da tanisabilirdik, yoksa tanisamaz miydik lan? simdi bile sabah sabah kafami kurcaladi bak. namuzssuz kiz cok hostu ya etkilemisti beni.

    neyse, siz bakmayin bu oranin tapulularina. gidin eglenin emin olun cok guzel gecer. guzel sehir. ama herkese guvenmeyin... ya da guvenin lan? guvendiginizde abuk sabuk icicekler ile hesabi sisirmezlerse, o gozlerindeki samimiligi gorurseniz bana yazin eylul ayinda orada olacagim bu sefer soz ben de guvenecegim amk.

    * hee bu arada karsi cins ile hic yakinligim olmadi, samimi insanlarla tanismadigim zannedilmesin o da oldu. bizimde kendimize gore bi gizli silahimiz var. ama soylemem.
  • yaklaşık iki haftadır ikamet ettiğim ve kısmetse bir on iki ay daha ikamet edeceğim şehir; kırım hanlarının hacıbey'i, osmanlıların hocabey'i. serdeki tatarlıktan olsa gerek, fazlaca güçlü olan teritoryal içgüdüm burada nakavt oluverdi. oldukça mutlu yaşıyorum.

    kent belli ki çok güzel ama akıl almaz derecede bakımsız kalmış. göz yaşartan güzellikte rokoko ve neo-klasik binalar resmen çürüyor. gerçi bir restorasyon ve centrifikasyon* faaliyeti var ama yavaş ilerliyor. şehir planı hayranlık verici bir düzgünlükte, kaybolmak imkansız. rasyonalizmin anıtı gibi adeta. merkezde büyük katerina meydanı* ve katerina caddesi* yer almakta. deribasov caddesi* ise gün boyu yaşamın aktığı ana arter. 1791 yılında rus imparatorluğu o zamana dek hocabey olarak bilinegelen bu şehri aldığında tabiidir ki ilk iş yerleşim alanını büyütmeye girişmişti. böyle olunca evimin hemen arkasında yer alan kırım hanının sarayı ve çevresindeki osmanlı mahallesi (kentin değişen adıyla beraber) eski odessa olarak anılmaya başlandı. yeni odessa ise az önce bahsettiğim bu iki cadde etrafında kuruldu.

    ulaşıma gelirsek; metro yok ama tramvay, troleybüs ve otobüs, hatta istanbuldaki gibi minibüs var. tek fark, minibüsler burada trafik katili değil. trafik çok düzgün, herkes kurallara riayet ediyor. yayaların önceliği asla tartışılmıyor. arabaların kalitesi iktisadi seviye hakkında net bir fikir veriyor. ortalıkta bol audi var, bunlar orta üstü kesimin. alt orta kesim sovyet külüstürlerini kullanmaya devam ediyor. bol bol sovyet ordusu eskisi kamyon görmek de mümkün. özellikle ural kamyonları tarif edilmez, mekanik anıt gibi bişey. tekerleğinin boyu benden uzun. kalburüstüler ve mafyozolar racona uygun olarak genelde ciple dolaşıyor.

    halkı gözlemlemek ayrı bir ilginçlik. karadeniz ticaretinin baş limanı olan odessa oldukça kozmopolit bir ahaliye sahip. kentin otokton nüfusunu oluşturan tatarlar stalin iblisi yüzünden artık yoklar. rus imparatorluğunun bakiyesi yunan, ermeni, italyan ama özellikle de yahudi ahali ise sayıları eskiye göre epey azalmış olmakla beraber varlığını koruyor. yaşayış tarzları %80 bizimkinin aynı diyebilirim. sokak satıcılığı kültürü, aşevinden yemek yeme kültürü, geniş aile yapısı ve hatta çekirdek çitlemek (hem kabak hem de çiğdem çekirdeği çitlemek burda milli hobi) vs. farkı yaratan bir %20'lik oran var ki o işte beşeri sermayeyi bizim 150 sene önümüze geçirmiş. ne var ki içki kullanımın abartılması görebildiğim önemli bir eksi. içki burada vergisiz olduğu için sabah sabah ellerinde 100lük biralarla dolaşan bıçkınlara sık sık rastlanıyor. bunlar iyice kafayı tütsülediklerinde saldırganlaştıkları için de hoş olmayan şeyler yaşanabiliyor. bana bişey olmadı ama ayyaş bıçkınların tartakladığı öğrencileri duydum. kentte bazı mahallelerden ise güneş battıktan sonra ne olursa olsun uzak durulmalı. bunların en ünlüsu moldovanka, "gangsterler okulu" diye anılıyor. benim mahallemde ise sorun yok, ne de olsa tam kent merkezi ve yakında büyük bir banka olduğu için 24 saat güvenlik mevcut. akşam 9-10'da sokakta oynayan küçük çocukları görmek mümkün.

    yemek kültürü hem zengin hem çok lezzetli hem de damak tadımızda yakın. malum bir çok yemek zaten ortak. başka bir başlıkta da (bkz: slav) belirtmiş olduğum üzere, sebze ve meyve isimlerinin çok ciddi kısmı türkçeden geçme. her yerde aşevi tarzı ucuza yemek veren yerler var. hayat genel olarak ucuz. ayda 500 dolara -ev kirası hariç- çok rahat yaşanabilir. araya kimi sokacağınızı bilirseniz, merkez rayonunda (rayon kentteki bölgelere verilen ad) üç oda mutfak ve banyolu; merkezi ısıtmalı evlerin aylık kirası 400 dolar. markler denilen cingöz emlakçılar bu işlerin ustası. yalnız burada çok süper bir de konsept buldum ki türkiyeye taşınsa çok tutar: işporta emlakçı. vallahi şaka değil. kiralık ev listesi yapan, ev sahiplerini tanıyan emekli ve öğrenci taifesi belli başlı bazı noktalarda bekliyor; gidip onlardan biriyle konuşmaya başladığınızda ise etrafınızı sarıveriyorlar ve açık arttırmamsı bir süreç başlıyor. siz evden neler beklediğinizi, fiyat limitinizi söylüyorsunuz; ellerinde uyumlu seçenekleri olanlarla da pazarlık ediyorsunuz, hesap tamam olunca da telefonunuzu veriyorsunuz o da sizi ertesi gün arıyor. böyle de yaratıcı bir sistem kurmuşlar.

    ukraynanın alametifarikası kızları başka bir entry konusu olsun, daha sağlıklı veri edinecek kadar yakın araştırma yapamadım üzerlerinde. şimilik bir bkz vermekle yetinelim:

    (bkz: ukraynalı kızlar)
  • -odessa da ticaret bolum 1

    odessa`da sanildiginin aksine en zor musteriler kadinlar degil erkeklerdir. bu ogrenilmesi gereken en buyuk ticaret kuralidir. ikinci olarak turkiye`de sanildiginin aksine musteri velinimet falan degildir, musteri hakli falan da degildir. musteri olsa olsa orospu cocugudur. alsa da almasa da yavsaktir ve kovulmaya, azarlanmaya mahkumdur. odessa`da erkek ayakkabisi satmak deveye hendek atlatmak oldugu gibi, deri-kosele ayakkabi satmak enayiliktir, hiyarliktir. burda erkekler koyundur, kadin otur der oturur ayakkabiyi begenir giydirir, begenirse de alir. erkek aynaya bile bakmaz, zaten kendi de aynanin karisi oldugunu soyler. bu nedenle esiyle gelmis bir erkege ayakkabi satarken -zaten tek basina hayatta almaz bosuna satmaya ugrasmayin- erkek yerine ayakkabiyi kadina gostermek akillica olur.
    bunun disinda ticaret yaparken saticida aranan ozellikler cok onemlidir. bir kere satici kovmayi bilmelidir. 2 modeli begenmezse ucuncuyu gostermek yerine aliyorsan al almiyorsan siktir git deyiniz, yuzde yuz alacaktir. 1500 model bulunan dukkanda musteri yavsagi, eger yumusak satici bulursa bu modellerden hicbirini begenmeyecegi gibi bir ihtimal de satin almayacak sizi sinir edecektir.
    odessada ayakkabi tercihi turkiyeye gore coooooook cok farklidir. bir kere ici kurklu olmalidir ayakkabi, ici kurklu bok verirseniz onu da giyerler. ikincisi yazin bu adamlara delikli ayakkabidan, beyaz ayakkabidan baska hicbir sey giydiremezsiniz. turkiye`deki o zarif ayakkabilar ince burunlar burda bes para etmez. guzelim ayakkabilari 20 ila 30 dolardan satarken aglamakli olursunuz.
    ha bunun disinda bu gerizekalilar deri nedir bilmezler. cin pazari donlarina kadar girmistir ve bu okuzler parlak bakimli cin ayakkabisini deri sanarlar. o nedenle bu yavsaklara turk mali ayakkabi satmak pek akil kari bir ticaret olayi degildir.
    bir diger ticaret kurali, ozellikle giyim isi yapanlar icin kabindir. odessa`da kabine falan gerek yoktur, bu gotler kabin nedir bilmez cunku ortalik yerde soyunur giyinirler. ayakkabi saticilari icin de oyle ozel puflara aynalara falan gerek yoktur. yavsagin eline bir cekecek verirseniz o isini gorur, aksi takdirde onunla cok ilgilendiginizi gorup simaracaktir bu serefsizler.
  • artık seyyah olmuş bir amcamızın hakkında "dünyanın en güzel kadınları ukrayna'da, ukrayna'nın en güzel kadınları odessa'dadır" dediği şehir.

    görülüp onaylanmıştır.
  • gezilesi görülesi bir ukrayna şehri.

    ana ulaşım aracı tramvay. şehrin merkezi deribasovskaya caddesi, şehrin en güzel yeri ise bu caddenin yakınındaki garden of life dedikleri park. yine bu deribasovskaya caddesi yakınında mükemmel bir opera binası var, zaten tüm karpostallarına bu binayı işlemişler. aynı cadde üzerinde turkuaz isimli bir disko var, türkler işletiyor (ancak garsonlar ukraynalı), genelde ukraynalılar takılıyor. fakat menüde türk yemekleri var, efes pilsen bulabileceğiniz nadir yerlerden biri - ayrıca, tuvaletlere doğru küçük bir oda var, içeriden şakır şukur sesler geliyor, çekinmeyip girerseniz içeride okey ve bilardo oynayan türkler görmeniz mümkün.

    yaşam çok ucuz. yemekleri bizimkilere benzer, yalnız dikkatli olun liman kentiyiz balıkçıyız ayağına ota boka yengeç eti koyarlar. bir de her köşe başında tavuk döner satılıyor. insanları güzel, samimi, işlerinde güçlerinde insanlar. her yerde halen rusya, komünizm ve lenin etkilerini görmek mümkün. kızları içinde çok fazla siyah saçlı var, çünkü nasıl bizde binlerce kadın güzel olmak için saçını sarıya boyatıyorsa, onlarda da binlerce kadın siyaha boyatıyor. (simsiyah, alnı kaplayan kahkül, gözler mavi. böyle bir sürü kadına rastlayacaksınız)

    türkiyede nataşa kelimesinin fahişe anlamında kullanıldığını çok iyi biliyorlar, hatta ünlü bir müzik gruplarının sensin natasa diye bir şarkısı var, türkiyeli erkeklere hitaben yazılmış. ukraynalı bir kadının bir türkle evlendiği , daha sonra adamın karısını pazarladığı gibi hikayeleri sıkça duyacaksınız - gerçi, zaten alışığız bu hikayelere biz ülkemizde. sokaklarda esmer kimse dolaşmadığı için, (ama ben kumralım falan demeyin, kumralın kralı var orada, her durumda esmer kalacaksınız) size bakan çok olur, türkiyeden geldiğinizi de hemen anlarlar.

    güzel bir limanı var. limana 142 metre uzunluğundaki tarihi ve ünlü potemkin merdivenlerinden gidiliyor. potemkin zırhlısı filminden dolayı bu merdivenlere potemkin merdivenleri deniyor(muş). puşkin heykeli var yine yakınlarda, az ilerisinde türk konsolosluğu, onun da az ilerisinde ünlü bir mimarın yaptığı, belli bir açıdan bakılınca tek bir duvardan ibaretmiş gibi görünen bir ev.

    sıcakkanlı ve güzel insanların şehri odessa mama (odessa ana).
  • nazim'in sevgililerinden birine mezar olan sehir. nazim turkiye'ye gizlice girmek icin yola cikar ve istanbul'da bulusmak icin sozlendikleri sevgilisi odessa'da amansiz bir hastaliga yakalanip olur. bu hikaye pek bilinmez...
    "olulerimi serpmisim yeryuzune
    kimi odessa'da yatar, kimi istanbul'da, prag'da kimi"
    der siiirinde usta...