şükela:  tümü | bugün
  • nermin fenmen'in 13 mayıs 2019'da kendi sosyal medya hesabından paylaştığı, seçilmediği halde odtü'ye rektör olarak atanmış verşan kök'e hitaben yazdığı mektuptur.

    ''verşan kök'e açık mektup

    sayın rektör,

    hitabımdaki “sayın” ibaresi makamadır, öncelikle belirtmiş olayım. biyografinize göre benden biraz gençsiniz, 4 yıl ile ablanızmışım. ikimiz de odtü mezunuyuz, ben 1980 mezunuyum, siz 1983’te bitirmişsiniz. benzer dönemlerde okumuşuz. siz liseyi 1978’de bitirdiğinize göre odtü’ye aynı yıl girmiş olduğunuzu düşünürsek tam da hasan tan dönemine denk gelmiş olmalısınız. muhtemeldir ki odtü’yü kazanmanıza rağmen derslerinize başlayamamış olabilirsiniz. üniversiteyi kapatmıştı hasan tan, hatırlar mısınız?

    öğrencisi, akademisyeni, tüm çalışanlarıyla “hasan tan odtü’ye rektör olamaz” sloganlarını bilir misiniz? nedenlerini hiç anlattılar mı size? ya da siz bizzat tanık oldunuz mu o günlere? rektör koltuğuna oturttukları hasan tan, üniversiteyi idare edemeyince kapattığını ilan etmişti. o dönemlerde ertuğrul karakaya, öğrencisi olduğu üniversiteye ana kapıdan girerken jandarma tarafından sırtından vurulmuş, düştüğü yerde dipçiklenmişti. bilir misiniz olayı? hasan tan’ın “işçi” adı altında üniversite kadrosuna aldığı eli silahlı militanların rektörlüğün çatı katından öğrenciler üzerine bomba atıp ateş açtıklarını, öğrencilerden ibrahim baloğlu’nun açılan ateş sonucunda yaralanıp hastanede hayatını kaybettiğini bilirsiniz sanıyorum. hani rektörlük önünde 9 direkli bir anıt vardır. ibrahim baloğlu’nun düştüğü noktada yükselen o 9 direk, odtü’nün odtü’ye layık olmayan, gerginlikle başa çıkmanın yolunu şiddetle karşılık olduğunu sanan bir beceriksize karşı odtü’nün öğrencisi, öğretim üyesi ve tüm çalışanlarıyla verdikleri 9 aylık mücadelenin simgesidir.

    hasan tan dönemi, bir siyasi iktidarın, bir üniversite yönetimine kasıtlı müdahalesinin ve sonuçlarının aynasıdır ki aradan tam da 40 yıl geçtikten sonra günümüzde de tekrarlandığını görmek üzücüdür elbette, ama siyaset bu. değil 40, 4000 yıl da geçse benzer oyunlar hep olacaktır sanıyorum.

    peki çözümü yok mudur?

    ben çözüm arayışına üniversitenin tanımından başlamak istiyorum: üniversite sözcüğü, eminim biliyorsunuzdur, “universal” yani “evrensel”den gelir. her görüşe açık olmak, fikirlerin yarıştığı, görüşlerin analiz ve sentezlenerek birlikte doğruyu arama çabasının yeşertildiği mekanlardır üniversiteler. türkiyemizde yök istatistiklerine baktığımızda üniversite sayısı çok tabi, ama sözcük anlamıyla kaç üniversite var, onu takdirlerinize bırakıyorum. durum ne olursa olsun, odtü’nün sözcük anlamıyla üniversite olduğunu kabul etmek gerekir. kurulduğu 1956 yılından bu yana sorgulayıcı, dogmadan uzak, biatı reddeden geleneği vardır odtü’nün. siz de bu gelenek içinde yoğruldunuz, hocalarınızla tartıştınız, sınıf arkadaşlarınızla ters düştünüz belki, görüşlerinizi en sert şekliyle dile getirirken dahi bildiniz ki burası üniversite: özgür düşüncenin, düşünceyi özgürce dile getirmenin ortamı.

    üniversitelerin sadece ülke tarihinde değil, dünyanın seyrinde de lokomotif görevi vardır bilirsiniz. siyasiler veya başka çıkar grupları size bir dogmayı dikte etmek isteyebilirler. üniversite, dogmanın karşısındadır. “üniversite bünyesinde her tür fikir olabilir, biz üniversite mensubu olarak her görüşe açığız” demek, dayatmaların karşısında olmak da üniversitenin başlıca görevlerinden biridir.

    homofobi veya cinsel tercihe duyarlılık da çağımızın dogmalarından biridir. siz de izliyorsunuzdur, pek çok gelişmiş ülkede, her tür dogma gibi cinsel tercihlere karışmak, laf etmek, eleştirmek yasaktır. eskiden bir takım yakıştırmalarla alay edilen veya geçiştirilen kavramlara bildiğiniz gibi cinsel tercih deniyor artık. başvuru formlarında artık cinsiyet ya sorulmuyor, ya da erkek ve kadın yanına “diğer” veya “belirtmeyi reddetti” seçenekleri de var gelişmiş ülkelerde.

    şimdi ülkemizde bu iktidarın bir valisi, homofobik söylemlerde bulunabilir. yanlıştır ama siyasetçi bu, iktidarın temsilcisidir nihayet, böyle bir söylemde bulunma ihtimali kuvvetlidir. şehrin göbeğinde “bunlar”ı yürütmem diyebilir. peki bir üniversite rektörü bunu diyebilir mi? işte bunu tartışalım istiyorum sizinle.

    bana göre bir üniversite rektörü bunu söyleyemez. üniversite rektörü tam tersine, “bu bir tercihtir, üniversitenin öğrenim sürecine zarar vermemek koşuluyla dileyen dilediği konuda söz söyleme, istiyorsa yürüme, eylem düzenleme hakkına sahiptir” demek zorundadır. üniversite rektörü, siyasi tarafsızlık, bilimsel duruş sergilemek zorundadır, eylemin, söylemin içeriğine kendisi katılsa da katılmasa da.

    bir üniversiteye, bir eğitim yuvasına otomatik silahlı polis sokmak nedir verşan bey? size, abd elçisi komer’in arabası rektörlük önünde ters çevrilip yakıldığında rektör kemal kurdaş’ın üniversiteye polisi sokmadığını hatırlatmak isterim. dönemin içişleri bakanı telefonda, kurdaş’ın anılarına göre “kuyruğuna basılmış kedi gibi” bağırsa da rektör kurdaş, öğrencilerle kendisinin iletişimde olacağını, öğrencilerin kendi istekleriyle kapıya gelerek teslim olacaklarını, üniversiteye polisin girmesinin provokasyondan ve olayı çıkmaza sokmaktan başka bir işe yaramayacağını söylemiş ve polis o gün odtü’ye sokulmamıştır. öğrenciler de a1 kapısına gelerek teslim olmuşlardır.

    siz rektörü olduğunuz üniversitemizde olay günü çekilen videoları izlediniz mi? polisin bir araştırma görevlisine, bir öğrenciye, müdahale etmeye çalışan bir akademisyene nasıl davrandığını gördünüz mü? polis plastik mermi ile ateş açmış. neresi burası, sizin yöneticisi olduğunuz bir üniversite mi? bir eğitim yuvasında otomatik silahlı polisin görüntüleri, bir öğrenciyi, öğretim elemanını tüm hıncıyla yumruklayan, kafasını bacaklarının arasına sokan, yerlere düşürüp tartaklayan polisin görüntüleri sizi rahatsız etmedi mi? yöneticilik bu mudur?

    mezuniyetimden de anlaşılacağı üzere ben 1980 öncesi odtü’lüyüm. bizler çok erken yaşlarda neyin provokasyon, neyin aşırılık, neyin sağduyu, neyin mücadelesinin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin olgunluk kazandık o dönemin türkiye’sinde. buna dayanarak net söylüyorum: sizin yaptığınız provokasyonun dik alasıdır. mantıksız bir yasağa karşı odtü’nün sorgulayıcı bireyleri elbette karşı çıkacaktı. “vali yasakladı o halde ne yapayım, ben de üniversitede yasakladım” gibi bir anlayış, odtü gibi öğrencileri, akademisyenleri ve çalışanları sorgulayıcı, bilimi temel almış, bilimdışı söylemlerle ikna olmayan bireylerden oluşan bir üniversitede gerekçe olmayacaktır, bunu biliyor olmanız gerekirdi. buna karşılık üniversiteye silahlı polis sokmak, yürümek isteyenlere karşı yapılacak son şeydir. elbette polise bir karşı koyuş olacaktır.

    verşan bey, sizin yapacağınız en onurlu davranış şu aşamada, odtü gibi bir üniversiteyi yönetecek altyapı ve birikime sahip olmadığınızı kabul etmek, iktidarın atanmış rektörü olmaktan çekilmek ve odtü’nün yönetimini odtü’lü onurunu taşıyan, akademisyenlerin oylarıyla belirledikleri, yönetici olarak görmek istedikleri bir hocamıza devretmektir. odtü’de polis zoru, tutuklama, kovuşturma, disiplin soruşturması gibi sözde önlemlerle iktidara biat sağlanamayacağını siz de biliyorsunuz. vazgeçin.''
  • mezun olduğumdan beri odtü ile alakalı tek bir güzel haber duymadım türk medyasında. yandaş basın zaten başarılara kör ve sağır; baskı, tehdit ve yıldırma politikaları sonucu ortaya çıkan ayaklanmalar da hiç bir şekilde duyurulmadan üstü kapatılıyor.

    kaç kişi biliyor onur yürüyüşü esnasında onlarca gencin akademisyenin polis şiddetine uğradığını? duyamazsınız.
  • "istifanı ver şan'in yürüsün" diyorlar.
  • odtü hocalarını aselsan mühendislerine aselsan'ın istediği dersleri vermeye zorlayan sözde rektöre yazılmış mektuptur. sonuna kadar haklıdır.

    (bkz: aselsan akademi lisansüstü eğitim programı)