şükela:  tümü | bugün
  • çok kötü bir gün geçirmiştim. masamda oturuyordum. bir yeri aramam gerektiğini hatırladım. numarayı yazıp aradım. adam açtı, "alo" dedi.

    kibarca "ben fuck'n roll. ayşe hanımla görüşebilir miyim?", dedim. adam bağırarak, "lan sikik doğru numarayı ara!", deyip yüzüme kapattı. bu kadar kaba biri nasıl olabilir inanamadım. ayşe hanımın gerçek numarasını buldum, sonra farkettim ki son iki hanesini karıştırmışım.

    ayşe hanımla konuştukttan sonra tekrar diğer numarayı aramaya karar verdim. aradım aynı adam çıktı. "tam bir orospu çocuğusun!" deyip suratına kapattım. sonra orospu çocuğu adıyla bir kağıda yazıp çekmeceme koydum. kötü günlerin sonunda arayıp tam bir orospu çocuğusun deyip kapatıyorum. bu beni acayip neşelendiriyordu.

    eğer adamın kabalığı geçtiyse aramayı bırakıyım diye düşündüm. tekrar aradım, "alo" , dedi. "merhabalar ben telekomdan hakan ışık. eğer kabul ederseniz sizi bir kampanyamızdan haberdar etmek istiyorum", dedim. adam bağırarak, "hayır!" deyip suratıma kapattı. tekrar arayıp, "çünkü sen bir götsün." dedim.

    sonra bir gün, başka bir adam ben park ederken, önümü kesip benim noktama park etti. "napıyorsun, az daha çarpıyordum", dediğimde de "hızlı olsaydın ben park ettim işte" dedi. fark ettim ki siyah bmw'sinin arka camında satılık yazılıyor. orospu çocuğu 2 adıyla yazdım bir kağıda.

    bir kaç gün sonra, bmwli adamı aramaya karar verdim. aradım dedim " siyah bmw satan beyefendi siz misiniz" evet cevabını verdi. "acaba arabayı nerede görebilirim" dedim. o da "büyük parkın üst sokağında ptt'nin orda evim, oraya bir yere de park ettim. gelip orda görebilirsiniz" dedi. "adınız ne" dedim "ahmet çalışkan" dedi. "peki ne zaman sizi bulabilirim", dedim. "akşamları 5ten sonra evde olurum," dedi. "son bir şey söyleyebilir miyim?" dedim. evet deyince "sen tam bir orospu çocuğusun", dedim ve kapattım.

    işte artık her canım sıkıldığında arayabilecek iki orospu çocuğum oldu. sonra ilkini aradım "sen bir orospu çocuğusun" dedim ve kapatmadım bu sefer. "hala orda mısın?", dedi. evet dedim. "bir daha beni arama" dedi. ben de "aratma o zaman" dedim. "adın ne?" dedi. "ahmet çalışkan" dedim. "neredesin" dedi. "büyük parkın üstünde pttnin ordayım. evin önünde sarı bir range ve benim siyah bmw var." dedim. "hemen oraya geliyorum dua etmeye başla ahmet" dedi."çok korktum orospu çocuğu" dedim.

    sonra 2. orospu çocuğunu aradım. "alo" dedi. "orospu çocuğu" dedim." kim olduğunu bulursam" dedi. "ee" dedim. "amına koyucam" dedi. "çok iyi o zaman,götoş, şimdi geliyorum adresine" dedim.

    hemen kapatıp ntvyi arayıp mafya çatışması, var dedim.

    hemen kapatıp polisi aradım, pttnin önünde gay arkadaşımı öldürecekler, dedim.

    sonra hemen arabaya atlayıp oraya gittim. dövüş başlamış. polisler ve kameramanlar geldi. işte simdi çok daha iyi hissediyorum.

    edit: ingilizce bir fıkranın çevirisidir. başımdan tabiki böyle bir şey geçmedi.
    godless frog bir linkini yollamış. metnin originali
  • yıllarca kendimde şunun yokluğundan şikayetçi oldum durdum ama aslında gerçek derdimin ne olduğunu ancak buldum: öfkeyi kontrol etmek değil, öfkelenmemek istiyorum. öfkelendiğimde öfkelenmeme öfkelenerek daha fazla öfkelenmemin sebebi bu. cool olmak istiyorum. istiyorum ki karşımdakini, her ne kadar delirtecek laf ederse etsin, bi vito corleone'nin bonasera'yı dinlediği gibi dinleyebileyim.. son dakikaya kadar sakin duruşumu, sükunetimi koruyayım... delirip belermiş gözlerle cır cır bağırmak yerine kısık sesle, kedi severek tane tane konuşayım... olur ya karşımdaki dönüp özür dilerse, sarkmış alt dudağım ve pıt pıt yere vuran tek ayağımla "hemen barışmıycam" iç inatlaşmasına girmek yerine karizmatik bir hah şöyle yola gel büyüklüğüyle kabul edeyim.

    ama olmuyor. bezdim şunun için kendimi kilim gibi silkeleyip durmaktan, telkinden telkine vurmaktan ama olmuyor.
    "some day, and that day may never come,...[buraya kadar iyi, sakinim] .... i'll call upon you .... [ı-ıh, çıldırmaya başlıyorum, derin nefes, derin...] .... to cut your fuckin throat and drink your dirty blood and then i'll grill your nasty heart and cut your liver out to feed my cat you fucking bastard!!!! ... [evet gene blankaya bağladım].

    cool olunmuyor, cool doğuluyor.
  • tedavi sürecinde öncelikle çocukluğunuza dönmenizi gerektiren şeydir. ilk başta aile içerisindeki, rolünüzü ve tavrınızı anlamaya çalışır doktorunuz. ailenizin çekirdek veya geniş aile olması da önemlidir. sizin bir odanız veya kendinize ait bir köşeniz var mıydı diye sorabilir. bunlar kişiliğinizin oluşmasında önemli etkenlerdir. annenizi, babanızı uzun uzun anlatırsınız. sonra, ergenliğe geçilir. tabi bu öyle ilk seansta olmaz. 2-3 seanstan sonra filan oluyor. ergenlikte nasıl bir hayatınız vardı? ev ve aile ortamı nasıldı, sizin söz hakkınız neydi?

    psikoloji bilgim sınırlı olsa da, tuvalet eğitiminin bile bununla bağlantısı olduğunu söyleyen yaklaşımlar var. yani, bir yaştan sonra, altına bez bağlanmayan çocuk, tuvaletini altına yaptığında onun bakımından sorumlu kişi, ona sürekli kızıyorsa, bu çocuğun zaten kendine güven eksikliği hissetmesine ve kendini suçlu hissetmesine neden oluyor. çünkü çocuğun çevresiyle ve özellikle annesiyle kurduğu ilişki, onun bu dünyada ilk kurduğu ilişkidir. annenin beklentisi, çocuğun tuvaletini zamanında yapmasıdır. tuvaletini zamanında yapan çocuk da annesini mutlu eder. annesi de, onu sever, takdir eder. yani işte, sigmund freud mudur artık kimse güzel kafa s.kmiş demeden de geçemiyor ya insan, biz gene konumuza dönelim.

    insan, özellikle de karakterinin oturma döneminde, kendine güven sorunu yaşıyorsa, öfke kontrolü de buna bağlı olarak ortaya çıkabilir.
    aslında öfke kontrolü sağlayamayan insanların demek istediği şey çok basittir.

    "ben buradayım, beni duy, beni gör"

    bunu makul ve karşı tarafın da anlayabileceği şekilde söyleyememelerinin nedenini bulup, size yardımcı olacak şey, terapidir. öyle saçma sapan, kişisel gelişim kitaplarına sarılmayın.
    üstüne üstlük bir sonuç alamayıp, kendinize olan güveniniz bir kat daha azalır.

    evet, nefes egzersizleri çok iyi gelir. diyaframdan alınan nefes, akciğerden alınan nefese göre beyne daha fazla oksijen taşır. bu da beynin daha iyi çalışmasını sağlar. ama bunlar, pratikte bir bilen tarafından size öğretilmesi gereken şeylerdir.

    öfke kontrolü zordur. bunu çeken insan kendini hep yalnız ve anlaşılmaz hisseder. aslında kötü bir niyeti yoktur. ama çevresi onu hep despot ve saldırgan görme eğilimindedir.

    ruhunuz acıyorsa doktoruna gideceksiniz. hayatta da kendime yaptığım yegane yatırımdır. ben bile düzeldiysem, düzelmeyecek de kimse yoktur.
  • şunun kursunu falan ciddi ciddi veren bir yer bulup gitmem lazım hemen. dışı gandhi kaplı blanka gibiyim anasını satayım. uzaktan tanıyanlar yolda izde çevirip "ya sen evde falan da hep böyle sakin, huzurlu musun?" diye soruyorlar. o sırada aklıma sabah kombinin pilot alevini yakamadığım için öfkeden delirip, kızıl saçları kafasında dimdik böğürerek kombiyi pençeleyen blanka halim geliyor. sorana ağırbaşlı bir sükunetle gülümsemekle yetiniyorum.
  • bir zamanlar çok çabuk öfkelenen ve bu yüzden hiç arkadaş edinemeyen küçük bir oğlan varmış. babası ona bir kese dolusu çivi vermiş ve her öfkelendiğinde, bahçe kapısına bir çivi çakmasını söylemiş.
    oğlan daha ilk gün kapıya 37 çivi çakmış. ilerleyen haftalarda öfkesini kontrol etmeyi öğrendikçe, kapıya çaktığı çivilerin sayısı da her geçen gün azalmış. gün gelmiş, öfkesini kontrol etmenin, kapıya çivi çakmaktan daha kolay olduğunu keşfetmiş. ve bir gün çocuk, öfkesine hiç kapılmamayı öğrenmiş. koşup babasına durumu anlatmış ve babası da ona, öfkesine her hâkim oluşunda, kapıdan bir çivi çıkartmasını söylemiş.
    günler geçmiş. oğlan babasına, kapıdaki tüm çivilerin söküldüğünü söylemiş. babası da onu elinden tutup bahçe kapısının yanına getirip, şöyle demiş:
    - aferin, oğlum. çok şey başardın. ama bir bak, kapının üstü delik deşik oldu. bu kapı asla eskisi gibi olmayacak. öfkeyle söylediğin sözler, tıpkı bu delikler gibi iz bırakır. bir insana bıçak saplayıp, sonra çekip alabilirsin ama üst üste ne kadar özür dilersen dile, o yara hala oradadır.
  • insanoglunun zaman icinde birtakim hayvanogluhayvanlara karsi olusturmak zorunda oldugu kabuk.

    bunun filmi de vardir ama pek iyi degildir (bkz: anger management)
  • nereden alınır nasıl başarılır en kısa zamanda öğrenmek istediğim şey. bence ilköğretimde ders olarak verilmeli öfke kontrolü.
  • trafikte zor da olsa gerçekleştirilebilecek olan eylem. müsaade buyurursanız örnekle açıklayacağım efenim;

    hepinizin bildiği üzere trafik en büyük cinnetlerin, en afilli kavgaların ev sahipliğini yapmaktadır. çoğu sürücü gibi ben de kimi zaman öfkeme yenik düşüyor, el kol hareketleri eşliğinde 'alla allaa, yürü(bas) git, önüne bak önüneeee, sinyalin yok muu geri zekalıııı' ve burada söyleyemeyeceğm cinsten küfürlerle tepkimi koyuyordum. hatta nefretin beden hali olarak ben, tüm kötülüklerin toplandığı bir beden olmuş diğer trafik canavarını dövmek istemişimdir çoğu zaman.

    geçenlerde haksız yere yediğim o uzun korna ile tepem resmen attı, öfkelendim... ama korna hala çalıyordu, gereksiz yere bu kadar çok sinirlenen el kol hareketleri ile çırpınan karşımdaki gözümde öyle çok küçüldü ki... ve korna hala çalıyordu... anlık birşeydi... kahvesi köpürüp taşan cezvenin içinde birşey kalmaması gibi içimde hiç bir şey kalmamıştı ona karşı... ve korna hala çalıyordu...sakinliğim bana dinginlik verirken onu kudurttukça kudurtuyordu, kavga istiyordu zavallı, ama öfke kontrolü o kadar tatlı bir dinginlikti ki, yol verir gibi ufak bir kol hareketiyle (hatta hafif gülümseyerek yapsaymışım keşke) hassiktiri çektim ve yoluma devam ettim.

    okuduğumuzu anladık mı : öfkenin kendisi gibi konrolü de anlıktır.
  • bunun birinci kuralı durabilmek sanırım. öfkeni azaltmak yerine, öfke devam ederken durabilmek, kaçmak.

    çünkü sinir anında, öfkeyi azaltmaya çalıştığında hulk gibi daha da artırabiliyorsun. ama geri çekilip durduğunda bir süre sonra sakinleşiyorsun, o gümbür gümbür akan nehir duruluyor, akılcı davranabiliyorsun. bazen öfkene yol açan kaynaktan farklı yaklaşımlar alabiliyorsun.

    bunun ilk aşaması da kendimi tanımaktan geçiyor. ben bunu yıllarca denedim, bazen başarılı oldum bazen olamadım. şimdi profesyonel yardım alıyorum. eskiden saçma gelmesine rağmen psikoloğa gitmekten gocunmuyorum da. her insan dönem dönem kendi sınırlarını tanımak için profesyonel yardım almalı.
  • ekşi sözlük ortamının belki de kazandırdığı tek şey. tahammül edilemeyecek başlık ve düşünceler karşısında insan bu yetiyi kazanıyor.