şükela:  tümü | bugün
  • sizden başka işim yok mu benim diyerek öğrencileri kapısından kovalayan memurlardır.
  • enstitü memurlarından hallicedir.
  • (bkz: hayattan ve her şeyden bir anda soğutan şeyler)

    allah ellerine düşürmesin.
  • kadın olanları söze mutlaka "ablacım" diye başlar. sürekli birilerini bir yerlere yönlendirme halindedir. kayıt yenileme zamanlarında fazlasıyla muhatap olunur ama şimdiye kadar, herhangi bir konuda yardımcı oldukları/olabildikleri görülmemiştir.

    bu memurlarla ilgili birkaç başarılı aslı inandık örneği şuradan, şuradan, şuradan ve şuradan görülebilir.
  • bir bilgisayarın yapması gereken işi yapan memurlardır. tamamen altyapı kurmaya direnen yönetim biçiminin, işin kolayına kaçıp bozuk saatin çalışmasını bekleyen şizofrenik yapılanmanın bir ürünüdür bu memurlar. misal askerlik şubesi memurları da aynı şekilde aslında hiçbir işe yaramamaktadır ve aslında basit bir fonksiyonun gerçekleştirebileceği bir iş için hem yer işgal etmekte, hem de kaynak tüketmektedirler. yani bu insanların "eleştirilip eleştirilmemesi" bir konu başlığı bile değil, elbette bireyleri yaptıkları iş üzerinden genellemek hoş değildir ama bu durum, yaptıkları işin bu yüzyılda var olmaması gerektiği ve/veya minimal seviyede varlığını sürdürmesi gerekliliğine dair bir argümanı gözardı etmemiz ve "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" minvalinde yaklaşımlarla insanların yaptıkları işleri ele almamız gerektiğini lanse etmemektedir.

    sadece öğrenci işleri daire başkanlıklarında çalışan memurlar için konuşmuyorum. zaten bu husustan önce daha vahim durumlarla karşı karşıyayız bu ülkede.

    (bkz: il başına iki üniversite düşmesi)

    böyle abes bir ortamda elbette "nerede bolluk orada bokluk" diye nitelendirilebilecek bir vaka ile karşı karşıya kalıyoruz. gelişen teknoloji ile birlikte işinden olması gereken insanların hala makat büyüterek para kazandığı kurumlar listesinin bir üyesinden fazlası olmuyor haliyle, bu tür kurumlar. pek çoğu belediyelere ve senelerdir sistem değişikliğine uğramamış kurumlara bağlı üniteler de dahil olmak üzere ülkemizdeki memur fazlalığını atamadığımız için hala o veznedardan bozma zavallıların ağızlarına bakıyoruz işlerini doğru yapmaları için. ve hayır, memurların bir kısmına saygı duymuyorum hiçbir şart altında. bu insanlar hiçbir işlevleri olmadan ve gerçekten hiçbir iş yapmadan, insanları doğru dürüst bilgilendirmeden, işlerine gelmeyince trip atarak para kazanmak dışında bir bok yemiyorlar. vasıfsız işçi statüsünde pek çoğumuzdan daha çok ekmek yiyorlar.

    elektronik ortamda iş halledebilecek altyapı yoksa, bu altyapıyı kurmak için bir çalışmaya girişilir. eğer insanların elektronik ortamdan aldıkları belgeler de halihazırda herhangi bir işlerini halletme yolunda hiçbir değer taşımıyorlarsa, o zaman bürokratik engel dediğimiz hilkat garibesi yaklaşımların temizlenmesi gerekmektedir. daha da vahimi, eğer avuçlarımızın içinde devasa bir "prosedür" mevcutsa ve biz bu prosedür bataklığını kurutmak için bir adım dahi atmıyorsak, burada kaynak dengelemeye çalışıyoruz demek zorundayız. ne demek istiyorum? eğer sen haybeden kaynak harcıyorsan ve karşılığında göstermelik olarak istatistik elde ediyorsan; misal enflasyon sepetini nasıl hesapladığın hususu şaibe üzerine şaibe içeriyor ve sen her sene sürekli denklemlerinle oynuyorsan, burada şişirilmiş bir devletçilik mevzubahis olacaktır ki bu da direkt devletçilik ilkesinin ihlalidir. her fırsatta "osmanlı torunuyuz" diye sallayan, tarihten bihaber cahillerin devletçilikte hile hurdaya karışması da kara lekeden fazlası değildir.

    konular mı karıştı? hayır. bütün konular birbiriyle bağlantılıdır. gerçek hayatta yaşıyorsunuz, modüler görünüyor olsalar da kurumların bütününü örten devasa bir bürokratik ağ mevcut. biri fonksiyonlarında değişime uğrarsa hemen hepsi etkileniyor. çünkü bir ülke bu şekilde işler. öyle beyaz tv'den lanse edildiği gibi "ben bilmiyom" diyen genel kurmay başkanı için şaşalı kelam edip geçiştiremezsin gerçek hayatı.

    hah, bunun bir tık iğrenç halini de taşeron firmaların devleti kazıklaması başlığı altında görülüyor. sadece devleti değil elbette, özellikle de taşeron işçilerin kazık üzerine kazık yediği bir sistemde, patron adı verilen piç kurularına peş keş çekme peşinde oluyor bu haltlar. üniversite üzerine üniversite kurulan, liseleri imam hatiplere dönüştürülmüş, dış borcunu kamu kurumlarını satarak güya kapatmış ve işçileri araç olarak kullanan bir ülkede öğrenci işleri daire başkanlığında çalışan memurların ve gereksiz tüm kurumlarda bol bol tüketilen kaynağın hesabı kaçıncı planda aklımıza düşer, kestirmek zor. daha çok lokma var yutulacak zira.

    "insanlar aç mı kalsın?" - istihdam yarat? iş alanları yarat? iş eğitimi ver? yapamıyor musun, olmuyor mu? o zaman yutamayacağın lokmanın lafını etme. "ha deyince olmuyor mu?" 15 sene oturup hiçbir bok yemeyen adamlara oy verme?

    unutmadan: köpek gibi üremekten vazgeçin. bu ülkenin acilen aile planlamaya ihtiyacı var. nicelik değil niteliğe ihtiyacımız var. "en az üç çocuk" gibi zırvalara kulak asılması bu ülkenin en temel problemlerinden birisidir.

    (31.05.2017)
  • yazın işler iyice azaldığından nöbetleşe, anlaşarak resmi olmayan tatil yapan memur tayfası. yıllık izinlerini, idari izinlerini böylece öğretim dönemi içinde rahatlıkla harcarlar, yaz tatili yanlarına kâr kalır. bunların tespiti de çok kolaydır. şöyle ki: öğrenci işlerine gidilir, normalde sizinle ilgilenen x beyin veya y hanımın yerinde olmadığı görülür. nerede olduğu sorulunca da diğer ,odadaki memurlar on kaplan gücünde kibarlıkla biz yardımcı olalım diye atlarlar. ancak kendileri bilgi sahibi olmadıklarından o işi beceremezler ve "ya filanca bey/hanım yarın gelecek siz de o gün gelin" diyerekten başlarından savarlar. keza idari izin dediğime de bakmayın, bu da kullandıkları bir izin değildir. amirleri maaşlarını cebinden vermediklerinden gayri resmi yaz iznine müsamaha gösterdikleri gibi, mesai saatleri içinde şahsi her işini yapmasına göz yumar. bunların kadın olanlarının günlük işi dedikodu yapıp oflayıp puflamak, erkek olanlarınsa sahibindenden araba bakmaktır. bu asalak kitlenin yapacağı iş normalde yukarıdaki arkadaşın belirttiği gibi iki satırlık kodla yapılacak bir işken bunlar tarafından yapılmamak için on takla atılır. yapılsa bile isteksiz yapıldığından bir ton hata barındırır. bir de telefon mevzusu var. o soktumun telefonu dibinde zır zır öter bütün gün, işi olsun olmasın tenezzül edip bakmaz şerefsiz. o arayan öğrencinin memleketinde olması, kendisinin telefonu şayet açarsa, bir dakikalık bir işlem yaparak işi halledeceği umrunda değildir.
  • babaannem bile telefona bakmayı öğrendi, bu memurlar bir türlü öğrenemediler. ne zaman arasam telefona cevap veren yok. bana kalırsa hizmet içi eğitim verilirken, telefona bakabilme kazanımlarına da önem verilmeli...
  • böyleleri de var : ali osman abi
  • ben bunların okuma yazma alfabe bildiklerinden şüpheliyim.
    mal nedir salak kime denir sorunu olan varsa allah aşkına bir defa bak sadece bir defa herhangi bir üniversitenin öğrenci işlerine gitsin.