şükela:  tümü | bugün
396 entry daha
  • sene 2007... edirne'de üniversitede ilk yılım. arkadaşların evine gittim muhabbete. baktım evde yoklar. telefonla aradım, "evin karşısındaki lahmacuncudayız, gel" dediler. gittim. "sen yemeyecek misin" diye sordular. "ben tokum. size afiyet olsun" dedim. halbuki cepte 1 lahmacuna yetecek para yok. nasıl da güzel kokuyor meret. onlar lahmacunlarını bitirip masadan kalkıncaya kadar ağzımın suları içime aktı. şimdi ne zaman bir lahmacuncuya gitsem "ulan o kokunun yerini tutmuyor" diyorum. o gün nasıl içime oturduysa artık...
  • garibanlıkla karışık karaktersizlik olayıdır baştan söyleyeyim. cepte para yok, dünden kalma bayat ekmek var. ne yapacağız diye düşünürken aklıma komşudan yumurta isteme fikri geldi. isteyenin bir yüzü vermeyenin kapkara diyerek gidip komşudan 3 tane yumurta istedim. sağ olsun verdi komşu, eve geldim kırdık yumurtayı, besleyici olsun diye karabiber, pul biber ne biber varsa ekeledik. tam sofraya koyduk yiyeceğiz; oç ev arkadaşım sahanda yumurtaya bastı mayonezi!!! ne yaptın aq dedim, ağzı full dolu "bööle doho gozol oloyo konko" diye gömmeye devam etti. senin sülaleni s.kiyim deyip kalktım sofradan. elimdeki bir parça bayat ekmeği kemirdim. piç kurusu yumurtanın hepsini yedi. bi de utanmadan "sön böle sevmiyon mu?" diye soruyor. o.ospu çocuğu mayonezli sahanda yumurtayı hangi yavşak sever ki?
  • ilkokuldayım... sınıf öğretmenimizi çok severdim bir gün resim dersinde demişti ki “malzemesi olanlar, olmayanlarla paylaşsın” ailem kuru, sulu, pastel hiç boya almamış bana. yanımdaki arkadaşımdan kullanıyorum. sonra sınıf öğretmenimiz değişti. ilk girdiğimiz resim dersinde arkadaşım “bunun boyası yok örtmenim hep benimkini kullanıyor” diye şikayet etti. öğretmen beni tahtaya çıkarıp bütün bir ders boyunca sınıfın önünde bekletti.

    eve ağlayarak gittim. ama nasıl ağlıyorum içimi çeke çeke. rahmetli annem elimden tutup kırtasiyeye götürmüştü beni. altılı kuru boyayı veresiye aldığını hatırlıyorum.

    o boyalar bitmesin diye ucunu açmaya bile korktum. şimdi bana bir resim çiz derseniz abartmıyorum çöp adam ile bacası tüten evden ötesini yapamam. resimle aram hiçbir zaman iyi olmadı ama hiç kullanmadığım bir kutu dolusu kuru boyam var hala.

    ara sıra aklıma gelir bu anı içim burkulur. ben yaşadım geçti ama dünyanın her yerinde her saniye başka bir çocuk o yollardan geçiyor. ve evet, iz bırakıyor.

    https://eksiup.com/p/j62896193tn7
  • üni 1. sınıftaydık, cebimizdeki son para ile isranbul’a maça geldik. yanımdaki arkadaşım çarşı grubundan çok fanatik bir kızceğizdi. deplasmanlara ve istanbul’da bir çok maça gelirdik.neyse son paramız onda ve maç çıkışı cüzdanı çaldırdı. 2 kız çocugu gecenin biri oldu ortaköy karakolunda bekliyoruz.
    cebimizde bir lira yok, aileler istanbul da oldugumuzu bilmiyor.neyse efendim arkadaşımın sevgilisini aradı.çocuk geldi bizi karakoldan aldı ve bir arkadaşının evine götürdü saat gece 2 civarı .
    eve vardığımızda ev sahibinin başka bir arkadaşının da bir kızı kaçırdığını ve onlarında o evde kaldığını gördüğümde ufak çaplı bir travma yaşadım ve sonrasında ulen daha başımıza ne gelebilir meteor düşerse bu gece birde nidalarıyla o iki gün orda kalmak zorunda kaldık. uyumadan gecen 2 gece.
    o zaman böyle bir bankacılık teknolojisi yok. pazartesi olacakta aileler bize para yollayacak.
    o kadar çaresiz ve parasız kalmıştık ki o evde iki gün geçirdik.
  • 4. sınıfın yazı, okulu bitirememişim annemlere de açılmam biraz zaman aldığından büyük bir hayal kırıklığı tusunamisi ile karşı karşıya kalmışım, yaralar daha taze. ailemin onaylamadığı vasat bir 2000'ler üniversitelisi 4. sınıf aşkı da yeni geçmiş başımdan, esas sorun da orda. yaz okulu için para istemeye yüzüm yok bizimkilerden. 200 küsür para.
    bende de ona yakın bir şey var ama o son küsurat yok işte. internette bişey satma falan da yoktu heralde o zamanlar. daha doğru dürüst bugün bile bir şey sattığım yoktur. zaten öğrenci evinde satacak bişey olduğunu da zannetmiyorum. banka hesabımda var aslında o para ama belli bir paranın altında olduğu için çekmeme izin vermiyor. bende kaybolmasın diye öğrenci bavulumun gözünde sakladığım kutsal hesap cüzdanı'nı çıkardım. bankanın yolunu tuttum. sıramı aldım beklemeye başladım. sıram geldiğinde belki şu andaki yaşımdan daha küçük olan saygıdeğer kasiyere "bu hesaptaki bütün parayı çekmek istiyorum" dedim. aynen bunu söylemiş olmalıyım ne eksik ne fazla burada böyle söylememin arkasında tam olarak ne kadar olduğunu bilmememden çok o paranın tümüne sonuna kadar ihtiyaç duymamın etkisi vardı. tabi meblağın küçüklüğün de bilinçaltında bir payı olabilir. adam bilgisayarda birkaç işlem yaptıktan sonra burada sadece 8 lira var dedi. ben de çok normal bir ses tonuyla tamam işte o 8 lirayı istiyorum dedim. bu da böyle bir anımdır.
  • bakkaldan dal sigara almam
  • universite son sınıftayım yıl 2007. cepte 2 lira var. denizlide kınıklı kampüsten çıkmışım, otogarın oradaki eve yürüyorum, bilen bilir temizinden 7 km var. dolmuşa binsem 50 kuruş. yokuş aşağı yapıştırıyorum ama yürüdükçe açıkıyorum. yolun ortalarına geldim saltak civarında bir iddaa bayii gördüm yolun karşısında. şeytan amk dürttü, gittim 1 lirayla kupon yaptım 4 maç, arsenal- bolton ve denizli- konya maçlarını hatırlıyorum sadece ama 1 e 83 tl veriyor baya imkânsıza yakın. neyse kalan 1 lirayla da ekmek aldim birkaç tane. eve vardım midem sırtıma yapısık halde, yağlı ve ev salçalı ekmeğe abandım. biraz da yarına bıraktım ama doymadım. geceye kadar babamın harç borç aldığı bilgisayarda bitirme tezimi yazıyorum saat olmuş 1, birden aklıma geldi lan benim kupon noldu acaba bakayım bir dedim. abi inanamadım gözlerime 4 maç tutmuş 1 liraya 83 lira aldım ertesi gün ve o para da 10 gün falan idare etmiştir beni.
  • muharrem ayı idi. biz ise son sınıf mühendislik öğrencileriydik. 10 haneli binada her gün kazan kazan aşure kaynamıştı. biri bile kapımızı çalmadı. hatta utanmadan karşı komşumuza bırakıp bizi es geçmişlerdi. üstelik hayta, bir haltlar çeviren, gürültü yapan bir öğrenci evi değildi bizimki. sessiz sakin ders çalışırdık.

    ne kurban bayramı'nı bilirsin, ne de aşure'yi. torununuz yaşındaki nesil örf ve adetlere çok daha hakim, emin olun, zira işin şov kısmına değil çıkış yerine odaklanıyorlar.
  • lisede çeketim yırtıktı..bir iki ay öyle gittim.. eşofman takımım yoktu beden dersinde sınıfta her zaman nöbetciydim ..o yüzden en düşük dersim beden dersiydi.cebinde haftalık bir simit parası olurdu..tost cila veya tost çay parası olanlardı.bir ayakkabıyı yırtılsa bile giyerdim .. kışın sürekli su alırdı..montun hiç olmadı. otobüs bileti den tasarruf etmek için haftada iki gün 12 km yolu yürürdüm..bi ara otobüs bileti alacak param kalmadı zengin çocukları alan servise iki defa kaçak bindim ikincide kovuldum. anlat anlat bitmez..sık.yim o günleri... yirmi yıl olmus
  • bursa’da uludağ üniversitesi’de okurken yıl 2007-8 sanırım bir gün 48’e binip heykel’e gittim. arkadan bindiğim için bukart’ı arkadan uzatmıştım haliyle kalan bakiyeyi de öğrenemedim. neyse efenim heykel’de arkadaştan vize notlarını alacaktım buluştuk oturduk ulu camii’nin hemen yanındaki havuzun orda. sonra o gitti ben de durağa geçtim otobüs bekliyorum. geldi otobüs bindim bir bastım, bukart’ta yeterli bakiye yok bilmem kaç kuruş kalmış. şoför de git şurdaki büfeden doldur diyor arkada sırada bekliyor millet tabii. indim hemen büfeye doğru yöneldim ama bir baktım cebimde 5 kuruş var. beş kuruşcuk. şu an tam hatırlamamakla birlikte diyelim ki o zaman öğrenci tek biniş 1 tl ise benim karttaki bakiye de 90 kuruş kalmış. cebimdeki 5 kuruş da yetmeyecek anlayacağınız. ikindiyle akşam arasıydı. babamın da durumu olmadığı için ondan sık sık para da isteyemiyorum. zaten bir de onu arayıp böyle böyle oldu desem kahrından ölürdü adam. ajitasyon yapmıyorum. yüreği dayanmazdı inanın.

    neyse efenim ne yaparım ne ederim diye düşünürken çaresizce aşağıya fomara altı parmak tarafına yürümüşüm. tabii önce bir sonraki 48 şoförüne veya üniversite tarafına gidebilecek diğer otobüslerin şoförlerine durumumu anlatıyorum ancak onlar da yapabilecekleri bir şey olmadığını söylüyorlar.

    kimseden para da isteyemiyorum ortalık zaten dilenciden geçilmiyor bir de beni mi dinleyecekler. o yıllar da dahil ulu camii çevresinde özellikle orada mahsur kaldığını ve memleketine gidemediği için bir otobüs bileti parası dilenen bir sürü kadın dilenci vardı. 2018 yılında diplomamı almaya gittiğimde gene aynı furyayı orada gördüm. hiçbir şey değişmemiş anlayacağınız.

    neyse, ben de karar verdim ve başladım üniversiteye yürümeye. kendime küçük hedefler vererek bazen de zevkli hale getirecek küçük dokunuşlarla; saat şu an x ise y geçe şu binanın dibinde olabilecek miyim yok efenim şu ağacın orda olabilecek misin bakalım falan diyerek yürüdüm. yürüdüm yürüdüm inatla yürüdüm caddeler bana dardı inatla yürüdüm.

    saat 11 gibiydi sanırım yürüyerek üniversite içindeki kyk yurduna gelmiştim. sonrasında zaten ne vizeye çalışacak dermanım kaldı ne de garibanlığıma sövecek kelimem. ayakkabım da epeyce erimişti. öncesinde de zaten bayağı kötüydü ayakkabım. 18-20 km idi sanırım heykel üniversite arası fakat bana 180 km gibi gelmişti. evet 20 km çok değil gibi ama bana o gün çok uzun gelmişti.

    o gün anladım ki 5 kuruş bile bazen çok büyük para olabiliyormuş.

    tekrar söylüyorum hikaye değil, yaşanmış gerçek bir anımdır. hatırladıkça gözümde nemlenir koskoca mazi.

    kyk bursu dışında babamın ara ara gönderdiği parayla geçiniyordum. her olayım hesaplı olurdu. sıkıntılar içinde okudum. burs başvurusu yaptığım yerlerden de olumlu sonuç gelmedi hiç.

    mezun olunca o kyk bursunu son kuruşuna kadar ödedim. (7500 tl’yi 12000 tl olarak)

    not: o beş kuruşu uzunca sene cüzdanımda taşımıştım. sonrasında bir gün baktım cüzdanımda yok, kaybettiğimi fark ettiğimde çok üzülmüştüm. şimdi şükür ki iyi bir firmada iyi bir pozisyonda hayatımı idama ettiriyorum.

    ekleme: mesajla sokakta herhangi birinden 5 kuruş isteseydin aga diyenler oldu. arkadaşlar o yıllar bukart’a en az yükleme 5 tl gibi bir şeydi sanırım. yani bir alt limit vardı. bununla birlikte ben şoförlere sorarken yanımda benim bu durumumu duyanlar da oluyordu onlar da gel ben basarım senin yerine demedi. o güne kadar kimseden para istemeyen biri olarak çok zor geldi dilim dönmedi dilenmeye.

    bu arada geçen sene bir ara babam abim ve kardeşim beraberken konuşuyorduk da konu yokluğa nereden nereye geldiğimize gelmişti ki babam siz üniversite okurken bazen işten eve yürüdüğüm olurdu para olmazdı dedi. içimize öküz oturmuştu. o zamanlar servisi olmayan bir fabrikada çalışıyordu. hakkını ödeyemem bu adamın. onca yoklukta 3 evladını okuttu. şimdi çok şükür her şeyimiz var herkesin güzel meslekleri var. 95 yılında memleketten istanbul’a o kemal sunal filmindeki gibi bir yorgan 3-5 tabak çanak ve bir de kıyafetlerimizde gelmiştik. yokluğa bakar mısınız?

    çok garibanlık çektik çok. tabii bizden daha kötü olanlar da vardır bilemiyorum.
170 entry daha