şükela:  tümü | bugün
1010 entry daha
  • üniversite 1. sınıfta sigara almaya paramın olmadığı zamanlar olmuştu. okula başlamadan önce çalıştığım zamanlar pek dert değildi ama okurken mentollü sigara almak baya lüks geliyordu bana.

    mentollü filtreler aynı tadı vermediği için araştırmalarıma göre normal açık adıyaman tütününe mentosu eriterek harmanlarsam, bir nevi mentollü sigara tadına yaklaşabileceğimi buldum. sonuç koca bir sıfır oldu ve tütünü kullanmayıp, kalanını normal içmek zorunda kalmıştım. üniversiteli olup maddi durumu kötü olan, sigara içen arkadaşlara üzülürüm hep bu yüzden.

    edit: benden kötü şeyler yaşayan mutlaka olmuştur. benim için en nirvanası, lise döneminde yaşadığım bir anım idi. bir yaz ailem yokken tek kaldığım dönemlerde, abimin aldığı bütün tavuğu 2 gün sonra yiyecek bir şey olmamasından dolayı ne var ne yok adeta kemirmiştim. ardından zehirlenmem ve hastaneye düşmem cabası tabi. yine yazları lise döneminde, çokça evde yiyecek bir şeyim olmadığı için ramazan çadırlarına giderek, yoğurt kabında eve yemek taşırdım. en azından ramazan ayında yiyecek bir şeyler çıkarırdım. garibanlıksa, garibanlığı iliğine kadar yaşadım. sigara sadece bunlardan biriydi.
  • yıl 2004, 7. sınıfa gidiyorum.

    telsim cep info servisini bedava sanıyordum. böyle aptal aptal fıkra dinliyorum, galatasaray fikstürü falan söyletiyorum kendi kendime. anneme falan da dinletiyordum haliyle, kadıncağız "evladım paralıdır o, başımıza iş açma" demesine rağmen "yok yaaa ne parası moruq dinle geç ehehe" diyorum, ağır ergenim tabii.

    bir gün okula gideceğim, sabah mesaj geldi aynen şu yazıyor "xxxx numaralı hattınızın ekim ayına ait faturası 206 milyon 400 bin tl, son ödeme tarihi xxxx"

    beynimden aşağı kaynar sular dökülme tabirini ilk defa o kadar net yaşamıştım. okula gittim, arkadaşlarıma açtım konuyu. "gençler oyledusunmuyorum için para topluyoruz" dediler, yürekli çocuklar tabii.

    7 milyon lira toplamıştık.

    bir elimde toplanan 7 milyon lira, diğer elimde 206 milyon lira fatura yazan mesaj. eve gitmek hiç o kadar zor olmamıştı.

    edit: devamında ne olduğunu soran arkadaşlar olmuş. anlatıyorum.

    eve gittim, önce konuyu ablama açtım. sağ olsun "senin ben beynini..."dedi ama durumu da idare ediyor, yürekli insandır. ayrıca nickimi bildiği için burada ona iyi görünmem gerekiyor. neyse bu konu dışı.

    sonra bir üst mahkeme olan anneme gittik ablamla beraber. haklı olarak birkaç dakikalığına" ben sana söylemedim mi? boynun devrilsin" tarzı mini bir konuşma yaptı. onun da kriz yönetimi iyidir, ağır krizlerde hemen çözüme odaklanıp yormaz.

    akşam eve babam gelecek. en üst derece mahkemesi olarak ona konuyu açacağız. plan yaptık. buna göre önce ablam salona gidip arkadaşlarından bahsederek "xxx arkadaşıma 600 milyon, yyy arkadaşıma ise 750 milyon fatura gelmiş, bu aralar faturalarla ilgili hata oluyor hep" gibi yüksekten açmalı bir yoklama yapacak. annem de destek olacak arkadaşları ile. en sonda da ben geleceğim ve "baba ben böyle böyle bir bok yedim, hesapladım 5 aylık harçlığıma denk geliyor. 5 ay boyunca harçlık verme bana, faturayı bu şekilde ben ödemiş olurum" diyerek yüreklere oynayacağım. planı aşırı beğendik.

    akşam geldi babam, salonda televizyon izliyor. planı aynı dediğimiz gibi uyguluyoruz. en son girdim ben de, söyledim yediğim boku.

    hiç unutmuyorum, gülümsedi ve "ödedim ben onu zaten" dedi. adamcağız muhtemelen ergenliğimin zirvesinde olduğum için erotik hatları aradığımı düşünüp çaktırmadan ödemiş, beni de rencide etmemiş.

    böyle kral harekete çok sık denk gelinir mi bilmiyorum fakat o gün ben ailemin gerçekten bir aile olduğunu daha net anladım.

    not: o dönemki 206 milyon tl, şimdinin alım gücü olarak yaklaşık 1000 tl'si ediyor. en azından babamın maaş oranına göre böyle bir sonuç çıkıyor.
  • lan hangi birini anlatayım bilemedim.

    tanım: her biri hayatın en saçma zamanlarında hatırlayıp bizi gülümseten anılardır.
  • üç arkadaş toplanıp marketten bir makarna alabilmiş ve onu yemiştik... allahım korkunç günlerdi ehe.
  • ankara’da part-time bir iş için görüşmeye gidecektik ama cebimizde paramız yok denecek kadar azdı.

    ya otobüsten ya da yemekten vazgeçmemiz lazımdı, biz tabii ki otobüsten feragat ettik. emek’ten yıldıza kadar iş görüşmesi için yürüdük. benim hıyar arkadaş sanki defileye katılacak gibi, kumaş pantolonla kösele kundura giymiş aq piyanist şantör kılıklısı.

    işe de almadılar zaten. aklıma geldikçe söverim pezevenge.
  • pantolonlarım yırtılmıştı. para bitmiş bir hafta daha nakit yoktu. eşofmanla bir mağazaya girip pantolonla çıkmıştım . bir bıçak darbesi ile alarm sökülüyor evde dikiliyor görev başarıyla tamamlanmış oluyordu.
    ancak bir hafta sonra arkadaşın motorunda artçı iken kaza yaptık yine pantolon yırtıldı. bu sefer de etiket değiştirip outlet fiyatına paramla almıştım.
    o pantolonu iki sene pantolon bir sene de şort olarak giydim.
    keşke memlekete çerçeveletip gönderseydim.
  • çok dengesiz yaşadığım için diplere vurduğum oluyordu dönem dönem. yine böyle bir dönemde 3 gün yemek yememiştim doğru düzgün. sabah kalktım ve dolaptaki kıyafetlerimi araştırırken biraz para buldum zulada. gidip tekel bayiisinin açılmasını beklemiştim alkol almak için. eve gelip kafayı bulup uyumuştum tekrar. uyandığımda arkadaşlarım gelmişti ve yemek yapıyorlardı. bir kez daha doğru karar vermenin mutluluğunu yaşamıştım o an.
  • fakir olduğumuzu ben daha 1.sınıfa giderken ilk kez bana aldıkları ışıklı ayakkabının ampulünü söküp avizeye takmaya çalıştıklarından anlamıştım.

    edit: imlâ
  • 1.50 tl öğlen yemeği yiyorduk daha ne olsun
  • üniversite 1. sınıfta bir kere kesme şeker yiyerek karnımı doyurmuştum.
427 entry daha