şükela:  tümü | bugün
  • bedava ev yemeği yiyebilmek için dinlediğim mevlüdü de asla unutmayacağım.
  • vallahi milletin yazdıklarından sonra yazsam mı yazmasam mı bilemedim, çünkü bizimkisi mutlu sonla bitmişti.
    ev arkadaşlarımızdan biri tüm parasını erkenden bitirdiği için benden aldığı borçla yaşıyordu. bende de para bitince diğer ev arkadaşıımzdan borç alıp bana verecek, onunla geçinecek ve ay başında da hesaplaşacaktık. üçüncü şahıs yavşak erkenden basıp evine gidince her ikimiz de birbirimize bakakaldık. mutfakta bir iki patates bulduk, kaynatıp ezdik, üzerine de biraz yağ bulduk döktük. arkadaş balkondaki bira şişelerini bakkala götürdü ve ekmek aldı, bir de yanına 50 gr. salam. kurduk soframızı başladık yemeye. bir yandan da ertesi gün filan ne yapacağız onu düşünüyoruz, ekmeğin yarısını ayırsak mı salamdan da iki dilim ayırsak yarını hallederiz, ama pazar ne yaparız cidden bilemiyoruz.
    ama gecenin gerisi efsane. zil çaldı, gelen askeri okul öğrencisi kuzen, "ne len bu hal" dedi koştu bir şeyler aldı geldi, ertesi iki günü de garantiledik. biraz sonra zil bir daha çaldı, arkadaşın biri biryerlerden bir voli vurmuş, bir torba birayla geldi, dipte başlayan gece resmen muhteşem bir finale sahne oldu.
  • liseye ilçe merkezine gidiyorduk. öğle yemeklerini aç kalmama gayretleri ile geçiştiriyorduk. babası öğretmen olan arkadaşın bize göre maddi durumu daha iyiydi. öğlen yemeklerini lokantada yiyordu.
    neyse bir gün ders çıkışı yemeğe mi gidiyorsun dedi evet dedim. gel lokantada yiyelim dedi. yemek ısmarlayacak sandım. bende para yok. yemeği yiyorum ama sıkıntıdan yemekte beni yiyor. ya ısmarlamadıysa... ben ne yaparım.
    arkadaş işim var dedi yemeğini benden önce bitirdi. kasaya yöneldi. ve korktuğum başıma geldi kendi hesabını ödedi ve çıktı. yemeğin geri kalanı boğazımda düğümlendi.
    sonra ben de kalktım sanki bir tünelden geçiyormuşcasına hiçr bir tarafa bakmadan kasadaki adamın yanından terler içinde lokantadan çıktım.
    belki halimden anladı bilmiyorum arkamdan filan bağıran olmadı.
  • bir hafta boyunca her gün akşam yemeği için ketcaplı makarna tüketip, evi ısıtmayıp (kış) bir soğuk su ile duş almak.
  • üniversiteyi diyarbakır'da okudum ve hep yurtta kaldım(ben de pişmanım ama oldu bir kere) ,neyse. pek sevgili oda arkadaşım bir gece oturup canı mumbar dolması çektiği için hüngür hüngür ağladı. hatırladıkça güler kendisine de hatırlatırım.
  • hangi birini anlatayım dediğim hede.
  • hayatımda unutamadığım anılardandan bir tanesidir hatta belki de anlardan tanesidir.

    üniversitede okurken (yıl 2006) yahya ve volkan isimli iki arkadaşımla aynı evde kalıyorduk. üniversiteye yürüyerek gidebileceğiniz yerlerdeki kiralar uçtuğu için üniversiteye tek vesaitle gidilen bir yerde ciddi manada ucuza evde tutmuştuk (bugünün parasıyla 300 tl civarıdır). dönem başlamış eve beraberce alışveriş yapılıyor toplam alışveriş üçe bölünüyor vs. her ev arkadaşlığı yapmış kişilerin bildiği şeyler. neyse okulların açılmasının üzerinden 2-3 ay geçti, yahya okula gitmemeye başladı. ''lan oğlum okula niye gitmiyorsun?'', ''hayırdır birileriyle mi takıştın? korkuyorsun'' gibi epeyce soru sormamıza rağmen eleman bizi bir şey yok deyip geçiştirdi. aslında duruma buzdolabının durumundan ve alışveriş günlerinden dolayı biraz biraz uyanmaya başlamıştık. yahya, akşama kadar evde hiçbir şey atıştırmıyor (burada lokmaları mı sayıyorsun diyenin kalbini kırarım), alışverişte ''şuna ne gerek var buna gerek var'' cümleleri kuruyordu.

    bir akşam telefonda ailesiyle konuşurken sessizce dinledim. yahya'nın babası çiftçiydi. ürünler elinde kalmış, satamamış bu nedenlede para gönderemiyormuş. önemli değil baba param var falan dedi telefonda. boğazım düğüm düğüm olmuştu, cebinde yalnızca alışveriş parası kaldığı için adam okula gitmiyordu ve ağzınıda açıp bize tek kelime etmiyordu.

    durumu öğrendim ne yapabilirim diye düşünmeye başladım. bizim eleman çok düzgün bir çocuktu, gururluydu. nasıl bu çocuğa çaktırmadan para veririm diye düşünmeye başladık. pantolonun cebine koysak anlar, dolabına koysak olmaz, teklif etsek hiç olmaz (adam bize durumunu bize açmıyordu). kendimizce aklımıza dahiyane bir fikir geldi. bu tuvalete gittinde odasına girdik, yatağının altına 20 tl attık. hani düşürmüşüm vs. derde alır parayı yol parası yapar diye düşünüyoruz (20 tl'ye 25 kere falan dolmuşa binebilirdi, dolmuş 75 kuruştu). aradan iki-üç saat geçti, bu parayı buldu sonra gitti mutfaktaki büyük kasenin içine attı. ''hayırdır oğlum, alışveriş paralarını koymuştuk, bu nereden çıktı'' falan dedik. al paranı cebine koy falan dedik, ''yok'' dedi ''bu benim param olamaz, siz mi düşürdünüz odamda'' falan dedi, bizde ''ne işimiz var lan senin odanda saçmalama'' dediysekte, adam cebinde hiç para olmamasına rağmen bizim değil dediğimiz parayı bile cebine koymadı.

    gururlu bir çocuktu yahya. o sene sonunda okuluda bırakıp, memleketine dönmüştü. şimdi kim bilir nerededir? sosyal medyasıda yok bulamadık bir türlü. benim numaram hiç değişmedi, olurda günün birinde ararsa diye bekliyorum.
  • çoğunun birbirine benzediği iç burkan anılar. ayna'nın beş parasız okul yılları şarkısında özetlediği ve yaşayanlar için "buldum bulmasına parayı/ ne yazık ki kapatamadım ben bu arayı" cümlesinde söylediği gibi hiçbir zaman aşılamayacak boşluklara sebep olan an-lar, anılar.
  • bir ara 2 işte çalışıyordum öğrencinin en moda hareketi borç yaratmaktır o kredi kartı belasına illa bulaşır öğrenci böyle olunca borçları ödeyip hayatımı idame ettirmek için hem mağazada hem de kafede çalışıyordum sonra okula gitmez oldum garibandan öğrenci olmuyormuş orada tescilledim benimki anısının anası oldu aq
  • bir keresinde öğrenci kartımda para kalmadığı için turnikeden geçememiştim. sağolsun, arkadaşımın kartında varmış. o, benim yerime basmıştı. zor bir gündü, zor...

    edit: indiğim durakta parasını verdim. kendi kartımı da doldurdum.