şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
37589 entry daha
  • şayet ingilizce'de hangi taşıtlar için hangi edatı ("on" veya "in") kullanmanız gerektiğinden emin değilseniz şu kural her zaman geçerlidir:

    eğer koltuğunuza yürümenizi gerektiren, kompartımanları olan bir taşıttaysanız "on" kullanmalısınız (on the ship, on the bus, on the plane)

    eğer koltuğunuza yürümeniz gerekmiyorsa "in" kullanmalısınız (in the car, in the canoe, in the speedboat)
  • himalaya dağlarında yağmurda açan mavi gelincikler:

    tema++ görsel
  • paskalya ağacı ve noel konsepti zerdüşti bir gelenektir. 2.papa döneminde hristiyanlığa entegre edilmiştir. ve bildiğiniz bütün modern medeniyetler iran kültüründen etkilenmiştir. roma, devlet yapısından vergi sistemine kadar bir pers imparatorluğu taklitidir. o çok havalı bulduğunuz illuminati ve benzeri içe kapanık masonik dernekler, hasan sabbah’tan etkilenmiştir. tapınak şövalyeleri kudüs dönüşlerinde nereye uğruyordu sanıyorsunuz ? *

    kısaca ilber ortaylı gibi hafif kibirli, batıyı bile yer yer küçümseyen tarihçilerimiz bile konu iran olunca şöyle bir ceket ilikler.
    iran kültürü modern dünyanın en büyük kültürüdür. araştırın görürsünüz. sağlıcakla..
  • (bkz: #139338238)

    bugün debe'ye giren ve kalbin kendi kendine attığını iddia eden entry o kadar yanlış ki yani neresinden başlasam bilemedim. kalbin içindeki sinoatrial node dahil olmak üzere hiçbir node kendi kendine karar verip de ritim düzenleyemez. sinoatrial node'un ritim düzenleme kapasitesi, sempatik ve parasempatik sinir sisteminden gelen komutlara bağlıdır. sempatik sinir sistemi katekolamin, epinefrin ve norepinefrin ile kalp hızını artırırken parasempatik sinir sistemi ise asetilkolin ile kalbi yavaşlatır.

    bağımsızlığını ilan ettiği iddia edilen kalbi aslında iki ayrı sinir sistemi kontrol ediyor ve bu sinir sistemlerinin kontrol mekanizmaları arasında beynin kendisi de var. bunlar dışında vagus siniri diye bir gerçek de var.
  • tatlı su balıkları hiç su içmezken, tuzlu su balıkları çok sık su içmektedir.
  • olumsuz eleştiriler neden övgüden daha çok etki bırakır?

    birçoğumuz, her gün yaşamlarımızda hakaretlerle, alaycı yorumlarla ve olumsuz eleştirilerle karşılaşırız. ancak yapımız bu eleştiri dalgalarıyla başa çıkmaya pek müsait değil.

    çocukken sıklıkla sopaların ve taşların kemikleri kırabileceğini ama kelimelerin bizi incitemeyeceği söylendi. ancak yetişkinler, tecrübeleri sayesinde bu sözün doğruluktan çok uzak olduğunu, fiziksel yaralanmaların haftalar içinde iyileşebileceğini, ancak olumsuz yorumların bizde yaşam boyu sürece yaralara yol açabileceğini bilir.

    okulda bir öğretmenin sessizce yönelttiği bir düşük tonlu bir eleştiri de olabilir, arkadaş veya sevgilinizle tartışırken yöneltilen zalimce bir söz de... "olumsuz düşünme yanlılığı" adlı durum nedeniyle eleştirileri pozitif yorumlara kıyasla daha uzun süre hatırlarız.

    aslında birçok karmaşık etki bu yanlılıkla açıklanabilir. kısaca negatif duyguların bizleri pozitif duygulara göre daha çok etkilemesi. queensland üniversitesi'nde roy baumeister, böylece tehditlere özel bir ilgi gösterip, tehlikeleri abarttığımızı söylüyor.

    dünyanın daha olumsuz yönlerine odaklanmak, kulağa depresyona yol açan bir özellik gibi gelebilir. ancak bu duygu insanoğluna doğal felaketlerden, salgınlara ve savaşlara birçok olumsuzla başa çıkmasında yardımcı oldu.

    insan beyni, vücudumuzu koruyup, bizi hayatta tutmak üzere evrimleşti ve yeni tehlikelerle başa çıkabilmek için üç uyarı sistemimiz var. dövüşme ya da kaçma tepkimizi belirleyen antik bazal ganglionlar var. tehditlere karşı duygularımızı tetikleyen ve tehlikeleri anlamamızı sağlayan limbik sistem ve bir de daha çağdaş, tehditler karşısında mantıklı düşünmemizi sağlayan pre-frontal korteks.

    baumeister "bu olumsuz düşünme yanlılığına sahip atalarımızın hayatta kalma şansı daha çoktu" diyor. insanoğlu tehditleri tespit konusunda doğuştan kabiliyetlidir. sadece sekiz aylık bir bebek, bir yılanın fotoğrafına, dostça görünen bir köpeğin fotoğrafından daha çabuk dönüp, bakacaktır. beş yaşındayken de kızgın ya da korku dolu bir yüzü, gülen bir yüze kıyasla öncelemeyi öğreniyoruz" diyor.
    baumeister sorunlara odaklanmanın iyi bir strateji olacağı görüşünde. "önce negatiflerden kutulun ve sorunları çözün. kanamayı durdurun. kötüye odaklanmak aşırı hallerde bizi güvende tutabilir ancak olumsuz düşünme yanlılığı günlük yaşamımızda bize yararsız olabilir" diyor.

    baumeister negatifin yaşamımıza orantısız etkisiyle başa çıkmayı öğrenene kadar, dünyaya bakışımızın bozulacağına inanıyor.

    örneğin, bir gazetenin sayfalarına bakıldığında hayat olumsuz görünebilir. gazeteciler sıklıkla gazete satmak ve okuyucu artırmak için kötü haberlerin peşinde koşmakla suçlanır. bu kısmen doğru olabilir, ancak araştırmacılar okuyucuların doğal olarak kötü haberlere çekildiğini gösteriyor. çok düşük ihtimal olsa da potansiyel tehlikelerle ilgili dedikodular, yararlı olabilecek dedikodulara kıyasla insanlar arasında daha hızlı yayılıyor.

    haberlerde okuduklarımız ve izlediklerimiz korkularımızı büyütebilir. örneğin abd'de son 20 yılda terör örgütleri tarafından öldürülenlerin sayısı, aynı dönemde küvetlerinde düşüp ölen amerikalılar'dan daha az olsa da terör saldırılarına yönelik korkumuz daha büyük.

    varsayımsal ama korkunç bir durum bizi dehşete düşürebiliyor. tek bir küçük, kötü deneyim bile tüm günümüzü olumsuz etkileyebiliyor. washington üniversitesi'nden psikoloji profesörü randy larsen, kötü olayları düşünmeye iyi olaylara kıyasla çok zaman harcadığımızı, bunun da utandığımız anların ya da olumsuz eleştirilerin neden yıllarca peşimizi bırakmadığını açıkladığı görüşünde.

    baumeister "bir sevgiliden, aile mensubundan ya da arkadaşından gelen olumsuz yorumlara üzülmemek kolay değil. sevdiğimiz ve güvendiğimiz insanların olumsuz yorumları, yabancılara kıyasla daha üzücü olabilir. bu kısmen, ailemizin ve dostlarımızın bize nasıl davranacağı konusunda beklentilerimiz olmasından" diyor.

    bazı durumlarda, sevdiğimiz insanların olumsuz yorumları, uzun süren psikolojik yaralara ve buna duyulan tepki ilişkilerin çökmesine neden olabiliyor.

    eleştiri büyük miktarlarda geldiğinde de etkisi büyük oluyor ve bu durum sosyal medyayı bir olumsuzluk yankı odasına dönüştürüyor. 2019'un en çok satan albümünü yapmasına karşın billie eilish, bbc'ye, hakkındaki yorumlara bakmaktan kaçındığını söylemişti.

    baumeister, sosyal medyadaki olumsuzluklarla başa çıkma kabiliyetimiz olmadığı uyarısında bulunuyor. beynimizin yüzbinlerce yabancıdan değil, yakınımızdaki kapalı, avcı-toplayıcı topluluğun uyarısını dikkate almak üzere evrimleştiğine dikkat çekiyor.

    birçok çalışma, insanların yaşlandıkça olayların daha iyi yanlarına bakmaya eğilimli olduğunu gösteriyor. uzmanlar bunu da "olumlu düşünmeye yanlılık" olarak tanımlıyor ve orta yaştan itibaren negatiften çok pozitif şeyleri hatırlamaya başladığımızı söylüyorlar. baumeister bunu da gençliğimizde aldığımız eleştirilerden ders çıkarmamız gerekmesiyle, yaş ilerledikçe de bu ihtiyacın azalmasıyla açıklıyor.

    bir başka kullanışlı stratejinin de yorumların, yapılan kişiden çok yapan kişiyle ilgili olduğunu düşünmemiz olduğu belirtiliyor.
  • 2. dünya savaşı sırasında, resmi adı 23. özel birlik olan nam-ı diğer hayalet ordu'nun görevi, düşmanı yanıltmaktı.

    alman ordusunu yenilgiye uğratmak amacıyla oluşturulan hayalet ordusu 1100 amerikalı sanatçı, tasarımcı ve ses mühendisinden oluşuyordu. sanat okulları ve reklam ajansı çalışanları arasından seçilmiş bu özel askerler, sanatlarını incelikle savaş alanına taşımayı başardılar ve kazandılar. moda tasarımcısı bill blass, ressam ve heykeltıraş ellsworth kelly, natürmort ressamı arthur singer ve fotoğrafçı art kane bunlardan bir kaçıdır. denilmektedir.
    nazileri kandırmayı başaran hayalet ordu’nun hikayesi ise şöyledir;

    " hayalet ordu üyesi freddy fox, hayalet ordu’yu “ gerçek dövüş kıyafetlerini taklit ederek, ön saflarda bir aşağı bir yukarı hareket eden gezici bir yol gösterisi” olarak tanımlamıştı. öyle ki hayalet ordu, d-day (abd ordusunun normandiya çıkrması) ile bulge savaşı arasında 20’den fazla operasyon gerçekleştirmişti.

    ii. dünya savaşı’nın başlarında ingilizler, kuzey afrika’da benzer bir savaş taktiği kullanmıştı. işte bu birim de ingilizlerin bu başarısından ilham alarak 1944 yılında görsel hileler, ses ve radyo aldatmacaları gerçekleştirmek üzere özel ve bağımsız bir birim olarak kuruldu. hayalet ordu mensuplarının iq ortalaması 119’du. hayalet ordu için özenle seçilen ekipte; sanatçılar, reklamcılar, radyo yayıncıları, ses uzmanları, aktörler, mimarlar ve set tasarımcıları vardı. bunların arasında moda tasarımcısı bill blass ile ressam ellsworth kelly de bulunmaktaydı.

    adına yakışır şekilde bu birim, muntazam bir gizlik içinde çalışıyordu. örneğin the meriden daily journal’daki 6 aralık 1945 tarihli bir rapora göre, birim mensupları tankları, cipleri, kamyonları, topçuları ve uçakları benzin yakıtlı kompresörle şişirdikten sonra nazi hava kâşiflerini aldatmaya yetecek kadar gerçekçi bir şekilde boyamışlardı.

    hayalet ordu savaş zamanında yanıltıcı frekanslar gönderiyordu. hatta sahte raporlarına gerçeklik katmak için operatörlerin özgün tarzlarını dahi taklit etmişlerdi. bazı durumlarda ses mühendisleri, devasa hoparlörlerle yaklaşık 25 km öteden duyulabilen ve önceden kaydedilmiş askeri tatbikatların seslerini çaldılar.

    mayıs 1944’te d-day hazırlıkları sürerken, hayalet ordu’nun büyük bir kısmı ingiltere’ye geldi. normandiya’daki d-day çıkarmasına 4 üye katıldı ve 8 gün sonra 17 kişilik müfreze, sahte topçu birlikleri oluşturmak için almanların ateş altında tuttuğu omaha plajı’nda karaya çıktı.

    birim ilk büyük aldatmacasını 1944 yılında gerçekleştirdi. brittany operasyonuna katılarak fransa’ya ait brest limanı kuşatmasında cephe hattının birkaç yüz metre yakınına 50 sahte tank ve ses kamyonları konuşlandırdılar. bu sayede general george patton komutasında düşmandan kaçan ve fransa’nın doğusuna ilerleyen 3. ordu’nun konumu hakkında almanları yanıltmayı başardılar.

    general patton komutasındaki ordu eylül 1944’te fransa’nın metz şehrine saldırdı ancak bu esnada patton’un hatlarında bir boşluk oluştu. patton’un yardımına bir kez daha hayalet ordu yetişti. boşluğu doldurmak için yeni bir tümen gelene kadar sahte savaş araçlarıyla, tank gümbürtüleriyle ve asker sesleriyle bir illüzyon yarattılar. hatta çavuşların askerlere sigaralarını söndürmeleri için bağırma seslerini hoparlörlerden yayınlayarak bu tehlikeli hattı 7 gün boyunca tutmayı başardılar. hayalet ordu’nun bu başarılı telsiz aldatmacası, belçika’nın bastogne kasabasındaki bulge savaş’ı sırasında da genaral patton’ın elini rahatlatacaktı.

    hayalet ordu en ayrıntılı aldatmacasını mart 1945’te *’nun bir parçası olarak gerçekleştirdi. 9. ordu, ren nehri’ni tehlikeli bir şekilde geçmeye hazırlanırken hayalet ordu, almanların dikkatini dağıtmak ve yönlendirmek için planlanan iniş noktasının yaklaşık 15 km güneyine konuşlandı. burada yaptıkları hilelerle, iki tümen ve 40.000 askerin kimliğine bürünerek kendini olduğundan katbekat büyük göstermeyi başardılar.

    birim; yüksek sesli kamyonlar, köprü inşaatı sesleri, topçu ateşi sesleri ve hatta çavuşların küfürler savurduğu bir filmden sesler çaldılar. hayalet ordu, sahte komutanlar ve generaller tarafından komuta edilen sahte karargâhlar ve karakollar inşa etti. onların faaliyetleri savaşta müttefik devletlerin elini fazlasıyla rahatlatmıştı. savaşın ardından hayalet ordu’nun görevi de sona erdi. onlar savaş sırasında çokça “yalan” söylemişlerdi fakat ülkeleri için yaptıkları kahramanlıklar son derece “gerçekti”. askeri tahminlere göre hayalet ordu’nun 30 üyesi yaralandı ve 3 üyesi hayatını kaybetti. buna karşı birim, 15.000 ila 30.000 arasında amerikan askerinin hayatını kurtardı.

    savaşın bitmesiyle evlerine dönen birim üyeleri reklamcılık, mimari, tasarım, tiyatro, sanat, moda ve radyoculuk alanlarındaki kariyerlerini sürdürdüler. hayalet ordu üyelerinin birlikten bahsetmesi kesinlikle yasaktı. bu sebeple on yıllar boyunca hikâyeleri çok az bilindi. öyle ki 1996 yılına kadar askeriyeden resmi bir açıklama yapılmadı.

    hayalet ordu” belgeselinin yapımcı yönetmeni olan rick bayer, birimin resmi olarak tanınmasını sağlamak için kâr amacı gütmeyen hayalet ordu mirası projesi’ni başlattı. bununla beraber, hayalet ordu’nun kongre altın madalyası alması adına kampanya düzenledi.

    şubat 2022’de italya’da nazilere karşı “aldatma operasyonlarını yürütmedeki benzersiz ve son derece seçkin hizmetleri” sebebiyle kongre altın madalyası ile ödüllendirildiler."
    kaynak
    izlemek isteyenler için belgesel

    hayalet ordu'nun logosu
    savaşta sanat
    görsel
    görsel
    görsel
    görsel
    görsel
    görsel
    görsel
    görsel

    6 yıl 1 gün süren, nükleer silahların kullanıldığı, holokost gibi sivil katliamların yapıldığı insanlık tarihinin kara lekesi olan bu savaşta, 60 milyondan fazla insan katledilmiştir...hatırlatmasını da yaparak troll ordu'nun hikayesini burada bitirelim.
  • kavramlar 11

    onarıcı adalet nedir? bu kavram depresyon, kendine güvensizlik, olumsuz dünya algısı, sevme ve sevilme zorlukları ile başa çıkmanıza nasıl yardım edebilir?

    -----------------------------------

    cezalandırıcı adalet: bir suçlu yasayı çiğnediğinde, adaletin karşılığında acı çekmesini ve bir suça verilen tepkinin suçla orantılı olmasını gerektiren bir ceza teorisidir.

    türkiye de ve dünyada yaygın olarak kullanılan adalet sistemeleri bu teoriye göre hizmet verir.

    bu sistemde önemli olan intikamcı adalet anlayışının tersine adalet- kişisel değildir.

    mağdurun yaşadığı acının intikamını almayı amaçlamaz. verilen ceza yanlış yapmaya yöneliktir.
    bu yüzden bazı içsel sınırları vardır,

    başkalarının acılarından zevk almaz (yani, schadenfreude , sadizm )
    prosedürel standartlar kullanır.
    caydırıcılık (gelecekteki suçların önlenmesi)
    suçlunun rehabilitasyonu gibi ek amaçları vardır.

    -----------------------

    intikamcı adalet

    en bilinen örneği kan davalarıdır. mağdur suçu işleyen kişiye duyduğu öfke ve kinin gereği olarak yaşadığı mağduriyeti suçu işleyen kişinin de yaşamasını ister.

    cezalandırıcı adaletin tersine, suçlu yanlış yapmanın bedelini ödemez. ödediği bedel mağdurun yaşadığı ve hissettiği şeylerdir.

    cezalandırıcı adalette suçlu, insan öldürmenin yasak olduğu kanununa uymadığı için ceza alır.
    intikamcı adalette babasını ölen oğlun, babasına duyduğu özlem, babasız büyümenin zorlukları, babası öldüğünde hissettiği hayal kırıklığı ve öfkenin bedelini öder

    -------------------------------

    onarıcı adalet

    onarıcı adalet mağdur ve fail arasında, bazen de daha geniş topluluk temsilcileriyle bir toplantı düzenleyerek suçun, suçun doğurduğu sonuçların konuşulduğu bir yargılamadan ziyade bir toplantının yapılıdığı adalet yaklaşımıdır .

    onarıcı bir adalet programı, suçluların eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmelerini, neden oldukları zararı anlamalarını, onlara kendilerini kurtarma fırsatı vermeyi ve onları daha fazla zarar vermekten caydırmayı amaçlar.

    mağdurl sürece aktif olarak katılır. onarıcı adalette mağdur tüm yaşadığı tramvaları hem faille hem de toplantıdaki diğer kişilere anlatır. yaşadıklarının anlaşılması, onarılmak için hem failin hem toplumun elinden geleni yapacağını bilmesi, failin etkin pişmanlığını hissetmesi önemlidir.

    bu toplantılar yoluyla mağdurun kaygı ve güçsüzlük duygularını azaltılmaya çalışılır. yaşadığı zararlar mümkün olduğunca giderilmesi için makul çözümler üzerine tartışılır.

    onarıcı adalet ile şuan kullandığımız cezalandırıcı adalet arasındaki en temel fark, cezalandırıcı adalette odaklanılan kişi suçludur. tüm amaç suçlunun yeni suçlar işlememesi ve yaptığı yanlıştan dolayı gerekli cezayı almasıdır. böyle henüz suç işlmeyecek kişiler o cezanın caydırıcı gücü ile suç işlemeyecektir.

    onarıcı adalette ise odaktaki kişi mağdur olan kişidir. tüm çaba mağdur olan kişinin mağduriyetinin elden geldiğince giderilmesidir.

    onarıcı adalet, geleneksel ceza adaletinden, sorduğu sorular bir birinden çok farklıdır.

    onarıcı adaletin cevabını aradığı sorular

    kim yaralandı?
    onların ihtiyaçları nelerdir?
    bu ihtiyaçların karşılanması kimin yükümlülüğü?
    bu yükümlülüğün nedenleri nelerdir?
    bu mağduriyetin oluşmasında başka kimlerin payı var?
    suçu oluşturan sebepleri ele almak ve işleri düzeltmek için paydaşları dahil etmek için uygun süreç nedir?
    vs

    buna karşılık, geleneksel ceza adaleti şunları sorar:

    hangi yasalar çiğnendi?
    yasaları kim çiğnediı?
    yasaları çiğneyen suçlu neyi hak ediyor?
    yasaların başkaları tarafından da çiğnenmemesi için gerekli caydırıcı ceza nedir?

    -----------------------------

    bağışlama kitabı isminde desmond tutu'nun yazdığı bir kitap var.

    kitap bağışlamaya giden 4 adımdan bahseder.

    1. adım

    bağışlamaya giden yolun ilk adımı hikayeni anlatmaktır.

    kitapta bu konu ile ilgili dramatik bir örnek verilir.

    clara walsh'ın ablası, clara henüz 19 yaşındayken bir trafik öldü. ablasını kaybetmek hayatında büyük bir boşluk bıraktı. ancak cenazeden sonra kimse bir daha ablasından bahsetmedi. sanki hiç var olmamış gibiydi.

    bu açıkça ailesi için bir başa çıkma stratejisiydi ama clara için işe yaramadı.

    kazadan on yıllar sonra, clara endişe ve depresyondan muzdaripti. sevdiği birinin başına bir şey gelmesinden korkuyordu. evliliği bozuldu ve stresle başa çıkmak için alkol ve uyuşturucu kullanmaya başladı.

    çünkü affetmeye giden yolun hayati ilk adımını atması engellenmişti. hikayesini anlatmak.

    clara'nın başına gelenleri ifade etmesine asla izin verilmemişti. ablasının ölmesi aile içinde bir tabuydu. ve clara bu tabunun altında ezildi.

    bu aslında o kadar yaygın ki!
    hele bizim gibi doğu toplumlarında. ve clara'nın yaşadıklarını yaşayan çevremde en az 10 kişi var.
    yaşanmış bir tecavüz, ölmüş bir kardeş, babanın anneyi dövmesi, aile içi tacizler.

    üstü örtülmüş. konuşulmamış. anlatılmamış. gizlenerek yok sayılarak yok olacağı düşünülen acı tecrübeler.

    bu tutum sadece mağduriyet yaşayan kişiyi değil, mağduriyet yaşayan kişinin o an çevresinde olan kişileri hatta bir sonraki kuşak bireyleri bile etkiler.

    ailenin geçmişindeki acı bir anı, tüm bir soyu zehirler.

    ----------------------------------

    1990'larda araştırmacı marshall duke isimli bir araştırmacı "biliyor musunuz?" adlı bir anket oluşturdu.

    aile geçmişleriyle ilgili 20 soruya yanıt bulması talimatı verilen bir grup çocuğa bu anketler verildi.

    sonra bu çocuklar uzun süreli takip edildi.

    anketi dolduran çocukların ileleyen yıllarda daha mutlu ve psikolojik olarak dirençli oldukları gözlendi.

    ikiz kuleler'e yapılan terör saldırısı gibi travmatik olaylarla daha iyi başa çıktıklarını istatiksel olarak kanıtlandı.

    hayatlarındaki ölüm, boşanma gibi sarsıcı deneyimler bile onları yıkacak kadar güçlü olmadı.

    sadece aile geçmişlerini bilmek – iyi ya da kötü olsun – onların kendi hayatlarındaki büyük sorunlarla başa çıkmalarında inanılmaz fayda sağladı.

    anlatılmayan, gizli duran, üstü örtülen her hikaye bağışlamanın önündeki en büyük engeldir.

    bu anlatılmayan hikaye kuşaklar boyunca tüm soyu zehirler. ve olaydan etkilenenleri hiç görmeyen kişiler bile bu zehirden kurtulmak için bu hikayeyi hem bilmeleri hem anlatmaları gereklidir.

    onarıcı adalet en çokta bu nedenle onarıcı etkiye sahiptir.

    mağdur kendi hikayesini ve yaşadıklarını anlatma şansına sahip olmuştur. bu tahmin ettiğinizden çok daha değerlidir.

    ------------------------------

    onarıcı adalet hiç uygulandı mı?

    evet çeşitli uygulamaları oldu. en bilenen örnek güney afrikada yaşanan soy kırımlar ve iç savaş mağdurlarının katıldığı onarıcı adalet toplantılarıydı.

    hem mağdurlar hem suçlular bir araya gelmişti. sıradan halkta. uzun süreli toplantılar yapıldı. çünkü ortada çok fazla mağdur vardı. ve çok fazla suçlu. mağdurların bir kısmı hem suçlu hem mağdurdu.

    klasik cezalandırıcı adelet ile çözüm bulmanın mümkün olmadığı karmaşık bir durum vardı. onarıcı adalet yöntemi ile toplumsal barış sağlanmaya çalışıldı.

    ne derece başarılı olduğu konusu çok tartışmalı. ama cezalandırmanın pekte mümkün olmadığı böyle büyük bir problemin çözümünde denenmesi bence oldukça doğruydu.

    siyasi liderlerin birinin aldığı ulusal genel af kararına göre çok daha insancı ve çok daha fazla dönüştürücü güce sahipti.

    kim bilir belki orta doğu da barışın olmasa da savaşın engellenmesi için savaşın ateşinin daha güçsüz hale gelmesi için onarıcı adaletten yardım alınabilir.

    şiirler ile sunniler, araplar ile kürtler, türkler ile kürtler, azeriler ile farsi ler arasında onarıcı adalet arayışına girmek belki de başarı şansı en yüksek çözüm olabilir.

    şuana kadar intikamcı adalet yöntemi ile bu bölgede huzur sağlanamadı.
    cezalandırıcı adalet yöntemi de işe yaramadı.

    belki de tarafların bir araya gelip suçluyu cezalandırmak için değil, mağduru anlamak ve elden geldiğince mağduriyetini düzeltmek için konuşmaya başlaması ve bunun merkezi olarak değil, yerelle mahallelerde, kasabalarda yerel halkın katıldığı toplantılar ile yapılması belki de çözüme bizi yaklaştırabilir.

    mağdur suçluyu ve neden suç işlediğini anlarsa, suçlu mağdurun yaşadıklarını anlarsa, mağdur suçluya zararını tazmin etmek için fırsat verirse belki herkesin kazanacağı bir çözüm bulunabilir.

    belki de sizi zehirleyen affedilemeyen bağışlayamadığınız kişilerle özellikle bu kişiler anneniz babanız, karınız hatta belki de çocuğunuzsa bu zehirden kurtulmak için yapmanız gereken ilk şey onlarıcı adalet için toplanmak ve konuşmaktır.

    buralarda odak nokta bu işin sonunda suçlunun cezalandırılması olmaması.

    suçlu ceza endişesi ile toplantıda yer alırsa fena savunma pozisyonunda kalırsa orada bir onarım söz konusu olmaz.

    onlarıcı adalette odak nokta mağdurun yaşadıkları anlatması
    suçlunun yaşadıklarını anlatması
    tarafların birbirini anlaması. etkin ve gerçek özürün gerçekleşmesi ve imkan dahilinde var olan mağduriyetin giderilmesi için neler yapılabileceğinin tartışılmasıdır.

    mağduriyetin kaldırılması için tüm taraflar elinden geleni yapmalıdır. sadece suçlu değil tüm katılımcılar taşın altına elini koymalıdır.

    çünkü ortada bir mağdur varsa o mağdur affetmeden hiç kimse huzur bulamaz. mağdur olmayanlar da dahil

    depresif bir abla tüm aileyi zehirler. onun babası ya da annesi ya da her kimle yaşadığı sorun çözülmeden hesap kapanmadan ondan ayrı şehir de yaşayan kardeşlerin hayatı bile asla tam ve kusursuz olamaz.

    adalet bir lüks değil bir zorunluluktur.

    ve adaletin sağlanması için birden fazla strateji vardır.

    kimi durumalarda intikam
    kimi durumlarda cezalandırıcı
    kimi durumlarda ise onarıcı adalet teorisi diğer teorilere göre daha üstündür.

    bunlardan sadece birini seçmek yerine diğer teorileri de bilip duruma ve kişilere göre en uygununu seçmek belki de çözümsüz kalmış bazı sorunların çözümünün anahtarıdır.

    ----------------------------
1 entry daha

hesabın var mı? giriş yap