şükela:  tümü | bugün
17113 entry daha
  • insanların oynadıkları oyunlara göre yaşantıları hakkında bir fikir sahibi olunabilmesi.

    mesleğim ve hobilerimden dolayı oyun dünyasını sıkı fıkı takip ediyorum. sözlükte de bir çok oyun için uzun uzun incelemeler yazmışlığım vardır. aslında yukarıdaki önermeyi bir çoğumuz zaten biliyoruz.

    burada bahsetmek istediğim, benim ufkumu katlayan şey ise yeni çıkan* ve inanılmaz bir hızla yayılmakta olan, daha şimdiden binlerce türevi uydurulan yeni bir oyun janrası:

    kendi kendini oynayan oyun.

    idle game olarak da bilinen özellikle mobil oyun camiasında çok sık karşılaştığımız, genellikle sonsuz bir döngü içerisinde oyuncunun oyun içinde bir takım geliştirmeler, genişletmeler ve ünite seçimi dışında her hangi bir şekilde oyunu kontrol etmesine gerek kalmadan kendi kendini oynayan oyun tipine verilen isim.

    çoğunu idle [oyun_adı], endless [oyun_adı], tap [oyun_adı] şeklinde görürüz.
    örn: idle rpg, endless frontier, tap titans

    bu tip oyunların çok ilginç bir özelliği var. bu özellik aynı zamanda modern olarak tanımladığımız medeniyetimizdeki insan yaşantısına da ayna tutmakta. aslında sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir özellik.

    bu özellik, bu tip oyunların sonsuz bir rutinde kendini sürekli tekrar ederek insanları kendine bağımlı hale getirmesi.

    kullanıcılar rakamlardan ve çeşitli görsellerden başka oynama biçiminde hiç bir şeyi değişmeyen bu oyunlarda, bir ilerleme varmış gibi görünse bile aslında sürekli kendi yerinde aynı şekilde sayan bir rutini izlemekteler. örnek vererek anlatmak istiyorum:

    oyun: egg, inc.

    oynanış biçimi: kullanıcı bir tavuk çiftliği inşa eder. burada tavuk üretir ve yumurta satarak para kazanır.

    ayrıntısı: oyuna bir kuluçka binası, basit bir kümes ve yumurtalarınızı satan basit bir lojistik aracı ile başlıyorsunuz. kullanıcı arabiriminin altında kocaman bir tavuk butonu var. buraya her dokunduğunuzda kuluçka binasında birikmiş olan tavuklar eğlenceli bir animasyonla kendi kendilerine binadan çıkıp kümeslere dalıyorlar. bu olay gerçekleştiğinde lojistik araçları çiftliğinizin kenarından geçmeye başlıyor ve kümeslerinizde bulunan tavuk miktarına göre size otomatik olarak para kazandırmaya başlıyor. ara ara çiftliğinizin üzerinden uçan drone*lara dokunup bunları düşürerek ekstra para kazanıyorsunuz. kazandığınız bu para ile kuluçka binasını, lojistik araçlarınızı ve kümeslerinizi geliştiriyorsunuz. daha fazla tavuk, yumurta size daha çok para kazandırıyor. kazandığınız ekstra para ile fantastik araştırmalar yapıyorsunuz. örneğin yumurta hacmini arttırıyorsunuz, yumurtaların fiyatları artıyor. daha pahalı bir araştırmayla yumurtaların besin değerlerini arttırıyor, bir başkasıyla lojistik araçlarınızın kapasitesini arttırıyorsunuz.

    dışardan bakıldığında oyunda değişen aslında hiç bir şey yok. tavuklar kümese koşuyor, yukarıdan drone'lar uçuyor, arabalar geçip geliyor. sadece rakamlar değişiyor. öyle bir değişiyor ki genellikle işlemcide daha rahat hesap kitap yapılmasını kontrol altında tutabilmek için rakamsal kavramlar uydurulmuş mesela 1000 birim 1a birim oluyor. 1000a birim 1b birim oluyor. bu böyle 1aa, 500ab gibi bu şekilde sonsuza kadar gidiyor. (gerçi egg, inc adlı oyunda sekstilyon ve fazlasına kadar gerçek birimler kullanılmış ama zaten o rakamlara ulaşmak baya güç oluyor)

    geliştirme dediğimiz şeyler de kimi oyunda kullanıcının sürekli olarak ekrana dokunmasını sağlamak, kimi oyunlarda da ekrana dokunma işlemini rakamsal olarak geliştirmesini sağlayan ve güya oyuna yeni özellikler katan sistemler. örneğin yukarıdaki örnekte tavuk yumurtalarındaki besin miktarını ve dolayısı ile yumurta fiyatlarını arttıran bir geliştirme mevcut. bu geliştirmeyi oyun parası harcayarak yapıyorsunuz. tamamen sallıyorum önceden 0.1$ olan yumurta fiyatını 10$'lık bir araştırma ücreti vererek 0.2$'a çıkarıyorsunuz. bir çeşit yatırım. aynı araştırma defalarca yapılabiliyor. ama bir sonraki seviye için 10 yerine 10.5$ harcıyorsunuz. yumurtalarınız 0.3$ oluyor. bu şekilde yumurta ücretlerini neredeyse sonsuz miktarda arttırabiliyorsunuz. ancak bir seviye sonrasında buraya para yatırmak gereksiz pahalı hale geliyor ve bir sonraki geliştirmeye geçiyorsunuz. biraz daha pahalı ama daha fazla getirisi olan. bu, bu şekilde bir oyuncunun aylarca ekrana dokunsa bile elde edemeyeceği geliştirmelere doğru gidiyor. kimi oyunda 100'lerce kimisinde 10'larca.

    oyuncular bütün bu geliştirmelerin, yükseltmelerin arasında kaybolup artık sınıra ulaştığı noktalarda genellikle "prestij" adı verilen bir sistemle oyuna yeni baştan başlıyorlar. her oyunda bunun adı farklıdır. ama sistemin adı literatüre bu şekilde geçmiş bulunmakta. yukarıdaki örnekte artık çatlamaya başladığınız anda prestij sistemiyle tavuk çiftliğinizi satıyorsunuz. ve oyuna yeni bir çiftlikte en baştan başlıyorsunuz. ama bu sefer prestijiniz yükseldiğinden eskiden başlangıçta 0.1$ olan yumurta fiyatlarınız artık daha başlangıçta 1$'dan başlıyor. tekrar çatlama noktasına gelene kadar prestijden hemen önce yaptığınız şeyleri bir daha yapıyorsunuz. tekrar tekrar. hiç durmadan ekrana dokunmalar, rakamdan başka hiç bir şeyin değişmediği oyunlarda saçma bir ego ile her defasında daha zengin olmak için ya da daha yüksek seviyelere ilerleyebilmek için aynı şeyleri sıkılmadan yapıyorsunuz. bu rutinden çıkmanız bazen aylar sürüyor. hele ki oyun başka oyuncuların da sizin sahip olduğunuz şeyleri görecek bir yapıda ise rutinden çıkma olayı yılları bulabiliyor. bu tıpkı karıncaların değirmen çarkına benzer bir durum.

    bu janranın bu kadar tutmasının temel sebebi, aslında yaşadığımız hayatlarla bize aşağı yukarı aynı şeyleri öneriyor olması. toplumun büyük bir bölümü temelde aynı rutini tekrar tekrar yaşayarak hayata veda ediyor. bu rutinde bir şeyler değişmiş gibi görünse de aslında temelde aynı. fakirler, zenginler, orta halliler aslında sisteme entegre şekilde yaşayan herkeste bu rutin var.

    mesela orta halli olarak tabir edilen kitle, toplu taşıma kullanarak işine gidiyor. çalışıyor, yemek yiyor, maaşını alıyor yatıp uyuyor.
    biraz daha parası olan işine arabaylasıyla gidiyor.

    temelde bu iki kitle aynı şeyleri yapıyor. hali vakti yerinde olan toplu taşımaya vereceği para yerine arabasına benzin alıyor. toplu taşıma da sıkış tıkış gideceğine, trafikte sıkış tıkış gidiyor. ikisi de alınan maaşlara oranla aynı para, aynı stres, aynı çile. sadece birisi diğerinden biraz daha fazla prestije sahip.

    bir zamanlar ilkemizde lüks olan muz, hindistanda fakir yiyeceği olarak bilinirdi. zengin insanların lüks restoranlara yüksek bedeller ödeyip yedikleri lezzetli etler, anadolunun bir köyündeki sıradan bir et haşlamadan farksız. metropolde zenginler kadar lezzetli et yiyemeyen fakir aileler, zenginlerin imrendikleri sıcak aile yaşantısına, samimiyetine sahipler. fakir kesim es kaza prestije kavuşursa onlar da lezzetli et yiyecek ama para meseleleri yüzünden araları bozulan akrabalarını özleyecekler.

    hepimiz bir rutine sahibiz. bu rutinler temelde bizi idare etmek için uydurulmuş sistemler. bunlara o kadar bağlıyız ki sürekli aynı şeyleri yaptığımızı fark etmiyoruz. hatta bu rutin bozulmasın diye korkudan ödümüz patlıyor, rutinin bozulmayacağı sözünü veren her yöneticiye gönülden bağlanıyor, sorgulamadan her istediklerini yapmalarına izin veriyoruz. aslında bizi köle eden sistemden çıkacağız diye ödümüz patlıyor. bizi mutlu eden tek şey prestij. sosyal medyasından, sosyal yaşamlarımıza, iş yerinde yaptığımız dedikodulardan, arkadaşlarımıza, akrabalarımıza, her şeye, sahip olduğumuz prestiji gösterme yarışındayız. sahip olmasak bile bir instagram filtresi bile bize sahte de olsa bir prestij heyecanı sağlıyor.