şükela:  tümü | bugün
16179 entry daha
  • internette bir çok siteye üye olur bunu sonra unutuyoruz... gmail üzerinden aldığımız ve üye olduğumuz yerleri gösteren güzel bir uygulama gördüm.. kendim denedim ve araştırdım gmail hesabınız ile girmenizde herhangi bir sakıncası yok gayet güvenilir bir site..

    çoğu zaman denemek için de olsa bir siteye kayıt olmakistediğinizde sizden kişisel bilgileriniz ve e-posta adresinizistenir. çoğu kişide de bu iş için bir gmail hesabı kullanır.e-posta adresinizi verirsiniz, site bunu kaydeder, sonra unutur gidersiniz. peki acaba kaç yerde böyle hesap açıpunuttunuz? deseat.me adlı web sitesi sayesinde artık bu kayıtları bulup ortaya çıkarmanız mümkün. bunun için siteye gidip diğer hizmetlere oturum açmak için kullandığınız google adresinizle giriş yapıyorsunuz,
    ardından site bugüne dek kayıt olduğunuz tüm servisleri listeliyor. sonrasında bu servisleri devam ettirmek veya gidip kaydınızı silmek size kalmış. kişisel verilerin gizliliği konusu bu aralar bu kadar sık gündeme geliyorken arada
    bir göz atmakta fayda var. siteye bu adresinden ulaşabilirsiniz.

    edit: daha önce ekşi sözlükte başlığı açılarak (#64393814) bu entryde paylaşılmış.. fakat pek dikkat eden olmamış işe yarayışlı bir araç olduğu ve bilgi kirliliğini önlemeye yardımcı olduğu için tekrardan paylaştım.
  • sıfır birikimle ev aradığım, kira mı kredi mi gelgitleriyle boğuştuğum, 250-300 bin üzerindeki evleri insanların nasıl aldığını sorduğum bir dönemde akranım olan patronun 2 trilyona bir ev aldığını ve içine 100 bin tl masraf yaptığını öğrenmek.

    hani sayısal loto, etrafında tanıdığın kimseye çıkmaz da inanmazsın ya gerçekliğine. ben de o güne kadar hep o evleri nasıl alıyorlar diye sorardım. somut bir cevap aldım. eyvallah patron. ufkum 2 katına değil 10 katına çıktı.
  • bazılarımızın sevdiği, bazılarımızı ise görmeye dahi tahammül edemediği bir çoğu zararsız olan kurbağalar hakkında güzel bilgi dolu bir yazı...

    kaynak: bilim ve teknik dergisi 2017 ocak sayısı.

    * 7537 amfibi (hem karada hem suda yaşayan canlı) türünün 6631’ini kurbağa türleri oluşturuyor. bu kadar farklı türü olan kurbağalarla ilgili az bilinenler....

    * kurbağalar sınıfının bir takımı olan kuyruksuz kurbağalar (anura) su kurbağasıgillerin de (ranidae) dahil olduğu 55 aile içeriyor.

    * su kurbağaları antarktika hariç her kıtada bulunurlar, ağaçlardan çöllere çok geniş bir yaşam alanları vardır.

    * özellikle orta ve güney amerika’nın çoğu bölgesinde yaygın olarak görülen tungara kurbağası nerede dolaşırsa dolaşsın ya da nerede zıplarsa zıplasın yuvası yumurtalarını bıraktığı yerdir. diğer pek çok kurbağa türü gibim tungara kurbağaları da yumurtalarını muhafaza etmek için köpük yuvalar yapar.

    * tungara kurbağaları yuvalarını üç aşamadan oluşan farklı bir işlemle inşa eder. oluşturdukları katmanlı yapı yumurtaları yırtıcı hayvanlardan ve oksijene aşırı derecede maruz kalmaktan korur.

    * 4 köpüksü yapışkan maddenin yapılması iki aşamalıdır. çiftleşme sırasında dişi kurbağa proteinden oluşan köpüğün öncül maddesini salgılar. erkek bu öncül maddeyi önce ayaklarıyla toplar, sonra bacaklarıyla tekmeleyerek maddenin
    havayla temasını sağlar ve köpük hazır olur.

    (bence en önemli kısmı)

    * bu köpüğü sakın küçümsemeyin! bu yapışkan madde bir gün hayatınızı kurtarabilir. 2016 yılının mart ayında araştırmacılar tarafından yapılan açıklamaya göre dayanıklı ve toksik olmayan tungara köpüğü, ağır yanıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ve antibiyotikler için mükemmel bir salım yöntemi.

    * kurbağalarla ilgili doğru olmayan bir şey var: kurbağaların “kurbağa taşı” denilen
    nesneyle bir ilgisi yok. ilk kez romalı doğa bilimci pliny’nin 1. yüzyılda söz ettiği ve her çeşit tıbbi amaçla kullanılan mat renkli bu nesnenin, tılsımlı bir özelliği olduğuna inanılıyordu. bilimsel bir kontrolden sonra aslında kurbağa taşının lepidotes balıklarının fosilleşmiş dişleri olduğu fark edildi.

    * kurbağalar gün geçtikçe büyüyen bir sorun olan doğal yaşam alanlarının kaybolmasıyla ve iklim değişikliğiyle nasıl mücadele edecek? 2015 yılında yapılan bir araştırma kurbağa türlerinin yok olma oranının 1970’lerden bu yana dört kat arttığını
    söylüyor. araştırmacılar son 40 yılda kurbağa türlerinin %3’ünden daha fazlasının
    neslinin tükendiğini, gelecek yüzyılda da yaklaşık %7’sinin daha kaybolacağını tahmin ediyor.

    * pek çok kurbağa türü tehlike altında olsa da, haberler hep bu kadar kötü değil. araştırmacılar her yıl daha önce bilinmeyen bir tür keşfediyor. örneğin 2015 yılında güney brezilya’nın atlantik yağmur ormanlarında yedi yeni tür keşfedildi.

    * ancak yeni kurbağa türleri keşfetmek için yağmur ormanlarının derinliklerine girmek zorunda olduğunuzu düşünmeyin. 2012 yılında bangladeş’in dünyanın
    en kalabalık şehirlerinden biri olan başkentinin ortasında, daha önce bilinmeyen zakerana dhaka isimli bir tür keşfedildi.

    * 2015 yılında kosta rika’da, sevilen çocuk programı susam sokağı’ndaki kurbağa kermit’e çok benzeyen bir şeffaf cam kurbağası türü keşfedildi. brian kubicki adlı araştırmacının keşfettiği bu kurbağaya araştırmacının annesinin anısına ithafen diane’in çıplak kalpli cam kurbağası (hyalinobatrachium dianae) adı verildi.

    * tv’de ilk kez 1955 yılında yayımlanan susam sokağı’ndaki kurbağa kermit bir pinpon topundan ve programın yaratıcısı jim henson’un annesinin eski paltosundan yapılmıştı. bu mütevazı başlangıcın ardından kermit’in yolculuğu smithsonian ulusal amerikan tarihi müzesi’ne kadar uzandı.
  • itfaiyeci arkadaşım ile sohbet ederken ona "yangına girerken üzerinize kuşandığınız elbiseler yanıyor mu?" dedim, önce cevapladı sonra ise bu sorunun klişeleştiğini ve bu sorudan çok sıkıldığını söyledi. sürekli soruluyormuş, sıkılmış haklı olarak tabii... arkadaşım sorunun cevabını verdikten sonra "lan iş elbisesi işte" denemeyecek kadar farklı ve değişik bir elbise olduğunu anladım. itfaiyeciliğin ilgimi çok çekmesinin de etkisiyle eve gelince daha detaylı araştırmaya başladım bu konuyu. sonra dedim ki "neden bu edindiğim bilgileri ekşi sözlüğe yazıp birilerinin ufkunu ikiye katlayamasam bile bilinçlenmesini sağlamıyorum amk?"

    kısacası entry konum: bizim için canı pahasına savaşan, bizim koşarak kaçtığımız yerlere koşarak giren sevgili itfaiyeci dostlarımızın kişisel koruyucu ekipmanları ve başlıca teknik özellikleri.

    öncelikle başlıca ekipmanlar şu şekilde:

    yangına dayanıklı elbise,
    baret,
    alev ve ısıya dayanıklı başlık,
    gözlük,
    kulaklık,
    eldiven,
    çizme,
    alüminize elbise,
    temiz hava solunum cihazı.

    şimdi gelelim bunlar ne işe yarar, hangisi neye, ne kadar dayanıklıdır:

    yangına dayanıklı elbise:

    teşkilatdaki ismi nomex

    nomex ( meta – aramid) ve kevler (para – aramid) gibi iki maddenin değişik oranlarda karışımından oluşuyormuş.

    aramid: aramid lif, ısıya dayanıklı ve güçlü bir sentetik lif türüdür. uzay araştırmaları ve askeri amaçla, kurşun geçirmez giysi ve balistik bileşimlerinde, bisiklet tekerlerinde asbest yerine kullanılabilir. aramid ismi, "aromatik poliamit" kelimelerinin birleşiminden gelir. kaynak

    bu nomex denilen elbise dört katmana sahip. sırasıyla,

    1=> dış kumaş
    2=> nem bariyeri
    3=> ısı bariyeri
    4=> iç astar

    dış kumaşın görevi: ceket ve pantolonun en dışında bulunan kısım oluyor bu kısım. bu katman ısı, su, yağ ve kimyasal sıvıların belirli bir oranda içeriye girmesini engelliyor.

    nem bariyerinin görevi: dış kumaşın altında bulunan, yani ikinci katman oluyor bu katman. dışarıdan içeriye su geçirmiyor asla. en önemli özelliği ise dışarıdan asla ve asla su geçirmiyorken, sıcak ortamda çalışmakta olan itfaiye personelinin terlemesi durumunda içerideki nemi dışarıya atıyor, içeriyi havalandırma imkanı veriyor. değişik tip ve kalite oranı olan nem bariyerleri bulunuyormuş. neye göre kaliteli bilemiyorum, işin profesyoneli değilim nihayetinde.

    nem bariyeri ek olarak: "itfaiyeci elbiselerinde temel amaç, kullanıcının yüksek ısı stresinden korunmasıdır, bu korunma yüksek ısıya dayanıklı katmanların kullanılması ve itfaiyecinin kuru tutulması ile sağlanır. yangına müdahale anında itfaiyecinin en büyük yardımcısı olan su, itfaiyecinin üzerinde kalması durumunda ölümcül olur. çünkü su, kontak ısısını havadan defalarca hızlı (90 c da 21 kat daha hızlı ) iletir, suyun buhar olması durumunda ise bu çok daha fazla oranlara yükselir. bu bakımdan itfaiyeci elbiselerinde kullanılan katmanların arasında bulunan hava boşluğunun muhafaza edilmesi çok önemlidir. bu amaçla elbiselerde nem bariyeri kullanılır. bu bariyer dışarıdan gelen suya karşı direnç gösterip suyu iç katmanlara geçirmediği gibi, özel mikro gözenekleri sayesinde iç kısımdaki terlemeden kaynaklanan nemi de dışarı atar. hem konfor sağlar, hem de kişiyi kuru tutar." kaynak

    ısı bariyerinin görevi: bu katman nem bariyerinin hemen altında bulunuyor, üçüncü katman yani. bu katman dış kumaşı ve nem bariyerini geçip gelen ısı yüklü hava kabarcıklarını içine alıp, absorbe ediyormuş. tıpkı nem bariyeri gibi oldukça yetenekli bir katman gördüğünüz gibi... yine değişik tip, ağırlık ve kalitede ısı bariyerleri mevcutmuş. keçe ve örgü vb. ısı bariyerleri yani. sanırım bunun kalitesi malzeme yapısına göre değişiyor.

    iç astarın görevi: bu arkadaşımız ısı bariyerinin altında bulunuyor, dördüncü ve en son katman yani. ondan önceki arkadaşları tüm gerekli işleri yerine getirdiği için buna pek iş düşmüyor. ısıya dayanıklı malzemeden yapılmış, vücutla temasta kolaylık sağlayan bir yapıya sahipmiş.

    bu nomex dediğimiz kıyafet iki kısımdan oluşuyor, pantolon ve ceket.

    nomex ceketin yakası ense ve boğazı koruyacak şekilde tasarlanmış. antistatik olduğu için rahat giyilip çıkartılabiliyormuş.
    pantolonun paçalarıysa çizmeye göre ayarlanmış, rahat şekilde geçiriliyormuş.
    sıvıların dikiş yerlerinden içeri sızmasını engellemek amacıyla nem bariyerlerinin dikiş yerleri kaynak bant ile belirli sıcaklıkta kaynak yapılmış. (elimizdeki sigaranın ucu sigara içilmiyorken 300c ile yandığına göre yangın yerindeki sıcaklık ve zor koşullar gereği hataya asla yer yok, bunu çok iyi kavramış bu işin geliştiricileri.)
    ceket bel bölgesini koruyacak kadar uzun, itfaiyecinin sürünerek ilerlemesi gerektiğinde sürünmeyi engellemeyecek kadar da kısa tasarlanmış. (ince ince oturulup hesaplanmış yani, hataya yer yok demiştik.)
    ceket ve pantolona ek olarak reflektör bantlar eklenmiş. sis ve duman esnasında personelin birbirini tespit edebilmesi amacıyla olsa gerek.

    şimdi, bir çok kişi tarafından "yatıyonuz, çay karıştırıyonuz akşama kadar, borudan gayıyonuz mu, o kıyafetler bende olsa ben de girerim yangına nolcah ki" gibi "mal beyanı" söylemlerle örselenen, aslında tam aksine çok riskli ve zor bir mesleği yerine getiren itfaiye personellerinin üzerindeki kıyafetler yanar mı?

    yanar. yukarıda saydığımız şeylerin hepsi dayanım için. benim araştırıp ulaşabildiğim bilgilere göre ve arkadaşımın verdiği cevaba göre 8 saniye tam ateşte hissiyat yaratmıyormuş. yani 8 saniyeden fazla tam ateşe maruz kalırsan pişmiş tavuğa dönüyorsun. internette araştırdığınız zaman şunun gibi daha uzun süre dayanım gösterenlere denk gelebilirsiniz. ancak burda kıyafetin içinde kimse yok. ilk 10 saniye içerisinde kıyafetin yapısındaki bozulma gözle görülür şekilde meydana geliyor zaten. 57. saniyede ise delinme gerçekleşiyor. yani o delinme anına gelene kadar içinde birisi olsa zaten pişerdi diye düşünüyorum. dayanıklılığı gözlemlemek için şunun gibi farklı testleri bulup, izleyebilirsiniz.

    nomex elbisenin dayanım çeşitleri değişiyormuş ayrıca. içeriğindeki kevler ve nomex karışımlarının % oranlarına göre dayanım farkları bulunmaktaymış. şuana kadar gördüğüm yerlerde genel olarak "nomex delta t" modelinin en dayanıklı olduğu yazıyor.

    ayrıca savaş pilotlarının elbiseleri de yine nomex elbiseymiş.

    diğer koruyuculara kısaca bakacak olursak:

    baret kafa bölgesini darbelerden koruyor, orta bölgedelerindeki çıkıntı ile darbe emilimi sağlanması hedeflenmiş. aynı zamanda yangına girip su sıkarak ilerlerken o sıktığınız su ısınıp yukarıdan kafanıza damlayabilir. bunun da yaratacağı hasarı engelliyor. enseye kadar uzanan kısımlar ise yine yukarıdan akabilecek sıcak su damlalarını, kimyasal sıvıları, korlaşıp sıçrayan maddeleri ve zararlarını engelliyor.

    alev ve ısıya dayanıklı başlık: bu başlık aslında maske şeklinde. baretin içine giyiliyor. formula vb. yarış, savaş pilotlarının giydiği başlıklara benziyor. ısıdan ciddi şekilde koruyor yüzü ve başı. göz ve ağız kısımlarında boşluk var. (göz ve ağız kısmını zaten temiz hava solunum cihazının maskesi korumakta olduğu için)

    gözlük: çok tercih edilmiyor, çünkü yangına giren personel genelde temiz hava solunum cihazı kullanıyor, maskesinin vizörü zaten gözlük görevi görüyor. temel amacı gözleri talaş, kor gibi dumana karışan şeylerden korumak.

    kulaklık: yüksek sesli alanlarda kullanılıyor. tabi ki kulakları korumak için.

    eldivenler
    eldivenler nomex gibi özenle hazırlanan ekipmanlar. yine nomex gibi dört katmana sahip, aynı. iç kısımları ısıya dayanıklı, ve sert. bir yeri tutunca eliniz yapışmasın diye. sonuçta çalışma ortamında nereyi tutsanız risk. çivi, kimyasal, sıcak cisim, sıcak su vb. şeylere karşı dayanımı var. neopren veya nitrik kauçuk malzemelerinden yapılıyormuş.

    çizmeler

    deri,
    nem bariyeri,
    ısı bariyeri,
    iç astar.

    sırasıyla yine böyle bir koruma kalkanına sahip. en gözüme batanı çizmelerin oldukça ağır ekipmanlar olması, çifti 2.800 gram. yani "itfaiyeciler ne kadar yavaş, daha hızlı olsanıza ev yaniy!, koşun, koşsanıza amk" demek kolay ancak o çizmelerle hareket etmek oldukça güç olsa gerek.
    alt tabanları kimyasal maddelere ve ısıya dayanıklı. 15 saniye alev dayanımı var.
    aynı zamanda çivi gibi sert, batabilecek maddelerden koruyabilecek şekilde çelik tabana sahip.(0.6mm)
    ön kısmında ise darbelerden koruyacak bir çelik burun varmış.(1.5mm)
    yüksekliği numaraya göre 35-40cm oluyormuş.
    dışı ise nitril kauçuktan yapılmaymış.

    alüminize elbise: bu normal ev vb. yangınlarda sık kullanılan bir ekipman değil. arff memuru denilen, yani havaalanında görev yapan itfaiye personellerini ilgilendiren bir ekipman daha çok. tabi normal personelde kullanıyor ancak çok sık değil. tipi şöyle pardon bu uzaylı mustafa topaloğlu'ydu. doğrusu şu

    cam veya elyaf kumaştan imal ediliyormuş bu ekipman.
    1000c 'lik ısı kaynağından yansıyan ısının kumaş cinsine bağlı olarak %85 veya %95'ini geri yansıtıyormuş ve ısıdan böyle koruyormuş.
    aniden gelişen alev patlamalarında oldukça iş görüyormuş. uçak kazaları gibi durumlarda bunu kuşanıp gidiyorlar yani. yakıt tankı patlamalarına karşı ideal oluyor muhtemelen. bir de kimyasal sızıntı, gaz yangını vb. durumlarda vana veya sızıntı alanının tespitinde, vana kapatma işleminde kullanılıyormuş. ısıyı yansıttığı için ateşi yarıp geçebiliyorsunuz ve sızıntıyı önlüyorsunuz yani.

    bu elbisenin çok dezavantajı olduğu için ihtiyaç dışında kullanılmıyor.

    öncelikle bunu giyinmek pek bir uğraş gerektiriyormuş ve zaman kaybettiriyormuş, zamansa itfaiyeciler için çok ama çok önemli. ayrıca ağır ve robot hareketleri yaptırıyor personele sert yapısı gereği. içi nomex gibi olmadığından dolayı terleye terleye bir hal oluyorsunuz ve ter atılamadığı için boğulma hissi yaratıyor. birazdan anlatacağım eşşek ölüsü gibi olan temiz hava solunum cihazı ise bunun içindeyken personele çok zor dakikalar yaşatıyormuş. bu nedenlerden dolayı tercih edilmemekte.

    temiz hava solunum cihazı:

    iki çeşidi var,

    açık devre, kapalı devre.

    kapalı devre türkiye'de pek kullanılmıyormuş. bunun özelliği, verilen nefes tekrar sistemde yenilenip size geliyor. çok ciddi operasyonlarda kullanılıyormuş sadece.

    açık devre ise sıkıştırılmış hava ve sıvı oksijenden oluşuyor. hava bitmeye yaklaşırken çıkıyorsun.

    bunu verimli kullanmak için yeterli olmanız gereken şeyler var:

    fiziksel yeterlilik: kondisyon yani. mümkün olduğunca az hava kullanacak, maximum çalışma yapacak şekilde olmanız gerekiyor. öyle "mal beyanlarındaki" gibi "tak maskeyi tüpü gir" değilmiş olay yani. çeviklikte gerekiyor. bu tüpler 11 ile 16 kilogram arasındaki bir ağırlıkta ve çizme 2.800gramdı. üzerinizdeki yük ciddi şekilde kayda değer. bu yüzden bunlara rağmen çevik birisi gerekli.

    tıbbi yeterlilik: kalp ve solunum fonksiyonlarınız düzgün çalışıyor olmak zorunda. işin içine heyecan ve adrenalin de giriyor.

    kullanma becerisi: cihazı kullanabilmek için ön eğitimden geçmeniz gerek. her parçanın özelliğini bilmek, zor şartlarda ne yapılması gerekiyorsa bilmek gerekiyor.

    psikolojik yeterlilik: sinirsel fonksiyonlar sağlam olmak zorunda. tehlikeye karşı asla paniklemeyip, pratik ve aktif zekayı korumak zorundasınız. kendinize güvenmeniz gerekiyor. soğukkanlı olmak en önemli unsurlardan.

    kötüleşen görüş açısı ve haberleşmenin neredeyse imkansızlaştığı bir ortamda tüm bunlara karşı göğüs germek zorunda kalıyor itfaiyeciler, bu yüzden çelik gibi sinir sistemi gerekiyor anlayacağınız.

    görüş açısı sis, duman, havadaki partiküller vb. şeylerden dolayı yok oluyor. maskede buharlanma olması ihtimali de var. önlem alsanızda aksilik olabilir sonuçta. haberleşme ise ortamdaki su, yanan şeylerin sesleri, çevre sesleri, maskenin boğuklaştıracağı ses algısı vb. etkenlerden dolayı sıfıra inebiliyormuş.

    bu temiz hava teneffüs cihazının dört ana parçası var,

    sırtlık,
    tüp,
    regülatör,
    maske.

    sırtlık, tüpün sırta ergonomik biçimde yerleşmesini sağlıyor. sırtı rahatsız etmeyecek şekilde olması şart. en önemli koşullarından birisi sırtlığı kendinize iyi bağlamanız gerekiyormuş. 11-16 kilogram demiştik tüpler için, bu tüpleri de üzerine taktığı zaman itfaiyeciyi sarsması olağan oluyor bu ağırlığın. bu yüzden tüpü iyi bağlamak önemli çünkü eğilme, bükülme gibi farklı hareketleri yaparken tüp yer değiştirirse dengenizi bozup, sizi devirebilir doğal olarak. bu yüzden bu konu çok önemliymiş. etrafınızda ateşten başka şey yokken devrilmek hoş olmaz tabi...

    tüp çelik ve fiber gövdeli olarak iki çeşit varmış.

    çelik tüpler 6 lt hacimli olup, 1800 lt sıkıştırılmış hava saklıyormuş. ağır olan tüpler bunlar.

    fiber tüpler ise 6.8 lt hacimli olup, 2000 lt sıkıştırılmış hava saklıyormuş. bunların ağırlığı 3.9 kilogram. oldukça hafifler çeliklere göre. saklama kapasitelerinin daha geniş olması, hafif oluşu enerji ve hareket hızı olarak avantaj sağlıyor görüldüğü gibi. ancak pek yaygın değilmiş. muhtemelen maliyettendir diye tahmin ediyorum.

    regülatör: tüpten gelen yüksek basınçlı havayı atmosfer basıncının biraz üstü olan 4.5 bar'a indiriyor. üzerinde özel bir düdük ve sensör var. itfaiyeci uzun süre sabit kalırsa son gücüyle ıslık çalıyor "bir sorun var yetişin" gibisinden.

    maske

    dış maske,
    maske camı,
    iç maske,
    nefes verme ventili,
    bağlantı kayışları.

    bunlardan oluşuyormuş.

    dış maske, adı üstünde dış maske. maskedeki herşeyin monte edildiği ana aparat kendisi. silikondan yapılıyormuş.
    dış maske camı 250c ısıya dayanan bir plastikten yapılıyormuş. bazılarının konuşmayı kolaylaştırmak için içinde diyafram bulunuyormuş. türkiye'de mevcut mu bilmiyorum.

    iç maskeyi yukarıda anlatmıştım.(formula ve savaş pilotları şeysi)

    nefes verme ventili:

    bu önemli bir aparat. bundaki bir sorun ölüme yol açabiliyor anladığım kadarıyla.
    maskenin çene kısmında oluyormuş, içeriden dışarıya hiç bir şeyin girmesine izin vermeden verilen nefesin dışarı atılmasını sağlayan tek yönlü bir vana bu. yabancı malzemeler ve kir ventilin yarı açık kalmasına sebep olarak tüpten gelen temiz havanın dışarıya kaçmasına sebep olabiliyormuş. bu sebepten dolayı vananın temiz tutulması ve yabancı maddelerden arındırılması gerekiyor. yangın ortamına girmeden önce itfaiyecinin test edip kontrol etmesi gerekiyormuş. tıpkı diğerleri gibi tırt bir malzeme değil yani, çok özen gösterilmesini istiyor.

    bağlantı kayışları:

    bunlar maskenin kişiye göre ayarlanıp, sıkılmasını sağlıyor. muhakkak iyi sıkılması ve maskenin kafaya, yüze tam oturması lazım. aksi taktirde solunum ihtiyacı sağlanamaz.

    son olarak maskeye bağlanan akciğer otomatiği var. akciğer otomatiği ise regülatörün sağladığı 4.5 bar havayı, 1.1 bar yani solunabilir atmosfer seviyesine düşürüyor. son hali

    kendim bilinçlenmek ve merak ettiğim bir konuyu araştırmak için buna koyuldum. sonra burayla paylaşmaya karar verdim, başta söylediğim gibi. kaç saattir okuyup, analiz edip, yazıyorum bilmiyorum ama belim tutuldu amk. elimden geldiğince özetleyerek yazmaya çalıştım ancak inanın detay çok. teknik özellikleri çok olan, hassas ekipmanlar hepsi. daha neler var yazsam yohammına dersiniz... haldır huldur su dök geç işi değil bu meslek, bunu çok iyi biliyordum bir kez daha anladım.
    cem yılmaz'ı çok seven biriyim fakat son gösterisindeki itfaiyeciler hakkında olan "çay karıştırma" analizi çok fena yanlış. hadi o adam mizahçı, ayakları yere basmıyor, mesleği gereği değişik kafalarda, güldürür geçer ancak toplum bu konuyu yanlış yerlere çekip öyle konuşuyor, biliyorum.
    toplum "itfaiyeci işte yav su bas geç" kafasıyla düşünüyor ancak arkadaşımın anlattığı kadarıyla yangın çeşitleri, kullanılan söndürme maddeleri vb. şeyler o kadar çok ki... belki başka bir yazıda onlara değinirim, bilemiyorum.
    "3.000 lira maaş, akşama kadar otur, yangın olursa gidersin bir, iki saat. mis gibi iş yav" diyenler de var... bakın itfaiyeciler onca şeye rağmen masa başında oturan bir memur ile denk tutulmaktalar. sayılı memur grupları hayatlarını riske atıyor ve onların bunu yaparken diğerleriyle bir tutulmasını ben saçma buluyorum, kişisel görüşüm sadece. ayrıca bazı işler vardır ki para için yapılmaz ve insanı yıpratır polislik, öğretmenlik, askerlik gibi... bu iş bence kesinlikle onlardan birisi. kimse para için bir daha çıkabileceğinden emin olmadığı bir yere girmez. ardınızda bir tüp ve 15, maximum 20 dakika süreniz var. oldu ya, tüpü çarptın, çivi girdi, delindi, öldün. arkanızdaki adamın ufak bir hatası(body deniyor) sizi ölüme sürükleyebilir. yani sizin gönülle yapıp çabaladığınız işi, arkanızdaki adam para için yapıp takmıyorsa ölebilirsiniz, o da ölebilir. bu yüzden ciddi bir ekip ruhu ve gönül istemekte bu iş. kimsenin bunu para için yapacağını sanmıyorum. belki ilk başta para ilk hedefindir ama sonradan gönüle kayıyordur o verdiğin çaba bence. çünkü öyle olmak zorunda, ucunda yaşamını yitirebilirsin, insanlar yitirebilir. bu "yatıyor" gibi mal mal beyanlarla örselediğiniz adamlar, istasyona ihbar geldiğinde araçlarına öyle bir koşuyor ki bunu görmeden asla anlayamazsınız. yanan sanki kendi evleriymiş gibi, bir kazada sıkışan kendi sevdiği birisiymiş gibi çaba gösteriyor bu adamlar. diyeceğim o ki bu yazıyı okuduysanız ve bu kısımları hala okumaktaysanız kalıp laflardan kurtulun ve saygı duyun isterim bu işin erbaplarına.

    çok güzel ve temiz bir gönül isteyen bir mesleğin ufak ayrıntılarını anlattım size. yazının başında söylediğim gibi, ufkunuz ikiye katlanmamış olabilir ama umarım bir kişiyi bile olsa bilinçlendirebilmişimdir itfaiye teşkilatına olan duruşa karşı. diyeceklerim bu kadar.

    edit: genel kaynaklarım ankara ve istanbul itfaiyesi'nin hazırlamış olduğu internet kütüphaneleri.
  • (bkz: elm sokağında kabus izlemiş efsanevi nesil)

    elm sokağı kabusu filmini izlemiş çoğu kişi nedendir bilinmez bu elm sokağı neyin nesidir diye merak etmemiştir. halbuki elm sokağı, abd'nin 35. başkanı john f. kennedy'nin texas/dallas'ta suikaste uğradığı sokağın ismidir.

    (bkz: elm sokağı kabusu) (bkz: a nightmare on elm street)
    (bkz: john f. kennedy) (bkz: lee harvey oswald)
  • starbucks'ın 2017 model ürünü: cascara latte

    (bkz: cascara)
  • restoranda, barda, cafede bir araya gelindiğinde masada otururken ortamdaki garsona çektirilen fotoğraflardaki insanların yüzünde istemsizce oluşan ifade ile aynı insanların sıçarken yakalandığında görülen yüz ifadeleri aynıdır.

    birinin, o en özel anında nasıl göründüğünü merak ediyorsanız...
  • düz yolda 1,6 motorla 5nci vitesle 90 km/h hızla gidilebildiğini öğrenmek.
  • teşekkür ettikçe teşekkür edeceğiniz şeylerle karşılaştığınızı görmek.
2857 entry daha