şükela:  tümü | bugün
19000 entry daha
  • roma imparatorluğu 'nun üç bilge kişisi; cicero , seneca ve boethius 'un hazin sonu birbirine çok benzer. üçü de imparatora karşı düzenlenen suikast girişimlerine destek vermekle suçlanmıştır.

    caesar , brutus ve cassius tarafından tertiplenen bir suikast sonucunda öldürülür. kısa süre sonra octavianus, antonius ve lepidus ikinci tirumvir'liği (imparatorluğu yöneten trio) oluştururlar ve caesar'a düzenlenen suikaste
    adı karışanların isminin bulunduğu listeleri halka ilân ederler. cicero bir süre kaçar fakat yakalanıp öldürülür. kesilen elleri ve başı forum alanında ibret-i alêm olması için halka gösterilir.

    seneca ise imparator nero manyağının hocasıdır. halkın nefret ettiği nero 'ya karşı suikastler tertiplenir. bu suikastlerden birine karışmakla suçlanır nero tarafından ve idam yerine intiharı seçer ve bu bilge adam da bu dünyadan göçer

    geoffrey chaucer şöyle söz eder seneca'dan canterbury hikâyeleri 'nde:

    okuduğum kitaplar yalan yazmıyorsa yine,
    eşsiz biriydi bu hoca, ahlâk konusunda bir tane;
    bir üstaddı; hocalık yaptığı süre
    akıllı hareket etmeyi öğretti, nazik ve ince
    davranmayı öğretti neron'a. bunlar uzun zaman önceydi fakat,
    kötü düşünceler neron'a olmadan musallat.

    seneca'ydı sözünü ettiğim hocanın adı,
    neron ondan pek çekinir, korkardı,
    yanlış hareketlerini çünkü anında cezalandırırdı anında,
    kötülükleri kalmazdı neron'un yanına,
    uygun bir dille derdi "efendim, bir imparator fazilet
    sahibi olmalı ve zorbalıktan etmeli nefret."
    bu sözleri yüzünden kesti bileklerini, bundan dolayı
    gerçekleşti hocanın hamamdaki intihar olayı.

    boethius ise içlerinde en masum olanıdır. suikast planları hazırlayanların arasına karışmakla suçlanır. üstelik o'nu suçlayanlar ve imparator theodoricus'u kışkırtanlar, kendisine kin güden siyasi hasımlarıdır. idamı gerçekleşinceye kadar hapse atılır. o gün geldiğinde, kalın bir sicim alnına geçirilip gözleri yuvalarından fırlayancıya kadar gerilir ve sopalarla dövülerek vahşice öldürülür. boethius, bir hıristiyan şehidi olarak anılır, kendisini öldüren imparator ise masum bir hıristiyanı öldürüp cinayet işlemekle itham edilir ve dinden çıkmakla suçlanır. boethius, pek çok filozofu ve sanatçıyı derinden etkilemiştir. dante şöyle söz eder boethius’tan divinia commedia ’da:

    124

    yüce güzelliği görmenin sevinci
    içindeki bu kutlu ruh, yalan dünyayı
    açığa vurur aklı erenlere.

    127

    kovulduğu bedeni, yeryüzünde
    cieldauro’da dinlenmekte;
    işkenceden, sürgünden ulaştı buradaki erince.
    (10. kanto)

    * 'ndan bir alıntı ile burada noktalayalım:

    - onurlu bir ölümle öleni gördün mü?

    - evet gördüm, yatağında dinleniyor sırtüstü, güzel sular içiyor.
  • iki ünlü nörobilimci sandra aamodt ve sam wang’ın yazdığı beyninize hoşgeldiniz (welcome to your brain) adlı kitapta beynin bilmediğiniz ayrıntıları sıralanıyor.

    1. beyniniz, buzdolabınızın ampulünden daha az enerji tüketir.

    beyin, 12 watt gücünde enerji kullanır. bu büyük boy iki muzdan elde edilecek enerjiye eşittir. vücut ağırlığının sadece %3’ünü oluşturmasına karşın beyin bütün enerjinin %17’sini tüketir. bu enerjinin büyük kısmı ise beynin bakım ve destek faaliyetlerine gider. dikkatli ve yoğun düşünme esnasında harcadığınız enerji o kadar küçüktür ki fark edilmez bile.

    2. sık yaşanan jet-lag hafızaya zarar verebilir.

    jet lag uzun süreli uçak seyahatlerinde görülen, insan vücudunun zaman dilimleri arasındaki hızlı değişime ayak uyduramamasından kaynaklanan bir rahatsızlık olarak tanımlanabilir. jet-lag sadece sinir bozucu olmakla kalmaz, eğer sık aralıklarla tekrarlanırsa beyin sağlığınız için zararlıdır. sıklıkla kıtalararası uçuş yapan insanlar, beyin hasarı veya hafıza zayıflığı yaşayabilirler. muhtemelen bunun sebebi jet-lag sırasında çok fazla stres hormonu salgılanması, bu hormonların beyin lobuna ve hafızaya zarar vermesidir. vardiya usulü çalışan insanlarda da benzer bir risk söz konusu olabilir. çalışma saatlerinde sıklıkla meydana gelen değişiklikler, tıpkı sık yapılan uçak yolculukları gibi, strese neden olmakta, bu da vücut ve beyin üzerinde hasar yaratmaktadır.

    3. beynin bir şaka merkezi vardır.

    mizah denen şeyi tanımlamak zordur, ama onu gördüğümüzde hemen tanırız. mizahın tarifini yapmaya çalışan bir teoriye göre, mizah kendi içinde bir sürpriz unsuru içermelidir, bir sonraki cümlede ne olacağını bildiğimizi sandığımız halde esprinin kendisi bizi başka bir noktaya götürmelidir, sonra da vardığımız bu yeni noktayı önceden tahmin ettiğimiz noktayla karşılaştırarak yeni bir perspektif elde ederiz. mizahın beynimizde algılanma şekli aşağı yukarı böyledir. fıkra anlatmanın ya da espri yapmanın bulmaca çözmekten farkı ise, günlük yaşamda her gün rastlamayacağımız türden ama kendi içinde tutarlı bir hikayenin bulunmasıdır. beyinlerinin ön lobu (bilhassa sağ lobu) hasar görmüş bazı hastalar yapılan esprileri anlayamamaktadır. genelde bunun nedeni, fıkra ya da espriye konu olan imajları yeni bir perspektifle değerlendirme aşamasında beynin normal fonksiyonlarını yerine getirememesidir. bu türden insanlar, anlatılan bir fıkradaki hikayeyi takip edebilir, ama fıkranın sonunu nasıl bağlarsanız bağlayın asla komik bulmazlar.

    4. o şarkıyı bir türü hatırlayamıyorsanız sebebi var.

    bazen bir şarkı veya şarkının bir bölümü aklınıza takılır kalır, bir türlü hangi şarkı olduğunu hatırlayamazsınız. çok sinir bozucudur gerçekten. ama beynin sıralı hatırlama ilkesi, hafızamızın işleyişi açısından özel ve kullanışlı bir göreve sahiptir. her şeyi olay akışının sırası içinde hatırlamamız gerekir. herhangi bir kağıda adınızı yazarken, sabahları çay demlerken veya akşam evinize dönerken hangi sokaklardan ve kapılardan geçeceğinize karar verirken bile beyniniz bu kurala göre çalışmaktadır. bu sıralı hatırlama fonksiyonu sayesinde günlük işlerimizi sürdürebiliyoruz. bir şarkının veya bir film repliğinin sadece bir parçasını düşündüğünüzde, beyniniz anılarınızın arasında bu bilgi parçacığını eşleştireceği bir olay dizini aramaktadır. büyük ihtimalle beyniniz en sonunda bu parçacığı bulacak ve siz aklınıza takılan o şarkıyı hatırlayacaksınız. ama eğer aklınıza takılıp kalmış olması sizi rahatsız ediyorsa ve o anlık takıntıdan kurtulmak istiyorsanız, beyninize uğraşması için başka bir sıra verin. söz gelişi başka bir şarkıyı düşünün veya söylemeye çalışın. muhtemelen beyniniz dağınık hafıza kalabalığı içinde sizin yönlendirmenizle biraz daha kısa sürede sonuca ulaşacaktır.

    5. güneş ışığı hapşırmanıza neden olur.

    parlak güneş ışığına bakan pek çok kişi hapşırır. niçin böyle bir refleks vardır ve nasıl çalışır? hapşırmanın temel fonksiyonu bellidir: sizin nefes yollarınızı rahatsız eden madde veya parçacıkların dışarı atılması. hapşırmayı kontrol eden merkez beynin lateral medulla denilen bölgesindedir. bu bölgenin hasar görmesi halinde hapşırabilme yeteneğimizi kaybederiz. hapşırma genellikle rahatsız edici bir unsurun uyarısıyla tetiklenir. bu uyarının beyinde ulaşacağı nokta lateral medulla’dır. bu bilgi beyne burnumuzdaki çeşitli sinirler vasıtasıyla iletilir. bu sinirlerden biri de trigeminal sinirdir ve çok yoğun çalışan bir trafiğe aracılık etmektedir. normalde parlak güneş ışığının yalnızca göz bebeklerinin küçülmesini tetiklemesi gerekirken, burun kaşındırıcı impulsları ileten komşu bölgelerdeki nöronlar da aynı şekilde etkilenebilmekte. gözbebeklerinin küçültülmesi sinyali bu nedenle bazen hapşırmaya neden oluyor.

    6. esnemek beyni uyandırır.

    esneme aktivitesini uyku hali veya sıkılmış olmakla ilişkilendirmemize rağmen, esnemenin fonksiyonu uyandırmaktır. esneme, daha fazla miktarda havanın ciğerlerimize dolmasına neden olacak şekilde kas gruplarını çalıştırır ve kanımızdaki oksijen oranını hızla yükselterek bizi uyandırır. memeli hayvanlar ve kuşlarda da esneme vardır. 12 haftalık olmuş fetuslarda esneme olduğu gözlenmiştir. esnemenin vücut tarafından tam uyanıklığa erişmek amacıyla başlatılan bir hareket olduğunu düşünün ve esnemek bulaşıcıdır. odada bir kişi esnerse diğerleri de esnemeye başlar. bunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, topluluk içinde birisi uyanıklığa ihtiyaç duymuşsa herkesin uyanık olması gerektiği şeklinde toplumsal bir içgüdüden kaynaklanıyor olabilir. köpeklerin esnemesi, stresli bir durumda rahatlatıcı etki yaratmaktadır. köpekler esneyerek etrafındakileri sakinleştir. huzursuzluk eden köpeğinizin karşısında esneyerek onu sakinleştirebilirsiniz.

    7. irtifa arttıkça beyin garip resimler görür.

    pek çok dinin hikayelerinde yüksek yerlerde görülen özel görüntüler anlatılır. mesela hz. musa sina dağı’nda yanan bir çalı görmüştü. hz. muhammed ise hira dağı’nda cebrail’i gördü. genelde anlatılan ruhsal deneyimlerde yabancı bir varlığın hissedilmesi (sesinin duyulması) bir şekil görme veya çeşitli ışık demetleri ve huzmeleri görüldüğü, korku duyulduğu ortak olarak belirtilmiştir. buna benzer olgulara dağcılarda da rastlanır ki, bunların pek çoğunun mistik kişiler olmadığını biliyoruz. bunun nedeni, genelde yerden yükseldikçe havadaki oksijen oranının düşmesi ve beyne daha az oksijen gitmesidir. 2 bin 400 metre yükseklik bu durumda bir sınır değer olarak kabul edilmektedir. bu yükseklikten daha yukarı tırmanan dağcılar görünmeyen bir takım varlıkları hissettiklerini, kimisi ise yanlarındaki arkadaşlarının vücudundan ışık yayıldığını ve bazen sebepsiz yere korkuya kapıldıklarını bildirmişlerdir. oksijen seviyesindeki düşmenin, beynin görsel ve duygusal sinyalleri kontrol eden bölümlerinde yavaşlama veya bozulmaya neden olduğu düşünülmektedir.

    8. video oyunları, aynı anda birden fazla işi yapabilmenize yardımcı olabilir.

    dikkatinizi aynı anda birden fazla şeye yöneltebilme yeteneği, pratik yaparak artırılabilmektedir. bu konuda yapabileceğiniz pratik ise, pek çok hedefe ateş etmek zorunda kaldığınız bir video oyunu olabilir. bu tür oyunlar dikkatinizi ekrandaki her alana yaymanızı gerektireceği için olayları çabuk kavrama ve çabuk reaksiyon verme konusunda egzersiz yerine geçebilir. tetris oynamak aynı etkiyi yapmaz, çünkü tetris oynarken birden fazla noktaya aynı anda dikkatini yöneltmek yerine sadece bir tek parçaya odaklanmış oluyorsunuz. ama bu şekilde bir düşünce tarzıyla çocuklara iyi bir örnek olmadığınızı da bilmelisiniz.

    9. kendinizi gıdıklayamazsınız.

    gıdıklanma konusunda duyarlı hastaları muayene ederken doktorlar hastanın elini kendi elleri üzerine yerleştirerek gıdıklanma hissine engel olurlar. bu nasıl olmaktadır? çünkü gıdıklanmaya ne kadar duyarlı olursanız olun, kendinizi gıdıklayamazsınız. bunun nedeni, beynimizin etrafımızda olan bitenleri takip ederken pek çok hissimiz arasında en önemli olanları hissetmeye programlanmış olmasıdır. mesela oturduğunuz sandalyeyi veya ayağımıza giydiğimiz çorabı özellikle onları düşünmediğimiz sürece hissetmeyiz, ama omzumuza dokunan bir el hemen bizi irkiltecektir.

    beynin bu hisleri ayırt etme fonksiyonunu sürdürebilmesi için bizim temasımızı başkalarının temasından ayırt etmeye yarayan bir sinyal üretmesi gerekmektedir. bu fonksiyonu gerçekleştiren ise beyinciktir. yaklaşık 110 gram ağırlığındaki bu organ, kendi eylemlerimizin yaratacağı hisleri tayin eden yerdir. beklenen veya beklenmeyen reaksiyonları ayırt etme işi beyinciğe aittir. beyincikten gelen sinyallere göre, beyin bu hissin önemli olup olmadığına karar verir. gıdıklanma hissi abartılmış bir refleks olmakla birlikte, eğer size dokunan gene size ait bir organsa, beyin bu gıdıklanmanıza değil, dokunduğunuz organdan (mesela elinizden) gelen hislere öncelik verecektir.

    10. gürültülü bir odada niçin telefon konuşması yapmak zordur?

    gürültülü yerlerde cep telefonuyla konuşmak zordur. cep telefonunuz içinde bulunduğunuz odanın sesleriyle hattın diğer ucundan gelen sesleri karıştırmak suretiyle beyninizin işini zorlaştırmaktadır. bu durumda, beyniniz telefondaki arkadaşınızın sesiyle odadaki diğer sesleri ayırt etmekte zorlanmaktadır. telefonunuzun mikrofonunu elinizle kapattığınız anda, aslında içinde bulunduğunuz odadaki seslerin telefona girmesine engel olduğunuz için ses karışımına engel olmakta ve beyninizin işini kolaylaştırmaktasınız.

    kaynak
    a yorum dergisi, sayı: 4, 15 temmuz 2011
  • güneş sistemi deyince hepimizin aklına şu görseldeki gibi hareket eden bir sistem gelir. ancak güneşi sabit gösteren bu görsel, tam olarak gerçeği yansıtmaz.

    esasında güneş sistemi , samanyolu galaksisi etrafındaki yörüngesinde böyle hareket eder.

    çok korkunç lan.

    edit : nxa teşekkürler, güneşin gerçek yörüngesini bu videodan daha detaylı görebilirsiniz.
  • altın gümüş ve platinin milyarlarca yıl önce dünyaya çarpan meteorlarla gelmiş olması.

    yani şu an parmağınızdaki altın yüzük, milyarlarca yıl önce milyarlarca ışık yılı uzaklıkta iki süpernovanın çarpışmasından ortaya çıkarak uzaya fırlatılan parçaların dünyaya çarpmasından oluşuyor. yani o yüzük aslında çoook yaşlı ve çoook uzaklardan geldi.

    aynı şekilde su ve minerallerin de dünyaya milyonlarca yıl boyunca çarpan meteorlardan gelmesi ve yine dünyadaki tüm sıvıların ancient olması. kor halindeki dünyanın yüzeyi kabuk oluşturacak kadar soğuduktan sonra dünyada sadece iki madde kalıyor, ateş ve soğumuş kabuk(kaya). diğer tüm maddeler misafir geliyor. bir şey içtiğimizde yuttuğumuz her yudum, her gölet, okyanustaki her bir damla milyarlarca yıl yaşında. bize ulaşmak için bir meteorun içinde milyonlarca yıl yolculuk yapmış olabilirler.

    kaynak: (bkz: the story of earth)
    (bkz: journey to the edge of the universe)
    (bkz: national geographic)
  • türkçe sözcükler r ve m sesi ile başlamaz. m ile başlayan az bir istisna vardır. bu sözcükler çoğunluk yabancı dilden geçmiştir.
  • subasmanı kelimesinin aslında ingilizce sub basement ifadesinden geliyor olduğğunu öğrenmek .
  • barış manço'nun verdiği mesaja dair;

    (bkz: #70944141)
  • bazen saçımda veya kolumdaki kılda, dibinde bir hareketlenme oluyor. öğrenmek ve ufkum iki katına çıksın istiyorum, o anda o bireysel kıl kökü uzama mı gerçekleştiriyor? başlıkla uyumlu değilim amenna, ama buna dair bilgisi olan varsa, kaynak gösterirse, hemen burayı editler ve entry'i amacına uygun hale getiririm. saniyeler içinde.
  • ingilizlerin ilkokula yeni baslayan çocuklara, hangi elin sağ hangi elin sol el olduğunu nasıl öğrettiklerini öğrenince ufkum iki katına çıktı.
    kural şu;
    iki el avuç içleri tam karşıya bakacak şekilde açılır. baş parmak hariç diğer dört parmak birbirine yapıştırılır, başparmak diğer parmaklara dik olacak (90 derece açı yapacak şekilde tutulur)
    çocuk iki ele baktığında hangi elde büyük "l harfini" görüyorsa o el left yani sol, diğeri sağ el oluyor.
    yazarak anlatınca uzun ve karışık gelebilir ama göstererek anlatırken çok kolay ve akılda kalıcı.
    soğan sarımsak yöntemine göre daha başarılı:)
    edit: gorsel icin bloody' e tesekkur ederim.
  • kullandığımız dil türkçe'nin, bilimsel açıdan dünya dilleri arasında oldukça muteber bir yere sahip olduğu.

    bilimsel veriler ışığıyla, elimden geldiği kadar madde madde aktaracağım:

    1) öncelikle değinmek istiyorum ki; türkçe yaşayan diller arasında en eski yazılı eserlere sahip dillerden biridir. dilimizin ms 8.yy'a ait yazılı belgeleri bulunmaktadır. orhun yazıtları olarak da bilinen bu yazılı belgeler, günümüzden 1200 yıl önce yaşayan gelişmiş ve olgulaşmış bir türkçe'nin varlığını ortaya koymaktadır. orta asya halkları içinde, çinliler ve iranlılar dışında, türkler kadar eski yazılı belgeye sahip başka bir topluluk yoktur. hatta dünya üzerinde bin yıl öncesi metinlerle takip edilebilen yaşayan dil sayısı 7'yi geçmez. orhun abidelerinde kullanılan dilin edebi açıdan son derece gelişmiş ve sanatlı yapıya sahip olması ise, dilimizin henüz keşfedilemeyen daha önceki tarihlere ait eserlerinin varlığına delil gibidir.

    2) türkçe çok geniş coğrafyada konuşulan bir dildir. almanya içleri ve doğu avrupa'dan kore yarımadasına kadar kocaman bir alanda vardır. bugün dilimizin yaygın biçimde konuşulduğu ülkeler şunlardır: türkiye, türkmenistan, azerbaycan, özbekistan, kırgızistan, kazakistan, kktc, doğu türkistan, çuvaşya, hakas cumhuriyeti, tataristan, tuva, dağıstan, başkırdistan, dağlık altay cumhuriyeti, gagavuz yeri, kabartay-balkar cumhuriyeti, karaçay-çerkez cumhuriyeti, afganistan, suriye, ırak, iran, tacikistan, ukrayna, moğolistan, makedonya, bulgaristan, yugoslavya, yunanistan, arnavutluk, romanya, almanya ve diğer avrupa ülkeleri, amerika ve avustralya.

    3) konuşan insan sayısının çokluğu ile büyük bir dildir. yeryüzünde yaklaşık 150 milyon insan türkçe konuşmaktadır. dünyada bu kadar kalabalık konuşura sahip dil çok azdır.

    4) türkçe, sözcük sayısının çokluğu ile büyük bir dildir. dil ile kültür arasındaki yakın ilişki, dilin söz varlığında kendisini gösterir. mesela, türk ulusunun doğayı bir renk armonisi içinde değerlendirişi, türkçe'de kendisini göstermiştir. renk sözcüğünün farsça olmasına, eski türkçe'de aynı anlama gelen ön sözcüğünün unutulmasına karşın türkçe kökenli veya kopya renk adları hazinesi çok zengindir. aşağıda, türkçe'nin renklerle ilgili zengin söz varlığından kimi örnekler verilmiştir:

    siyah: kuzguni, kara, barudi, karaşın; abanoz gibi, katran gibi, kestane karası, kömür gibi, marsık gibi.

    sarı: kanarya, kumral, çingene, safran, limon, civciv

    beyaz: ak, akçıl, buz, fildişi, sütkırı, sütbeyaz; kaymak gibi

    yeşil: nil, fıstıki, zümrüt, cam göbeği

    kırmızı: al, kızıl, lal, tunç, siklamen, şarabi, bordo, fırfıri, galibarda, güvez, hamra; kan kırmızısı, kiremit rengi, vişne çürüğü, yavruağzı, fes rengi, vişne rengi, pancar gibi, tavşan kanı, nar çiçeği, nar gibi.

    mavi: türkuaz, firuze, lacivert; gök mavisi, süt mavisi

    kahverengi: bej, esmer, çikolata rengi, buğday rengi, kestane dorusu, ten rengi

    pembe: toz pembe, gül rengi, gül pembe, gül kurusu.

    kaynak: çağdaş türk dili, prof. dr süer eker. grafiker yayınları 2011.
2767 entry daha