şükela:  tümü | bugün
19754 entry daha
  • askerdeyken üniversite bitirilirse erken teskere alınması.

    ben bu şekilde mezun oldum dostlar ve kendi devrelerimden 4 ay erken teskere aldım.

    süreç şu şekilde işliyor:

    üniversite son sınıftasınız ve bir anlık hata ile kendinizi acemi birliğinde buldunuz. açıköğretim ya da örgün fark etmeksizin alıyorsunuz izni komutanınızdan ve sınavları veriyorsunuz. sınav sonuçlarından mezun olduğunuz anlaşıldığı an da hemen ilk iş diplomayı bir şekilde almak olmalı. benim zamanımda (2012) geçici mezuniyet belgesi kabul olmuyordu.

    esas olay bundan sonra başlıyor: birlikteki en üst bağlı bulunduğunuz en üst komutanınıza vermeniz gereken belgeler var. noter onaylı diploma fotokopisi ve olur da tsk sizi yedek subay yapmak isterse, yaptığınız askerlik hakkında herhangi bir hak talebinde bulunmayacağınıza dair noter onaylı feragat.

    yani örnek veriyorum: 9 ay askerlik yaptığınız ve mezun olup diplomayı komutana verdiniz. hemen geçici teskereyi alıp, ertesi gün eve dönüyorsunuz. ilk yedek subay alımında devlet size ihtiyacı olduğunu söyler ve sizi yedek subay olarak tekrar alırsa daha önce yaptığınız 9 aylık askerliğin hiçbir önemi yok. tekrar baştan 12 ay yedek subay olarak askerlik yapıyorsunuz. benim dönemimde sınava giriliyordu ama o sınav kalktı sanırım. eğer tsk size ihtiyacı olmadığını düşünürse, adresinize en yakın birlikten teskereniz veriliyor. ben askerliğimi 15 aylık dönemde 11 ay jandarma olarak yaptım ama teskerem de piyade görünüyorum.

    demem o ki, okuyun dostlar. ben iki yıllık okuldan mezun olup, askerdeyken açık öğretimi bitirdim ve şu an yüksek lisans yapıyorum. mümkün olan en kısa sürede de doktora için yurt dışında kabul almak istiyorum. okumanın yaşı, yeri ve zamanı yok

    aradım ama bulamadım. daha önce yazıldıysa hemen silerim
  • frans de waal'ın metis yayınları'ndan çıkan, "hayvanların ne kadar zeki olduğunu anlayacak kadar zeki miyiz?"kitabından tadımlık bilgiler:

    bir aralık sabahı, günler gittikçe soğurken, dişi şempanze franje’nin yatak odasındaki bütün samanları topladığını fark ettim. koltuğunun altına aldıklarını (hollanda’nın arnhem kentinde bulunan burgers hayvanat bahçesi’ndeki) büyük adaya götürdü. bu davranışı beni şaşırtmıştı. birincisi, ne franje bunu daha önce yapmıştı ne de diğer şempanzelerin dışarıya saman taşıdığını görmüştük. ikincisi, eğer amacı bizim şüphelendiğimiz gibi gün boyunca sıcak kalmak olsaydı bile, saman toplama işini ısıtmalı binadaki sıcak ortamdayken yapmış olması hayret vericiydi. soğuğa tepki vermekten ziyade, aslında hissetmediği bir hava sıcaklığı için hazırlanıyordu. en akla yatkın açıklama, bir önceki soğuk güne bakarak o gün beklenen havayı tahmin etmiş olmasıydı. ne olursa olsun, daha sonrasında samandan yaptığı sıcacık yuvasında oğlu küçük fons ile beraberdi.
    hayvanların hangi zihinsel seviyede işlediklerini merak etmekten bir türlü kendimi alamıyorum, her ne kadar tek bir hikâyenin sonuç çıkarmaya yetmeyeceğini pekâlâ bilsem de. ama bu hikâyeler neler olup bittiğini anlamamızı sağlayacak gözlemlere ve deneylere ilham veriyor. bilimkurgu yazarı ısaac asimov bir zamanlar şöyle demişti: “bilimde yeni keşifleri haber veren ve duyması en heyecan verici olan cümle ‘evreka!’ değil, ‘bu çok tuhaf’ cümlesidir.” bu düşünceyi oldukça iyi bilirim. biz, hayvanlarımızı izleme, onların eylemleri karşısında merak ve şaşkınlık duyma, hayvanlarla ilgili fikirlerimizi sistematik olarak test etme ve meslektaşlarımızla verilerin aslında ne anlama geldiği üzerine tartışma sürecinden geçeriz. netice itibariyle, sonuçları kabullenirken biraz ağırdan alırız, anlaşmazlık ise her köşede pusuda bekler. ilk gözlem basit olduğunda bile (bir maymun saman yığını toplar), etkileri muazzam olabilir. hayvanların geleceğe yönelik plan yapıp yapmadıkları sorusu –ki franje bunu yapıyormuş gibi görünüyor– bilimi şu anda yoğun biçimde meşgul eden bir sorudur. uzmanlar zihinsel zaman yolculuğu, kronestezi ve otonoesisten bahsediyorlar, ancak ben bu ağır terminolojiden kaçınıp bu gelişmeyi gündelik dile çevirmeye çalışacağım. hayvan zekâsının gündelik kullanımına ilişkin hikâyelerden bahsedeceğim, aynı zamanda da kontrollü deneylerden güncel kanıtları sunacağım. birincisi bize bilişsel kapasitelerin amacının ne olduğunu gösterirken, ikincisi alternatif açıklamaları elememizde bize yardım edecek. her ne kadar hikâyelerin deneylere göre daha kolay okunduğunu bilsem de, ben her ikisine eşit ölçüde değer veriyorum.
    “hayvanlar tıpkı merhaba dedikleri gibi güle güle de diyorlar mı?” sorusunu düşünün. birincisini anlamak zor değil. selamlamak, tanıdık bir bireyin yokluğundan sonra yeniden görülmesine dönük bir tepkidir, tıpkı köpeğinizin siz kapıdan girer girmez üzerinize atlaması gibi. yurtdışından dönen askerlerin evcil hayvanları tarafından karşılandığı internet videoları, ayrılığın uzunluğuyla karşılamanın yoğunluğu arasında bir bağlantı olduğunu düşündürüyor. bize de uygulanabildiği için bu bağlantıyla ilişki kurabiliriz. büyük bilişsel teorileri dikkate almanın gereği yok. peki ya vedalaşmak?
    sevdiğimiz birine elveda derken çok zorlanırız. örneğin her ikimiz de yokluğumun sonsuza dek sürmeyeceğinin farkında olsak da, atlantik’in öte yakasına taşındığımda annem ağlamıştı. veda etmek gelecekteki ayrılığın farkına varılmasını gerektirir, bu yüzden hayvanlarda az görülür. ama bu konuyla ilgili de bir hikâyem var. bir zamanlar kuif adındaki bir dişi şempanzeye, kendi türünden evlat edindiği bir yavruyu biberonla beslemeyi öğretmiştim. kuif her açıdan yavruya gerçek annesiymiş gibi davranıyordu ancak onu emzirecek kadar sütü yoktu. ona ılık sütle dolu bir biberon verirdik, o da dikkatlice yavruyu beslerdi. kuif bu işte o kadar ustalaşmıştı ki, bebeğin geğirmesi gerektiğinde bir süreliğine biberonu uzaklaştırabiliyordu. bu proje, kuif’in ve gece gündüz kucağında taşıdığı bebeğinin, gündüz vakti koloninin geri kalanı dışarıdayken besleme için içeriye çağrılmasını gerektiriyordu. bir süre sonra kuif’in hemen gelmek yerine yolu uzattığını fark ettik. binaya yönelmeden önce adada tur atıyordu, alfa erkeğini, alfa dişiyi ve birkaç iyi arkadaşını ziyaret edip her birini öpüyordu. eğer diğerleri uyuyorsa, veda etmek için onları uyandırıyordu. yine, davranış oldukça basitti ancak koşullar altta yatan bilişsel süreçleri merak etmemize neden olmuştu. tıpkı franje gibi kuif de görünüşe göre geleceği düşünüyordu.
    peki hayvanların şimdiki zamanda tutsak olduğunu ve yalnızca insanların geleceği tasavvur edebileceğini düşünen kuşkuculara ne demeli? mantıklı bir varsayımda mı bulunuyorlar, yoksa hayvanların neler yapabileceğini görmezden mi geliyorlar? insanlar neden hayvan zekâsını küçümsemeye bu kadar hevesli? kendimiz söz konusuyken hiç sorgulamadan kabul ettiğimiz becerileri hayvanlar söz konusu olduğunda sürekli reddediyoruz. bunun ardında ne var? diğer türlerin hangi zihinsel seviyede işlediğini bulmaya çalışırken, asıl zorluk sadece hayvanlardan değil aynı zamanda bizim kendimizden de kaynaklanıyor. insanların tutumları, yaratıcılığı ve hayal gücü de hikâyenin bir parçası. hayvanların belli bir tür zekâya, özellikle de kendimizde takdir ettiğimiz türden bir zekâya sahip olup olmadıklarını sormadan önce üstesinden gelmemiz gereken, bu olasılığı düşünmemize bile karşı çıkan içsel direncimizdir. dolayısıyla bu kitabın merkezi sorusu şu: “hayvanların ne kadar zeki olduğunu anlayacak kadar zeki miyiz?”
    kısa yanıt: “evet, ama ilk bakışta öyle demezdiniz.” geçen yüzyılın büyük bir kısmında, bilim hayvan zekâsı konusunda gereğinden fazla temkinli ve kuşkucuydu. hayvanlara niyetler ve duygular atfetmek naif “halk” saçmalıkları olarak görülüyordu. biz biliminsanları en iyisini bilirdik! hayvanların geçmiş üzerine düşünebilmesi veya başkasının acılarını hissedebilmesi gibi karmaşık konular şöyle dursun, “köpeğim çok kıskanç” veya “kedim ne istediğini iyi biliyor” gibi yorumları bile hiç kaale almazdık. hayvan davranışını araştıranlar ya bilişi umursamıyor ya da bu kavrama bilfiil karşı çıkıyordu. çoğunluk bu konu evlerden ırak olsun diyordu. ne mutlu ki bazı istisnalar da vardı –alanımın tarihini sevdiğim için bunlardan tabii ki bahsedeceğim– ancak iki baskın düşünce okulu da hayvanları ya ödüle ulaşmaya ya da cezadan kaçınmaya çalışan uyarı-tepki makineleri veya genetik olarak faydalı içgüdülerle donanmış robotlar gibi görüyordu. her iki okul da diğeriyle mücadele edip karşı tarafı çok dar görüşlü olmakla suçlasa da temel olarak mekanikçi bakış açısını paylaşıyorlardı; hayvanların içsel yaşamı hakkında endişelenmeye gerek yoktu, bunu yapanlar ya insanbiçimci, ya romantik ya da bilimdışıydı.
    bu karanlık dönemden geçmek zorunda mıydık? önceki dönemlerde düşünceler bariz biçimde çok daha özgürlükçüydü. charles darwin insan ve hayvan duyguları üzerine çokça yazdı, on dokuzuncu yüzyıldaki pek çok biliminsanıysa hayvanlarda ileri seviyede zekâ keşfetmeye hayli hevesliydi. bu çabaların neden geçici bir süre askıya alındığı veya neden biyolojinin yoluna bile isteye taş koyduğumuz –büyük evrimci ernst mayr, kartezyen bir bakış açısıyla hayvanları aptal otomatlar olarak görmeyi böyle nitelemiştir– bugün hâlâ gizemini koruyor. ancak devir değişiyor. son yirmi-otuz yılda ortaya çıkan ve internet vasıtasıyla hızla yayılan büyük bilgi yığınını herkes fark etmiş olmalı. neredeyse her hafta, karmaşık hayvan bilişiyle ilgili yeni bir bulguyla karşılaşıyoruz, çoğunlukla da çalışmaları destekleyen videolarla beraber. sıçanların kararlarından pişman olduğunu, kuzgunların alet yaptığını, ahtapotların insan yüzlerini tanıdığını ve özel nöronlar sayesinde maymunların diğerlerinin hatalarından ders aldığını duyuyoruz. hayvanlarda kültür, empati ve arkadaşlık hakkında açık açık konuşuyoruz. hiçbir şey sınırların ötesinde değil artık, bir zamanlar insanlığın alametifarikası sayılan akılcılık bile.
    tüm bu durumlarda, kendimizi mihenk taşı belirleyerek insan zekâsıyla hayvan zekâsını karşılaştırmayı ve karşıtlıklarını vurgulamayı seviyoruz. ancak bunun modası geçmiş bir yaklaşım olduğunun farkına varsak iyi olur. karşılaştırma insanlarla hayvanlar arasında değil, bir hayvan türüyle –bizimle– büyük çeşitlilikteki başka türler arasındadır. iki ayrı zekâ kategorisini karşılaştırmıyoruz, bunun yerine tek bir kategorideki varyasyonları değerlendiriyoruz. ben insan bilişini hayvan bilişinin bir çeşidi olarak görüyorum. birbirinden bağımsız hareket eden, her birinin kendine ait sinirsel yapısı olan sekiz kola dağıtılmış bir biliş veya uçan bir canlının kendi çığlıklarının yankısını kullanarak hareket halindeki avını yakalamasını sağlayan bir biliş ile karşılaştırıldığında, bizim bilişimizin ne kadar özel olduğu çok da belirgin değildir.
    tabii ki soyut düşünce ve dile büyük önem atfediyoruz (bir kitap yazıyorken alaya alamayacağım bir eğilim!), ancak geniş bir çerçeveden bakılınca, bu yeti hayatta kalma sorunuyla yüzleşme yollarından sadece biridir. bireysel düşünce yerine koloni üyeleri arasındaki sıkı koordinasyona odaklanan termitler, sayılarının ve biyokütlelerinin devasa büyüklüğüne bakılırsa bizden daha iyi bir iş başarmış olabilirler. her toplum kendi kendini organize eden bir zihin gibi işler, binlerce minik ayak üzerinde pıtır pıtır dolaşanlar bile. bilgiyi işlemenin, organize etmenin ve yaymanın pek çok yolu vardır, bilimin tüm bu yöntemlere küçümseme ve reddetme ile değil de merak ve hayranlıkla yaklaşacak kadar açık fikirli hale gelmesiyse ancak yakın zamanlarda mümkün olabildi.
    evet, diğer türleri takdir edecek kadar akıllıyız, ancak bunun için ilk başta bilim tarafından tükaka denmiş yüzlerce hakikatin kalın kafalarımıza sokulması gerekti. nasıl ve neden daha az insanmerkezci ve önyargılı hale geldiğimiz düşünmeye değer bir konu; aynı zamanda bu süre zarfında öğrendiklerimizi de gözden geçirmemiz gerekiyor. bu gelişmelerden bahsederken, geleneksel ikilikler yerine evrimsel sürekliliği vurgulayan kendi görüşümü de katmam elbette kaçınılmaz. beden ve zihin, insan ve hayvan ya da mantık ve duygu ikilikleri faydalı görünseler de dikkatimizi büyük resimden uzaklaştırıyorlar. biyolog ve etolog olarak eğitildiğim için, geçmişin felç edici kuşkuculuğuna çok az tahammülüm var. ben dahil birçok biliminsanının bu konuya harcadığı bunca mürekkebin bir işe yaradığından şüphe duyuyorum.

    kaynak
  • amerika kıtası'nın keşfi ile başlayan kızılderili katliamları. daha önce bu hastalığı hiç geçirmemiş ve bağışıklık kazanmamış kızılderililere çiçek hastalığı bulaştırma, kısırlaştırma, kızılderili temel besini olan bizonların katliamı, topraklarından sürme ve daha fazla şekliyle, neredeyse bütün amerika kıtasında yapılan katliamlar dizisi.

    16. yy. mezoamerika resimli elyazması olan codex kingsborough'da aztek yerleşimi tepetlaoztoc'ta kızılderiliyi öldüren bir encomienda
    sorumlusu arjantinli mühendis julius popper (1857 – 1893) olan selknam soykırımında sonradan şili ve arjantin arasında paylaşılan ateş toprakları'nda yaşayan selknam kızılderilileri ödül avcıları tarafından avlanılmış ve ölü getirilen her selknam için ödül avcılarına dönemin değerleriyle 1 ingiliz sterlini verilmiştir. resimde ön kısımda öldürülmüş bir selknam erkeği yatmaktadır.

    kristof kolomb'un 1492 yılında amerika'ya ulaşmasından sonraki beş asır boyunca beyaz avrupalılar ve amerikalılar tarafından kıtanın yerlileri olan kızılderililere karşı yapılan soykırım silsilesidir.
    doğrudan kızılderili katliamları gibi katliam ve etnik temizlik yapılması, kızılderili tehciri gibi geleneksel topraklarından apayrı başka topraklara tehcir (zorunlu göç) edilip kızılderili rezervasyonu ile kızılderili rezervi gibi alanlara kapatılmaları, bağışıklık sistemlerine yabancı olan çiçek hastalığı gibi eski dünya hastalıklarının bilinçli olarak kızılderililere bulaştırılması (çiçek soykırımı ya da smallpox genocide), uzun süre hristiyan misyonerlerince eğitim verilen kanada yerli yatılı okulları ile abd yerli yatılı okulları gibi okullarda ailelerinden koparılan kızılderili çocuklarının anadilleri dışında eğitim almaları ve anadillerini konuşamamaları (dil soykırımı ve kültürel soykırım ya da linguistic genocide, linguicide ve cultural genocide, culturicide) gibi soykırım türleri görülür. kızılderilileri soykırıma uğratma yöntemleri arasında onların fiziksel imhası, topraklarının gaspedilmesi, kültürel baskıya uğramaları, «imha» (extermination/termination), tehcir ve zorla kısırlaştırma (forced sterilization) görülmektedir. ekonomik kaynakların kontrolünü elde etmeyi amaçlayan soykırıma faydacı soykırım (utilitarian genocide) denir ve örneklerine günümüzde brezilya kızılderilileri ve paraguay kızılderililerine (özellikle de aché) yapılan soykırımlarda rastlanmaktadır. günümüzde bazı kızılderili gruplarında işsizlik oranı yüksek olup % 50-70 arasında değişmektedir.

    12 ekim 1492 tarihi kızılderililer için trajik bir gündür ve o günü kolomb günü olarak kutlamak, soykırım, kölelik, tecavüz ve yağma (en:plunder) mirasını kutlamak demektir. benzer şekilde şükran günü kutlamaları abd kızılderililerine karşı yapılan soykırımın kutlaması olarak görülmektedir.

    abd'de kızılderili işleri bürosu başkanı batılıların uyguladığı "etnik temizlik" hareketinde büronun katkılarından dolayı 8 eylül 2000 günü resmen özür dilemiştir.

    birleşmiş milletler'in 1948’deki soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması sözleşmesi’nin 2. maddesine göre soykırım tanımlaması: ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun bütününün ya da bir bölümünün yok edilmesi niyetiyle girişilen şu hareketlerden herhangi biridir: grubun üyelerinin öldürülmesi; grubun üyelerine ciddi bedensel ya da zihinsel hasar verilmesi; grubun yaşam koşullarının bunun grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması; grup içinde doğumları engelleyecek yöntemlerin uygulanması; ve çocukların zorla bir gruptan alınıp bir diğerine verilmesi.
    kızılderililere önyargılı yaklaşan ve yaşamı boyunca onları düşman olarak gören general philip sheridan'a mal edilen söz:

    “ the only good ındian is a dead ındian
    («en iyi kızılderili, ölü kızılderilidir») ”
    —general philip sheridan (1851),

    çiçek soykırımı
    hemen hemen bütün bilginlerin ortak olduğu konu kızılderili nüfusundaki büyük nüfus azalmasının ana sebebi olarak onların bağışıklık sistemine yabancı olan ve eski dünya'dan yeni dünya'ya avrupalılarca getirilen çiçek hastalığı gibi salgın hastalıkları görmeleridir. avrupalılarla ilk temastan sonra yeni dünya'daki yerli nüfusunun % 90–95 kadarı eski dünya'dan getirilen hastalıklar sonucu ölmüştür. bu yeni hastalıklar içinde en ölümcülü çiçek hastalığıdır ve hastalıktan ölümlerin neredeyse tamamı bundan kaynaklanır. 16 yüzyılın başlarındaki ilk temastan 1754-1767 yıllarındaki fransız ve kızılderili savaşlarının sonlarına kadar 200 yıldan daha fazla sürede, çoğu avrupalıların kasıtlı iletimi olmadan, bütün yerliler çiçek hastalığından etkilenmiştir.
    teksas'taki kızılderili soykırım müzesi'nde korunan bir belgeye göre, çiçek hastalığı ile enfekte olmuş battaniyeler lenape kızılderililerine teksas-kızılderili savaşları sırasında teksas askerleri tarafından verilmiştir.
    codex florentinus yani çiçek hastalığı salgını.
    karayiplerdeki hispaniola adasında, ilk çiçek salgını, aralık 1518 ya da ocak 1519 tarihinde çıkmıştır. 1518–1519 salgınında bölge yerlilerin nüfusu önemli ölçüde azalmıştır.

    battaniye ile çiçek salgını bulaştırılmış bir kızılderili gravürü

    hernan cortes, kaşif diye bilinen soykırım mühendisi kaptan 1519'da, meksika'daki aztek imparatorluğu'nu işgal eder. 1520 yılında, bir başka ispanyol işgal grubu hispaniola adasından meksika'ya gelir. gelirken de adada iki yıl salgın olarak süren çiçek hastalığını anakıtaya bulaştırırlar. diğer grubu duyan cortés gider ve onları yener, ancak bu temasta adamlarından biri de çiçeğe yakalanır. 21 mayıs 1520 tarihinde, tenochtitlan'da bulunan templo mayor tapınağı'nda azteklerin ispanyollarca öldürülmesi tóxcatl katliamı olarak bilinir. aztek nüfusunun çoğu asker olan % 25 kadarı çiçek salgınından ölmüştür.

    fransiskan tarikatından ispanyol misyoneri toribio de benavente motolinia azteklerdeki bu çiçek salgınını şöyle tasvir eder: `"hastalığın çaresini bilmeyen kızılderililer tahtakuruları gibi yığınlar hâlinde öldüler. birçok yerde hane halkının hepsi öldü ve ölü sayısının çokluğundan onları gömmek olanaksızdı. evleri mezarları hâline geldi."`. geri dönen cortés çiçekten henüz ölmeyen aztek askerlerinin oldukça zayıf olduğu görür ve ordusuyla savaşta yenemediği uygarlığı, hastalık ile kırar. 13 ağustos 1521 tarihinde aztek imparatorluğunu yıkar.
    çiçek hastalığı salgınının inka imparatorluğu tahuantinsuyo üzerindeki etkisi ise azteklerinkinden daha da yıkıcı olmuştur. ispanyol işgalcilerin, imparatorluğa gelmesinden önce çiçek salgını kolombiya'dan başlayarak yayılmıştır. salgının böylesine hızla yayılmasında muhtemelen işlek inka ticaret yol sistemi yardımcı olmuştur. ay içerisinde, hastalıktan sapa ınca huayna capac, halefi ve diğer liderlerin çoğu ölmüştür. hayatta kalan oğullarından ikisi güç savaşına girer ve kanlı ve pahalı bir savaştan sonra atahualpa yeni sapa ınca olur. başkent cusco'ya dönen atahualpa ile onun en iyi generalini, ispanyol işgalci francisco pizarro bir dizi aldatmayla yakalar ve imparatorluk ele geçirilir. birkaç yıl içerisinde inkaların % 60-90 kadarı çiçek ve diğer avrupa hastalıklarından dolayı kırılmıştır. bazı tarihçiler bartonella cinsinden bakterilerin yaptığı bartonelloz hastalığının sorumlu olduğunu iddia ederler, ancak bu görüş bilim dünyasında azınlıkta kalmıştır. antik peru'daki moche kültürüne ait seramiklerde bartonellanın etkileri tasvir edilmiştir.

    yeni dünya'daki iki büyük imparatorluğu salgınla yerle bir eden çiçek hastalığı, ölümcül ilerleyişine devam eder. 1561 yılında yeni vali francisco de villagra'yı taşıyan geminin la serena'ya yanaşmasıyla çiçek hastalığı şili'ye de ulaşmış olur. peru'dan atakama çölü ve and dağlarıyla izole olan şili'deki yerli kızılderililer 1561 sonları ile 1562 başlarında çiçek salgınından kırılırlar. vakanüvisler ölü sayısı üzerine kesin bir rakam veremeseler de, yeni tahminlere göre şili'deki kızılderili nüfusun % 20-25 kadarının öldüğü yolundadır. ispanyol tarihçi alonso de góngora marmolejoy'a göre ispanyol altın madenlerinde çalıştırılan kızılderililerin hepsi ölmüş ve maden kapanmak zorunda kalmıştır.
    araucanía bölgesinde yerli mapuçe kızılderilileriyle ispanyol işgalciler arasındaki arauco savaşı'nda onları yenmenin mümkün olmadığını gören yeni vali francisco de villagra, çiçek hastalığı salgınını sihirli bir girişim olarak kabul etmiştir. battaniye yöntemi ile de çiçek hastalığı kızılderililere hızlıca yayılmıştır.

    kuzey amerika ise çiçek salgınları, 1633 yılında kuzeydoğu abd'de plymouth, massachusetts'te çiçek hastalığı virüsü kızılderililere bulaşmış ve diğer yerlerde olduğu gibi burada da yerli nüfus yok olmuştur. 1634 yılında mohavklara ulaşan çiçek hastalığı 1636'da ontario gölü'ne ve 1679'da da irokuaların topraklarına ulaşmıştır. 1770 lerde abd'nin batı kıyılarındaki kızılderililerin % 30 kadarı çiçek hastalığı salgınında ölmüştür. 1780-1782 yılları arasındaki çiçek salgını ise ova kızılderililerini kırmış ve nüfuslarında ciddi azalma meydana getirmiştir. bu çiçek hastalığı salgını avrupalılardaki bağışıklık ile avrupalı olmayanlardaki bağışık olmama durumunun klasik bir örneğidir. muhtemelen mississippi'deki yılan kızılderililerinden (snake ındians) yerliler hastalığa yakalanmıştır. oradan da doğuya ve kuzeye saskatchewan nehri'ne yayılmıştır. david thompson’un hesabına göre, 15 ekim 1781 tarihinde hudson’s house'dan kürk tüccarları hastalığı ilk kez duymuşlardır. bir hafta sonra bu hastalığı hudson’s bay company şirketinin hudson ve cumberland ticaret karakolları sorumluları olan william walker ve william tomison rapor etmiştir. şubat ayında hastalık basquia tribe (günümüzde yer adı: basquia, saskatchewan) kabilesine kadar yayılmıştır. çiçek salgınına bütün kabileler yakalanmış ve birkaç kurtulan kalmıştır. e. e. rich salgını şöyle tarif eder: aileler çadırlarında gömülmeden yatarken, kurtulan birkaçı da kaçarak hastalığı yaymıştır. houston and houston, hudson ve cumberland evlerindeki yerlilerin % 95 kadarının öldüğünü hesaplamıştır. paul hackett anişinabelerden grand portage'daki ojibvaların üçte birinin çiçekten öldüğünü kaydetmiştir. bataklık krileri de benzer biçimde çiçekten yaklaşık % 75 kayıp vermişlerdir. 1785 yılında büyük ovalar'daki siyu kızılderilileri de salgından etkilenmiştir. çiçek salgınında yalnızca kızılderililer ölmemiş, diğerleri de etkilenmiştir. william walker çiçek salgınını şöyle tarif eder: the ındians are all dying by this distemper … lying dead about the barren ground like a rotten sheep, their tents left standing & the wild beast devouring them.
    boston, massachusetts'te bir dizi çiçek salgını olmuştur. 1636 yılından 1698 yılına kadar, boston'ta altı salgın görülmüştür. 1721 yılındaki salgın en ağırı olmuştur. şehirdeki bütün nüfus kaçmış ve salgını on üç koloni'nin geri kalanına taşımıştır.
    amerikan bağımsızlık savaşı sırasında, 1770 lerin sonunda, çiçek hastalığı bir kere daha gelmiş ve yaklaşık 125.000 kişi ölmüştür. pehr kalm'in travels in north america adlı gezi yazısında, ölmekte olan kızılderili köylerinin cesetlerle dolduğunu ve bu cesetler ve henüz ölmemiş zayıflamış mağdurlar üzerinde kurtların şölen yaptığını yazmıştır.
    1832 yılında abd federal hükûmeti kızılderililer için çiçek aşısı programı başlatmıştır.
    kanada'da 1702-1703 yılları arasında, québec şehrinin yaklaşık dörtte biri çiçek salgınında ölmüştür.

    1520–1527 meksika, orta amerika, güney amerika milyonlarca meksika kızılderilisinin çiçek yüzünden ölmesi. 23 nisan 1520 tarihinde ispanyol kâşif ve asker panfilo de narvaez'ın veracruz'a gelmesiyle başlamış ve hernán cortés'in 1521 yılında azteklerin başkenti tenochtitlan'a (günümüzdeki mexico city) ulaşmasıyla devam etmiştir. çiçek salgınında inkaların imparatoru huayna capac dahil 200.000 kişi ölmüş ve inka imparatorluğu zayıflamıştır.

    1561–1562 şili ölenlerin kesin rakamı olmasa da yerlilerin % 20 ilâ 25 oranında öldükleri yolunda tahmin edilmektedir. alonso de góngora marmolejo'a göre madende çalıştırılan birçok kızılderili ölmüş ve ispanyol altın madenleri kapanmak zorunda kalmıştır.

    1617–1619 kuzey amerika'nın kuzeydoğu kıyıları massachusetts körfezi kızılderililerinin % 90 ı ölmüştür.

    1674 çerokiler ölenlerin tam sayısı bilinmiyor. 1674 yılındaki nüfusları yaklaşık 50.000 kişidir. 1729, 1738 ve 1753 çiçek salgınları sonrası nüfusları ancak 25.000 kişidir.

    1770s kuzey amerika'nın batı kıyıları batı kızıyısındaki kızılderililerin % 30 u ölmüştür.

    karayip adaları'nda ise, amerika'nın keşfedildiği ilk yer olduğu gibi kızılderili soykırımlarının açılışı da beyazlar (ispanyollar) tarafından burada yapılmıştır. karayip adalarının barışçıl aravaklarına yapılan soykırım kasvetli kronoloji olarak kolomb'un kendi mektup ve jurnalleri ile onun en ateşli hayranı olan tarihçi bartolomé de las casas'ın sayfalarında belgelenmiştir.
    kolomb 1492 yılında batı hint adaları'na geldiğinde bölgede üç büyük yerli grubu bulunuyordu: batı küba ile haiti'de yaşayan ve dilleri hakkında birkaç kelime dışında bir şey bilinmeyen ciboney kızılderilileri; büyük antiller'de (küba, jamaika, haiti, dominik cumhuriyeti, porto riko, trinidad) yaşayan tayno aravakları; küçük antiller'de yaşayan karib kızılderilileri.

    colomb hispaniola adasına çıktığında taynolarla karşılaşmasının gravürü

    tayno soykırımı (taíno genocide)
    tayno ya da aravak soykırımı (ing. taíno genocide, arawak genocide), büyük antiller'de (küba, haiti, dominik cumhuriyeti, porto riko, jamaika) ve bahamalar'da yaşayan ve aravak dillerini konuşan tayno (ya da dar anlamda aravak) kızılderililerine karşı ispanyollar tarafından yapılan soykırım. beş büyük tayno kasikliği (caciquat) bulunan hispaniola'daki ilk temasta yerli nüfusun sayısı belirsizdir ve birkaç yüz bin ile bir milyon arası oldukları tahmin edilmektedir. kolomb'un avrupa'ya geri dönüşünden sonra daha fazla ispanyol yerleşimci gelmiş ve 1504 yılında son kasiklik olan higüey yapılan savaşla devrilmiştir. sonraki on yıl içinde taynoların yaşam koşulları giderek azalmıştır. ispanyol sömürgeciler tarafından adanın altın rezervleri sömürülmüş ve kalan taynolar köleleştirilmiştir. haiti'de kolomb'un gelmesinden sonraki 25 yıl içinde taynoların sayısı köleleştirme, katliam ve hastalıklar sebebiyle azalmıştır. 1514 yılında hispaniola adasında sağ kalan tayno sayısı yalnızca 32.000 kişidir. 1515 yılında yalnızca hispaniola adasında, en muhafazakâr tahminlere göre, savaş ve kölelik yüzünden taynoların toplam nüfusunun % 80 kadarına denk gelen 200.000 kişi öldürülmüş, sonraki yıllarda ise yerliler tamamen silinmişlerdir. harvard üniversitesi'nden denizcilik tarihi üzerine uzman olan abd'li tarihçi samuel eliot morison «kolomb tarafından başlatılan ve halefleri (ardılları) tarafından devam ettirilen zulüm politikası tam bir soykırım ile sonuçlanmıştır» (cruel policy initiated by columbus and pursued by his successors resulted in complete genocide) demiştir. günümüzde "safkan" tayno yoktur ve soykırımdan kurtulanların tamamına yakını mestizo olarak ispanyol ve afrika kültürü içinde erimiştir. yine de bazıları tayno mirasının varisleri olduklarını iddia etmektedirler. dominikli eğitimci e. antonio de moya'nın «kızılderili soykırımı tarihimizin büyük bir yalanıdır ... dominik taynoları avrupalılarla temastan 500 yıl sonra bile yaşamaya devam etmektedir» (the ındian genocide is the big lie of our history... the dominican taínos continue to live, 500 years after european contact) demesi de bu mirasın varisleri olduklarını iddia etme politikası gereğidir.

    kalinago soykırımı (kalinago genocide)
    kalinago ya da karip soykırımı (ing. kalinago genocide, carib genocide) küçük antiller'de yaşayan ve karip dillerini konuşan kalinago (ya da dar anlamda karip) kızılderililerine karşı ingiliz ve fransızlar tarafından yapılan soykırım. küçük antiller'e avrupalı yerleşimcilerin doluşması üzerine, dominika dahil çevre adalardan gelen çok sayıda kalingo kızılderilisi 1626 yılında saint kitts adasında toplanır. fakat bu toplantı barbe adlı bir kadın tarafıdan ingiliz yerleşimcilere söylenmiş ve ingiliz ve fransız güçleri st. kitts adasına sürpriz bir gece baskını yapmışlar ve bugün bloody point olarak adlandırılan noktada kariplerin çoğunu öldürmüştür.
    karip sürgünü (carib expulsion), 1660 yılında martinique adasında fransızların yerli karip kızılderililerini etnik temizlik kapsamında sürgün (sınır dışı etme) etmesidir.

    britanya amerikası soykırımları
    amerika'nın britanya tarafından sömürgeleştirilmesi sürecinde britanya amerikası'nda (1607-1783) beyazlar tarafından işlenen soykırımları içerir. bu dönemdeki kızılderili katliamlarında ingilizler tarafından kafa derisi yüzme geleneğinin yaygınlaştırıldığı görülür.

    pequot soykırımı (pequot genocide)
    1637-1638 pequot soykırımı ya da pequot savaşı (pequot war, pequot genocide): pequot kabilesinden algonkin kızılderilileri ile massachusetts bay, plymouth ve saybrook sömürgelerindeki ingiliz sömürgeciler ve mütttefiği olan mohegan ile narragansett kızılderilileri arasındaki savaş ve bu savaş sırasında işlenen soykırım. pequot savaşı sırasında, 26 mayıs 1637 tarihinde mystic katliamı olarak adlandırılan olayda john mason komutasındaki ingiliz sömürgecilerin kızılderili kabilelerinden mohegan ve narragansett müttefikleriyle birlikte, günümüzdeki connecticut eyaletinde mystic nehri kıyısındaki büyük bir pequot köyüne gece baskını düzenlemiş ve evlerinde uyumakta olan yaklaşık 600–700 kadar soydaş kızılderilileri evleriyle birlikte yakmış ve yanmaktan kurtulabilenleri de öldürmüşlerdir. pequot savaşında pequot kızılderililerinin yüzlercesi öldürülmüş, yüzlercesi tutsak alınmış ve batı hint adaları'na köle olarak satılmışlardır. kurtulabilenler ise dağılmışlardır.

    beothuk soykırımı (beothuk genocide)
    beothuk kızılderilileri: son beothuk kadını shanawdithit'in 1829 yılında ölmesiyle birlikte soyları tükenmiştir. avrupalıların amerika yerlilerine karşı soykırım yapıp yapmadığı konusu tartışmalı bir konudur ve olaylara bilginlerin ve siyasi partilerin bakış açısı farklıdır. bazı bilginler beothukların soyunun soykırım dışı sebeplerle tükendiğini söylerken, başkalarıysa soykırımların avrupalılar tarafından yürütülen bir kampanyanın sonucu olduğunu söylerler. soykırım olmadığı savunanlar vali john bryon'un beothuklara zarar vermenin ciddi suç olduğunu ilan etmesini gösterirler.

    kanada soykırımı
    kanada kızılderili soykırımı (first nation genocide, canadian genocide, canadian holocaust): kanada'da kızılderili politikasının bürokratik yapısı soykırımlara yol açmıştır.

    kanada yerli yatılı okulları
    kanada inuitleri, kanada kızılderilileri ve métisler'den oluşan kanada yerlilerine yakın zamana kadar eğitim-öğretim verilen yatılı okullar ağı olan kanada yerli yatılı okulları soykırım merkezleri olarak görülmektedir. kimilerine göreyse bu okullarda yapılan asimilasyon ve diğer eylemlerin "soykırım" olarak nitelendirilmesi tartışmalıdır ve konsensüs gerekir ve kesinlikle bir soykırım bulgusunun kanada'da sosyal ve siyasi sonuçları olacaktır. bu okullarda hükûmet ve kilise elele vererek kızılderili çocuklarını kardeşlerinden ayırmış, anadillerini konuşmaları yasaklanmış ve kendi manevi inanç ve kültürlerine yabancılaştırılmıştır. ayrıca, bu okullarda rahibelerin sert elleri ile rahiplerin cinsel istismarı nadir değildir.

    amerika birleşik devletleri soykırımları
    19. yüzyılda amerika birleşik devletleri'nde amerikalı yerleşimcilerce kıtanın doğu kıyısından batı kıyısına kadar genişlemenin mukadder olduğunu ifade eden manifest destiny çağrı yapılınca kızılderililer yerlerinden olmuş ve sık sık kızılderili katliamları ve zaman zaman kızılderili soykırımları görülmüştür. abd'nin temas öncesi kızılderili nüfusu en muhafazakâr tahminlere göre 12 milyon daha büyüktü ve dört asır sonra ise % 95 azalarak 237 bine gerilemiştir. holokost (almanların yahudi soykırımı) uzmanı david cesarani abd devleti ve politikalarının manifest destiny doktrinini ilerleterek yerliler üzerinde soykırım yaptığını söyler. cesarinin kızılderili soykırımında (native american genocide) ölenlerin yahudi soykırımında ölenleri aştığını vurgulamıştır. american holocaust kitabının yazarı david e. stannard batı yarıküre'de abd dahil birçok ülkenin yerli halklara karşı soykırım ve ırkçı dehşeti işlendiğinin yazmıştır. 1894 yılındaki abd nüfus sayım bürosu'na (bureau of the census) göre abd ile kızılderililer arasından 40'tan fazla savaş yaşanmış, çoluk çocuk dahil yaklaşık 30.000 kızılderili ile 19.000 beyaz yaşamını kaybetmiştir.

    amerika bizonu soykırımı
    abd'nin orta bölgesindeki ova kızılderililerinin ana geçim kaynağı olan amerika bizonunun sistematik öldürülmesi soykırımla ilişkilendirilmektedir. william frederick cody 1867–1868 yıllarında 18 ay içinde 4.280 bizonu avlayarak buffalo bill («bizon william») lakabını kazanmıştır.

    bizon cesetlerinden bir tepe

    bizonun kuzey amerika'daki nüfusu:
    kızılderili zamanlarında 60.000.000 baş
    1800 yılında 40.000.000 baş
    1850 yılında 20.000.000 baş
    1865 yılında 15.000.000 baş
    1870 yılında 14.000.000 baş
    1875 yılında 1.000.000 baş
    1880 yılında 395.000 baş
    1885 yılında 20.000 baş
    1889 yılında 1.091 baş
    1895 yılında 1.000 den az
    1902 yılında 1.940 baş
    1983 yılında 50.000 baş

    kaliforniya
    “ a war of extermination will continue to be waged between the two races until the ındian race becomes extinct
    («kızılderili ırkı yok olana kadar bu iki ırk arasında yürütülen imha savaşı devam edecektir») ”
    —kaliforniya valisi peter hardeman burnett (ocak 1851),

    kaliforniya kızılderili soykırımı (california ındian genocide, genocide of california ındians, great california genocide, california genocide, genocides of california): batılılarla temas öncesi 300.000 nüfusa sahip olan kaliforniya kızılderilileri 1900 yılında 16.000 rakamına gerilemiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısında kaliforniya'daki avrupalı-amerikalılar tarafından kendi özel çıkarlarını korumak ve geliştirmek için demokratik süreçleri ve mekanizmaları kullanarak yerli kaliforniya kızılderililerine karşı cinayet, tecavüz ve binlerce yerli kızılderilinin köleleştirilmesi gibi araçlar kullanılarak kitlesel soykırım (mass genocide) uygulamıştır. 1848 yılında meksika'dan alınan kaliforniya'da 1846 kaliforniya altına hücumu sırasında yerli dağ kabilelerinin kadınları madenciler tarafından cariye, erkekleri köle ya da silah talim hedefi (shooting targets for sport) olarak kullanılmıştır. öldürülen kızılderililer dönemin gazetelerinde manşetleri doldurmuştur. 1850-1860 yılları arasında beyaz yerleşimcileri yerli kaliforniya kızılderililerinden "korumak" amacıyla beyaz milisleri kiralamak için kaliforniya eyaleti 1.5 milyon dolar (ki bunun 250.000 kadarı federal hükûmet tarafından karşılanmıştır) ödemiştir. avcı ve toplayıcı olan bu yerliler sonraki yıllarda genellikle küçük ve izole edilmiş kızılderili rezervasyonu ve rancheria adı verilen kamplara yerleştirilmişler ve bu yeni yerleşimleri doğal kaynaklar bakımından fakir olup onların geçimlerini sağlayacak finansmandan da yoksun bırakılmışlardır. sonuç olarak kaliforniya'nın yükselişi yerlilerin çöküşü pahasına yapılmıştır. benjamin madley, lindsay c. brendan ve ed castillo gibi bilim adamları kaliforniya hükûmetinin bu yaptıklarını bir soykırım (genocide) olarak tanımlamaktadırlar. eyalet ve federal hükûmet arşivlerinde yüzlerce gazete makalesi, iddialar, dilekçeler ve diğer soykırım belgeleri bulunmaktadır. katliamlar ve soykırım sona erdiğinde kaliforniya kızılderili nüfusu % 90 azalmıştır. 1840 yılında kaliforniya'da yaklaşık 4.000 avrupalı (yalnızca 400 kadarı amerikalı) yaşıyordu. kaliforniya altına hücumu sırasında bu sayı artmış, artışla birlikte kızılderili soykırımları da artmıştır. 1860 ların ortalarında hayatta kalan kızılderili sayısı yalnızca 34.000 kişidir ve % 90 kadarının soyu kırılmıştır. 1870 lerde federal hükûmet kaliforniya'da kızılderili rezervasyonları kurmak üzere harekete geçmiştir. 1875 ve 1877 yılları arasında 13 olan bu rezervasyonların sayısı 1930'da yeni kurulan 36 rezervasyonla artmıştır.

    1846-48 meksika-amerika savaşını bitiren guadalupe hidalgo antlaşmasının 1848 yılında imzalanmasıyla birlikte kaliforniya'nın % 90'ını oluşturan 200.000 yerli kızılderili abd'nin bir parçası hâline gelmiş, fakat bir asır sonra sayıları azalarak 20.000 rakamına gerilemiştir.

    yana soykırımı (yana genocide)
    yana soykırımı (yana genocide, genocide of california's yana ındians), kuzeymerkezî kaliforniya'da yaşamış avcı ve toplayıcı yana kızılderililerine karşı beyaz yerleşimciler tarafından 1850 lerde yapılan soykırım. yanaların yahi kabilesinden son kişi olan işi'nin 28 ağustos 1911 günü ölmesiyle birlikte yana halkı ve dili yanaca yok olmuştur. yanaların 1847 öncesi nüfusunun 3.000 kişi olduğu tahmin edilmektedir. yanaların maruz kaldığı soykırım konusu üzerine esas olarak yale üniversitesi'nden tarihçi benjamin madley çalışmıştır.

    modok soykırımı (modoc genocide)
    modok soykırımı (modok genocide), kuzeydoğu kaliforniya ile merkezî güney oregon'da yaşayan avcı ve toplayıcı modok kızılderililerine karşı beyazlar tarafından 1851-1873 yıllarında yapılan soykırım.

    yuki soykırımı (yuki genocide)
    kuzeybatı kaliforniya'da yaşayan avcı ve toplayıcı yuki kızılderilileri 1851-1910 yıllarında kaliforniya eyalet yetkilileri tarafından bilinçli olarak soykırıma uğratılmışlardır. kaliforniya'da kendini human («insan») olarak vasıflandıran birçok beyaz yerleşimci tarafından yukiler subhuman («insan-altı, alt-insan : insan olmayan, insanla aynı kategoride bulunmayan, insandan daha aşağıda bulunan») olarak görülmüştür. yukilerin maruz kaldığı soykırım konusu üzerine esas olarak yale üniversitesi'nden tarihçi benjamin madley çalışmıştır. ona göre yuki felaketi dört evre olarak gelişim göstermiştir: birinci evre, yerleşimcilerin 1854 ve 1855 akınları ve daha sonra 1856 yılındaki yerleşimleri ile yuki topraklarının gaspedilip kadın (squaw) ve çocukların (papoose) kaçırılması ve köleleştirilmesi; ikinci evre, 1857-1859 yıllarında yukilerin orantısız güç doğrultusunda topluca öldürülmesi; üçüncü evre, kaliforniya valisi tarafından kiralanan milis güçlerinçe yukilerin avlanması; dördüncü ve son evre ise federal yetkililer tarafından yukilerin rezervasyona kapatılması. 1854-1864 yıllarında yukilerin nüfusu:

    1854 yılında 6.000-20.000 kişi
    1856 yılında 5.000+ kişi
    1858 yılında 2.300-3.000+ kişi
    1861 yılında 500-600+ kişi
    1864 yılında 300-600 kişi

    viyot soykırımı (wiyot genocide)
    viyot soykırımı ya da 1860 viyot katliamı (1860 wiyot massacre, wiyot genocide, ındian ısland massacre): kuzeybatı kaliforniya'da yaşayan avcı ve toplayıcı barışçıl viyot kızılderilileri 26 şubat 1860 tarihinde saldırıya uğramıştır. beyaz yerleşimciler tarafından humboldt county'de eureka yakınlarında günümüzde ındian ısland olarak bilinen tuluwat adasında eşzamanlı üç saldırının birinde çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 188 kızılderili öldürülmüştür.

    tolova soykırımı (tolowa genocide)
    tolova soykırımı (tolowa genocide), kuzeybatı kaliforniya ile güneybatı oregon'da yaşayan avcı ve toplayıcı tolova kızılderililerine karşı yerel beyaz milisler, gönüllüler ve yerleşimciler tarafından 1850-1860 yıllarında yapılan soykırım. bu süreçte öldürülenlerin sayısı en az 250 en fazla 1.055 kişi olarak tahmin edilmektedir. 1853 yılında tolova atabasklarına karşı yontoket katliamı ile achulet katliamı gerçekleştirilmiştir. 1855–56 rogue nehri savaşları sonrası hayatta kalan 600 tolova tehcire tabi tutulmuş ve oregon'daki kızılderili rezervasyonuna kapatılmışlardır. tolovaların maruz kaldığı soykırım konusu üzerine esas olarak yale üniversitesi'nden tarihçi benjamin madley çalışmıştır.

    kolorado
    sand creek soykırımı (sand creek genocide)
    1864 sand creek katliamı alan historiyografisinde belirgin biçimde bir soykırım olayı (genocidal event) örneğidir. albay john m. chivington komutasındaki üçüncü colorado süvari alayı 29 kasım 1864 sabahı şayenler ve arapaholardan oluşan sand creek'teki reis black kettle'ın kampına yerliler uykudayken saldırır ve çok sayıda silahsız kızılderili adam, kadın ve çocuk öldürülür ya da sakat bırakılır. kolorado valisi john evans «bütün bu düşman kızılderilileri, bulunabilir her yerde, ülkenin düşmanları olarak, öldür ve yok et» (kill and destroy, as enemies of the country, wherever they may be found, all such hostile ındians < abd kongresi, house of representatives, 1865, sayfa: 47) biçiminde talimat vermiştir. bu politika daha sonra chivington tarafından «küçük büyük hepsini öldür ve kafa derilerini yüz; bu sirkeler (bit yumurtaları) ve yavşaklar (bit yavrusu) büyür bit olur» (kill and scalp all, little and big; that nits made lice < abd kongresi, senato, 1865, sayfa: 71) biçiminde tekrar edilir. abd'li tarihçi guenter lewy'ye göre kızılderili tarihi trajedilerle doludur, fakat bunlar bir soykırım değildir.

    abd kızılderili yatılı okulları
    abd kızılderili yatılı okulları'nın kızılderili işleri bürosu tarafından yeniden yapılandırılmasında carlisle ındian ındustrial school meslek lisesinin asimilasyon modeli esas alınmıştır. carlisle, 1876 yılında abd ordusunun subayı richard henry pratt tarafından eski bir askeri tesiste kurulmuştur ve pratt o zamanlar «kızılderili dostu» (friend of the ındians) olarak nitelendirilmiştir. 1892 yılındaki bir konuşmasında a great general has said that the only good ındian is a dead one. ın a sense, ı agree with the sentiment, but only in this: that all the ındian there is in the race should be dead. kill the ındian in him and save the man demiştir. pratt, kızılderilileri assimilation through total immersion yaptığını itiraf etmiştir. pratt gibi "kızılderili dostları" fiziksel soykırımdan ziyade kültürel soykırımı savunmuştur. bu okullarda kızılderililere karşı kültürel soykırım (cultural genocide) yapılmıştır. fiziksel ve kültürel soykırım uygulanan bu okulların fiziki altyapısı, müfredatı ve yatılı okulların temel felsefesi gereği bütün yerli kültürünü ve onların anadilini silme ve hatta hayatlarını asimile etme amaçlanmıştır. bu okullarda genetik ve kültürel soykırım (cultural and genetic genocide) görülür. alaska yerlileri bu yatılı okullarda zorla hristiyanlaştırılmışlardır.

    meksika
    1984-1985 yıllarında oaxaca eyaletinde triki (triqui, trique) kızılderilileri topraklarından çıkarabilmek için uydurma suçlamalarla hapsedilmiştir.

    yaki soykırımı (yaqui genocide)
    yaki soykırımı (yaqui genocide), yaki savaşları sırasında 18 ocak 1900 günü cereyan eden mazocoba katliamı ya da mazocoba savaşı adı verilen olaylarda meksika ordusu tarafından sonora eyaletindeki yaki kızılderililerine karşı girişilen katliamda yüzlercesi öldürülmüş ya da yaralanmış ve 1000 kişi de esir alınmıştır. meksika'nın 29. başkanı ve diktatör porfirio diaz'ın imha ve tehcir politikaları yüzünden yucatan'daki henequen tarlalarında ya da oaxaca'daki şekerkamışı tarlalarında çalıştırılmak üzere götürülen yakilerin çoğu kötü muamele yüzünden ölmüştür. tahmini 30.000 kişilik nüfusu sahip olan yakilerin 8.000 ilâ 15.000 kadarı 1902 ile 1908 yılları arasında sürgün edilmiştir. american museum of anthropology için hyde expedition himayesinde çek biyolojik antropoloji uzmanı aleš hrdlicka 1902 yılında katliam alanından soykırım kurbanlarına ait fiziksel kalıntılardan örnek almıştır ve bazı bilginler hrdlicka'yı bu yüzden antropolojik ırkçılık yapmakla suçlamıştır.

    guatemala
    guatemala maya soykırımı (guatemalan maya genocide)
    guatemala maya soykırımı (ing. guatemalan maya genocide, guatemalan genocide, mayan genocide, silent holocaust ; isp. genocidio guatemalteco, genocidio maya), guatemala hükûmeti ile guatemala kızılderililerinden olan yoksul maya köylüleri tarafından desteklenen solcu isyancı gruplar arasında süren 1960-1996 yıllarındaki iç savaş sırasında, özellikle de 1981-1983 yıllarında guatemala hükûmeti tarafından maya kızılderililerine karşı soykırım işlenmiştir. guatemala ordusu 626 maya köyüne saldırı düzenlemiş ve 200.000 kadar maya kızılderilisi vahşice öldürülmüştür. iç savaş sırasında guatemala hükûmeti abd tarafından desteklenmiş ve silah yardımı yapılmıştır. 1982-1983 yıllarında guatemala'nın 26. başkanı efraín ríos montt görevde idi. aynı dönemdeki abd başkanı ise ronald reagan'dır. comisión para el esclarecimiento histórico (ceh) tarafından hazırlanan raporda abd'nin iç savaş ve soykırımda para ve eğitim desteği sağladığı belirtilmiştir.

    fransız guyanası
    vayana soykırımı (wayana genocide)
    vayana soykırımı (wayana genocide): fransız guyanası'nda yaşayan avcı ve toplayıcı vayana (wayana, uaiana, ajana, ojana, waiano, alucuyana, guaque, orcocoyana, urukuena, pirixi) kızılderililerine karşı girişilen ve sorumlusu fransız hükûmeti olan soykırım.

    ekvador
    ekvador'da çevre yasalarının eksikliği yüzünden ekvador kızılderilileri çevre kirliliğine maruz kalmışlardır. 1993 yılında aralarında cofan, siona, huaorani ve quichua gibi kızılderili halklarının da olduğu 30.000 ekvadorlu lago agrio petrol sahasında petrol çıkaran abd petrol şirketi texaco ile enerji şirketi chevron corporation aleyhine dava açmıştır. texaco şirketi yerel halka zarar veren atıkları kaldırmamıştır. ucu yerli halka dokunan bu çevre felaketi kimilerine göre çevre ırkçılığı (environmental racism) kimilerine göreyse bir soykırımdır.

    peru
    peru en büyük kızılderili nüfusu (% 45) barındıran ülkedir. amazon bölgesinde 16 dil ailesinde 65 ten fazla etnik grup bulunur peru amazonları'nda tomrukçular tarafından yapılan kaçak ağaç kesimi bölgedeki temas kurulmamış kızılderili kabilelerinin kültürel soykırımını teşvik edicidir.

    keçuvaların mitolojisinde geçmişteki soykırımların tarihî yansımaları görülür. bunlardan nak'aq ya da pishtaku («kasap») figürü yerli halkı öldürüp bedenlerindeki yağı dışarı atan berbat bir beyaz katildir. diğeri ise kanlı bir nehir hakkındaki şarkıdır.

    kısırlaştırma
    japon kökenli peru devlet başkanı alberto fujimori döneminde (1996-2000) keçuva ve aymara kadınlarının aile planlaması kapsamında 1996 yılındaki zorla kısırlaştırılma (compulsory sterilization, forced sterilization, enforced sterilization) kampanyası soykırım olarak görülmektedir.en az 200.000 kızılderili kadını kısırlaştırılmıştır. 21 ekim 2011 günü peru başsavcısı josé bardales 2009 yılında zamanaşımına uğrayan zorunlu kısırlaştırma davasını insanlığa karşı işlenen suçlar dahilinde değerlendirerek yeniden açmıştır.

    paraguay
    aché soykırımı (aché genocide)
    aché soykırımı (aché genocide): paraguay'ın doğusunda tupi-guarani dillerinin guarani dilleri grubundan bir guarani dili konuşan avcı ve toplayıcı aché (ache-guayaki, axe, guayakí, guoyagui, guaiaqui) kızılderililerine karşı girişilen soykırım. 1960 larda kuzey aché boyu paraguay'da batılıların en geç temas kurduğu son büyük kızılderili kabilesidir. temastan sonra sömürgeciler, ağaç tomrukçuları ve sığır çiftçileri tarafından sürekli eziyete maruz kalmışlardır. bu beyazlar sistematik biçimde aché köylerine baskınlar düzenlemiş erkekleri öldürülüp, kadın ve çocukları kaçırılmıştır. 1970 lere kadar bölgede aché çocukları açıkça satılmıştır. kuzey aché kabilesine yapılanlar kimilerince pacification olarak nitelendirilirrken, alman antropolog mark münzel'e göre açıkça soykırımdır. paraguay askeri yetkilileri tarafından zorla kapatıldıkları rezervasyonda kasıtlı olarak öldürülmüş, çocuklar ise satılıp uzaklara götürülmüştür. münzel'e göre kaydedilenler buzdağının görünen yüzüdür. 1970'li yıllarda londra merkezli insan hakları odaklı sivil toplum örgütü olan survival ınternational paraguay hükûmetinin aché kızılderililerine karşı soykırım yaptığını belirtmiştir. aché kızılderililerine yapılanlar ekonomik kaynakların kontrolünü elde etmeyi amaçlayan faydacı soykırım (utilitarian genocide) örneğidir. günümüzde aché nüfusu 1.420 (2006: 1000) kişidir.

    uruguay
    charrúa soykırımı (charrúa genocide)
    charrúa soykırımı (ing. charrúa genocide, isp. genocidio de la población charrúa): 19 yüzyılda uygulanan kasıtlı bir soykırım sonucunda, uruguay'ın ana yerli halkı olan charrúa kızılderililerinin tamamı yok olmuştur. charrúa kızılderilileri 11 nisan 1831 tarihinde salsipuedes denen yerde uruguay'ın ilk başkanı olan fructuoso rivera'ın yeğeni bernabé rivera liderliğindeki bir grup tarafından katledildiler. bernabé rivera tarafından toplantıya davet edilen kıızlderililer pusuya düşürülmüş, erkekleri öldürülüp kadın ve çocukları esir alınmıştır katliamdan yalnızca birkaçı kurtulmuştur. bu katliamdan dört ay sonra rivera liderliğinde mataojo'da başka bir katliam daha yapılmıştır. uruguay'ın yerli halklarının soyu avrupalı yerleşimciler tarafından 19. yüzyıla kadar imha ve ayrımcılık politikalarıyla tamamen tüketilmiştir.

    arjantin
    arjantin'de arjantin kızılderililerinin nüfusu 600.329 kişidir ve 2004 yılı itibariyle yerli grup sayısı 35 tir.

    19. yüzyılın sonunda, ağırlıklı olarak gran chaco, pampa ve patagonya yörelerindeki kızılderililerin özerkliğini kırmak için soykırım, nefret (hatred) ve şiddet ana yoldu. bu yörelerde yeni sömürgecilik modernitesi sonrası yerlilere karşı katliam başlamış, binlercesi imha edilmiştir.

    chaco soykırımı
    chaco soykırımı (genocidio en el chaco)
    19 temmuz 1924 tarihinde napalpí katliamı olarak anılan olaylarda kuzeydoğu arjantin'deki chaco eyaletinde kadın ve çocuk dahil 400 kadar toba kızılderilisi 130 kadar arjantin polisi, sığırtmaç (rancher) ve beyaz yerleşimci tarafından machete adı verilen palalarla katledilmiştir.

    şili - arjantin
    selknam soykırımı (selk'nam genocide)
    selknam soykırımı (ing. selknam genocide, selk'nam genocide ; isp. genocidio de los selk'nam, genocidio selknam, genocidio selk'nam, genocidio ona): arjantin ve şili'nin güney ucunda patagonya bölgesinde ve ateş toprakları'nda yaşayan avcı ve toplayıcı selknam (selk'nam, ona, onawo) kızılderililerine karşı girişilen soykırım. selknamların ispanyol sömürgecilerle karşılaşması az olmuştur. ateş toprakları altına hücumu sırasında beyazlarla karşılaşsalar da, esas yoğun karşılaşma 19. yüzyılın sonlarında olmuştur. arjantin ve şili hükûmetleri 19 yüzyılda ateş toprakları'nı bölüşmeye başlamıştır. koyun yetiştiriciliğinin bölgede başlatılmasından sonra avrupalı, arjantinli ve şilili yerleşimciler ile yerliler arasında çatışmalar başlamıştır. büyük koyun yetiştirici şirketleri tarafından finanse edilen insan avı vaşlatılmış ve ölü getirilen her selknam adamı için cazadores de indios («kızılderili avcıları») denen ödül avcılarına dönemin değerleriyle 1 ingiliz sterlini verilmiştir. öldürdüğünün kanıtı olarak bu kızılderililerin kafası, elleri ya da kulakları getirilmiştir. kızılderililere karşı yapılan saldırgan baskılar 20. yüzyılda da devam etmiştir. son "safkan" selknam kızılderilisi olan ángela loij 1974 yılında ölmüştür. 2004 yılında 91 yaşında ölen enriqueta gastelumendi en son ölen selknamdır. selknamcayı konuşan son kişi 1980 lerde ölmüştür ve unesco'nun 2010 atlasına (atlas of the world's languages in danger) göre artık ölü dildir. soykırımın ana sorumlusu mühendis julius popper'dir ve bizzat kendisinin öldürdüğü kızılderililerin sayısı bilinememektedir.

    brezilya
    brezilya kızılderili soykırımı (port. genocídio dos índios brasileiros, genocídio brasileiro): brezilya kızılderilileriyle ilk teması 21 nisan 1500 tarihinde portekizliler kurmuştur. brezilya'da 1500 yılında 1000 değişik kabile bulunurken, bugün bu sayı 215 tir ve 1500 yılındaki brezilya kızılderililerinin nüfusu 5 milyon iken bugün yalnızca 350.000 kişidir. günümüzde brezilya kızılderililerine ait yasal yer (parques e terras indigenas) sayısı 625 tir ve bunlar brezilya'nın % 12,33 kısmına denk gelir. bunlardan fundação nacional do índio (funaı ya da funai) adlı devlet kuruluşu sorumludur. devlet başkanı getúlio vargas tarafından 1943 yılında bir kanun hükmünde kararname ile 19 nisan günü brezilya kızılderili günü (dia do índio) olarak kutlanmaya başlamıştır ve bu gün daha çok okullarda yerliler gibi giyinerek kutlanmaktadır. günümüzde brezilya kızılderililerine yapılanlar ekonomik kaynakların kontrolünü elde etmeyi amaçlayan faydacı soykırım (utilitarian genocide) örneğidir.

    brezilya kızılderili soykırımı (brazilian ındian genocide 1957 - 1968): 1950 lerin sonlarında, brezilya kızılderilileri şiddet kullanılarak pasifize ve entegre edilmeye çalışılmştır. bunların gerçek boyutu figueiredo'nun raporunun 1967 yılında tamamlanmasıyla ortaya çıkmıştır. 5.000 sayfalık bu raporda, katliam, işkence ve bakteriyolojik savaş gibi ağır suçlar, kölelik ve cinsel istismar yer almıştır ve dünya çapında protestolara sebep olmuştur.

    awá genocide (port. genocídio dos awá-guajá): doğu amazon ormanlarında yaşayan ve sayıları ancak 300 kişi kalan awá-guajá (awá, guajá) kıızlderililerinin soyu tehlikededir ve soykırıma açıktır.
    kaiowá-guarani genocide, guarani-kaiowá genocide (port. genocídio dos guarani kaiowá): mato grosso do sul eyaletindeki guarani-kaiowá (kaiowá-guarani, kaiwá, kaiova, kayova, caiua, caiwa, caingua, cayua) kızılderililerinin soyu tehlikededir ve soykırıma açıktır.

    yanomami soykırımı (yanomami genocide)
    yanomami soykırımı (ing. yanomami genocide, yanomami holocaust; port. genocídio yanomami): kuzeybatı brezilya ile güney venezuela sınırında yanomami dillerini konuşan avcı ve toplayıcı yanomami (yanomamö', yanomama) kızılderililerine karşı 1974-1993 yılları arasında girişilen soykırım. brezilya'da 1993 yılında yasa dışı maden arayan beyazlar (garimpeiros) tarafından yanomamilere karşı girişilen haximu katliamı (ya da yanomami katliamı) sırasında 16 (fakat the globe and mail ile the new york times gazetelerine göre: 73) kızılderilinin öldürülmesi ındianist missionary council tarafından açıklanan 7 ağustos 2006 tarihli bültenine göre brezilya yüksek federal mahkemesi (stf) tarafından haximu katliamı soykırım gibi olduğu belirtilmiştir. yanomamiler geç temas kurulan halklardandır ve batılılarla ilk sürekli temas 1940-1960 larda olmuştur.

    akuntsu soykırımı (akuntsu genocide)
    akuntsu soykırımı (akuntsu genocide): brezilya'nın rondônia eyaletinde tupi-guarani dillerinin tupi dilleri grubundan bir dil konuşan avcı ve toplayıcı akuntsu (akunt'su, akunsu) kızılderililerine karşı girişilen soykırım. ilk kez 1995 yılında fundação nacional do índio (funai) tarafından resmi olarak temas kurulan akuntsuların 1980 lerde sığır çiftçisi beyazlarca katliama uğradığı anlaşılmıştır. 1985 yılında katliam mahallinin buldozerlerle örtüldüğü funai tarafından tespit edilmiştir. 2010 yılındaki nüfusları yalnızca 5 (beş) kişidir

    botokudo soykırımı (botocudo genocide)
    botokudo soykırımı (ing. botocudo genocide; port. genocídio dos índios botocudos): doğu brezilya'da (mato grosso, minas gerais, são paulo) yaşayan avcı ve toplayıcı botokudo (krenak) kızılderililerine karşı girişilen soykırım. krenakların 2010 yılındaki nüfusu yalnızca 350 kişidir.

    capacete katliamı (helmet massacre)
    capacete katliamı (ing. helmet massacre; port. massacre do capacete, massacre dos ticunas): brezilya'nın amazon bölgesinde yaşayan tikuna (ticuna, tucuna, tukuna, magüta) kızılderililerine karşı 28 mart 1988 tarihinde oscar almeida castelo branco liderliğindeki tomrukçular (port. madeireiros) tarafından yapılan katliam. adını boca do capacete'den alır. amazonas eyaletinin beşkenti manaus'a 1116 km uzaklıktaki constant benjamin kasabasında olan katliamda 4 kızılderili öldürülmüş, 23 tanesi yaralanmış ve 10 kişi de kayıptır. uluslararası yankı bulmuştur. başlangıçta "adam öldürme" (port. homicídio) olarak tanımlanan katliam, 1994 yılında brezilya mahkemeleri tarafından "soykırım" (port. genocídio) olarak kabul edilmiştir. suçlu 13 adam 2001 yılında soykırım suçundan mahkûm edilmiştir. fakat, kasım 2004 tarihinde brezilya federal temyiz mahkemesinde suçluların lideri soykırım suçundan beraat etmiş, diğer tomrukçuların 15-25 yıl olan cezaları da 12 yıla indirilmiştir.

    misyonerlerin soykırıma etkisi
    kuzey amerika'daki kızılderililerin hristiyanlaştırılmaları sürecinde misyonerlerin etkisi genelde yıkıcı olmuştur ve sonuçları kültürel soykırım olarak yansır.

    kolomb günü ile şükran günü
    12 ekim 1492 tarihi kızılderililer için trajik bir gündür ve o günü kolomb günü olarak kutlamak, soykırım, kölelik, tecavüz ve yağma (en:plunder) mirasını kutlamak demektir amerikalı antropolog jack weatherford'a göre kolomb günü'nü kutlamak, amerikalıların kızılderililerin tarihteki en büyük soykırım dalgalarını kutlaması anlamına gelmektedir. 1990 yazında, kuzey ve güney bütün amerika kıtasındaki kızılderili gruplarından 350 temsilci kolomb günü kutlamalarına karşı olduklarını göstermek üzere ilk ıntercontinental gathering of ındigenous people in the americas toplantısını ekvador'un başkenti quito'da yapmıştır. sonraki yaz, davis, kaliforniya'da quito konferansını takip eden bir toplantıda yüzden fazla kızılderili bir araya gelmiş ve 12 ekim 1992 gününü "uluslararası yerli halklar dayanışma günü" olarak ilân etmişlerdir. abd'nin en büyük ekümenik yapılanması olan national council of churches, kolomb günü kutlaması yapmaktan kaçınmaları konusunda hristiyanları uyarmış ve demiştir: sonradan gelenler için yeni özgürlük, umut ve fırsat olan kolomb günü, yerliler için zulüm, bozulma ve soykırım için bir fırsat günüdür.
    benzer şekilde şükran günü kutlamaları abd kızılderililerine karşı yapılan soykırımın kutlaması olarak görülmektedir.

    ilk şükran günü yemeği, jean leon gerome ferris tablosu

    tarih yazımı
    kuzey amerika'da ve yerli amerika'da soykırım çalışmalarının historiyografisi (tarih yazımı) ağır ilerlemektedir. büyük ölçüde sonuçsuz definitionalist tartışma tuzaklarından kaçınarak, soykırım kuzey amerika'da yaygın olsun ya da olmasın ortaya konması ve polemikten uzak bilginlerin bilim literatürüne değerli katkıları olmuştur. dengeli ve dikkatle araştırılmış, bölgesel ya da tematik dar (monografik) çalışmaların genişleyerek sürmesi ve ileriki yıllarda artması beklenmektedir. gelecek yıllarda yapılacak daha derin ve kapsamlı çalışmalar kuzey amerika'nın geçmişini ortaya koyacaktır.

    kaynak
  • aç karına alkol almamak gerektiği.

    "alkol hakkında gerçekler" adlı belgeselde alkolle ilgili gönüllüler üzerinde deneyler yapılıyor.

    iki kişiden biri bir kadeh beyaz şarabı aç karına , diğeri yemek yedikten sonra içiyor. etkisini bekledikten sonra promil ölçüyorlar. aç karına beyaz şarabı içen kişide, tok karına içene göre yaklaşık üç katı fazla alkol çıkıyor.

    besinler alkolü midede uzun süre tutuyor. asıl sindirim yeri olan ince barsağa geçişini yavaşlatıyor. ayrıca mide çeperlerinde karaciğer hücrelerine benzer hücreler olduğundan alkol midede parçalanıyor ve vücuda alınan alkolün karaciğere vereceği zarar biraz olsun azaltılıyor.

    aç karına içmemeli. evet.
1231 entry daha