şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
24518 entry daha
  • birkaç tane futbol sahasının abd ve rusya'yı nükleer savaşın eşiğine getirmiş olması.

    1962 yılında abd, küba'daki komünist fidel castro yönetimini devirmek amacıyla küba üzerinde baskı kurmaya ve havadan sürekli izleyerek ne olup bittiğinden haberdar olmaya çalışıyordu.

    bu takip sırasında küba'daki bazı adalarda askeri hareketlilik gözlemleniyordu. dikkatli bir cia ajanı askeri karargahların yanında futbol sahaları olduğunu keşfetti. emin olmak için casus uçakları gönderip fotoğraflarını çektirdi. ancak kübalılar futbol oynamazlardı, onlar beyzbol oynarlardı.

    futbol sahalarının ruslara ait olabileceğinden şüphelendiler ve kısa bir casusluk çalışmasının ardından askeri üslerin küba'ya değil sovyetlere ait olduğu ortaya çıktı. sovyetler abd'nin birçok şehrini vurabilecek kadar yakına onlarca nükleer başlıklı füze rampası yerleştirmişlerdi.

    ardından abd şiddetli bir karşılık verdi ve küba'yı abluka altına alarak yaklaşan tüm gemilerin vurulacağını söyledi. 6 gün boyunca süren ablukada dünya nükleer bir savaşın kıyısından dömüş oldu.

    (bkz: küba füze krizi)
    (bkz: domuzlar körfezi harekatı)

    kaynak: medium
  • windows 7 işletim sistemi yüklü bilgisayarınıza, ağ üzerindeki diğer bilgisayarlar 0x80070035 hata koduyla erişemiyorsa "january 8, 2019—kb4480970 (monthly rollup)" güncellemesini kaldırın. kaldırın ki bir buçuk saat abuk subuk ayarlarla, registiry editor zırıltılarıyla,bağdaştırıcı ayarlarıyla uğraşmak durumunda kalmayın.
    ilgili update
  • kalabalık bir ortamda iki kişinin göz göze gelmesi romantik filmlerde en çok kullanılan sahnelerinden biridir. ancak göz kontağında oldukça karmaşık ve bilinçaltı tepkileri içeren bir durum söz konusudur. herkesin başına gelmiştir. gürültülü ve kalabalık bir ortamda bir insanla bakışlarınız kesişir ve etraftaki her şey bulanıklaşırken siz birbirinize bakıştığınız ortak bilgisiyle anlık bir bağlantı hissedersiniz aranızda. göz kontağı her zaman bu kadar heyecan verici olmasa da gündelik konuşmaların doğal bir parçası olarak önemlidir. biriyle konuşurken, göz temasına veya bakışlarını kaçırmasına göre kişilik değerlendirmesi yaparız. sokakta yürürken insanlar bizimle göz teması kurmuyorsa reddedilme hissine kapılabiliriz.

    kendi deneyimlerimizden hareketle bu kadarını zaten biliyoruz. psikolog ve nörologların bu konuda yıllardır sürdürdüğü araştırmalar, bakışlarımızın neleri ele verdiği ve göz teması kurduğumuz kişi hakkındaki düşüncelerimizin nasıl değiştiği de dahil olmak üzere, göz kontağının gücü ve etkisine dair ilginç bulgular ortaya koyuyor. bakışlar dikkatimizi çeker ve etrafımızda olup biten diğer olaylar bulanıklaşır. birinin bize baktığını görmek beynimizde hemen belli işlemlerin başlamasına neden olur; bize bakmakta olan bir başka kişinin zihniyle angaje olduğumuz düşüncesi uyandırır. o insanın kendine özgü bir perspektifi olduğu fikri, bizi kendi durumumuzla ilgili daha dikkatli olmaya yöneltir.

    hayvanat bahçesinde bir maymunla göz göze geldiğimizde de bu tür etkiler hissetmiş olabiliriz. sizi inceleyen ve hakkınızda yargıda bulunan bilinçli bir canlı ile karşı karşıya olma hissi oldukça güçlü etki yaratır. bize bakan şey bir canlı değil de resim veya fotoğraf bile olsa beynimizde sosyal algı ile ilgili bir dizi aktivite tetiklenir. başka bir zihnin odağında olduğumuzu bilmek oldukça dikkat dağıtıcıdır. zira göz kontağı, ekrandaki bir yabancı ile bile olsa öylesine yoğundur ki beynimizdeki bilişsel rezervleri tüketir. bir başka insanın doğrudan bakışlarına maruz kalmak belleğin işleyişine, hayal etmeye ve gereksiz bilgileri devre dışı bırakacak zihinsel kontrol becerisine de etkide bulunur. biriyle konuşurken söylediklerimize daha iyi yoğunlaşmak için göz kontağını kesip bakışlarımızı anlık olarak uzaklara yöneltmemizin nedeni budur.

    araştırmalar göz kontağının karşıdaki insanla ilgili algımızı da şekillendirdiğini gösteriyor. örneğin, daha fazla göz teması kuran insanları daha zeki, daha uyumlu ve içten bulur (en azından batı kültüründe böyledir) ve onların söylediklerine daha kolay inanırız. ancak aşırıya kaçan göz kontağı, delici bakışlar ise insana rahatsızlık hissi verir. araştırmacılar, tercih edilen göz teması süresinin üç saniye olduğunu, dokuz saniye sonrasının ise olumsuz etki bıraktığını gösteriyor. karşılıklı bakışmanın kişiler arasında ortaklık hissi yarattığı gözleniyor. bizimle göz temasında bulunan yabancı birini kişilik ve görünüm olarak daha çok kendimize benzetiyoruz. başkaları başka şeylerle meşgulken göz göze geldiğimiz kişiyle özel bir anı paylaşma hissine kapılıyoruz.

    daha yakın mesafede göz göze gelme durumunda ise göz bebeklerinin birbirinden etkilendiği, biri büyüdüğünde diğerinde de aynı tepkinin görüldüğü biliniyor. bazıları bunu bir tür bilinçaltı sosyal taklit olarak görüp romantik anlamlar yüklerken, bazıları da gözün karşıdaki insanın gözündeki parlaklık değişimine doğal fiziksel tepkisi olarak değerlendiriyor. ancak göz bebeği büyümesinin psikolojik nedenleri de yok değil. araştırmalar, entelektüel, duygusal, estetik veya cinsel olarak bir insanda ilgi uyandığında göz bebeklerinin büyüdüğünü gösteriyor. buna bağlı olarak kimileri göz bebekleri irileşmiş yüzleri daha çekici bulduğumuzu ve beynin bu durumu otomatik olarak algıladığını iddia ediyor. hatta yüzyıllar önce kadınlar çekici görünmek için gözbebeklerini büyüten bitki özleri kullanırmış.

    ancak karşıdaki insana sadece göz bebekleri ile mesaj vermeyiz. karmaşık duyguları göz kaslarından okuduğumuzu gösteren araştırmalar var. örneğin tiksinme duygusu gözlerimizi küçültmemize yol açar ve bu yolla bu duygu karşı tarafa iletilmiş olur. ayrıca göz bebeklerinin üzerindeki halkalar sağlıklı kişilerde daha belirgindir ve bunlar daha çekici bulunur. kısacası, ‘gözler ruha açılan penceredir’ sözü yersiz değildir. gözler beyni dış dünyaya ifşa eder. bu bakımdan bir başkasıyla göz göze gelmek o kişinin beynine veya ruhuna dokunmaya en yakın tecrübedir. uzun bakışmaların büyük etki yaratması bundandır.

    kaynak
  • -------challenger uzay mekiği patlaması------

    nasa uzay mekiği challenger, 28 ocak 1986'da, kalktıktan sadece 73 saniye sonra patladı ve uzay aracının görevine yıkıcı bir son verdi. afet, uzaydaki ilk sivil olan new hampshire'dan bir öğretmen olan christa mcauliffe de dahil olmak üzere, gemideki yedi astronotun yaşamını yitirmesine sebep oldu.

    uzay mekiği programı
    1976'da ulusal havacılık ve uzay dairesi (nasa), dünyanın ilk yeniden kullanılabilir insanlı uzay aracını tanıttı.

    beş yıl sonra, columbia uzay mekiği 54 saatlik bir göreve başladığında uçuşlar başladı. iki katı roket güçlendiricisi ve harici bir tank tarafından başlatılan uçak benzeri mekik, dünya'nın etrafındaki yörüngeye girdi.

    görev tamamlandığında, mekik hızı düşürmek için motorları ateşledi ve atmosfere indikten sonra bir planör gibi indi. ilk mekikler uydu ekipmanını uzaya götürdü ve çeşitli bilimsel deneyler gerçekleştirdi.

    challenger neden patladı ?

    görevin florida, cape canaveral'daki kennedy uzay merkezi'nden başlatılması hava ve teknik sorunlar nedeniyle altı gün ertelendi.

    28 ocak (1986) sabahı alışılmadık derecede soğuktu ve mühendisler bazı bileşenlerin (özellikle de mekiğin katı roket güçlendiricisinin bağlantılarını birleştiren kauçuk
    halkaların) düşük sıcaklıklarda kırılmaya karşı savunmasız oldukları konusunda uyarıda bulundular. ancak, bu uyarılar dikkate alınmadı ve saat 11: 39'da, challenger kalktı.

    yetmiş üç saniye sonra, yüzlerce kişi, mekik bir duman ve ateş topuna döndüğünde gökyüzüne bakakalmıştı. milyonlarca insan,bu trajediyi canlı olarak televizyonda izledi.birkaç saniye içinde uzay aracı parçalandı ve okyanusa düştü, tüm mürettebatını öldürdü,bu olay ülkeyi sarstı ve nasa’nın mekik programının askıya alınması ihtimali konuşulmaya başlandı.

    rogers komisyonu
    afetten kısa bir süre sonra, başkan ronald reagan, challenger'da neyin yanlış gittiğini belirlemek ve gelecekte alınabilecek önlemleri geliştirmek için özel bir komisyon atadı. eski eyalet sekreteri william rogers başkanlığındaki komisyonda eski astronot neil armstrong ve eski test pilotu chuck yeager yer aldı.

    araştırmaları, challenger’ın soğuk havalarda kırılgan hale gelen katı roket güçlendiricisi üzerindeki "o-ring" contasının patlamaya sebep olduğunu ortaya koydu. alevler daha sonra yükselticiden ayrıldı ve dış yakıt deposuna zarar vererek uzay aracının patlamasına ve parçalanmasına neden oldu.
    komisyon ayrıca, roket güçlendiricileri tasarlayan şirket morton thiokol'un olası konularla ilgili uyarıları göz ardı ettiğini tespit etti. nasa yöneticileri bu tasarım sorunlarının farkındaydılar ama aynı zamanda harekete geçemediler.
    meşhur, komisyon üyesi olan bilim adamı richard feynman, "o-ring" halkalarının kusurunu sadece buzlu su kullanarak göstermeyi başardı.

    patlama sonrası
    kazadan sonra nasa, mekiğin bazı özelliklerini yeniden tasarladığı için iki yıldan fazla bir süre boyunca astronotları uzaya yollamaktan kaçındı.
    uçuşlar eylül 1988'de discovery'nin başarıyla fırlatılmasıyla yeniden başladı. o zamandan beri, uzay mekiği hubble uzay teleskobu'nun onarımı,bakımı ve uluslararası uzay istasyonunun yapımı dahil olmak üzere çok sayıda önemli misyon gerçekleştirildi.
    challenger felaketinden on yıl sonra, uzay gemisinden iki büyük parça florida sahilinde karaya çıktı. kalan enkaz cape canaveral'da bir füze silosunda saklanıyor.

    büyük düşüncelerin, büyük projelerin,küçük ihmalkârlıklarla nasıl yerle bir olacağını o küçük kauçuk parçalar tüm insanoğluna tekrar hatırlattı.

    her şeyin sebebi "o-ring" halkalar:

    https://upload.wikimedia.org/…mons/1/12/o-rings.jpg

    patlama anı: https://www.cbsnews.com/…allenger-shuttle-disaster/

    hayatını kaybeden 7 astronot :

    https://upload.wikimedia.org/…_flight_51-l_crew.jpg

    belgeselide şöyle bırakayım : https://www.youtube.com/watch?v=ixriankc3dk

    ----alıntı bilgisi----

    https://www.history.com/…/1980s/challenger-disaster

    https://en.wikipedia.org/…uttle_challenger_disaster
  • ingilizce haberler kelimesi news aslında north,east,west,south'muş yav.
    bayağı şaşırmıştım duyduğumda.

    edit:değilmiş.
  • şaşırdın ve hemen burada paylaştın bu bilgiyi 28. kez bu başlık altında paylaşıp bizi bilgilendirdiğin için teşekkürler...

    edit: ben bilginin yanlış olduğuna değinmemiştim bile, ama sağolsun alttaki arkadaş da işin o boyutunu izah etmiş.
    zaten başlığın en büyük iki sorunu kulaktan dolma yanlış bilgiler ve gereksiz tekrarlar...
  • (bkz: #85414362) en azından bu bilgiyle ufuklar açılmaz. ingilizce "news"in north, east, west, south ile uzaktan yakından alakası yok. "bilgi"ye ulaşmak bu kadar zor mu? elinizin altında büyük bir nimet var, en azından şuraya bir şeyler karalayana kadar ingilizce etimoloji sözlüklerine bakılıp kelime nereden geliyormuş diye teyit edilmez mi? bu saçmalıkları kim çıkartıyor ve nasıl kabul görüyor şaşıyorum doğrusu.

    https://www.etymonline.com/…/news#etymonline_v_6906

    https://en.oxforddictionaries.com/definition/news

    demek ki neymiş, "news" kelimesi "yeni" anlamıdaki latince "nova"dan gelmekteymiş.
  • hani burada çok bilmiş ekşi sözlük yazarları öğretmenlere sallıyorlar ya! ben de bu konuda onlara aydınlatıcı bir bilgi aktarmak istedim. pisa testlerinde çıkan sonuçlara göre okuduğumuzu anlamadığımız hepimizin malumu.

    bir çocuk okul çağına gelmeden önce ne kadar çok kitapla haşır neşir olursa daha sonraki yaşantısında okuduğunu anlama oranı o kadar yüksek oluyor. kitapla büyüyen çocukla kitapsız büyüyen çocuğun arasındaki okuduğunu anlama oranı tam anlamıyla uçurum. yapılan araştırmalara göre kelime dağarcığı bakımında en dip yüzde yirmi beşlik dilimde anaokuluna başlayan çocukların hem kelime dağarcığı hem de okuduğunu anlama konusunda diğer çocukların gerisinde kaldıkları tespit edilmiştir. 6.sınıfa geldiklerinde ise bu öğrencilerle diğer öğrenciler arasında fark tam olarak 3 sınıf olmaktadır. bu farklar çok ciddi farklardır. kapatılması kolay olmayan çok ciddi bir çalışma gerektiren şeylerdir.

    kitabın ne kadar önemli olduğunu gösteren bu araştırmanın sonuçları ülkemizin pisa testi sonuçlarını da gösteriyor aslında. suçlu hepimiziz ne yazık ki!
  • bağımlılığa ne sebep olur? çoğunuz uyuşturucu diyecektir. peki bu ne kadar doğru? gelin birlikte bakalım.
    eğer 20 gün boyunca eroin kullanırsanız 21. gün vücudunuz daha fazlasını isteyecektir çünkü içinde bağımlılık yapan maddeler bulunmaktadır. bağımlılık da budur. ama ters giden bazı şeyler vardır, eğer kalçanızı veya herhangi bir yerinizi kırarsanız hastaneye kaldırırsınız ve haftalarca size diamorfin verirler. diamorfinise bir eroin çeşididir. piyasada satılan *diğer eroinlerden çok daha kaliteli ve etkilidir. çünkü satıcılar genelde eroinleri suyla karıştırıp satarlar fakat çevremizde olan çoğu hastanelerde her dakika daha fazla kaliteli ve saf eroin çeşidi veriliyor. e ama o zaman hastanede yatan cogu kisinin bağımlı olması gerekir değil mi? incelenmiş fakat böyle bir şeye rastlanmamış. neneniz kalça kırığı yüzünden eroinmana dönüşmedi değil mi, peki neden?
    20. yy başında bu konu hakkında deneyler yapılıyor.
    bir deney faresi kafesin içine konuluyor ve 2 adet suluk konuluyor, sulardan birinin içinde eroin var, deney her yapıldığında fare eroini suluga kafasını sokuyor ve ölene kadar bu suyu içiyor.
    ama 1970'lerde, bir psikoloji profesörü olan bruce alexander bu deneyle ilgili ilginc bir seyler farkediyor: fare her zaman tek başına kafese konuyordu ve yapacagi herhangi bir sey yoktu ve hoca deneyi farklı bir şekilde yapmayı tercih etti: bir 'fare cenneti' kurdu. bu parkin icinde renkli toplar, oynayacagi cesit cesit oyuncaklar ve ciftlesebilecegi bir sürü fare vardı. yani bir farenin isteyebileceği her şey... tabii suluklar da vardı. deney ilginçti 'fare cenneti'nde, nadiren fareler eroinli suyu içiyorlardı. çok az orada takiliyor, ölecek kadar içmiyorlardı.
    belki bu deney sadece farelerde mi işe yarıyordur? hayır, insanlarla da yapılmışı var: vietnam savaşı. amerikalı askerlerin %20 si yüksek düzeyde eroin kullanıyordu. geride kalanlar çok endiseliydiler çünkü savaş bittiğinde amerika sokaklarında binlerce eroinmanin dolaşacağını düşündüler. ancak eve dönen askerlerde çarpıcı bir şey görüldü: savaş sonrasında yüksek doz kullanan askerlerin %95 i evlerine, ailelerine yani 'fare cenneti'ne kavuştuğunda eroini bir daha kullanmadı.
    bu çoğu eroin hakkındaki çalışmalara ters geliyor olabilir fakat bruce alexander çalışmasını biliyorsanız bu size mantıklı gelecektir. eğer tanımadığınız korkunç bir ormana salınıp, tek başınıza kalırsanız, tanimadiginiz insanlari öldürmek zorunda birakildiysaniz zaman geçirmek veya sakinleşmek için eroini kullanmak mantıklı gelebilir.
    mesele, kimyasallar değil; mesele, sizin kafanızdaki kafesiniz. insanoğlunda doğuştan gelen bağlanma ihtiyacı vardır. bizi mutlu eden seyleri cevremizdekilerle paylasma ve onlarla daha yakin olmak isteriz fakat bir travma gecirdiginizde veya cevreden soyutlandığınızda sizi rahatlatan seylere baglanmaya ihtiyac duyarsiniz. bu telefonunuz olabilir; video oyunlari, kumar veya kokain. ama illaki bir şeylerle bağ kuracağız, çünkü bu bizim doğamızda var.
    yakın zamandan beri yapılan çalışmalara göre insanlar arasındaki yakın arkadaşlık bağları zayıflıyor, evlerimizdeki boş alan sayisi artıyor. eroin bağımlılığıyla yapılan savaş her dönem artıyor ama bunun yanında bağımlıları toplumdan dışlıyoruz. onların iş bulmalarını zorlaştırıyoruz, istikrarlı bir hayat sürmelerine engel oluyoruz, etiketleyip hayattan nefret etmelerini sağlıyoruz. daha sonra onları hapishanelere atıyoruz, yani kafeslere.
    buraya kadar hep bagımlılıktan bireysel kurtulmaktan bahsettik ama simdi baska seyler yapmaliyiz. mesela sosyal kurtulma... 'fare parkı' gibi sosyal alanları daha çok kurmalıyız. kesinlikle soyutlanmış kafesler değil. bağımlılığın tersi bağlantıdır. sosyal bağlantıları kurup aramızdaki mesafeleri azaltmaliyiz.
    video için: kurzgesagt-in a nutshell youtube sayfası addiction videosu
  • 2001 yapimi yazgi filminin albert camus'un yabanci kitabinin uyarlamasi olmasi. okumaya ya da izlemeye niyeti olanlara simdiden soyleyim; ikisi de boktan.
76 entry daha