şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
26638 entry daha
  • seks nasıl yapılır?
    bu sorunun cevabını öğrenmek, sadece ufku değil zevki de 2 katına çıkaracaktır.
    ekşi sözlük seksoloğu falan değilim, sadece araştırdıklarımı, yaşadıklarımı*, hissettiklerimi, "bana göreleri" sizlerle paylaşmak isterim.

    öncelikle onu bir indir, toparlanmana gerek yok. sakin ol, heyacanlanma.

    biraz uzun bir entry olacak. ben uzun entry okuyamam diyenlerin yapması gerekenlerin özeti. fazlası var eksiği yok*

    gerçi, uzun entry'leri okumaya üşenmek başlığına entry girenlerin favoriledikleri entry'leri görüyoruz yani. "penis büyütme teknikleri, vajina daraltma teknikleri" ile alakalı 4 sayfa entry'i okumuşsunuz ama. he, ihtiyaç diyorsan, haklısın.

    neyse neyse.

    seks başlıklarına yazmayıp buraya yazmamın sebebini açıklayayım;
    seks başlıklarında herkes düzgün sevişiyor, kadınları kocaman memeye, kalçaya; erkekleri kocaman pipiye sahip insanlar. onlara bunu anlatıp, hakaret etmek istemem(!).
    burası öyle mi?
    burada, insanların ellerinde sadece kocaman beyinleri var. bilim, astroloji, kuantum, endüstri 4.0, sanat, toprak, felsefe falan konuşuyorlar.
    daha neler neler.
    işte arada bir süpriz yapıp böyle hayatın içinden entry girmek faydalı olacaktır diye düşünüyorum.*
    önemli olan bilgiyi paylaşmak değil, ihtiyaç olunduğu yerde paylaşmak.
    her bilgi, ihtiyaçtır.
    eee?
    neyse bu savımızı da kendi kendime tükettikten sonra konuya geçebilirim. bu kadar boş yapıp, beklememin sebebi seks kelimesini duyup otomatik olarak kalkan şeylerini indirenleri bekliyor olmam. asıl onlara anlatmak gerekiyor. hadi, gelin artık!
    buraya gelin yani.
    yani yazıyı okumaya devam edin.

    evet, kanlarımız normal hale geldiyse konumuza geçebiliriz.

    adım adım gidiyoruz.

    sekste önemli olan; ne kalın bir penis, ne uzun git-gel. bu ikisi de değildir. önemli olan ruhtur.

    bu sözü duymuşsunuzdur. ama ne bileyim o an, beyniniz başka yerde olabilir belki unutmuşsunuzdur. hatırlatmakta fayda var;
    "sevişme, akşam yemeğinde başlar"

    iyi bir seks için gerekenler;
    1- çiftler birbirinden hoşlanacak. (yani seks isteyecek her ikisi de. bakınız, burası çok önemli)
    2- rahat bir zaman diliminde olacak. tabii, ayaküstü yapılan sekslerin hazzı ayrıdır, biliyoruz da... boşverin yani, dediğim gibi bu "faaliyeti" hakkını vererek, her iki tarafın da seksin olağanüstülüğünü görmesi için yazıyorum. amma süslü laflar ettim. neyse devam.
    3- kondom. tabii vazektomi operasyonu geçirmediyseniz, ya da baba olmak istiyorum derseniz kullanmayın.
    " ya kardeşim ben hemen çıkarırım, sen rahat ol, devam et bakıyım anlatmaya"
    diyerek pipisinin boynunu sıkan güzel kardeşlerim, siz de haklısınız ama bunu neden okuyorsunuz ki? zaten patır patır makineli tüfek gibi sevişiyorsunuz, pardon sikiyorsunuz(!)
    kondom konusunu hemen kapatmak istemiyorum.
    sevişirken prezervatif kullanmayı reddeden erkek başlığına yazan kadın entry'leri görüp;
    "abii, kondom kullanmayacağım, bineceğim sırtına, vuracağım. ah, uh ettireceğim. onu yapacağım, bunu yapacağım. beni de buraya yazacaklar" deyip sakın ola ki gaza gelmeyin!
    size, daha 27 yaşında pırıl pırıl bir kadının "hıv virüsü şüphesi" sebebiyle, kapı kapı doktor dolaşıp; hastane kapılarında "tek başına" yatmasını anlatsam emin olun bu kondomu, sadece bir sperm katili olarak görmezsiniz. caniler sizi(!)
    kadınlar size de sesleniyorum!
    "içime plastik girmesin" derseniz;
    bakınız, başınıza bu konuyla alakalı aksi bir şey geldiğinde üstte yazdığım "tek başına" olayı sizi de bulabilir ki bulacaktır da!
    tekrar hatırlatmakta fayda var; böyle bir olayda sizinle bu "faaliyeti" yapan erkeğe ulaşmak, şu anki malum adama ulaşmak gibi bir şey. bundan emin olunuz.

    4-saygı. o bölgeleriniz temiz olmalı, pis olmamalı. karşısındaki insana bu seks duygusunu vermeye yemin etmiş bir insansanız, bu saygı olayını çok önemseyin.
    kadınım benim, sert sever diyerek sakın ola ki kadının kafasını duvara falan vurmayın! siz dediklerimi yapın, o kendi kendine yapar bunu. neyse anladınız beni.

    eveet gelelim, fasulyenin faydalarına... ;
    tam bir protein deposu olan fasulye a, b9 ve c vitamini ile demir ve magnezyum mineralleri .... anlatmak istiyordum da entry pipimizden uzun olmasın, konu zaten karışık.

    giriş;
    sakın, sevişme başlatıcı salak diyaloglar başlığındaki entry'leri ezberleyip uygulamaya çalışmayın. sakın sakın sakın! bir arkadaşım yapmış bunu,
    "acaba, bu kanepe ikimizi de taşır mi?" demiş, sonuç; umulduğu gibi olmamış. bunu yapanın arkadaşım olduğunu söylemiştim değil mi?

    oturuyorsunuz ya, hafiften saçından kavrayıp kafasını duvara... dur dur lan! böyle değil.

    saçlarına hafifçe dokunun. o saçlara hafifçe dokunmak öyle bir şeydir ki, bir anda italyan savunmasını alt üst edersiniz, o saç sokrates olsa, anında savunmasını çürütürdünüz. öyle bir şey ki; o saça hafifçe dokunmak... tüm her şeyin anahtarı. evrenin anahtarı! neyse.

    sonrasında, kadının saçlarına iyice dokunun ve hafifçe kendinize çekin. saç diplerine parmaklarınızla dokunun. kepek varsa kaybolun. şaka şaka, kepek de olmasın ama, saygı dedik. hafifçe öpmeye başlayın. ellerini öpün, kulaklarını öpün, burnunu öpün. ne bileyim, göz kapaklarını öpün falan. ufak ufak "öpücükler kondurun". ardından dudağını öpmeye başlayabilirsiniz. ara ara iltifat etmeyi de unutmayın. bir öpücük bir iltifat.

    sakın ola ki, göğüslerini, vajinasını hemen yalamaya başlamayın veya pipinizi çıkarıp al bunu demeyin! o bölgelere az sonra geçeceğiz, az sabırlı olun.

    sakin sakin öpücükler verin. tüm bunlar olurken de yavaş yavaş soyunun. nereyi öpmeye başladıysanız ilk önce orayı çıkartın. yani elbisesini, tişörtünü falan. her şeyi pat diye çıkarmayın. uzunca bir ön sevişme geçirmeye gayret edin. bu sayede penisiniz iyice sertleşeceği ve içindeki damarların da genleşeceği için erken boşalma gibi bir dertle karşı karşıya kalmazsınız. bakınız, erken boşalma konusunu nasıl da hallettik. yok, sabri'nin koşusunu hayal et, yok malum adamı hayal et, yok muharrem ince'nin seçim gecesi nerede olduğunu düşün falan eh, yavrum eh.

    göğüsleri yalamayın arkadaşlar, avuçlayın. arkadan avuçlayın, böyle ucuna kadar avucunuzu sıkın. yalama işini başka yere saklayın.* he, öpücük kondurun, ucunu ısırın mesela. böyle hart diye ısırmayın. her şey hafif, lütfen.

    vajinaya oral seks kısmına geldik." ben, yalamam; yalattırırım koçuuuum" diyen barzoları nasıl kovsam diye düşünüyorum da... nasıl kovsak ki?

    hadi kış kış...

    gittiler herhalde. devam edelim.
    vajinaya direkt inmeyin. bacakları öpe öpe, kasıklara üfleye üfleye ineceğiz. bir yandan da boş elimizle göğüsleri avuçlayacağız. bunları unutmayın. vajinaya indiğimizde, dediklerimi yapmanız durumunda bir ıslaklıkla karşılaşacağız. önce hafif hafif öpmeye başlayın. yanaklarını falan öpün. yani vajinanın.
    klitorisi yalamaya başlayacağız. en önemli kısım burası. klitoris, ters "v" harfi şeklinde olan yapının en üstündeki ufak düğme gibi olan kısımdır. aynı zamanda da gelişmemiş bir penistir. burayı yalarken, dili sağa sola değil; dişlere değdirerek aşağı yukarı sallayacağız. bu sırada kasıklarına da dönüp oraları da yalayacağız. hafif hafif. bu işlem, kadının orgazm süresine göre uzatılabilir, kısaltılabilir. ama önemli olan kadının bu esnada hiçbir şeyi düşünmeyip bulutlarda bir seyahate çıkması. sakın ola ki orgazm olmasın kadın. sakin sakin, baktınız titremeye başladı hemen soğutma hareketleri yapın. çıkın dudaklarını öpün, boynunu öpün falan.

    vajina oral seksin en püf noktası, sürenin iyi ayarlanmasıdır. bunu da siz kadına göre ayarlayacaksınız. isterseniz 1 saat sürdürün, isterseniz 20 dakika. ama en az 15-20 dakika vajinaya oral seks yapın.

    aynı oral seksi siz, ondan isteyin. eğer yapmak istemiyorsa zorlamayın ama siz bunları yapınca eminim ki karşılığını kat kat alacaksınız. bununla birlikte siz yine de karşılık beklemeden yapın bazı şeyleri*

    gelişme;

    evet, deli gibi bir hale bürünmeye başladınız. artık birleşme kısmına geçebiliriz. bir sürü pozisyon var. say say bitmez. ama, size daha kolay bir pozisyon önereceğim. pozisyonu siz ayarlayın yine de ama bu pozisyonu (+18) da kullanın. hem yormaz, hem de iyi bir performans sergiletir.

    bacaklarınızı uzatıp oturun yatağa. onun bacaklarını, kendi omzuna alın. oradan girin. hemen şak diye girmeyin ama, yavaş yavaş. gözlerine baka baka, böyle badana yapar gibi sürterek girin.

    dediğim pozisyonda başlayın, yavaş yavaş hızlanın. 7-8 dakika boyunca bu pozisyonda gidebildiğiniz kadar gidin. kadın burada orgazm olabilir, tabii oral seks kısmını başarıyla yerine getirdiyseniz. orgazm olacağını hissettiğiniz an, yavaşça durun. başka pozisyona geçin.

    mesela kadının üstte, yüzünün size dönük olduğu pozisyona. kadın ayaklarını arkaya uzatacak sizin üzerinizde git-gel yapacak. siz de kadının gözlerine bakacaksınız, saçlarına dokunup, göğüslerini avuçlayacaksınız. aynı zamanda da iltifat edeceksiniz. bunları unutmayın. bu pozisyonda da orgazm olacak gibi olduğunda hemen diğer bir pozisyona geçiyoruz.

    misyoner pozisyonuna. yorulana kadar devam edeceğiz bu pozisyonda. kadın, orgazm olacaktır. titremeye başladığı an hızlanmaya, son gücümüzle sekse ritim katmaya çalışmalıyız. sonra kadının titreye titreye boşalmasını izlemeye koyulabiliriz. siz de o sırada kondom olduğu için "içine " boşalabilirsiniz. yok kondom yırtılır diyorsanız, çıkartın hemen göbeğine boşalın. sakın ola ki, onun bu tatlı anında yüzüne, ağzına boşalmaya çalışmayın. göbeğine boşalın.

    eğer son pozisyonda boşalmadıysa ve siz de yorulduysanız, oral sekse geçin. kadın oral seks sırasında boşalırsa, 1-2 dakika rahat bırakın. sakın o esnada dokunmayın! kanatlarını incitirsiniz *
    yanına uzanın, hafif hafif dokunun. teşekkür, iltifat falan edin. eğer siz boşalamadıysanız kadından oral seks talep edebilirsiniz ki gönül rahatlığı ile yapacaktır.

    evet, musmutlu son bu olsa gerek. doggy pozisyona falan girmedim ki onu ustalar anlatıyor zaten.

    edito: linkler düzeltildi. iki tavuğun çiftleşmesine +18 sınırı getirmişler. hayret vallahi!

    editoo: bu iki linkler adeta sosyal deney oldu. ilk linkin başlığında "özet" diğerinde de "o pozisyon(+18) yazıyor. "özet" yazan diğerine göre yani başında "+18" ibaresine göre daha az tıklanıyor. hem de 2 kat! halbuki aynı anda eklendiler :) enteresan bir durum bence. insanlar scroll yaparak aşağıya iniyor. gözleri fal taşı gibi açılmış, "ulan belki +18 bir şeyler görürüz" diye aşağıya inmiyor, bunu biliyoruz zaten de. işte beyin öyle düşünmemiş demek ki... beyin reseptörleri çalışmış demek ki...
  • wanderlust, dromomani ve albert dadas.

    1890'larda, fransa, bulaşıcı bir salginin esigindeydi; 1886'dan 1909'a kadar düzinelerce insan, kendilerini, benliklerini dahi unutacak sekilde baska sehir ve hatta ulkelerde bulmak uzere, yollara vermislerdi. bu insanlar , bir sure sonra , kaçınılmaz son olarak kendilerini gozaltinda veya akıl hastanesinde kilitli buldular . psikolog ıan hacking'in , mad travelers: reflections on the reality of transient mental ıllnesses , kitabinda belirttigi uzere , doktorlar bu durumu; dromomani (dromo; eski yunanca kosmak , mania; hastalik) yani , baskilanamayan gezip dolasma durtusu olarak adlandirdilar.

    (bir sure sonra bu gezip tozma isi “patolojik turizm” olarak da adlandırılacakti, ancak cagimiz buna daha havali bir isim vermeye yegledi; wanderlust yani bir nevi seyyahlik)

    bu yeni ve cilgin seyahat hastalığı, fransa'yı neredeyse yirmi yil boyunca kavurdu. ailelerini, cevresini hatta orduyu terk eden ve sonrasinda da - yasadiklari kafa travmalari nedeniyle – amnezi yasayan bu hastalari, doktorlar, dromomanyak olarak degerlendirdi.

    bu çılgınlık 23 yıl sürdü ve sonrasinda, sıkı sınır kontrolleri ve psikiyatri mesleğinde ve psikolojik tanimlarda bazi degisikliklere yol acti. elbette bugün bu “wanderlust”ligin , 20.yy baslarindan oldukca daha az patolojik oldugunu soyleyebiliriz. ancak fransa bir zamanlar, patolojik turistlerin arka odasıydı, ve hepsi bir adamla başladı.

    jean-albert dadas, 1860 yılında doğdu . annesi, 17 yaşındayken öldü ve babası, kazandığı anda para harcayan bir hipokondriydi (hastalik hastasi). dadas, henuz sekiz yasindayken , bir ağaçtan düşer ve sonrasinda bitmek bilmeyen kusma ve bir migren nobetlerine maruz kalir. yazimizin basinda bahsettigimiz psikolog ian hacking, bu nobetlerin sebebini, dususu esnasinda maruz kaldigi kafa travmasini gosterir.

    12 yaşındayken bir gaz şirketinde calismaya baslayan dadas, bir gün kaybolur, onu yakin bir kasabada abisi bulur. abisi onu buldugunda, uykudan henuz uyanmis gibi göz kirpan dadas’in, "neden orada olduguna ve neden seyyar bir semsiye saticisinin arabasini ittigine dair en ufak bir fikri bile yoktur" der hacking.

    şemsiye konusu dadas icin sonun baslangiciydi. dadas ne zaman bilincini kaybetse. paris banklarında, nezaretlerde ve daha önce hiç bulunmadığı şehirlere giden trenlerde uyanmaya baslar. genelde o kadar uzaga gider ki, para kazanip eve geri donmek için tuhaf işler yapmak zorunda kalir . bir keresinde dadas, kendisini cezayir’e giden bir gemide bulur ve fransa’ya geri donebilmek icin bir geminin mutfağında bulasikcilik yapar, sonunda belgesiz çalıştığı icin donuste marsilya limaninda tutuklanir . bu git-gellerin ardindan dadas, evine ve -bir nevi ikinci is olarak gordugu- gaz sirketindeki isine geri doner . dadas’ın hayatini anlatan “the man who walked away” kitabinin yazari olan maud casey, “bu işi nasıl sürdürdüğü benim için bir gizemdi çünkü her zaman dolaşıyordu” der .

    uzun yıllar boyunca bilincsiz ilticalarinin soncunda fislenen dadas, “accidental tourist” yani yanlışlıkla turist olarak kabul edilen terimin de ortaya cikmasinin musebbibidir.

    dadas’ın hikayesi bunlarla da bitmez , 1881’de, mons kenti yakınlarında fransız ordusuna katılr ve her ne kadar orduyla birlikte doguya dogru yonelse de, yürüyerek prag, berlin, posen ve moskova'dan geçer . prusya'nın bir noktasında, kuduz bir köpek ısırması sonucu hastaneye kaldirilir, buradaki sorgusu sirasinda , kendisini muzmin bir gezgin olarak tanitir. ancak zamanlamasi kotudur, cunku o donem rus cari 2. aleksandr bir suikastte oldurulmustur ve bu durum , bir nihilist olan dadas’in supheli olarak gozaltina alinmasini ve hapiste 3 ay gecirmesine sebebiyet verir.

    3 ay sonra fransiz askerleri tarafindan kurtarilan dadas’in yolu bu kez yine yuruyerek istanbul'a dusecek, fransiz hukumetinin kendisine ayarladigi parayla 4. sinif bir tren (orient express) biletiyle de memleketine donecekti.

    elbette , tilki-kurkcu misali, dadas, eski isi olan gaz sirketine geri doner.

    yine ara ara kaybolmalarinin ardindan, dadas, kendisini, 1886 yilinda, fransa'nın bordeaux kentindeki saint-andré hastanesinde genç nöropsikiyatrist phillipe auguste tissié'nin hastasi olarak bulur. tissié, bu hastaya dromomani tanısı koyar ve onu incelemeye baslar. ıncelemelerinin sonucunda , hastanin sadece hipnoz altinda bu seyahatlari hatirladigina isaret eder , ancak cok ciddiye almamak gerektigini de not duser. ancak tissie’nin yanildigi bir sey vardi ki , bu sadece baslangicti ve dadas, “0” numarali hastaydi.

    gunumuz gezginleri, bu tarz gezileri sikca bir “kendini bulma yolculugu” olarak tanimlarlar . ancak "patolojik turistimiz" dadas, kendini bu yolda bile isteye “kaybetmek” istemis de olabilir.

    o donemlerde avrupada sinir kavrami olmadigindan, bir yerden bir yere gecmek cok kolaydi. dadas, zaman icerisinde , her gittigi sehirde bir fransiz konsolsolugu bulmayi ve oradaki memurdan “fransa’ya donecegim” diyerek para istemeyi basarir. ancak o parayla da baska ulkelere seyahat eder . psikolog hacking, bu gezileri , gunumuz gezileri gibi anlam yuklenmis degil, tamamen “sistematik olarak anlamsiz bir kendini yok etme girisimi” olarak tanimlar.

    doktorlar, dromomani’yi ; kleptomani, piromani, veya dipsomaniye benzer sekilde bir durtu bozuklugu olarak nitelendirdiler (the british medical journal article 1902)
    dromomani; 1909 yilinda -avrupa’da tirmanan gerginlikler ve bitmek bilmeyen savaslarin sonucunda avrupa ulkelerinin sinirlarini zorlamasi ve uluslararasi tren seferlerinin de bir cok ulkede yasaklanmasindan sonra- neredeyse ortadan kaybolur.

    gunumuzde ise dromomani, evsizlik veya demans ile ilisikli bir oryantasyon bozuklugu olarak tanimlanmaktadir. ancak bunu sosyal medyaya “wanderlust” olarak yazdiginizda cok havali bir sey gibi durdugunu belirtiyor psikolog benjamin kahan ; the book of minor perverts adli kitabinda.

    dadas, 1907 yilinda bir su kuyusunun icinde olu bulundugunda, geride, bir bahcivana evlatlik verilmis bir kiz cocugu ve tuberkulozdan vefat etmis bir es birakmisti.

    kendisini inceleyen tissie’ye fransa devleti, psikoloji alaninda onur madalyasi verdiginde ise takvimler 1932 yilini gosteriyordu.

    sanirim , interrail mevzusunun fikir babasina da dadas desek pek yalan olmaz.

    akilli uslu gezmeler.

    kaynaklar ; mad travellers – ian hacking
    the mind of modernism (1909 nantes conference notes) – mark micale
    the man who walked away - maud casey
    the book of minor perverts (ilginc bir kitaba benziyor, farkli yerlerde paylasilan bir kac bolumunu okudum, bulan-bilen de yesillendirebilir) - benjamin kahan
  • tarih boyunca kadınların %80i eş bulabilirken erkeklerin sadece %20si çiftleşebilmiş. enteresan olan şey bu verilerin günümüz tinder verileriyle eşleşmesi. tinder verilerine göre kadınların yüzde 80i erkeklerin aynı yüzde 20siyle eşleşmeye çalışıyor.
    kaynak
  • uzun uzun sevişme önerisi verilip seksten sonra partnerinize teşekkür edin denilen başlık. haaah teşekkür edin de bütün yaptıklarınız güme gitsin.
  • arapça'da kelime kökleri sessiz harflerdir.

    kelimenin başına gelen mu veya mü ekleri, o kelimenin anlamını 'a sahip olan', 'ı olan' yapar.

    örnekleyelim:

    muhteşem = mu - htşm

    htşm hangi kelimenin kökü olabilir? ihtişam

    bu durumda muhteşem demek, ihtişamı olan demek.

    mu - tevazı tvz = tevazu ==> mutevazı = tevazu sahibi

    münzevi - mü + nzv ==> inzivası olan, yuvarlarsak inzivaya çekilen.

    müteşebbis - mü + tşbbs ==> bildiğin girişimci.

    sesli harflerin farklılaşmasıyla oldukça farklılaşıyor ama meselenin orasına hakim değilim.
  • albert einstein'ın 1933 senesinde 40 yahudi akademisyenin nazi almanyası'ndan kaçarak türkiye'ye gelmesi ve 1 sene ücretsiz eğitim vermesi için ismet inönü'ye mektup yazmış olması, bunun ilk etapta reddedilmesine rağmen sonradan mustafa kemal atatürk'ün araya girmesiyle kabul edilmesi. gerçekten filmi çekilebilecek kadar ilginç bir olay ve bu yahudi bilim insanları, türkiye cumhuriyeti'nin ekonomik reformunun önemli parçalarından biri olarak da görev aldılar. detaylar ve çok daha fazla arka plan bilgisi burada.
  • ufuk açar mı bilmiyorum ancak;
    s400 savunma sisteminin üreticisi almaz-antey şirketinin
    su saati de üretiyor oluşu. o saat

    şirketin sivil müşterilerine yönelik geniş bir ürün grubu var,
    ancak su saati ile s400 gibi bir sistemi aynı marka altında
    pazarlamaları biraz garip geldi.
  • sümük hakkında bazı şeyler:

    bu bir nevi vücudun trafik ışığı gibi…

    sümük, yaşamın olağan bir parçasıdır ve hasta olduğunuz zaman, muhtemelen çok daha fazlasını üreteceğinizi söylemek için bir bilim insanı olmaya gerek yoktur.

    fakat fark etmediğiniz şey, sümükle dolu dokunuzdaki içeriklerin (renk ve yapı da dahil), sağlığınız hakkında aslında bir sürü şey söyleyebilecek olmasıdır. bunlar arasında ne zaman dinlenmek gerektiği ve ne zaman burun açıcı almak gerektiği de vardır.

    amerikan kimya derneği’nin tepkimeler dizisinin yeni bölümünün açıkladığı üzere, sümük, kendi görünümünü etkileyen bir sürü hücre ve bakteriyle savaşan bileşen içerir ve bağışıklık sisteminizin ne yapıyor olduğuna dair ipuçları sağlar.

    haydi sümük tayfının ‘iyi’ tarafıyla başlayalım. akıntılı, berrak bir sümük, vücut işlevinizin sağlıklı bir parçasıdır, bu yüzden çıkan şey buysa (pek çok miktarda olsa bile), bağışıklık sisteminiz muhtemelen iyi durumdadır.

    fakat eğer sümüğünüz beyaz veya sarı hale gelirse ve kalınlaşmaya başlarsa, bu durum, normalden daha yüksek miktarda beyaz kan hücresi içerdiğine, ve vücudunuzun bir virüsün ilk aşamalarıyla mücadele ettiğine işaret eder.

    bir nevi trafik ışıklarındaki koyu sarı ışık gibi, sarı veya beyaz olan kalın sümük, genelde yavaşlamanızı, su içmenizi ve birkaç gün dinlenmenizi söyler, bu sayede bağışıklık sisteminizin işleri kontrol altına alma şansı olur.

    diğer taraftan ise, amerikan kimya derneği’nin açıkladığı üzere yeşil sümük, işler kızıştığı zaman ortaya çıkar.

    bu renge genelde, miyeloperoksidaz adı verilen ve nötrofil olarak adlandırılan güçlü bağışıklık hücrelerinin üretilmesine yardımcı olan yeşilimsi bir enzimin mevcut olması sebep olur.

    eğer bağışıklık sisteminiz (ve sümüğünüz) bu hücreler tarafından istila ediliyorsa, o halde, üzgünüz ama, vücudunuz çok büyük ihtimalle zaten bir nezle veya gribin etkileriyle mücadele etmekle aşırı yük altındadır ve gerçekten dinlenmeniz gerekir.

    kırmızı renk ise, burnunuzu karıştırmayı ve üflemeyi bırakmanız anlamına gelir, çünkü bütün o sürtünme, muhtemelen biraz kanamaya sebep olmuştur. fakat korkmayın, mukusta küçük miktarlarda kan bulunması normaldir ve endişe sebebi değildir.

    peki sarı veya yeşil sümük ile uğraşıyorsanız fakat gerçekten şalteri açmak ve işe geri dönmek zorundaysanız ne yapacaksınız?

    ortaya çıktığına göre, belirli sümük türleri ile daha iyi mücadele eden belirli ilaçlar bulunuyor, bu yüzden kendi kendinize gidip bir burun açıcı almayın.

    satın almaya karar verdiğiniz şey, belirtileriniz ve bunların temel sebebi ile uyumlu olmalıdır. mesela, akıntılı bir burunla uğraşıyorsanız, muhtemel suçlulardan birisi histamindir. histamin, sümük üreten vücut dokularına giden kan akışının artmasıyla, alerjilerde ve diğer bağışıklık cevaplarında çok önemli bir rol oynar.

    şanslıyız ki antihistamin ilaçları, bazı histaminleri hedeflerindeki mukus üreten hücrelere ulaşmaktan alıkoyar. ayrıca histamin üretimini tamamen durdurabilirler… bunların tümü, peçete kutusuna uzanmayı bırakmanıza yardımcı olur.

    veya belki de, tartışılabilir şekilde daha can sıkıcı olan bir sümük sorunu olan tıkanıklıkla mücadele ediyorsunuzdur. eğer kafanız basınç ile dövülüyorsa, tıkanıklık açıcılar, mukus üreten burun ve sinüs dokularına giden kan akışını azaltmaya çalışırlar; bu sefer bu işi kan damarlarını büzerek yaparlar. sümük hacmini ve iltihabı azaltmak, burnunuz ve sinüslerinizdeki basıncı hafifletmeye yardımcı olmalıdır. bu durum, temizlemeyi biraz daha kolay hale getirebilir.

    fakat hem antihistaminlere hem de burun açıcılara fazla bel bağlamak, bunların etkisini zamanla azaltabilir; bu yüzden bazen en iyi çözüm, sadece dinlenmek ve burnunuzun doğal akışını sürdürmesine izin vermektir.

    fakat biliyor muydunuz?

    doğru koşullar altında, burun akıntılarının bazıları, hasta olmak veya alerji olmakla ilgili değildir. eğer otobüs durağında beklerken birden burnunuzun aktığını hissederseniz, suçu sümüğe atmayın. bu aslında, soğuk havanın sıcak olan burun deliklerinize çarpmasından kaynaklanan yoğunlaşmadır. bu yüzden, onu kolunuza silmek konusunda o kadar da berbat hissetmek zorunda değilsiniz.

    sciencealert

    kaynak
  • cırcır böceklerinin ötüşünün yankı yapmaması.
53 entry daha