şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
27559 entry daha
  • 1.cisi bu adam yalancı #95129922 .

    2.cisi gerçekten hapşurmak istiyorsanız dışarı çıkıp güneşe bakın 1dk içinde net hapşuruyorsunuz, bir diğer yöntemde bende hep oluyor cımbızı alıp kaşınızı sert şekilde hızlı hızlı almaya başlayın. sonra seyredin.
  • down sendromlu kişilerin ellerindeki akıl ve kalp çizgisi tek çizgidir,birdir.
  • anadolu’da sümerlerden sonra hititlerden önce başka bir medeniyetin yaşadığını öğrenmem. faydalı bir zincir.
    https://twitter.com/…tatus/1171488056299311109?s=21
  • çin, gelişmeyi başarıyla sürdüren tam bir enerji santrali. bu ülkede büyük adımlar atan çok amaçlı bir alansa genetik. son yıllarda çin’in çalışmaları dünyadaki pek çok ilkin yanında ilginç tıbbi gelişmeleri içeriyor.

    burada enteresan bir yan da var tabi. bilim insanları üremeyle ilgili kuralları yeniden yazarak ve dünyanın geri kalanını, tartışmalı “insan düzenleme” konusuna olan meyilleriyle tedirgin ederek doğada daha önce görülmemiş sonuçlara sebep oldular.

    10) en büyük genetik çalışma

    çinli bilim insanları tarafından yapılan 10 genetik başarı ve bulgu
    2018 ’de geniş bir veri tabanı, shenzhen temelli bir genom sekanslama şirketinin erişimine açıldı. down sendromuna ilişkin bir hastalığı test ederken yaklaşık 7 milyon çinli hamileye ait genetik bilgi toplandı.

    aralarından sadece 141 bin tanesi seçildi fakat bu çalışma, çinlilerin genetiğini inceleyen en büyük proje olma niteliğini koruyor. hamileler neredeyse tüm illeri ve hatta 55 etnik grubun 36’sını temsil ediyor.

    bulgular oldukça ilginç. boy ve vücut kilosu, ikiz sahibi olabilme yeteneği ve herpes virüsten hangi ölçüde etkilenildiği; çeşitli genlerle ilişkilendirildi. populasyonun en büyük kesimi hanlardan oluşuyor (yüzde 92).

    çalışmada bu grubun aynı genetik yapıya sahip olduğu bulundu fakat farklılıklar, yaşadıkları yere dayanıyor. onların kuzey ve güney kökenleri, 1949’dan sonra yani doğu ve batıda iş imkanları daha iyi hale geldiğinde gerçekleşen göçleri yansıtıyor. gen varyasyonları aynı zamanda kuzey ve güney hanlarda değişik immün cevaplara yol açıyor. şaşılır ki belli azınlık grupları hanlardan daha fazla genetik çeşitlilik içeriyordu.

    9) bilinmeyen dev panda

    dev pandalar çin ’e özgüdür. bu canlılar hatırı sayılır çalışmalara konu olmalarına rağmen araştırmacılar onların evrimine dair pek de fazla bilgiye sahip değil. bilinen tek gerçek ise dev pandaların 20 milyon yıl önce diğer ayılardan dallanmış oldukları.

    ardından 2018’de çin’in cizhutuo mağarasında bir fosil ortaya çıktı. onun tam olarak ne olduğunu değerlendirebilmek için araştırmacılar parmak ısırtan bir başarıya ortak oldular – 148.329 dna parçasını bir araya getirdiler.

    ataları belli olduktan sonra 2 özellik, fosili eşsiz hale getirdi. dna, dev pandalarda bulunanların en eskisiydi; fakat bu kalıtsal parça, varlığından kimsenin haberdar olmadığı bir soy ağacını ortaya çıkardı. bu panda, yaşayan kuzenlerinden 183.000 yıl önce ayrılmıştı. bu genetik kod, dev pandaların buzul çağı ’nda hayatta kalmalarına yüksek ihtimalle yardım etmiş olan çok sayıda mutasyonu da açığa çıkardı.

    8 ) daha kaslı köpekler

    2015 yılında guangzhou biyotıp ve sağlık enstitüleri birçok köpek yavrusunun doğumuna şahit oldu. aralarında hiç sıradan av köpeği yoktu. bu hayvanlar, tek bir genin iptal edildiği 60 adet genetiği değiştirilmiş embriyo olarak hayatlarında başladı.

    myostatin kas gelişimini engeller. bilim insanları, dünyanın ilk tasarlanmış köpeklerini üretmek iddiasıyla bu geni sildiler. sadece 27 yavru doğmayı başardı ama her şey planlanana göre gitmedi.

    myostatin iki kopyaya sahiptir ve bu çalışmada her ikisi de bir dişi yavrudan uzaklaştırıldı. bir başka erkek köpek yavrusunda ise devre dışı bırakılmış bir kopya vardı. bu kopya, normalin iki katı kas kütlesi geliştirmesi beklenen dişi bireydeki kadar olmasa da diğer köpeklere nazaran daha büyüktü. projenin amacı parkinson ve kas distrofisi dahil insan kaslarını etkileyen hastalıkları çalışmak üzere test hayvanı üretmekti.

    çinliler itibar yolunda pek çok “ilk”e sahip olabilir ancak bu çalışmada doğa onları yendi. belçika mavisi (bir sığır türü) doğuştan myostatin eksikliği sayesinde ağızları açık bırakan kaslara sahiptir. ayrıca bir genetik hastalık zaman zaman tazılardaki geni silerek anormal biçimde kaslı köpeklere sebep olmaktadır.

    7) örümcek ipek böcekleri

    ipek böceklerinin ipek üretme kabiliyetlerinin ince ayarı, bilim insanları tarafından bilinseydi çoğu insan böyle kurtçuklarınların çok daha iyi ve bol miktarda ağ ördüğünü düşünürdü. ancak bu parlak materyalin dünyasında ipek böcekleri kral değil. örümcekler onları pek çok seviyede yeniyor.

    örümcek ipeği, hasarlı sinirleri tamir etme potansiyelinin yanında kanser ilaçlarının iletimini yapan mikrokapsüller gibi tıpta kullanışlı uygulamalar sunuyor. öte yandan araştırmacılar bu materyalin kurşun geçirmez yelekleri güçlendirebileceğini buldu.

    ne yazık ki örümcekler, ipeklerinin ticari olarak kullanılması fikrinde işbirlikçi davranmıyor. öngörülebilir ipek böceklerinin aksine örümceğimsiler bölgesel savunmaya sahip ve daha da kötüsü etçil besleniyorlar.

    birçok çinli enstitü ile birleşmiş bir ekip 2018’de gen düzenlemesini kullandı ve diğer pek çok insanın başaramadığını yaptı. ipek böceğinin genetik kodundan bir parçayı nephila örümceği dna’sı ile değiştirdi.

    genetiği değişmiş kurtçuklar kozalarını örmeye başladıklarında ipek analiz edildi. materyalin yüzde 35,2’si yani o ana dek ulaşılan en yüksek oran örümcekten geliyordu (önceki denemeler yüzde 5’te takılmıştı). ipek böcekleri iplikleri serbest bıraktığı anda ipek kullanıma hazırdı ki bunu daha hiçbir ekip başaramamıştı.

    6) ilk mavi gül

    dünyada bahçıvanların en çok peşinde olduğu şeylerden biri mavi güller. şu an doğada bulunmuyor ve yüzlerce yıldır gül tutkunları bu mükemmel rengi üretmede başarısız oldu.

    yapay seçilim ve genetik mühendisliğini içeren 20 yıllık daha güncel projeler sırasında biyoteknoloji uzmanları bu hedefe en çok yaklaşanlar oldu. ne var ki bu ödüllü gül maviden çok leylak rengindeydi.

    çinli bilim insanları emellerine ulaşmak için yeni bir yol keşfettiler. yabancı genetik materyali bitki dna’sına aktarabilme özelliği sebebiyle biyoteknolojide çok kullanılan agrobacterium tumefaciens bakterisi ile işe başladılar.

    başka bir bakteriden ise gülün taç yaprağındaki l-glutamini indigoidin adlı mavi bir pigmente dönüştürebilen iki bakteriyel enzimi aldılar. özel bir a. tumefaciens soyu bu enzimleri taşımak için çoğaltıldı.

    ardından bakteri beyaz bir güle enjekte edildi. pigment genleri bitkinin genomuna girdi ve enjeksiyon noktasının etrafına toplanarak mavi renge sebep oldu. teknik sadece geçici lekeler oluşturduğundan dolayı dünyanın ilk mavi gülü tam anlamıyla mükemmel değildi. ancak çinli bilim insanları bir dahaki basamak ile şimdiden meşgul olmaya başladı – yeni hedef 2 enzimi doğal biçimde üreterek kendini maviye çevirebilen bir gül yapımı.

    5) sars mağarası

    dünya 2002 yılında ölümcül sars (akut gizemli zatürre) salgınına şahit oldu. ilk defa güney çin’de enfeksiyona sebep olduğu 8000 insan ve öldürdüğü yaklaşık 800 hasta ile tespit edilidi.

    epidemiye neyin sebep olduğu hiçbir zaman bulunamadı. bilim insanları 2017’nin sonlarında çin’in yunnan eyaletindeki bir mağarada cesaret kırıcı bir ipucu açığa çıkardı. önceki 5 yıldır mağara yarasalarında mevcut olan farklı sars virüslerini araştırıyorlardı. 11 yeni soy bulundu fakat hiçbiri 2002 salgınının genetik özelliklerini taşımıyordu. öte yandan yarasalardaki sars virüslerinin insanlara olan tür bariyerini geçebileceği de hiçbir zaman kanıtlanmadı.

    ancak titiz bir analiz korkunç bir gerçeği gözler önüne serdi. yeni suşlar hep birlikteyken, teorik açıdan yarasadan insana sıçrayabilen yeni bir virüs oluşturacak kadar genetik engel taşıyordu. ikinci olarak yeni suşların üç tanesi insanları enfekte edebilecek genetik yatkınlık gösterdi.

    eğer 2002 epidemisi mağaradan çıkmışsa dahi nasıl guangdong eyaletindeki ground zero’ya kadar 1000 kilometre gittiği açıklanamaz.

    4) çin’in ilk maymun klonları

    2017’nin sonlarında iki uzun kuyruklu makak maymunu aynı şangay laboratuvarında doğdu. doğumları arasında haftalar olsa da zhong zhong ve hua hua genetik olarak tek yumurta ikiziydi.

    ikizler, 20 yıl önceki tarihi koyun klonu dolly’nin üretildiği vücut hücresi nükleer transfer tekniği (scnt) ile üretilmişlerdi. söz konusu maymunlar scnt ile üretilmiş insan dışı ilk primat örneği olabilirler fakat bu başarı uluslararası çapta takdir edilmedi.

    ilgili: çinli bilim adamları ilk defa genetiği değiştirilmiş bir primat klonladı

    eleştirmenler projenin, ciddi etik endişeleri akıllara getirmeden insan klonlamasını gerçeğe yaklaştırmasından korkuyor. bazı araştırmacılar “verimsiz ve tehlikeli bir yöntem” olarak adlandırdıkları scnt’ye tamamen karşılar.

    doğrusu zhong zhong ve hua hua 79 başarısız girişimden sonra ancak dünyaya geldi. eleştirilere rağmen çinli bilim insanları, insanlarda kanser gibi genetik bazlı hastalıkları çalışmanın değerli bir yolunun maymunlar olduğu konusunda ısrar ediyor.

    3) hıv – dirençli embriyolar

    insanlarda gen düzenlemesi artık bilimin önde gelen yeni sahası. çoğu hükümet insan dokusunu etik biçimde değiştirme ile alakalı protokoller imzalamada geç kalmışken çin birkaç yıl önce bu işi hallederek önde gidiyor.

    bu tarihi atılım, tartışmalara yalnızca hız vermiş oldu. hatta bu protokolün guangzhou medikal üniversitesi’ni 2016’da çalışmayı yeniden yapmaktan alıkoymaması şaşırtıcı olmasa gerek. araştırmacılar hıv-dirençli embriyolar üretmeye çalışıyorlardı.

    26 döllenmiş insan yumurtası katı prensiplerin ışığında kullanıldı. hepsi de bu araştırmaya bağışlanmıştı çünkü artık canlı değillerdi veya canlı bebeğe gelişemeyeceklerdi.

    bir sonraki aşama ise özel bir genetik mutasyonu içeriyordu. bu mutasyonu doğal olarak içeren insanlar hıv virüsüne karşı dirençli olur. bu gen, crıspr adlı bir gen düzenleme aracı kullanılarak embriyo genomlarına yerleştirildi.

    deney başarılı oldu fakat sadece dört tanesi hıv-dirençli hale geldi. diğerleri ise dünyanın geri kalanının neden dirençlilere uyum sağlamakta yavaş kaldığını gösterdi. beklenmeyen mutasyonlar tespit edilmişti – iyi olmayan türden mutasyonlar.

    crıspr ile üretilmiş bir insan üzerindeki uzun vade yan etkileri tahmin etmek imkansız olabilir (o raddeye varmalı mıyız?). aksine bu ikinci girişim böylesine bir gen düzenlemesinin güvenli olmadığını gösterdi. crıspr aslında yıllar önce ilk gen düzenlemelerinde de kullanılmış ve istenmeyen mutasyonlara yol açmıştı.

    2) kanserle savaşan robotlar

    vücut içinde kanserle savaşma kabiliyetine sahip nanorobot üretme rüyası çok da yeni değil. bu rüya, çinlilerin ustalıkla sınırlanmış olanı yakın zamanda başarabilme yolunun bir parçasıydı.

    tümörler ancak kan damarları ile beslenebildikleri sürece yaşayabilir. bilim insanları, damarları tıkayacak bir şeyler üretebilmek için faj adlı bir virüsten dna molekülleri ödünç almaya başladılar. origami benzeri bir teknik ile dna ipliği dikdörtgen levha şekline getirildi. basit anlamda pıhtılaştırıcı enzim yapısındaki trombin gibi işlev gören “tümör öldürücüler” eklendi.

    dört tanesi tüp şeklinde bir nanorobot oluşturmak için kıvrıldı. özel proteinler dört molekülü tüpün içine kilitledi. nanorobot, enjeksiyondan sonra kan damarlarına girdi. orada tümörler proteinleri açtı ve trombini serbest bıraktı. damarda bir pıhtı oluşmuş oldu ve bu da tümörleri aç bıraktı.

    fareler üzerindeki deneyler robotların işlevli olduğunu gösteriyor. seçilen kemirgenler deri, akciğer, göğüs ve ovaryum kanserinden etkilenmişti. melanoması olan 8 hayvanlık bir grup içinden üç faredeki tümörler tamamıyla temizlendi. ortalama ömürleri de aynı zamanda artış göstedi.

    1) babasız fareler

    2018 yılında çinli bilim insanları iki dişi farenin birbirleri ile üremesini başarıyla gerçekleştirdi. 29 yavru, babaları olmadan iki anneden doğan ilk memeliler olarak tarihe geçti. çalışma, çoğu türün üremesi için neden iki cinsiyetin gerekli olduğunu bulmaya çalışıyordu. cevap ise üremenin kurallarını yeniden yazdı.

    görünen o ki memelilerde döllenme esnasında sadece dişi veya erkekten gelenlerin aktif olduğu yaklaşık 100 gen vardır. her iki cinsiyet de bunların hepsini aktive etmek zorundadır. erkekler, dişiler tarafından aktifleştirilemeyen genleri kapatır veya dişiler içinse tam tersi gerçekleşir.

    eğer iki dişi doğada üreyebilsedi belli genler hep etkisiz kalacaktı. fare kök hücrelerinde gen düzenlemesini kullanan araştırmacılar, üç yerdeki genetik kodun bir parçasını atarak bu sorunun üstesinden geldiler. değiştirilmiş hücreler, ikinci bir fareden alınan yumurtaya enjekte edildi. döllenme başarılı olmuştu. yavrular sağlıklı bir biçimde büyüdü ve yavruladı.

    iki babayla (ve bir taşıyıcı anneyle) gerçekleştirilen benzer bir deneyde 12 yavru elde edildi fakat bunların tamamı 48 saat içinde öldü. araştırma, kendi ailelerini kurmak isteyen eşcinsel çiftler için uzak bir umut vadediyor.

    kaynak: https://listverse.com/…-made-by-chinese-scientists/
  • her türlü iyileşmenin en emin yolu titreşim sıklığının yükselmesi

    ünlü bilinç araştırmacısı, dr. david hawkins, uygulamalı kinesiyoloji yardımıyla insan duygularını ölçtü ve her duygunun belli seviyede bir enerji titreşim sıklığına ve gücüne sahip olduğunu ortaya koydu.

    bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “titreşim sıklığı”
    (frekans) denir. “hertz” birimiyle ölçülür.
    herşey titreşmektedir.
    bu nedenle herşeyin bir titreşim sıklığı vardır. insan bedenindeki her hücrenin de kendine uygun bir doğal titreşim sıklığı vardır. aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin, her virüsün de doğal birer titreşim sıklığı var. her hücreyi kendi doğal / dünyaya gelişteki titreşim sıklığına geri getirmek bedeni sağlığına kavuşturur. bedenin genel titreşim sıklığı ile çatışan, onu tıkayan dalga boyları ise hastalığa, hatta ölüme neden olabilir. yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, belgelerin, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de kendi titreşim sıklıkları vardır.
    amerikalı bilim adamı dr. david hawkins , (1927-2012) titreşim sıklıkları ve titreşim sıklıklarının bilinç düzeylerine etkileri ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya hawkins bilinç haritası adı verilen tabloyu çıkarmıştır. yaptığı deneylerde, yüksek titreşimli duygu ve düşüncelerin, düşük titreşimli olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu ıspatlamıştır.
    en yüksek titreşim sıklığı seviyesine ulaşmış 1 bilincin düşük titreşimli 70 milyon bilinci dengelediğini klinik inceleme olarak kanıtlamıştır.

    yapılan araştırmalarda hayati seviyenin 200 ile ‘cesaret’ olduğu, ölçümü 200’un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkmıştır.

    bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç titreşimlerinin şaşırtıcı sayıda düşük seviyeli titreşimi dengelediği yönünde... bireylerden herhangi birinin bilinç titreşimi sıklık düzeyi yükseldiğinde, çok sayıda düşük titreşimli bilinci etkileyip dengeleme yeteneği olması...

    tablo şöyle:
    300 hertz seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
    400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
    500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000 kişiyi,
    600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
    700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüştür.
    olumlu ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
    sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
    barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
    yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllarca sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış.

    hawkins; insanlığın %85’inin 200’ün altındaki birer sıklık düzeyinde titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin az artışla 204’e ulaştığını, yani olumlu-olumsuz (negatif-pozitif) sınırını aştığını, ancak bir insanın anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır.
    bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların da titreşim seviyeleri bulunuyor. bu titreşim sıklığı düzeyleri, o çevrede yaşayan insanlar, bitkiler, toprak, hava, eşyalar, binalar vs tarafından oluşturulmaktadır.
    genellikle:
    200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır. tatmin edici bir yaşam 250’lerde başlamaktadır. 300’lerde (bilinç düzeyine göre) teknolojide ve ekonomide çok gelişmiş toplum mümkün olmaktadır.
    400’lerde ise toplumlarda yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır.
    500 titreşim sıklığı düzeyi başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir.
    500’lerin sonlarında toplum artık “ruhsal bir toplum” haline gelmektedir.
    600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.

    şimdi bu tablonun 200’ün altında kalan ve 200’ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım.
    sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, niyetlerimize, dualarımıza, eylemlerimize bakalım.

    biz acaba bu tablo’nun neresindeyiz?

    yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için birey olarak ve toplu olarak bizim üzerimize düşen görevler nedir ?

    http://www.infethiye.net/…wkins-bilinc-haritasi.htm

    https://www.uplifers.com/…nc-seviyenizden-baslayin/
  • atatürk' ün "hattı müdafa yoktur, sathı müdafaa vardır. o satıh bütün vatandır" sözlerini sakarya savaşı sırasında haymana' da söylemiş olması.

    kaynak
  • koroda şarkı söylemek...

    yapılan araştırmalara göre bir koroda şarkı söylemek, insanlara fiziksel ve zihinsel açıdan pek çok yarar sağlıyor. öyle ki, bunun çeşitli sağlık sorunlarını gidermede tedavi aracı olarak görülmesini sağlamak için çeşitli kampanyalar yürütenler bile var. öte yandan, son zamanlarda yapılmış olan bir araştırmaya göre, koroda şarkı söylemenin, başka hiçbir etkinlikte bulamayacağınız, kendine has faydaları da bulunuyor.
    şimdi bu faydalara hep birlikte bir göz atalım.
    birlik ve beraberlik duygusunu güçlendiriyor
    bath üniversitesi’nden psikolog nick stewart’ın yürüttüğü bir araştırmaya göre, koroda şarkı söylemekte olan insanlar, birlik ve bütünlük içinde çalışmaya daha yatkın oluyorlar (farklı sosyal etkinliklerde yer alan insanlara göre). yapılan araştırmada denekler üç gruba bölünüyorlar; birinci grup koroda şarkı söyleyenlerden, ikinci grup solo şarkı söyleyenlerden ve üçüncü grupsa bir spor takımının üyelerinden oluşuyor. bu üç grup üzerinde yürütülen araştırma sonucunda, koroda şarkı söyleyen insanların diğer gruplardaki insanlara oranla çok daha düşük düzeylerde bireysel, bağımsız davranışlar sergiledikleri görülüyor; bu, gözümüze “kötü bir davranış” olarak görünse de psikolog stewart, işbirliğine dayalı; topluluğun, bireyin yaşantısından daha büyük önem taşıdığı bir etkinlik (koro gibi) yürütülmesini, kesinlikle iyi bir şey olarak değerlendiriyor.

    kalp ritmini düzenliyor
    yapılan bir başka araştırmada ise koroda şarkı söyleyenlerin kalp atışlarının, nefes alıp-verme hızlarıyla uyum içinde olduğu gözlemleniyor. gothenburg üniversitesi’nden araştırmacıların 15-18 yaş aralığındaki katılımcılar üzerinde gerçekleştirdiği bu araştırma; müziğin melodisinin, kalp atışlarını doğrudan etkilediğini ve bir grup içinde şarkı söylediğinizde, nabzınızın gruptaki herkesle aynı anda yükselmeye ve alçalmaya başladığını gösteriyor. ayrıca koroda şarkı söylemek, duygulardan ve iletişimden sorumlu sinir hücrelerinin daha düzenli çalışmasını sağlayarak sosyal becerilerin de artmasını sağlıyor.

    stres seviyesini ve depresyon riskini azaltıyor
    bir yıl boyunca süren bir araştırmaya göre depresyon teşhisi konmuş kişilerin, bir koroda yer aldıkları süre içerisinde iyileştikleri gözlemleniyor. öte yandan, yapılan bazı araştırmalara göre koroda şarkı söylemek, endişe ve stres düzeylerini kontrol eden oksitosin hormonunun yüksek düzeyde salgılanmasına da vesile oluyor.
    parkinson ve akciğer hastalıklarının semptomlarında iyileşme sağlıyor
    2012 yılında cardiff üniversitesi’nden araştırmacıların gerçekleştirmiş oldukları bir araştırmaya göre, koroda şarkı söyleyen akciğer kanseri hastalarının akciğer kapasitesileri, oldukça genişliyor. müzik profesörü brenville hancox tarafından parkinson hastalarıyla beraber müzik yapmak amacıyla kurulan skylarks korosundan bir kişiyse, parkinson hastalığı teşhisinin konmasından bu yana beş yıl geçmiş olmasına rağmen, sesinin çok güçlendiğini ifade ediyor. bu gelişmelerin asıl nedeni ise korodaki kişilerin derin nefes alıp-verme alışkanlığı kazanmaları ve ses tellerini yoğun bir şekilde kullanmaları olarak gösteriliyor.
    sosyal açıdan daha sağlıklı olmanızı sağlıyor
    psikolog stewart’ın araştırmasına göre koroda şarkı söyleyenlerin sosyal becerileri, solo şarkı söyleyenlerinkinden daha yüksek bir düzeyde. psikolog; koroda şarkı söyleyen insanların sosyal beceri oranlarının takım sporlarında yer alan insanlarınkilerle ile aynı olduğunu (farklı bir etkinlik olsa dahi); bir grup etkinliğinde yer alınması durumunda sosyal becerilerin gelişiminin kaçınılmaz olduğu ifade ediyor.
    peki ya yaşam süresi?
    belki şaşıracaksınız; ama evet: koroda şarkı söylemek yaşam sürenizi de uzatıyor. 2008 yılında harvard üniversitesi ve yale üniversitesi’nin ortaklaşa yürütmüş oldukları; connecticut şehrinde bulunan bir koro üzerinden ilerlemiş olan bir araştırmanın sonuçları, bunu gösteriyor.
    bugüne kadar bir koroda şarkı söylemediyseniz artık buna bir son vermelisiniz. tüm bunları okuduktan sonra hâlâ düşünüyor musunuz? yoksa sesinizin yeterli olmadığı kanısında mısınız? merak etmeyin; sesinizin yeterlilik düzeyi, tahmin ettiğiniz kadar da büyük bir önem taşımıyor.

    2005 yılında gerçekleştirilmiş olan bir araştırmaya göre sesiniz, “ortalama” olsa dahi, koroda şarkı söylemeniz ve bu sonuçları almanız konusunda ‘engel’ niteliği taşımıyor. ayrıca yıllardır korolarda şarkı söyleyen biri olarak söyleyebilirim ki; bir koroda şarkı söylemek, size tahmin ettiğinizden çok daha fazla şey kazandıracaktır.
  • soğuk duş, yorgun ve stresli geçen zamanlarda canlanmak, resetlenmek, sıkılaşmak için alınır.

    sıcak duş, kasım kasım kasılınan, günlerde gevşeyip rahatlamak için alınır.

    biribirlerinin muadili değildirler.
  • geçenlerde clara adlı bir film izlemiştim. filmde bir astronom olan dr. ısaac bruno adlı karakter kendini dünya 2.0'ı bulmaya adamıştı.

    neyse, bende bundan mütevellit meraklanıp bu gezegenler nasıl bulunuyor diye şöyle bir araştırdım. size de anladığım kadar anlatacağım.

    nasa bununla ilgili beş yol belirlemiş bunlar şu şekilde
    1-radial velocity- radyal hız: bu yöntemle 673 gezegen keşfedilmiş
    2-transit-geçiş yöntemi : bu yöntemle 3112 gezegen keşfedilmiş
    3-direckt imaging- doğrudan görüntüleme: bu yöntemle 47 gezegen keşfedilmiş
    4-gravitational microlensing- kütleçekimsel mikromercekleme: bu yöntemle 78 gezegen keşfedilmiş
    5-astrometry-gökölçümü :bu yöntemle 1 gezegen keşfedilmiş
    ****

    1-radial velocity- radyal hız: bir yıldız ve gezegen birbiri etrafında bil yalpa yarak döner aynı bunun gibi tabi bu biraz abartılı bir görsel ama anlamak için böyle hayal edin.
    yıldız böyle bil yalpalama sonucu etrafına enerji yani ses, radyo dalgaları, ısı ve ışık yayarlar işte bizde bu dalgaları doppler etkisiyle bu olayı görüntülemiş oluruz.12 bu gördüğümüz dalgalar yıldızın hareketine bağlı olarak sıklaşır veya genişler. aynı sokaktan geçen bir ambulansın sesi gibi bize yaklaştık ses sıklaşır ve net gelir uzaklaştıkça ses genişler boğuklaşır. eğer yıldız etrafında bir gezegen varsa bu yayılan dalgalar üzerinde bir etki oluşturur oluşan bu etki gezegenin kütlesiyle doğru orantılıdır yani gezegenin kütlesi,büyüklüğü artıkça keşfedilmesi daha kolay olur.

    2-transit-geçiş yöntemi:yıldız etrafındaki gezegen yıldızın önünden geçerken bir gölge oluşturur ve bizde uzaydaki ve yerdeki gözlerimizle bunu gözlemleriz 12 bu yöntem diğer yöntemler içinde en fazla kullanılan yöntemdir. basit ve kullanışlı olduğundan en fazla gezegen bu yöntemle keşfedilmiştir. neden peki bu yöntem çok kullanışlıdır.
    -oluşan gölge gezegenin boyutu , hızı ve yıldızına olan yakınlığı belirlenebilir.
    -birden fazla gezegen varsa bunları belirlemek kolaylaşır
    -gezegenlerin atmosferi hakkında bilgi verir. nasıl mı? gezegen yıldızının önünden geçerken atmosferi ışığın bir kısmını tutar ,kırar ve geçer buna bağlı farklı renkler oluşur bu renkler bize atmosferi hakkında bilgi verir.(bkz: ışık spektrometresi)

    3-direckt imaging- doğrudan görüntüleme: adı üstünde direkt olarak gezegeni gözetleyen , fotoğraflayan sistemlerdir.bunu için teleskoplara ışık engelleyiciler ve parlatıcı engelleyiciler kullanılır ki gezegen yıldızdan kaynaklanan olumsuzlukları önlemek için .1

    4-gravitational microlensing- kütleçekimsel mikromercekleme: uzaydaki her cismin belli bir kütlesi ve bu kütleye bağlı bir çekim kuvveti bulunur. işte gezegenin bu çekim kuvveti ve kütlesi yıldızdan çıkan ışıkları kırarak geçer. bizde teleskoplarla bunu gözlemler gezegenleri keşfederiz. 1 23

    5-astrometry-gökölçümü :bu yöntem gezegenleri belirlemedeki en eski arama yöntemidir. bilim adamları bir yıldızın ve onun yanında bulunan yıldızların bir dizi görüntüsünü çekerler ve her bir çekimde , bu referans yıldızlar ile gezeni için denetledikleri yıldız arasındaki mesafeleri karşılaştırırlar.hedef yıldız diğer yıldızlarla ilişkili olarak hareket etmişse, gökbilimciler bu hareketi dış gezegen belirtileri için analiz edebilirler.kısacası iki fotoğraf arasındaki farklardan yararlanırlar.12astrometri, son derece hassas optikler gerektirir ve atmosferimizin ışığı bozması ve bükmesi nedeniyle özellikle dünya yüzeyinden yapmak zordur.

    dipnot:bir çok keşif metodu var ama ben nasa'nın sayfasındaki 5 yol üzerine bilgi verdim.
    ..........hatalı bir şey yazmışsam affola ............

    kaynak
    bu da bonus uzayı incelemek isteyenler için
  • büyük britanya, birleşik krallık ve ingiltere bayrakları arasında farklılıklar vardır. büyük britanya, ingiltere ve iskoçya'nın birleşimine denir. birleşik krallık ise ingiltere, iskoçya ve kuzey irlanda'nın birleşimine denir.
    not: galler'in de birleşik krallığın içinde yer aldığı bilgisi geldi bazı yazarlardan.
    görsel
150 entry daha