şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
31140 entry daha
  • şimdiden ufkunu sikeyim dediğinizi duyar gibiyim ama paylaşılacak herşeyi paylaşmışsınız ibneler bize anca bu altta anlatacağım tarz şeyler kaldı.

    90lı yıllarda televole kültürünü herkes bilir. hatta bir dönem iki kanalda -sanırım show tv ve kanal d olması lazım- aynı gün, aynı saatte, ismi aynı olan ama içeriği sunucusu vs farklı olan iki televole programı yayınlanırdı. bu programlarda genelde özel dosya konusu bir ünlü olurdu, mesela ibrahim tatlıses bodrum'daki otelinde hem dizisini çekiyor hem tatilini yapıyor tarzı dosyalara 15-20 dakika ayrılırdı.
    televole programının süresinin bitmesine yakın programın sunucusu, sizlerden gelen yoğun istek üzerine ibrahim tatlıses'in bodrum görüntülerini tekrar yayınlıyoruz der ilk yayınladıkları yayın bandını bir de en sonda tekrar yayınlarlardı.

    o dönemler ufak zihnimi, kim acaba bu istekte bulunanlar, telefon mu açıyorlar, telefon numaraları kaç acaba gibi sorularla çok meşgul etmiştim.
    bugün o dönemler magazin camiasının baya içinde olan bir üstadımızla eski televizyonculuğu yad ederken zihnimdeki bu tozlu anı bir anda ufkumu yükselten bir bilgiye dönüştü.
    meğersem o dönem kanalı kimsenin aradığı istek yaptığı falan yokmuş. diğer kanaldaki televole programı bitmeden kendi televoleleri bitmesin, izleyici oraya kaçmasın diye işi uzatıyorlarmış. hatta bir kaç kez iki taraf da inat edip arka arkaya tekrar bantları yayınlamış, normal saatinden 1 saate yakın programı uzatmışlar. bir çok kez yayındayken birbirlerini arayıp bitirsenize lan evde çoluk çocuk bekliyor diye yükseldikleri olmuş.
  • gece gece youtube önerdi. dencırıs. apostate prophet
  • köpeklerin her iki farklı burun deliğinden aynı anda farklı kokuları alabilme yeteneklerinin olması
  • türkiye'de yolsuzluğun nasıl genlerimize işlediğini görmüş olmak beni bir hayli üzdü. bunun en uç örneği ise ulu önder mustafa kemal atatürk döneminde dahi yolsuzluk yaşandığını öğrenmem oldu.

    genç türkiye cumhuriyeti'nin ilk yolsuzluk davası olan yavuz-havuz davası ve bu dava sonucu yüce divan'a sevk edilerek ceza alan bahriye bakanı (denizcilik bakanı) ihsan eryavuz ve arkadaşlarının hikayesini şu (yavuz havuz davası) makale üzerinden okuyunca şaşkınlığımı gizleyemedim.

    ancak o günlere günümüz penceresinden baktığımızda ''yolsuzluğun'' cezasız kalmaması da günümüz siyasetçilerinin ne kadar yozlaştığını görmeme vesile oldu. zamanla genlerimize işleyen ve günümüze kadar gelen, dolayısıyla herkesin diline pelesenk olmuş ''devletin malı deniz yemeyen keriz'' sözünün yozlaşmanın bir tezahürü olduğu gerçeği de yadsınamaz bir gerçek olarak yüzüme tokat gibi vurmuştur. bu kadar hırsızlığa rağmen bu ülkenin halen ayakta olması ise milletimizin yaptığı fedakarlıklar neticesinde olduğuna inanmaktayım. biz başka herhangi bir devlet olsaydık, bu kadar hırsızlık sonucu şuan ''türkiye cumhuriyeti devleti'' diye bir ülke kalmamış olacaktı. yukarıda belirttiğim yazı ile herkesin kendisine göre bir ders çıkartması gerektiğine inanıyor ve bu yolsuzluk davası ile sonuçlarını sizlerle paylaşmayı kendime bir görev olarak görüyorum.

    ayrıca yavuz havuz davasının baş aktörlerinden ihsan eryavuz'un oğlu asım bülent eryavuz’un kaleme aldığı “rüzgarda savrulan bir yaprağın hikayesi”, isimli kitabında o günlerde yaşananları anlattığı bölümden özetlenerek alıntılanmış şu yazı (#99313002) ile de ihsan eryavuz'un görüşlerini ve düşüncelerini öğrenebilirsiniz.
  • pasaportu olmayıp dünyayı gezebilen tek insan kraliçe 2. elizabet.. kraliçenin aynı zamanda ehliyeti de yok. çünkü ingiltere'de pasaport ve ehliyet kraliyet adına veriliyor.
  • daha öğrenecek çok şeyin olduğunu öğrenmek.
    okudukça, öğrendikçe yeni bir ufuk açılıyor insanda mutlaka. bir zaman sonra bu süreç koca bir boşluğa dönüşüyor. yani bir şey okurken yeni keşfettiğin şeyleri de okuman gerektiğini düşünüyorsun ve bu bir kartopu etkisi haline gelip ne kadar az şey bildiğini fark ediyorsun. işte orada ufkun kaç katına çıkıyor bilemem ama bunun getirdiği bir bunalım da oluyor.

    tam tersi için (bkz: dunning-kruger sendromu). ne kadar az şey bilirsen o kadar çok şey biliyorsun gibi gelir. hayatın bir odadan ibaretse ve pencereden dışarı hiç bakmadıysan odanın içerisindeki her şeyi bildiğinde bütün dünyayı biliyorsun zannedersin. ama pencereden dışarı bakabilince insan sokağı da öğrenmesi gerektiğini fark eder. bir de kafasını çevirip gökyüzüne bakınca... işte bahsettiğim ufuk bu.
  • müzik aleti
  • (bkz: #102119325)
  • titanik gemisinin kaptanı sefere yakın bir zamanda değiştirilir.eski kaptan yeni kaptana dürbünlerin bulunduğu odanın anahtarını vermeyi unutur.sefer sırasında dürbünle gözlem yapamadıkları için gemi buzdağına çarpar ve 1514 kişi ölür.kazadan sağ kurtulan kaptan dürbüne sahip olsaydım buz dağına kesinlikle çarpmazdık diyor.
  • şampuan içinde sonu -ium'la biten şeylerin faydalı olduğu ve bunun üst sıralarda yer alması gerektiği. yani içerik kısmında bir şey ne kadar üst sırada yer alıyorsa ürünün içinde o kadar fazla ve yoğunlukta olurmuş, ben o sıralamanın alfabetik olduğunu sanırdım.
236 entry daha