şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
31614 entry daha
  • osmanlı imparatorluğu ve amerika birleşik devletleri arasındaki ilişkiler üzerine bazı bilgiler;

    iki büyük devlet. biri, zamanın çok gerisinde kalıp gittikçe zayıflıyor; diğeri, topraklarının eski dünya devletleri tarafından keşfedilmesiyle birlikte yeni dünya düzeninin kurulmasına sebep oluyor.
    ve bu iki devlet 147 yıllık bir dönemde çeşitli diplomatik, ticarî ve kültürel ilişkiler içerisinde bulunuyorlar.

    amerika kıtası her ne kadar 1492 yılında keşfedilmiş olsa da abd'nin kuruluşu 1776 yılına denk gelir. bu dönemde osmanlı padişahı, birinci abdülhamit'tir.
    abd'nin ilk başkanı ise george washington olmuştur.

    osmanlı imparatorluğu, amerika keşfedildiği sırada ne yapıyordu diye soracaklar için daha önce bu konuda yazdığım yazıyı en sona ekleyeceğim.

    bu iki devlet arasındaki ilk ilişkiler osmanlı'nın kuzey afrika topraklarında ve yine buradaki denizlerde gerçekleşmiştir.

    18. yüzyılın sonlarında levant bölgesi denilen kuzey afrika sahillerinde abd ticaret gemileri ve misyonerler faaliyet göstermektedir. lâkin osmanlı'nın cezayir beylerbeyliği'ne bağlı korsanlar sürekli olarak abd gemilerine saldırmakta ve abd'den fidye istemekteydiler.
    korsanlarla baş edemeyen abd, 1794'te kongrede alınan kararla donanmaya 700.000 altın yatırım yapılmasına karar verir. söyleyebiliriz ki osmanlı tehdidi bir bakıma abd'nin donanmasını güçlendirmesine sebep vermiştir.
    nitekim yine de bu tehditle baş edemeyen abd ile osmanlı arasında 1796 yılında trablus antlaşması yapılmıştır.
    bu antlaşma, amerika birleşik devletleri tarihinde yabancı dilde* yazılmış tek antlaşmadır ve dahi yine abd tarihinde yabancı bir devlere ilk ve tek kez vergi ödenmesi kabul edilmiştir.
    642.000 altın ve yılda 12.000 osmanlı altını ödemesi koşuluyla abd, osmanlı tarafından vergiye bağlanmıştır.

    bir sene sonra yani 1797'de ise ilk kez bir abd gemisi izmir'e gelir ve abd'nin lizbon elçisi, istanbul elçisi olarak görevlendirilir.

    osmanlı padişahı üçüncü selim döneminde ise ilk kez bir abd gemisi istanbul'a gelmiştir. ahâlî ve padişah, ilk kez bu yeni devletin bayrağını görmüş, rivayete göre de padişah abd bayrağını çok beğenmiştir.
    yenilikçi bir padişah olan üçüncü selim, bu yeni devlet ile ilgili bilgileri dinlemiş, elçileri huzuruna kabul etmiştir. ne yazık ki yaptığı yeniliklerden dolayı kâfir ilan edilecek ve 1808'de yeniçeriler tarafından katledilerek öldürülecektir.

    1830'da osmanlı ve abd arasında imzalanan ticaret ve dostluk antlaşması'nda bir de çok önemli madde vardı: abd, osmanlı için savaş gemileri inşa edecekti lâkin bu madde abd senatosu tarafından oy çokluğu ile reddedildi.

    aslında bu anlaşma ve bu madde abd'nin nasıl hızla süper güç olma yolunda ilerlediğinin ve osmanlı'nın nasıl gerilediğinin de göstergelerinden biridir.

    dünyanın en uzun dikilitaşı olan washington anıtı'nda hâlâ daha bulunan osmanlı kitabesinin hikâyesi ise yine bu döneme 1853'e denk gelir.

    george washington'ın hatırasına dikilecek olan bu anıt için dönemin osmanlı padişahı sultan abdülmecid'e de elçi gönderilir ve kendisinin ve ülkesinin de bu anıtta temsil edilmesinin istendiği belirtilir.
    bunun üzerine padişahın emriyle hattat mustafa izzet efendi tarafından şair ziver efendi'nin şu beyti mermere işlenir ve abd'ye gönderilir:

    devâm-ı hulleti te'yid için abdülmecid hân'ın
    yazıldı nâm-ı pâki seng-i bâlâya vaşington'da

    ( dostluğun devamını göstermek için, abdülmecid hân'ın temiz adı washington'da dikilen bu taşa yazıldı. )

    bundan iki sene sonra ise abd, ülkesinde çıkan bazı isyanları bastırmakta askerî ulaşımı sağlamak için osmanlı'dan deve satın almıştır. ikisi hediye olmak üzere 34 deve abd'ye gönderilmiş ve buna karşılık abd de osmanlı'ya iki tüfek hediye etmiştir. işte amerikalıların, " türkler deveye biniyor " sanrılarının temeli de bu olaya dayanmaktadır.

    ikinci abdülhamit döneminde ise abd'de büyük bir yangın felaketi yaşanmıştır.
    bu dönemde abd'de bulunan türk elçi, padişaha haber göndermiş ve ikinci abdülhamit'in emriyle abd'ye 1500 dolar para yardımında bulunulmuştur.
    abd basınında " türkler, abd'deki felaketler için binlerce dolar yardımda bulundu! " şeklinde haberler çıkmış ve esasen iki devlet arasındaki kültürel ilişkiler bu dönemden sonra sıklaşmıştır.
    lâkin bu iyi ilişkiler çok uzun sürmemiş: abd, ermenileri ayaklandırmaya yönelik politikalar izleyince ikinci abdülhamit, abd elçisini ve tüm misyonerleri ülkeden kovmuştur.

    birinci dünya savaşı'nda ise bu iki devlet karşı taraflarda yer almışlar ancak birebir çarpışmada bulunmamışlardır.

    evet, amerika keşfedilirken osmanlı ne yapıyordu?

    1480'lı yıllarda cenovalı kaşif kristof kolomb'un eline bir bilgi ulaşıyor. zamanın en değerli bilgilerinden birisi: " dünya yuvarlaktır! "

    aylarca bunu düşünüyor ve diyor ki;

    " madem dünya yuvarlaktır o vakit ben hindistan'a tâ ümit burnu'nu dolanmak yerine ispanya'nın batısından da giderim. "

    böylece doğuya doğru değil de batıya doğru gidiyor. mantığına göre bu şekilde hindistan'ın doğu yakasına çıkacaktır. evet berbat bir mantık!

    bu fikrini ispanyollar da destekliyorlar ve kendisine maddî manevî destek çıkıyorlar.
    çünkü istanbul, dolayısıyla ipek yolu müslümanların, osmanlı'nın elinde ve bu adamlar müslümanlara mecbur kalmak istemiyorlar doğu ticaretinde.

    kristof kolomb, " virâ yüce isa " deyu çıkıyor yola ve amerika'ya doğru dikine dikine gidiyor. üç gemi ve 88 kişilik mürettebatı ile.

    ve nihayet ekim 1492'de kara görünüyor.

    kristof kolomb, " işte geldik hindistan'a. aaa yerliler! sizin adınızı " indian " koyuyorum diyor. oysa adamlar amerikan yerlileri!

    şöyle bir durum da var; aslında asırlar öncesinden amerika'ya ulaşan vikingler var ama bu adamlarda şurayı feth edelim, sömürelim, işletelim fikri yok. yağmalayıp gidiyorlar birkaç kez. zaten sadece kıyıyı. içerilere ilerlemeye cesaret edemiyorlar. ancak kristof kolomb içerilere gidiyor çünkü o bir sömürgeci ve aynı zamanda katolik bir misyoner.
    buradaki yerlilerden bazısını köle olarak ispanya ya getiriyor. amacı bu " tuhaf görünümlü " insanları kendi halkına sergilemek!

    sonra yine gidiyor bu güzergahtan ve orta amerika'ya varıyor bu sefer. mürettebattan bazı kimseler diyorlar ki;

    " agam burası hindistan değil sanki! yeni bir kıta keşfetmiş olmayalım? "

    kristof kolomb, " saçmalamayın burası hindistan'dır " deyu başlıyor buradan çin'e gidebileceği bir kanal aramaya. pek tabii bulamıyor. sonra da ölüyor.

    gelelim osmanlı imparatorluğu'na...

    bu dönemde osmanlı padişahı ikinci bayezid...

    kristof kolomb, hindistan'a batıdan ulaşma fikrini kafaya koyduktan sonra başlıyor bütün krallıklardan yardım istemeye. sıra ikinci bayezid'e de geliyor elbet. sultanım böyle böyle fikirlerim var, şöyle böyle şeyler yapacağım, bana para verin diyor. ancak babası fatih sultan mehmet'e zerre kadar benzemeyen ikinci bayezid, " götürün bu hâyâlperest kâfiri buradan " deyu bu teklifi reddediyor.
    nihayetinde diğer ülkeler de bu teklifi reddediyor ispanya haricinde.

    bir süre sonra piri reis, bir köleden dinliyor kristof kolomb'un hikâyesini ve farkında olmadan keşfettiği amerika kıtasını. zaten ondan sonra da dünyaca ünlü haritasına bu kıtayı da çiziyor.

    yine yıllar sonra kanunî sultan süleyman tarafından piri reis idam ediliyor!

    ayrıca amerika'nın isim babası amerigo vespucci, kristof kolomb'dan sonra aynı güzergahı takip edip amerika'ya varınca italya'ya bir mektup yazıp " burası gâfil kolomb'un dediği gibi bir asya ülkesi değil yepyeni bir kıtadır! " diyor ve amerika bir yandan yerlileri katledilirken öbür yandan avrupalılar tarafından medenileştiriliyor.

    osmanlı imparatorluğu da duraklama dönemine merhaba diyor.

    osmanlı'nın donanması kuvvetli değildi falan gibi savunmalar yapanlar var. o dönemde osmanlı'daki gelir hiçbir devlette yoktu. istese idi en iyi donanmaya en iyi kaptanlara sahip olabilirdi ki oldu da bir dönem.
    tamamen kibir, bilgisizlik ve ilgisizlik sebebiyle osmanlı coğrafî keşiflerden uzakta kalmıştır!

    hee bir de tükürdüğümün hoşgörüsü.
    sömürgeci devlet anlayışına sahip olmaması osmanlı'nın en büyük hatasıdır.
  • bir araştırmaya göre kuğuların da sanıldığı gibi sadık olmadıkları tespit edilmişti.

    bu kadar.
  • ünlü türk hükümdar alp er tunga'nın torunu olan tomris hatun kocasının vefatının ardından sakaların başına geçerek tarihteki bilinen ilk kadın hükümdar olmuştur.
    ismi öztürkçedir(temir-iz) ve aynı zamanda demir anlamına gelmektedir.

    sakalar,pers imparatorluğu ile çekişme halindeydiler.pers imparatoru kiros kendisiyle evlenmesi karşılığında akınlarından vazgeçeceğini tomris hatun'a iletir.tomris teklifi reddeder.tomris hatun'un ret cevabına sinirlenen kiros, sakalara savaş açar.

    yıllar boyu sakalara karşı zafer elde edemeyen kiros,alçakça bir tuzak kurar.iki ordunun arasında bir çadır kurdurmuştur. içinde güzel kızlar, yiyecekler ve şarap bulunan çadıra ansızın saldırı düzenlemiştir. tomris hatun'un oğlu ve beraberindeki kuvvetler, içerideki birkaç pers'i öldürüp eğlenceye dalmışlardır. ancak birkaç saat sonra bir baskın düzenleyen pers kuvvetleri, çadırı basıp tomris hatun'un oğlu da olmak üzere içerideki sakaları öldürmüşlerdir.

    oğlunun ölümünün ardından şu sözleri söyler ;
    " kana susamış kirus! sen oğlumu mertlikle değil o içtikçe zıvanadan çıktığın şarapla öldürdün. ama güneşe yemin ederim ki seni kanla doyuracağım!"

    ertesi gün yapılan savaşı sakalar kazanır. ölenler arasında pers kralı büyük kiros da vardır.tomris hatun sözünde durur ve büyük kiros'un kesik başını kan dolu bir tulumun içine atar. tomris hatun, büyük kiros'un kafasını kan dolu bir fıçıya atarak tarihte yer alacak şu sözleri söyler;
    "hayatında kan içmeye doymamıştın, şimdi seni, kanla doyuruyorum!"

    peter paul rubens - queen tomrys and head of cyrus (kraliçe tomris ve kiros'un başı)
    andrea del castagno - tomris
    mattia preti- tomyris receiving the head of cyrus
  • +41 22 501 76 15 numarası dünya sağlık örgütüne ait. telefon rehberinize kaydedin. daha sonrasında whatsapptan herhangi bir şey yazıp mesaj atın. karşınıza gelen menüden güncel vaka ve ölüm sayılarına, önerilere ve corona hakkında bilgilere ulaşabilirsiniz.

    edit: yazım hatası
  • "beyin ölürken yüksek oranda bilgi işler."

    "fişleri çekilerek ölüme bırakılan kişiler üzerinde yapılan bir araştırma olmuş. yaşları 34-74 arasında olan 7 hasta var. amansız hastalıkları olan bu kişiler komadadır. sadece kalpleri çalışıyor ve solunumları yoktur. bu kişilerde aids, tedavi edilemeyen kanserler mevcuttur. solunum desteği solunum cihazları ile veriliyor ve cihazların fişleri ailelerin onayları ile çekiliyor. bu esnada da her hastanın beyin eeg kayıtları yapılıyor. kayıt yapılırken bispektral indeks(bis) denen bir kayıtlama işlemi yapılıyor. bu ölçüm*, genellikle anestezi doktorları tarafından hastaların uyutulmalarının iyi olup olmadığını beyin dalgalarını kaydederek gösteren bir işlemdir. bu cihazda 100 değeri uyanık ve bilinçli bir beyni gösterirken 0 değeri beynin sessiz olduğunu ve kişinin bilinçli olmadığını göstermektedir.

    bu kayıtlamalar yapılırken hastaların fişleri çekiliyor. hastaların önce kan basınçlarında bir düşme oluyor. sonra da beyinlerinde kaydedilen eeg dalgalarında yavaşlama gözlemleniyor. 7 hastanın 6'sında, 30-180 sn sonra ani olarak ortaya çıkan ve hemen kaybolan, geçici, hızlı ve yüksek genlikli beyin dalgaları* ortaya çıktığı tespit ediliyor. bu aktivite kayıtları, gama(40-80hz) beyin dalgasındaki artışın da göstergesiydi. bu aniden yükselen dikenden çok kısa bir süre sonra da eeg sessizliğe bürünüyor ve beyin ölümü gerçekleşiyor.

    özellikle gama frekanslarındaki eş zamanlı ateşlemelerin, bilinçlilik, uyanıklılık ve dikkat vermeyle ilişkili olduğu ortaya konulmuştur. ancak tüm beyinde ve değişik alanlarda gerçekleşen eş zamanlı ateşlemeye neyin kaynaklık ettiği açık değildir."

    (bkz: sultan tarlacı)
    (bkz: ölüm'sözlük)
  • insanları sizden uzaklaştıran 10 davranış:

    1. nezaketten uzak olmak.
    2. yargılayıcı olmak.
    3. her zaman olumsuz düşünmek.
    4. bencil olmak.
    5. insanların üzerinde hakimiyet kurmak.
    6. sanal dünyada yaşamak.
    7. her şeyi çok ciddiye almak.
    8. mükemmeliyetçi olmak.
    9. işkolik olmak.
    10. küfürlü ifadeler kullanmak.
  • geçenki yazımın debe'ye girmesinden sonra devamını getirmek istedim. bu sefer kendim haritayı önüme açıp gezinti yaptım.
    öncelikle gece ışıkları haritasını gezmenin bu kadar eğlenceli olacağını tahmin etmiyordum. şu karantina zamanlarında meşgale oldu.

    ışıkların zenginliğin ölçüsü olduğunu geçen seferki yazıda görmüştük. buna en çarpıcı örnek afrika. kara kıta gece ışıkları açısından da siyaha bürünmüş. avrupa ile olan fark çok fazla
    dünya ve afrika

    amerika'nın cetvelle çizilmiş bir ülke olduğunu hepimiz biliyoruz. bu düzen ışıklara da yansımış. resmen küçükken oynadığımız noktaları birleştirip resim ortaya çıkarma oyunu gibi amerikanın da ışık noktalarını birleştirerek mutlu kareler oluşturabiliyoruz.
    amerika

    haritada dikkatimi en çok etrafı karanlıkken kendisi sebepsizce parlak olan noktalar çekti. bunlardan birisi de rusya'nın sibirya'daki bu parlak yuvarlak alan.
    alan
    biraz araştırınca burasının günde 442.000 varil üretim yapılan bir doğal gaz ve petrol çıkarma alanı vankor field olduğunu gördüm.
    hemen sağ üstündeki parlaklık rusyanın 177 bin nüfuslu norilsk şehri. ikisinin parlaklığını kıyaslayınca doğal gaz alanının ne kadar büyük ve parlak bir ışığı olduğu anlaşılıyor.

    daha sonra haritayı biraz uzaklaştırınca fark ettim ki bu parlak yuvarlak nokta kendisinden çok daha büyük üçgen bir alanın bir parçası. bu üçgen alan rusya'nın en çok doğal gaz rezervine ve üretimine sahip alanlarından birisi olan batı sibirya gaz sahası.
    üçgen alan
    batı sibirya gaz sahası

    rusya'da gezmeye devam ettim ve yatay doğrultuda ilerleyen bu aydınlık çizgiyi gördüm. daha sonra bunun trans sibirya demiryolu olduğunu fark ettim. tüm güzergahın aydınlanmasına sebep olmuş.
    çizgi
    demiryolu
    tren yolları sanayi devriminden sonra gelişmişliğin sembolü haline geldi.
    hepimizin bildiği onuncu yıl marşındaki demir ağlarla ördük ana yurdu kısmı da cumhuriyet döneminde örülen demir yollarına bir gönderme.

    rusyadaki gaz istasyonunun parlaklığını fark edince benzer doğrultuda haritayı gezmeye devam ettim ve ülkelerin nükleer santrallerinin etrafa yaydığı ışığa baktım. küçük santrallerin açıkçası onlardan beklemediğim kadar fazla ışık yayıyordu. bazen küçük bir kasaba bazen şehir kadar.
    burası ermenistan.
    metzamor nükleer santrali

    burası fransa. 1561 mw kapasitede

    burası da japonya
    dünyanın en güçlü santrali kashiwazaki kariwa

    haritayı ilk açtığımda fark ettiğim şey belçikanın kendisinden beklemediğim kadar parlak oluşuydu. bunun bir sebebi olduğunu düşünüp google araması yaptım ve yanılmadığımı fark ettim.
    belçikada ışık kirliliğinin büyük bir sorun olduğunu öğrendim. doğu ve güneyindeki paris ve londranın bu kadar parlak olması tahmin edilebilirdi ancak brüksel'in de az kalır bir yanı yoktu.
    bu parlaklığın sebebi ise çok ilginç. belçika yol aydınlatmasını gereksiz abartan bir ülkeymiş. 1950'li yıllarda ulaştırma bakanlığı geceleyin trafiğin dörtte üç azalmasına rağmen kazanların yarısının gece vakti olduğuna dair rapor veriyor. bunun üzerine çözüm olarak yolların aydınlatılması kararı veriliyor.
    daha sonra yeni yollar yapıldıkça sürücüler aydınlık yollardan karanlık yollara geçerken gözleri zorlanmasın diye her yeni yapılan yolda bu uygulama devam ettiriliyor ve sonunda belçika gereğinden fazla aydınlatılmış yollarla doluyor.
    new york times'ın haberine göre belçika yollarını aydınlatmak için yaklaşık 2.2 milyon ampul kullanıyor.
    belçika

    ayrıca öğrendim ki paris-londra-brüksel (bazen amsterdam) üçgenine avrupa üçgeni (european triangle) deniyor ve tur şirketleri bu adla turlar düzenliyor. (gereksiz bilgi)

    haritada ilk yaptıklarımdan birisi de tabii ki türkiye'ye bakmak oldu. istanbul bariz olarak en parlak şehir. sonra ankara ve izmir geliyor. daha sonra kayseri, konya, erzurum...
    türkiye

    dünya'nın salt olarak en parlak şehri ise bana moskova gibi geldi. şurada belli başlı şehirleri kıyasladım. moskovanın en büyük farkı parlaklığın geniş bir çevrede yayılı olması.
    şehirler

    moğolistan bilindiği gibi nüfusunun yüzde 50 kadarının tek bir şehirde olduğu sinsi bir ülke.
    ve kapkaranlık
    moğolistan

    burası da almanya. almanya bilindiği üzere tüm şehirlerinin birbirine benzer gelişmişlikte ve düzende olduğu bir ülke.
    bunun şehir ışıklarına yansıyacağını da düşündüm.

    belçikanın parlaklığının sebebine dair haber
  • teori ve kanun arasındaki farka dair:

    (bkz: #104165836)

    https://youtu.be/lqk3tkugnba
  • “alamet-i farika”nın kelime anlamı “marka” dır.
    tescilli marka, ticari marka,amblem.
    (bkz: trademark)
  • biraz kafa dağıtıp sözlüğün eski güzel günlerine dönmek iyi gelebilir.

    https://web.archive.org/…tp://sozluk.sourtimes.org/

    https://web.archive.org/ sitesindeki arama çubuğuna daha önce olan ve kapanan
    yada hala açık olan sitelerin adreslerini yazıp geriye doğru eski tarihli gezintiler yapılabiliyor:)
    herkes evde olduğuna göre zaman geçer belki.

    eski sourtimes antiksözlük görünümüne dönmek iyi geldi desem yalan olmaz.
62 entry daha