şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
33290 entry daha
  • kafka’nın değişim eserinde hayvanlaşan hayat anlayışımızı kaç kişi anlayabildi ki,
    intihar etmek için çabalarını kaçımız düşündü ki,
    yoksa hasta bir kişiliği mi okuyoruz?
    kaç kişi sanat adı altında mozart’ın sarayda kızların peşinde koşarken krala yakalanmasını biliyor ki? kız çığlıklar içinde kaçarken mozart onun peşinde koşuyordu. üstü başı dağınık, kendinden geçmiş bir halde kralı karşısında görünce susmak yerine krala şunu demişti: “ben bayağı biriyim ama yazdıklarım bayağı değildir.”
    zweig’in, tanrı’nın bileklerinden tuttum derken; “kaderime ben hakimim!” demek istediğini.
    hugo’nun kadın düşkünü olduğunu, dostoyevski’nin kumar tutkunluğunu, balzac’ın dolandırıcılığını, poe’nin ayyaş olana kadar içtiğini, “sen sarhoş mu yazıyorsun?” dedikleri zaman, kaç kişi yüzünde beliren sanat anlayışı ile yaşamının arasındaki uçuruma kendini koydu?
    tarih deliliklerle dolu, kaç kişi bu deliliklerin arasında yolculuk yapmak ister?
    “gecenin mahremiyetini yırttım!” derken rimbaud’u kaçımız anladı, verlain korkularının kendini uyutmadığını, nietzsche otel odasında kusmukları içinde ölürken yanında hiç kimsenin olmamasını, miller’in karısını sattığını bile bilmiyorsunuz belki de…
    'gorki gibi yazabilmek için on yılımı harcarım!' diyebilecek kaç deli var aramızda?
    descartes’ın aklın kuralları eserini yazdıktan sonra tebessüm içinde övünerek kahvesini yudumladığını, kendi romanında kurguladığı kişiliğe herkesten önce kendisinin inandığı gogol gibi, kaç kişi var kurgusuna güvenen?
    tarih deliliklerle dolu…
    cipolla’nın iktisat tarihine meydan okuduğunu bile unutmuşuzdur.
    ibni sina’nın “tıbbı üç kelime içine alıyorum.” dediğinde kibirli halini , batuta her gördüğü yüze inancını sorduğunu, farabi'nin mutluluk teorisini kaleme alırken mutsuz olduğunu kaçımız düşündü ki?
    düşüncelerin sakıncalı olabileceğini bile kralların savaşları kaybettiklerinde anladıklarını, kardeş kavgalarının gölgesinde suskunlukları, saray odalarında musiki yerine fransız müziğinin seslendirildiğini, kaç kişi gerçeklerin bizim düşündüğümüz gibi olmadığını biliyor ki?
    tarih deliliklerle dolu….
    sanat anlayışını hayatları ile kıyasladığınızda kaç sanatkar, kaç yazar, kaç şair, aklımızda hayal etmiş olduğumuz şekilde yaşadı ki?
    sanat delilik ister demiyorum, ama sanatkarların çoğu deli olabilir…

    (bkz: michel foucault) - deliliğin tarihi
  • global bir ufuk açma etkisi olur mu bilmem ama okumamla bireysel anlamda epey şaşırtan bir şeyden bahsedeceğim.

    kar fobisi diye bir şey varmış! hayatında ilk kez 17 yaşında kar görmüş bir akdenizli olarak yıllardır konu kara geldikçe içimi kaplayan huzursuzluğun bir anlamı varmış. kar romantizmi sevenlere anlatamadığım korku, şimdi ne yapacağız tedirginliği, “nolur hava 40 derece olsun” dileği, dışarı çıkmama isteği gayet de anlamlıymış.
    --- spoiler ---

    chionophobia veya yoğun kar korkusu, doğal ortam fobisi olarak kategorize edilen bir tür fobidir. doğal ortam fobileri, gök gürültüsü korkusu (astrofobi), rüzgar korkusu (ankrafofobi) ve kar korkusu (chionofobi) gibi hava durumuna bağlı diğer fobilerini içerir.
    --- spoiler ---
  • bendeniz ifadesi günümüzde ben / şahsım olarak kullanılsa da, bendeniz den gelmektedir.

    bende farsça'da kul, köle demektir.

    bendeniz yani kulunuz, köleniz diyerek karşı tarafa kibarlık etmiş olursunuz
  • kars sarıkamış kurtları belgeseli izliyordum, eleman, normalde dedi, kurtlar kışın kilo alırlar, çünkü av bolluğu vardır, bereketlidir; ama türkiye'de maalesef zayıflıyorlar dedi, çünkü av o kadar yokmuş bizim topraklarda, kurtlar da bu yüzden, tavşan, ondan sonra es kaza köylülerin ölmüş evcil sığırlarını fln yiyorlarmış, ufkum şu noktada iki katına çıktı: güzel ülkemde, kurtlar için bile coğrafya kadermiş demek ki!
  • kintsugi, kırılmış bir eşyayı altın tozu ile onararak tamir etme sanatıdır.

    kırık bölümleri altınla daha da belirginleştirerek yarayı tekrar hatırlatmayı amaçlar çünkü yaralar değerlidir. eşyanın tabiatında kırılma olduğunu, bunun o eşyayı daha değerli kılabileceğini çünkü orada yaşanmışlığın izlerinin bulunduğunu düşündürür. insana dair çok şey söyler bu felsefe; acı çekmiş, kırılmış, hatalar yapmış insanlar aslında değer kaybetmez, kazanır. çünkü bundan bir anlam çıkarmış, olgunlaşmış olarak yoluna devam etme şansına sahip olur. nasıl ki eşyayı değerli kılan 'yeni' olması değilse bireyi değerli kılan da 'yarasız' olması değildir, yaşanmışlığıdır. yaşamaya dair hikâyelerimizi buluruz orada. 'yara izi' hediyedir. onarma yeteneğimizi keşfetmemize imkân sağlar. 'yara izi' bizi güçlü kılar. o yara tam olarak benliğimizdir. eşya bahanedir.

    terapi odasında iyileşen ilişkiler - bahar tezcan
  • şimdi yazacağım şey aslında sözlükte var. ama burda yok. neyse.

    russell crove 82'de i just wanna be like marlon brando adında bir single çıkartmış. pek bilinmez. ben de yeni öğrendim. başlığı bile yok. sesi falan hiç benzemiyor. country benzeri bir şey.

    ve yıllar sonra man of steel filminde jor-el oldu bildiğimiz gibi. daha önceyse superman filminde (1978) marlon brando jor-el olmuştu. yani şarkısında dediği şey bir bakıma gerçekleşmiş oldu.
  • karatavuk-zeytin ilişkisi:
    doğada zeytin meyvelerini en çok sevenlerden biri karatavuk (turdus merula) adı verilen küçük siyah renkli kuşlardır. 24-25 cm boyunda ve simsiyah tüylerle kaplı olan ve gagaları sarı- kavuniçi renkli olan bu sevimli kuşlar zeytin meyvelerini çok severler. bu meyveleri bir çırpıda yutan bu kuşlar kursaklarında zeytinin etli kısımlarını sindirirler. ancak, onlar da bizim gibi odunsu yapıda olan zeytin çekirdeklerini sindiremezler ve dışkılama yoluyla sindiremedikleri çekirdekleri dışarıya atarlar. işte sadece bu karatavukların kursağından geçmiş olan zeytin çekirdekleri toprağa düştüğünde çimlenebilir. çünkü karatavuk kursağındaki küçük taşlarla ve sahip olduğu kuvvetli asitlerle zeytin çekirdeklerinin odunsu kabuğu, sindirim sırasında incelir ve yumuşar. bu yüzden de karatavuklar tarafından kabukları inceltilmiş ve yumuşatılmış çekirdekler toprağa düştüğünde çimlenebilir.
  • true detective dizisinin birinci sezonunda rusty cohle'un sorgu sırasında bira içmeden konuşmam diye tutturması, söylediklerinin aleyhinde kullanılmasın diye alkollü hale gelmek içinmiş.
95 entry daha