şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • atatürk' ü nobel barış ödülüne aday gösteren ülke ,sürekli denize dökme esprisi yaptıgımız, yunanistan'dır.
  • (bkz: #106771659)

    (bkz: ekşi şeyler) sitesine de konuk olan üstteki entryi ilk okuduğumda "bu olay ne kadar doğru olabilirki.. 10 yaşında bir çocuğu kim ciddiye alır" diyerek araştırmaya başladım çünkü 10 yaşındaki bir çocuğun plajda oradan oraya koşarak tek başına herkesi kurtarması bana pek mantıklı gelmedi.. işin aslını biraz araştırınca üstteki entryde yazılı olanların kısmen doğru olduğunu, küçük kızın gerçekten de tsunaminin belirtilerini bildiğini ama kurtarma olayının farklı bir şekilde gerçekleştiğini küçük kızın annesinin verdiği röportajda okudum..

    şöyleki, anne baba ve iki kardeş ilgili adaya tatile gelmişler, plajda takılıyorlar.. derken suların çekildiğini farkeden 10 yaşındaki "tilly smith" daha önce coğrafya dersinde hocasının anlattıklarını hatırlıyor ve bu olayı annesine söylüyor.. tabiki annesi inanmıyor.. babasına söylüyor o da inanmıyor.. tilly smith ısrarla tsunamiden bahsediyor korkuyor ve otele dönmek istiyor veee anne baba yine umursamıyor..

    bu esnada devreye 4 yaşındaki küçük kız kardeşi giriyor ve ablasının huzursuzluğundan dolayı panik oluyor ağlamaya başlıyor ve o da otele dönmek istiyor.. iki çocuğun aynı anda ağlamasından dolayı anne baba çevredekileri daha fazla rahatsız etmemek için otele dönmeye karar veriyor..

    otelin girişinde otel müdürüne denk geliyorlar, o da her şeyin yolunda olup olmadığını soruyor.. kızın babası durumu anlatıyor.. vee otel müdürü bu olayı ciddiye alıyor çünkü kendisi bir japon ve tsunaminin ne olduğunu belirtilerinin neler olduğunu en iyi bilen ülkenin vatandaşı malum..

    japon müdürümüz güvenlik görevlilerini de yanına alarak adada tsunami alarmı veriyor ve insanların plajı kısa sürede boşaltmalarını sağlıyor.. tabi sonrasında beklenen dev dalga geliyor ve kimse ölmüyor.. bu olaydan sonra da küçük kızı adada kahraman ilan ediyorlar..

    demekki neymiş 10 yaşında küçük bir çocuk sahilde oradan oraya koşarak kimseyi kurtarmamış, zaten buna imkan da yok çünkü anne babası dahil kimseyi inandıramazsın buna.. ama otelin müdürünün bunu gerçekleştirme gücü ve yetkisi tabiki var.. sonuçta küçük kız her şeye rağmen plajdaki insanları kurtarmış sayılır..
  • https://www.psychologytoday.com/…-hide-fight-debate

    "kaç, saklan, dövüş." tartışmasının arkasındaki gerçeğe dair şu deneme:
  • evde muhallebi, krema, puding gibi tatlılar yapıyorsanız içine koyacağınız unu bir yerde ısıtıp koyarsanız tatlınız un kokmayacaktır.
    unu yakmadan sadece ısıtacağız, 20-30 saniye yeter.
  • 6-

    iki benzer ülke ve iki ülkenin 10 sene içindeki değişimi

    vietnam - türkiye

    vietnam nüfüsu 95,54
    türkiye 83.15

    2018 yılında türkiye
    kanada merkezli visual capitalist şirketi tarafından banka hesabı, gayrimenkul, hisse senedi ve iş bağlantıları gibi bireysel varlıklar baz alınarak oluşturulan “varlık piyasaları” araştırmasına göte türkiye'nin varlık piyasalarındaki kaybı yüzde 23'le rekor düzeye ulaştı. dünya ikincisi oldu. birinci venezuela yüzde 25

    vietnam 2018 yılında yüzde
    7.8 büyüdü. 2018 yılına ait varlık piyasalarındaki kayıp oranı ile ilgili bilgi yok.
    ama 10 yıllık süre ile ilgili bilgi var.
    2008 - 2018 yılları arasında varlık piyasasındaki büyüme
    vietnam yüzde 94,(dünya dördüncüsü)
    türk halkının serveti 2008-2018 yılları arasında yüzde 11 eridi.

    bir zamanlar güney kore ile şöyle denktik adamlar aldı başını gitti diyoruz ya, aynı şeyi vietnam içinde söyleyeceğiz.

    ülkelerin yıllara göre ihracat rakamları
    vietnam 2002 yılında 16 milyar dolar (türkiye 35 milyar dolar
    2008 yılında 62 milyar dolar (türkiye 132)
    2014 yılında 150 milyar dolar (türkiye 154 milyar dolar
    2019 de 274 milyar dolara
    bunun 60 milyar doları ab ülkelerine
    2019 türkiye 171 milyar dolar
    yaklaşık 90 milyar doları ab ülkelerine

    yani biz ihracatta yerimizde sayarken ismi anıldığında savaş ve sefalet gelen ülke arkadan gelip bize fark atmış durumda. yazık gelişsin ne güzel diyeceğiz? evet bende severim çekik gözlü kardeşlerimizi ama bu yıldan itibaren onların gelişmesi bizi geriletecek.
    bu yıl içinde vietnam avrupa birliği ile yeni serbest ticaret anlaşması imzaladı. şuana kadar çin ve abd gibi bizim için görece önemli olmayan pazarlara ağırlıklı olarak ürün satan(onlarlada serbest ticaret anlaşmaları var) vietnam yeni anlaşma ile ab ye olan ihracatını katlayarak artıracak. gümrüksüz ihracat yapabilecek. ve malesef ihraç ürünleri neredeyse bizimle aynı. 3 sene sonra bu mesajı edt lediğimde vietnam ab ye 120 milyar dolar ihracat yapıyor derken malesef biz iyi ihtimalle yerimizde saymış olacağız.
    vietnamın ab ile yaptığı anlaşma bize yılda en az 10 milyar dolarlık bir pazar kaybettirecek. biz hala tansu çiller döneminde yapılmış gümrük birliği ile yetinmeye çalışıyoruz.

    zaten 2 ülkenin benzer nüfüs özelliklerine sahiplen türkiye avantajlı başladığı (iki katı ihracat yapıyorken) yarışta hızla geriye gidiyor oluşu 10 yılda 2 kat fazla iken neredeyse yarısı kadar ihracat yapabiliyor oluşumuz türkiye nin dış dünya ile entegrasyonu her geçen gün azalıp içine kapanırken vietnam ın dış dünyaya hızla entegre olmasından kaynaklanıyor.

    bir ülkenin zenginleşmesi için 2 yol var.
    ya bir yer altı zenginliğiniz olacak
    ya da ticaret yapacaksınız.

    ticaret yapabilmenin yolu çok sayıda efelendiğin düşmana değil çok sayıda müttefik ve iş ortaklığa ihtiyacın olduğunun farkında olmaktır.

    biz son 10 senede bunu yapamadık.
  • pek çok kişi uykunun yani bilinci yitirmenin, ölümün bir fragmanı olduğunu söylüyor. yunan mitolojisinde thanatos ve hypnos’un yani ölüm ve uyku tanrılarının ikiz kardeş olduğunu duymuş muydunuz?
    ( günü birlik hayatlar, irvin david yalom)
  • gelin sizlere 19 yüzyıl ayakkabıcılarının dillere destan siyasallıklarından bahsedeyim. eric hobsbawm'ın "sıra dışı insanlar*" isimli kitabında okuduğum bir makalenin özetini yapmaya çalışacağım. kitap yordam kitaptan 2010 yılında çıkmış. kitabın 3. makalesinin ismi "siyasallaşan ayakkabılar". makalede verilen bütün bilgiler kaynaklarıyla sunulmuş olmasına karşın ben kaynakları buraya aktaramıyorum.

    19. yüzyıl boyunca almanya'da, ingiltere'de, fransa'da, italya'da, hatta brezilya'da ve baltık ülkelerinde her türlü kitlesel hak mücadelesinde öne çıkan bir meslek grubu var. ayakkabıcılar. kendileri sıradan insanın sözcüleri olarak öne çıkmanın yanında kendi meslekleriyle ilgili olsun olmasın, siyasal hareketler içinde militanlıklarıyla da biliniyorlar.

    ayakkabıcılar ilk sendikalaşan meslek gruplarının başında geliyor. fransa, ingiltere ve isviçre'de ulusal çapta örgütlüler. arjantin'de marangozlarla birlikte işçi federasyonunun ilk üyeleri oldular. bastille'in alınması sırasında tutuklananlar arasında en kalabalık grup ayakkabıcılardı. örgütlü oldukları her yerde fırsat buldukça greve gidiyorlardı.

    1848 nisanında almanya'da gerçekleşen konstanz isyanında en önde ayakkabıcılar vardı. brezilyada kayıtlara geçmiş ilk anarşist 1897 yılında italyan bir ayakkabıcıydı. yine brezilyada birinci işçi kongresine katıldığını bildiren tek meslek örgütü yine ayakkabıcılardı. fransa'da 1792, 1851 isyanları ve 1871 paris komünü'nde en kalabalık ve sonralarında en fazla cezalandırılan kitle yine ayakkabıcılar oldu.

    ö günlerden günümüze gelen bir "çizmeyi aşmak" deyimi var. ben türkçede de var diye hatırlıyorum. ayakkabıcıların meslekleri dışındaki olaylara ilgilerine iğnelemeyle "herkes kendi işine baksın, haddini aşmasın" gibi bir anlamı var. yine dönemin ingiltere'sinden "vaaz veren ayakkabıcı kötü kundura yapar" diye bir deyimin çıktığı da not edilmiş. gorki'nin "pek çok ayakkabıcı gibi, bir kitabın büyüsüne kolaylıkla kapılıyordu" diye bir cümlesi bulunuyor. bunun gibi 19 yüzyıl edebiyatında onlarca ayakkabıcı karakteri bulunmaktaymış. çoğu aksilik, boyun eğmezlik, isyana yatkınlık temalarında okuyucunun karşısına çıkıyor.

    tabii bütün bu kanıtların ardından şu soru insanın aklına geliyor: bu denli köktenci siyasallık zanaatin özellikleriyle ne kadar bağlantılı?

    hobsbawm tam olarak bir yanıt veremese de mesleğin ilgili olabilecek çeşitli özelliklerini sıralıyor.

    öncelikle ayakkabıcılık oldukça düşük maliyetle devam ettirilebilen bir meslek tipi. o dönemde makineleşme henüz bu zanaate uğramadığından pahalı makine yatırımları gerektirmiyor. mesela bu açıdan tekstilden ayrılıyor. yine makineleşmenin olmaması mesleği icra eden çok fazla insan olması anlamına geliyor. herkesin ayakkabıya ihtiyacı var sonuçta. böylece kalabalık bir usta, çırak ve kalfa topluluğu oluşuyor.

    büyük oranda oturarak yapılan, müşteriyle sohbete olanak sağlayan bir meslek. aynı bizim berberler gibi işte. ayakkabıcılar bir yandan soyluların ayakkabıları işlerini alabiliyorken bir yandan köylere ayakkabı tamirine de gidebiliyorlar. bu da sınıfsal mekanlar arasında mobilizasyonlarına olanak sağlıyor.

    oldukça fakir, çok düşük ücrete çalışan ayakkabıcılar o kadar yaygın bir kitle ki bir çok ülkede en geniş işçi kitlesini oluşturuyorlar. hamburg civarından çıkmış, artık yiyeceklerden yapılan "ayakkabıcı turtası" isimli bir yemek mevcutmuş örneğin. ayrıca yukarıda bahsettiğim çırak ve kalfaların büyük çoğunluğu ustaların yanında geçici çalışıyor, mesleği öğrendikten sonra dükkandan ayrılıyor. çünkü iş yok. ve etrafta "gezici ayakkabıcı"lar türemeye başlıyor. bu denli yaygınlıkları dolayısıyla aralarında bir iletişim başlıyor, bir adım sonrasında onların takıldığı kahveler, kulüpler ortaya çıkıyor ve nihayetinde sendikalar kurmaya başlıyorlar.

    mesleğin yaygın bir başka özelliği ise okur yazarlıkları. nasıl olduğunu anlamadığım tam bir şekilde* köylerdeki gayri resmi evrak memurlar, arzuhalciler, yoksulların entelektüelleri olarak biliniyorlar. bu ün de mesleğe bir kimlik kazandırıyor.

    sonuçta ayakkabıcıların mesleklerine entelektüel imajı yerleşiyor. başka pek çok mesleğin öne çıkanları "okuyan adam" olarak soyutlanıp ayrıksılaşırken ayakkabıcılar bu özellikleri üstüne giyiyor.

    hobsbawm'a ait bir iki cümleyle özetlersem:
    "hepsini ötesinde, bu dönemin yaptığı, siyasal köktenciliğin hem alet kutusunu, hem de düşünceler, talepler ve programlar dağarcığını genişletmekti. seküler, demokratik, jakoben, cumhuriyetçi, kilise karşıtı, kooperatif, sosyalist, komünist, anarşist ideolojiler gibi toplumsal ve siyasal eleştiriler çoğalarak ya heteredoks dini ideolojilere eklendi ya da bunların yerine geçti. ancak tümü de ayakkabıcının eski ya da yeni deneyimine sesleniyordu. emekçi aydının yazdıklarına daha geniş bir ufuk sağlayan gazeteler ve bildiriler ayakkabıcının dükkanında tartışılıyordu. felsefeye eğilimli, toplumsal ya da dinsel inançlara karşıt ayakkabıcı, köktenci bir siyasal ayakkabıcıya dönüştü. protesto ve toplumsal kurtuluş hareketlerinin belirmesi, dünyanın girişilen, başarılan ve beklenen büyük devrimlerle altüst olması, köylerde ve kentlerde onu dinlemeye, belki de ardı sıra gelmeye hazır, hızla büyüyen bir kitle sağladı. amerikan devrimleriyle başlayan yüzyılın, ayakkabıcı köktenciliğinin altın çağı olduğuna kuşku yoktur.

    ...

    sıradan insanın ürettiği siyasette önemli bir olgu olmayı sürdürsün ya da sürdürmesin, onlar iyi hizmet etmişlerdir. kolektif bir biçimde ve şaşırtıcı ölçüde çok sayıda bireyle tarihe damgasını vurmuşlardır."

    yazıyı alman komünist partisinin büyük propagandacısı, ayakkabıcı willi münzenberg'i anarak bitireyim. sıra dışı insanlar kitabını herkesin okumasını öneririm. bitti. bye.
  • beyninizde sağ ve sol hipokampüsünüz olmazsa 20 yıl öncesini hatırlayabilirsiniz ama bugünü hatırlayamazsınız..
  • bir varil petrol ile yapılabilecek çok şey olması.
    petrolün kimyasal özelliğine bağlı olarak değişmekle birlikte 1 varil petrolden ortalama
    %3 asfalt,
    %4 sıvılaştırılmış petrol gazı (lpg),
    %10 uçak yakıtı,
    %23 mazot ve kalorifer yakıtı,
    %47 benzin ve %18 yan ürün elde edilmektedir.

    bu ürünlerden ise ortalama bir araba için 450 km gidebilecek yeterli benzin, büyük bir kamyonu 65 km götürecek mazot, kalan kısmı ile 70 kwh elektrik, 1.8 kg kömür, 3.8 lt zift, 12 küçük mutfak tüpü dolduracak kadar propane, 0.95 lt motor yağı, 170 doğum günü mumu ya da 27 pastel kalem yapmaya yetecek parafin üretilebilmektedir. bunlar üretildikten sonra geriye kalan petrokimyasallar ile 39 polyester tişört, 540 diş fırçası ve 1244 adet değişik plastik araç gereç üretilebilmektedir.

    kaynak

hesabın var mı? giriş yap