şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
  • hem sivil havacılık odaklı olarak, hem de savunma sanayi aviyonik ekipmanları için aranan ve de tercih edilen kılavuzlar haline gelen;
    "do-254 ve do-178" sertifikasyonları hakkında detaylı bilgi almak isteyen saygıdeğer sözlük okurlarımız ve sözlük yazarlarımız için:
    • (bkz: do 178b/@bu alemi bilmeyen imparator olamaz)

    • (bkz: arp4754a/@bu alemi bilmeyen imparator olamaz)

    • (bkz: do 254/@bu alemi bilmeyen imparator olamaz)
  • çakmaktaşların yaşadığı şehrin ismi bedrock yani tarih öncesi çağlardaki yeryüzü katmanı.
    günümüzde erozyondan dolayı bu katmanın üstünde 5 katman daha var.
    bedrock denen katman amerika'da 66 milyon ile 4 milyar yıl kadar eski.
    buradan çakmaktaşların iyi kötü hangi tarihte kurgulandığını anlıyoruz.
  • o yaz ve güller ve dudaklar gibi leziz romantik şarkının söz yazarı ve bestecisi bora ayanoğlu'nun, aynı zamanda alpay'ın fabrika kızı ve türk filmlerinin acıklı şarkısı yunus'un da bestecisi olması yetmezmiş gibi, neredesin firuze filminin hödük karakteri laz tayyar'ı canlandırmış olması.
  • nöroplastisitenin son keşfine göre, öğrendiğimiz bilgiler, yaşadığımız olaylar, işlediğimiz anılar ve hatta uyurken gördüğümüz rüyalar sonucunda beyinde nöronların değiştiği tespit edilmiş. deneyimlerimizden ve her şeyden önce hatalarımızdan öğrenme yeteneğimiz sayesinde ve öğrendiklerimizi hatırlayabileceğimiz, farklı özel hafıza biçimlerine sahip olduğumuz için, düşünme tarzımızı ve dolayısıyla davranışımızı değiştiririz. bu, bizi belirli bir şekilde düşünmeye ve dolayısıyla hem bilginin hem de deneyimin sonucu olan belirli seçimleri uygulamaya götüren "biyolojik mekanizma" olarak bilinir. bu nedenle, rasyonel olarak, dünyanın gördüğümüz ve gözlemlediğimiz, akla uygun niteliği değil, ona vermek istediğimiz anlamı üstlendiğini varsayabiliriz.

    bilim insanlarına göre, pratikte iki beyin ile doğarız (bunu sağ-sol yarımküre olarak yorumlayabilirsiniz); biri, doğumdan beri sabitlenmiş, deterministik beyin ve diğeri, daha önce var olmayan devrelerle gerçek sinapslar üreten deneyimlerin bir sonucu olarak değişen plastik beyin. beyin, bedensel duyumlara yanıt olarak, bunlara karşılık gelen kimyasal habercileri üreten düşünceler üretir ve bunun sonucunda nasıl hissettiğimizi düşünmeye başlarız. koşullar, sürekli bir biyolojik geri bildirimde, sırayla zihne damgalanan hisler yaratır; deneyimleri takiben zihnin edinimlerinde bir dönüşüm vardır; bu, yeni doğan bir bebeğin işini ilk adımlarda kolaylaştıran damgalama veya doğal determinizmin bir parçası olmasının yanında, çocuklukta birkaç yıl süren içgüdüsel yöndür ve daha sonra, çevre gibi diğer faktörler, başka pek çok etkisinin yanı sıra, zihnin gelişimine de katkı yapan müdahalelerde bulunur. daha önce var olmayan devrelerle gerçek sinapsları oluşturan deneyimler ve dolayısıyla sosyal temaslar, sürekli biyolojik geri bildirimde, zihinde damgalanmıştır. sonunda bu döngü, duygu ve davranışımızın genel doğasını belirleyen belirli bir varoluş durumu yaratır. yeni devreler kullandığımızda, yeni dizilere göre aktive olan beynin sinir ağını değiştirirler.

    yukarıdaki teoriyi doğrulayan, yani içgüdüsel olarak canlıların neredeyse tamamında doğuştan var olan yerleşik bir hafıza sistemine dair, yine bilim insanlarının “platyhelminthesler” üzerinde yaptıkları bir deneyde, platyhelmintheslerin, başı kesildikten sonra bile büyümeye devam etmesinin yanı sıra, daha önce birçok kez yol aldıkları bir labirent sistemine dair, eski anılarını da unutmadığı keşfedilmiş. daha da ilginç olanı, beslenmeleri için labirente konulan kesilmiş solucan parçaları ile beslendiklerinde, yedikleri solucanların anılarını alarak, bunları, labirentte gezinmelerine yardımcı olacak şekilde sentezleyebiliyorlarmış. bunun nedeni, iki taraflı simetrik ve ayırt edici olan baş ve kuyruk yapısına sahip olmalarıdır. yani insanlarda ve diğer canlılarda olduğu gibi, bilinçli ve bilinçsiz zihin yapıları, bizlerdeki gibi, ortak bir alanda muhafaza edilmiyor. bir platyhelminthes olsa idik, anılarımızı ilk günkü gibi canlı tutabilir, hafızamızı durmadan yenileyebilirdik, ancak insanlar olarak gittikçe hafızamız ile ilgili problemler yaşarız. bunun nedeni, muazzam esnekliğine rağmen zamanla dejenerasyona maruz kalan sinir sisteminin devamlılığı sorunudur. beynimiz, hangi bilgilerin saklanacağına karar vermek için birkaç otomatik mekanizma kullanır. diğer her şey doğal olarak kaybolur.

    milyonlarca yıllık evrimle gelişen beynin temel çalışma ilkesi, uzun vadeli hayatta kalmak için, gelecekte faydalı olabilecek her şeyi hatırlamaktır. belli bir bilginin gelecekteki yararlılığını tahmin etmek imkânsız olduğundan, beyin, bin yıl boyunca mükemmelleştirilmiş bir dizi nörolojik süreci kullanır. ancak bu konuda araştırmalar yetersiz olduğundan, beyin ve bellek, nörolojinin en büyüleyici alt alanlarından biri olagelmiş olup bellek çalışmaları da henüz emekleme aşamasındadır.

    bu bağlamda en önemli sorunlardan biri de, anıların nöronlar tarafından nasıl kodlandığıdır. bugün bile buna dair yaklaşım ve modeller hâlâ ilkel düzeyde olsa da, şunu biliyoruz ki farklı düşünce veya algılardan sorumlu olan farklı nöron grupları söz konusu. şimdilik en isabetli bilimsel tanımıyla anı, belirli bir nöron grubunun, bu grup bünyesinde, bazı nöronlar arasındaki bağlantıların gücünde meydana gelen kalıcı değişimler yoluyla aktif hâle gelmesidir. belirli bir nöron kombinasyonunun diğer nöron kombinasyonlarına göre yeniden etkinleştirilmesinde, beyin hücreleri arasındaki bağlantıların gücündeki kalıcı değişiklikler etkili olur. bu bağlantılar, geçmişte ne zaman ve ne sıklıkta etkinleştirildiklerine bağlı olarak, daha güçlü veya daha zayıf kurulabilir. aktif bağlantılar güçlenme eğilimindeyken kullanılmayanlar zayıflar ve sonunda tamamen ortadan kalkabilir.

    ***

    bununla birlikte, bazı bilim insanları, anıların yalnızca geçici olarak hipokampus tarafından tutulduğuna ve daha sonra uyku sırasında meydana gelen ve "hafıza konsolidasyonu" adı verilen bir süreçle yeniden kodlanıp beynin geri kalanına dağıtıldığına inanıyorlar. uzun süreli hatıraların milyarlarca sinaps boyunca yapılandırıldığı ve temsil edildiği kesin yol, yoğun araştırma konusu ve sinirbilimin en büyük gizemlerinden biri olmaya devam etmektedir.

    *eski roma’dan bu yana loci yöntemi adı verilen bir teknik ile hatırlanması gereken unsurları belirli fiziksel yerlerle ilişkilendirdiğimizde, unutmanın mümkün olmadığı gibi, neredeyse hafızaya yerleştirilen şeyi sırasıyla hatırlamak da mümkün kılınabilir. şöyle ki okuduğunuz herhangi bir şeyi ezberlemekte zorluk yaşıyorsanız bir şarkı icat edin ve zihinsel bir kalıp oluşturun.

    *üzerinde çalıştığımız herhangi bir şey sırasında müzik dinleyerek konsantrasyon sağlayabiliriz. müzik dinlediğimizde, düşüncelerimiz (birkaç dakika için) paralize olur, çünkü beynin sürüngen kısmı (hipotalamus) sesten etkilenir; ses titreşimleri, bizim bilgimiz olmadan "bilinç durumumuzu" değiştirirler.
    bu nedenle müzik, zihni "temizleme" yeteneğine sahiptir; dinlediğimiz şarkı devam ettiği sürece gerçek bir "zihinsel yıkanma" meydana gelir.

    *richard feynman'ın çalışma tekniği olan, önceki iki noktanın bir kombinasyonunu kullanabilirsiniz. nesnelerin bir listesini öğreniyorsanız, onu önceki noktalarla ezberlemeye çalışın (bir şarkı icat edin, zihinsel bir kalıp oluşturun), ama sonra tekrar etmeye çalışın, birkaç aile üyesinden tüm listeyle sizi şaşırtmasını isteyebilirsiniz.

    *çalışırken kendinizi diğer her şeyden, özellikle seslerden ve gürültülerden izole etmeniz gerekiyor ise benim deneyimime göre, o şeyi hafızanızda tutmanıza yardımcı olacak şey, nesne ya da sözcüğe bir duygu vermektir. hafızaya gerçekten yardımcı olan şey, duygulardır. eğer bir şey sizi ilgilendiriyorsa veya güçlü duygularla ilişkilendiriliyorsa çok kolay bir şekilde ezberlenebilir.

    *çalışmaya nereden başlayacağınız çok önemlidir. örneğin bir metnin başı ve sonunu hafızada tutmak kolaydır, çünkü şimdiye en yakın olanlar onlardır. ortada kalan kısımlar ise unutulmaya müsaittir. bu nedenle birçok sunum, ana noktaların bir özeti ile başlar ve biter. bu sebeple herhangi bir metnin gelişme kısmını daha iyi anlamak için, onu yeni bir metin olarak birkaç dakikanın ardından okumak gerekir.

    *olağandışı her şey göze çarpar. bu, muazzam bir tesadüf veya beklenmedik bir şeye yol açan bir olayı içerir. bir öğretmen, öğrencilerden ne olacağını tahmin etmelerini ister ve ardından bunun tersinin olduğunu gösterir. sürpriz deneyimi yaratmak, hafızayı geliştirir. birini aramayı düşünüyorsanız telefon çalar (bkz: bilinçsiz algılama) ve o kişiyse, bu gerçeği uzun süre hatırlayacaksınız demektir, çünkü bu sıradışı bir tesadüftür. telefon çalmadan aramayı düşündüğünüz kişiyi ise her zaman unuttuğumuz için, tesadüfün özel olduğuna dair bu yanlış izlenimle baş başa kalırız.
  • (bkz: sma tip 1 hastasi ada'ya umut ol kampanyasi)

    roma imparatorluğu'nun m.s 193 yılında yaklaşık 4.010.000.000 (4 milyar) pound'a satın alınma hikayesi kuşkusuz imparatorluktaki en uğursuz gün olabilir.

    m.s 193 yılının ilk gününde, roma senatosuna concordia tapınağı'nın önünde yeni imparatoru seçmek üzere toplanması amacıyla çağrı yapıldı. sabahın soğuğunda toplanan senato üyeleri yine imparator commodus'un aşağılamalarına ve kötü sözlerine maruz kalacaklarını düşünüyorlardı. hatta söylentiye göre commodus, geceyi bir gladyatör okulunda geçirmişti ve yılın ilk gününde ölümüne sevinen tüm konsülleri öldürecekti. ancak beklenen olmadı. senato gergin bekleyişin ardından commodus'un öldüğüne inandı ve bu gergin bekleyiş yerini derin bir sevince bıraktı.

    ancak commodus'un öldüğü düşüncesine alışamadılar. korku ve şaşkınlıklarına sevincin de eşlik etmesiyle beraber yeni imparator seçimi için publius helvius pertinax'ı önerdiler. pertinax, soğukkanlılıkla bu öneriyi ilk başta reddetti ve kendisinden daha değerli ve önemli senato üyelerini yerine önerdi. ancak senatonun kararı kesindi ve pertinax, oy birliğiyle roma imparatorluğu'nun yeni imparatoru olmuştu.

    pertinax, yapmış olduğu bir çok askeri görevin yanı sıra, moesia, dacia, suriye ve son olarak da ingiltere'de valilik yapmıştı. tahta çıktığında imparatorluğun kasası tam takır kuru bakırdı. 13 sene önce ölen marcus aurelius'un anıları taze ve yaptıkları hala unutulmamıştı. bu yüzden işe erdem göstermekle başladı. karısı augusta için imparatoriçe ve oğlu için ceaser ünvanını almadı.

    tahta geçtikten sonra ilk icraati saray içerisindeki altın, gümüş gibi eşyaları satmak; commodus'un her ırktan getirdiği dünyanın en güzel 300 kız ve oğlanını (annesinden ve babasından zorla alıkoyulanlar hariç) köle olarak açık arttırmayla elden çıkartmak ve ihtişamı olabildiğince azaltmak oldu. commodus zamanında açılmış olan yaraları sarmak için elinden geleni yaptı. commodus'un imparatorluğun bir ucuna sürdüğü düşünce adamlarını, sanatçıları, kökeni cumhuriyet zamanına dayanan önemli devlet adamlarını tekrar roma'ya çağırdı. commodus'un katlettiği bir çok senatör için anma törenleri düzenledi. halkın hububat sorununu çözebilmek için yeni düzenlemeler koydu.

    commodus'un jurnalcileri herhangi bir senatörü, düşünce adamını ya da vatandaşı "kanıt olmadan" suçlayıp, yüklü paralar alıyordu. jurnalcileri tek tek tespit etti ancak intikam alma yoluna gitmedi. sözü adalete ve yasaya bıraktı. şüphesiz ki commodus en büyük darbeyi imparatorluğun adalet sistemine vurmuştu. "zulm ile büyük paralar elde etmek yerine, fakir bir cumhuriyeti adaletle yönetmeyi" istediğini açıkça belirtti.

    sarayın giderlerini yarı yarıya azalttı. imparatorluk için çalışan vatandaşın parasını ödemeye çalıştı. ödeyemese bile, işlemesi için işlenmemiş topraklar bağışladı ve bu topraklardan 10 yıl boyunca vergi alınmayacağını vaaddetti. 13 yıl boyunca zulm edilen halkın vergi yükümlülüğünü azalttı.

    ancak bu iyileştirmelerden rahatsız olan bi güruh vardı, onlar praetorianlar idi. praetorian muhafızları imparatoru başkentte koruyan ve imparatora yakın duran askeri birlikti. kökeni augustus'a dayanmaktadır. o dönem praetorian muhafız sayısı yaklaşık 10.000'e yakındı. bu muhafızlar romalı değillerdi. imparatorluğun en uçlarından getirilmiş barbarlardan oluşuyorlardı. yeminleri imparatoru kanlarının son damlasına kadar korumaktı. commodus zamanında praetorian muhafızları para yedikçe yediler, halka zulm ettiler, tiyatrolara ve hamamlara çöktüler. pertinax, imparator olduğu zaman vaaddettiği imparatorluk bahşişini ödemeye çalışıyor ancak başarısız oluyordu.

    yine çıkarı törpülenen bazı isimlerin de kışkırtmasıyla 300'e yakın pretoryan muhafızı 28 mart 193 günü saray kapısına dayandı. saray kapısını zorlanmadan açtırdılar. *

    imparatora "kaçın, geliyorlar" denilmesine rağmen, pertinax kaçmadı ve konuşmak istedi. pertinax'ı kanlı canlı karşısında göre askerler afalladılar ve şaşırdılar. pertinax, muhafızlara ettikleri yemini hatırlattı. askerler yatışmıştı ki bir köleden bozma muhafız, pertinax'ı kılıcıyla ölümcül yaraladı. askerler heyecanla pertinax'ın kafasını, vücudundan ayırdılar ve bir mızrağa sapladılar. sarayın dışına çıkıp imparatorun öldüğünü halka bildirdiler. kalabalık toplandı, muhafızlar saraya yığıldılar.

    halk nefretle katillere bakarken mızrağın ucunda pertinax'ın kafasını sallayan bir muhafız "roma imparatorluğu"nu açık arttırmaya çıkarttığını açıkladı. en çok bahşişi verenin imparator olacağını haykırdı ve zenginlere imparatoluk için gelecek olan fiyatı beklediğini söyledi.

    marcus aurelius ile altın çağı'nı yaşayan roma imparatorluğu sadece 13 senenin sonunda en uğursuz gününü yaşamış, açık arttırmayla bir fahişe gibi satılığa çıkartılmıştı. erdemli bir imparator, gözler önünde katledilmiş ve imparatorluk en fazla parayı sayan tüccar didius julianusa satılmıştı.

    julianus, her asker başına 25.000 sestertius önerdi. (en yakın rakibinden 5.000 sestertius daha fazla) bu fiyat başkentte yaklaşık 10.000 proteryan muhafızı için kişi başı için geçerliydi. bu ücret edward gibbon'ın roma imparatorluğu'nun gerileyiş ve çöküş tarihi kitabında asker başı 4600 pound olarak hesaplanmış ve 1776 yılına göre pound'un alım gücü için, 1 sesterius'un yaklaşık 5.4 pound olduğunu hesaplayabiliyoruz. günümüze göre uyarlandığında taht için ödenilen miktarın bugün 4.010.000.000 pound olduğunu görebiliyoruz.

    bu uğursuz günün ardından roma imparatorluğu bitmeyecek bir iç savaşa sürüklendi ve çöküşü hızlandı. imparatorluğun şerefinin ayakların altına alındığı bu günde tahtı satın alan didius julianus'un kellesi için üç büyük general roma'ya yürüdü. imparatorluk asla eskisi gibi olmadı.

    83 günlük meşru hükümdarlığının sonunda kellesinden olan pertinax, erdeminden dolayı karısına ve oğluna imparatorluk ünvanlarını vermediği için onların hayatını kurtarmış oldu.

    "zulüm ile büyük paralar elde etmek yerine, fakir bir cumhuriyeti adaletle yönetmeyi yeğlerim", pertinax.
  • gözlerimiz kapalıyken düz yürüyemez ve yüzemeyiz, bir süre hafif kıvrımlarla ilerledikten sonra daireler çizmeye başlarız.

    bu güne kadar konuyla ilgili yapılan araştırmalarda gözleri kapalı haldeyken düz yürüdüğünü zannedenlerin aslında daireler çizerek ilerlediği görülmüş. bazı araştırmacılar bunun gözlerimiz kapalıyken “düz” tanımımıza dair bilişsel algımızda bir sapma olmasına bağlamış ve üst üste eklenen bu sapmaların sonunda daireler çizmemizle sonuçlandığını düşünmektedir.

    vücudumuzda neyin bu sapmaya neden olduğu bilinmiyor, yine tahminlere göre görsel ipuçları olmadığında iç kulaktaki vestibüler sistemin hata verdiği, bunun da vücudumuzun ve vücudumuzu oluşturan bölümlerin konumuyla ilgili bizi yanılttığı düşünülüyor.

    robert krulwich'in konuyu anlattığı radyo podcast'ine ve yine hazırladığı animasyon ile konu hakkındaki detaylı bilgilere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
    a mystery: why can't we walk straight?
  • hayatın anlamı nedir?
    bu soruya net bir cevap verilemese bile, felsefik yönden bir bakış açısı olabilir.

    --- alıntı ---

    günde ortalama 8 saat bilgisayarlarımızın başında oturup, excel spreadsheetlere, word dökümanlarına, powerpoint sunumlarına bakarken, küçük bir ara alıp bilgisayarımızın başına döndüğümüzde kendimize bir an sorarız, “sahi, hayatın anlamı nedir? her pazartesi’nin ruhsal bir işkence gibi geldiği, her cumanın dinsel çağrışımlarının ötesinde, zihnimizde iş bitimine istinaden kutsal bir gün ilan edildiği hayatımızda, bu küçük mutlulukların ötesinde, gerçekten de “hayatın anlamı nedir?” diye sorarken bazen bir yol gösterici ararız.

    günde ortalama 8 saat bilgisayarlarımızın başında oturup, excel spreadsheetlere, word dökümanlarına, powerpoint sunumlarına bakarken, küçük bir ara alıp bilgisayarımızın başına döndüğümüzde kendimize bir an sorarız, “sahi, hayatın anlamı nedir? her pazartesi’nin ruhsal bir işkence gibi geldiği, her cumanın dinsel çağrışımlarının ötesinde, zihnimizde iş bitimine istinaden kutsal bir gün ilan edildiği hayatımızda, bu küçük mutlulukların ötesinde, gerçekten de “hayatın anlamı nedir?” diye sorarken bazen bir yol gösterici ararız. bu yol göstericiyi şu anda bu yazıyı okuyarak bu yazıda arıyorsunuz, ama çok heyecanlanmayın, biz de size yol göstermeyeceğiz. haşa, ne haddimize! felsefe düşünürlerinin, psikologların, sanatçıların ve edebiyat alanında çalışanların yüzyıllardır cevabını arayıp da bulamadığı bu mühim sorunun yanıtını biz veremeyiz. ama belki yorgun ruhlarımıza bir teselli olarak, sizlerle ünlü filozofların bu konu hakkındaki görüşlerini kısaca paylaşabiliriz.

    hayatın anlamı nedir?

    platon’a göre: platon, bilginin insanı erdeme ulaştıran en önemli araç olduğuna inanıyordu. o yüzden platon’a göre, hayatın anlamının “daha çok öğrenmek.” olduğunu söyleyebiliriz. hatta, platon demokrasinin de eğitimin bir ürünü olduğuna inanıyordu. eğitimsiz halkların demokrasiyle başa çıkamayacağını, zamanla demokrasinin bir oligarşiye döneceğini ve bilgisiz halkları yanlış bilgiyle donatan demagogların türeyeceğini ve bunun da diktatörlerin yolunu açacağını belirtmiştir. platon’un verdiği bilgisiz demokrasi örneği size hangi ülkeyi hatırlatıyor? yorumlarda belirtebilirsiniz.

    aristo’ya göre: aristo’ya göre ise, insanı diğer varlıklardan ayıran bir etik yaklaşımı olmalıydı, çünkü aristo’nun öğretisinde insan, “mantıklı (rasyonel)” bir varlıktı. aristo, bu etik değerlerin de insanı iyi olmaya yönlendireceğine inanıyordu. yani, aristo’ya göre insan hayatının nihai amacının “iyi olmak.” olduğunu söyleyebiliriz.

    kinizm (cynicism): sokrat’ın öğrencisi olan anisthetes’in liderliğini üstlendiği kinik öğretiye göre, insanın nihai amacı, “basit bir yaşam” sürdürebilmektir. bu basit yaşamda, kişi toplumdaki bireylerin çoğunu güdüleyen zenginlik, ün, güç ve cinsellik gibi arzuları bir kenara bırakıp, kendi kendine yetebildiği şatafatsız bir hayat sürdürmeye çalışır. bu öğretinin, bir çok doğu öğretisindeki “sade yaşam” ile benzerliği dikkatinizi çekmiştir.

    hedonizm: belki de çoğu kişinin en aşina olduğu öğretilerden biri olan hedonizm’e göre, insan hayatının amacı zevki olabildiğince yüksek tutup, acıyı azaltmaktadır. yine sokrat’ın öğrencilerinden biri olan aristippus’un önderliğini ettiği bu düşünce ekolüne göre, her insanın keyfi, acısının üstünde olması gerektiğini savunur. hedonizm’e göre hayatın anlamını: “hemen, şimdi, zevk.”olarak açıklayabiliriz.

    epikürizm: çoğu zaman hedonizm’le karıştırılan bu öğretinin de amacı, hedonizm gibi zevkin ve keyfin maksimuma çıkarılmasıdır. ancak, epikürizm’in keyfi en yükseğe çıkarmak için izlediği yol, hedonizm’den oldukça farklıdır. epikürizm’de kişinin keyfini maksimize etmesi, ve ataraxia diye adlandırılan seviyeye çıkması için kişinin alçakgönüllü bir hayat yaşaması, hayatın nasıl işlediğini anlaması ve arzularını kısıtlaması beklenir.

    stoacılık: stoacılığa göre insan mutsuzluğa düşer çünkü hayata dair yanlış çıkarımlar yapmıştır. dolayısıyla, insan doğanın işleyiş mantığını iyi tanımalı ve ona göre hareket etmelidir. stoacılıkta bir insanın söylediklerinden ziyade, yaptıkları/davranışları önemlidir. stoacılığa göre hayatın anlamını: “mantığı kavra, canın yanmasın.” diye özetleyebiliriz.

    kantianizm: kantian anlayış, alman filozof immanuel kant‘ın zihin ve etik üzerine kurguladığı düşüncelerinden kök salmıştır. kantian anlayışa göre kainatı bir arada tutan ilkeler vardır. bu ilkelerin geçerlilikleri uygulanılabilirliklerine göre değişir. örneğin, “seni sinir eden herkesi öldür.” gibi bir ilkeyi evrensel bir biçimde geçerli kılmak imkansızdır, çünkü bu ilke uygulandığında dünyada kimsenin kalmaması ihtimali vardır. dolayısıyla, kant’ın anlayışı toplumu bir arada tutan ve optimal düzeyde geçinmeyi sağlayan bir ahlaki anlayışa bağlıdır: “sana nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına öyle davran.”

    nihilizm: nihilizm, hayatın içten içe bir anlamı olmadığına dair felsefik bir doktrindir. yani “hayatın anlamı nedir?” diye soran birinin, bir nihilistin vereceği cevap: “hayatın anlamı yoktur. dolayısıyla her şey serbesttir.” olur. varoluşsal nihilizme göre, hayatın diğer filozofların ortaya koyduğu gibi tartışmasız ve ortaklaşa kabul edilebilecek bir anlamı yoktur, dolayısıyla kişinin bu hayatta her şeyi yapmak için izni vardır. özellikle de, nietzsche’nin “tanrı öldü.” (“god is dead.”) aforizmasından sonra, günümüz yaşantısına en çok şekil veren felsefik doktrinlerden biri nihilizmdir.

    --- alıntı ---

    referans
  • bırakın tüm dünya genelinde son 20 yılda terörist saldırılar sonucu ölen insan sayılarını, 1967 yılından itibaren günümüze kadar ortadoğuda ölenleri, ırak savaşını, afganistan savaşını, kore savaşındaki tüm sivil ve askeri kayıpları, sadece vietnam savaşında ölen asker ve sivillerin sayısı bile her yıl afrika'da sıtmadan dolayı ölen çocukların sayılarının 3 katından fazladır.
  • "istanbul'un üstüne kurulduğu söylenen yedi tepenin aslında tarihi yarımadada bulunan yedi küçük tepeden ibaret olduğunu biliyor muydun?

    bunlar; topkapı sarayı tepesi, çemberlitaş tepesi, beyazıt tepesi, fatih tepesi, yavuzselim tepesi, edirnekapı tepesi ve kocamustafapaşa tepesi olarak biliniyor."

    https://www.instagram.com/cevapneymis/
  • rizedeki yaylaların hepsi 1000m nin üzerinde değilmiş.
    ufkum çıldırdı şu anda.