şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • youtube'da bgbm (bin görüntülenme başına maliyet) listesi şu şekildedir. içerden biri olarak bildiriyorum.

    ücretler dönemsel olarak değişiklik gösterebilir.

    1) norveç : 6.55 $
    2) isveç : 6.50 $
    3) abd : 6.39 $
    4) isviçre : 5.44 $
    5) danimarka : 3.88 $
    6) hollanda : 3.88 $
    7) ingiltere : 3.86 $
    8) almanya : 3.40 $
    9) belçika : 3.15 $
    10) avusturya : 2.96 $
    11) fransa : 2.81 $
    12) bulgaristan : 1.76 $
    13) rusya : 1.40 $
    14) brezilya : 1.40 $
    15) azerbaycan : 1.24 $
    16) endonezya : 1.09 $
    ve 17 ) türkiyeeeee : 0.69 $

    dünya'nın kanseri gibiyiz...

    özetle türkiye'de izlenen 1 milyonluk video 690 dolar getirirken. amerika'da aynı izlenmeye sahip video 6500 dolar getirmekte.
  • ilk programlanabilen makinenin buharla çalışan mekanik kavalın olması.

    mucidi ise beni musa kardeşlerden ahmed bin musa.

    ahmed bin musa'nın ilk icatlarından birisi de birbirlerinin yerine kullanılabilen silindirler sayesinde programlanmış su gücüyle çalışan orga benzer bir müzik aletidir.
    aynı zamanda ahmed bin musa kitabül hiyal diye bir eser vermiştir ki da vinci'nin verdiği eserler ile eşdeğer kalitede olduğu söylenir.

    çok ilginç bir coğrafya hakikaten.
    medeniyetten hezimete resmen.

    (bkz: kayıp aydınlanma)

    mechanism and machine theory
  • az önce boş boş telefonun ekranına bakarken gözüme iphone harita uygulamasının ikonu takıldı. ikonun köşesinde ”280” numaralı bir sembol var. bu nedir diye araştırırken 280 numaralı otoban olduğunu öğrendim. bu otoban apple merkezinin hemen yanından geçen otobanmış ve ikonu onun kuş bakışı görüntüsüne göre tasarlamışlar. bu kadar anlamı olduğunu bilmiyordum. öğrenince kendimi tutamadım apple'a ana avrat düz sövdüm. çok iyi aq.
    bilirsiniz türkler olarak küfürle övmeyi çok severiz.

    görsel

    görsel
  • avrupalılar genel olarak bütün belçikalıları avrupa’nın en sivri zekalı milleti olarak tanımlar. avrupa’nın birçok ülkesinde belçikalılar ile ilgili fıkralar popülerdir, özellikle fransız fıkra kültürü neredeyse tamamen belçikalılar üstünden kurgulanmıştır.

    belçika hakında 22 ilginç gerçek için:
    https://www.youtube.com/watch?v=j0tag-q00fu
  • instagram sayfaları bilerek "hatalı olduğunu fark ettiğinizi düşüneceğiniz" videolar atarlar ki yorum alsınlar.yorum sayesinde öne çıkarlar. bizim türkler bunu çok fazla yiyorlar.
    misal bir video gördüm karikatür sayfası paylaşmış. duşun içine uzatma priz takıyor bir kız, sayfa altına patlatmış trendyol linkini. altında binlerce yorum "sence mantıklı mı duşun içinde priz var" gibi.
    suyun kenarında köpek yürüyor sonra 2 sn kızın biri alıyor suda kıpırtı oluyor sayfa bunu paylaşmış "inşallah köpek kurtulmuştur" diye. altında binlerce yorum "kız aldı ama görmedin mi?" gibi.
    adam fil şeklinde kaya paylaşmış. altına yorum "photoshop o."
    eyfel kulesinin bombalandığı bir video paylaşılmış "sizce gerçek mi?" demiş, altında binlerce yorum "film bu admin salak mısın:)"
    adminler salak değil. bence bu biraz zeka turnusolu gibi.
  • hayvanlar alemine dair sevimli gelen birkaç bilgi paylaşmak istiyorum. biraz da ekolojik dengeye zarar veren hususlardan söz etmek istiyorum.

    - renk çeşitliliğiyle tanınan deniz tavşanlarının, yapılan gözlemler sonrasında “eş zamanlı hermafrodit” oldukları saptandı. bu da aynı anda hem dişi hem de erkek cinsel organlarını barındırmalarından öte ilgili organları aynı anda kullanabilme özelliğine de sahipler. ve cinsel birleşmenin gerçekleştiği sırada, çiftler karşılıklı birbirlerinin üreme organlarını buluşturabiliyorlar.

    - genellikle kısa zannedilen deniz solucanının boyu 3 metreyi bulabilir.

    - deniz şakayığı, bitkiye benzese de denizin dibinde yaşayan hayvanlardır. tüketmeyi en sevdikleri yiyecek ise bizim deniz analarıdır. hani beyni ve kalbi olmayan... çünkü deniz analarını ekarte etmek, onlar için daha kolay.

    - günümüzde her 1 dakikada 1 kamyon dolusu çöp, okyanus-denizlere atılmakta ve birçok balina buradaki plastik atıklardan (midesine indirmeleri) ötürü karaya vurup yaşamını yitirmektedir.

    - 1986 yılından beri balina avlamak, dünya genelinde yasaktır. fakat başta japonya olmak üzere birkaç ülke yıllardır ava gizli şekilde devam ediyor. bilhassa taiji'de... taiji'ye gittiğiniz anda her yerde polisler peşinize takılıyor, çekim yapmanıza engel oluyorlar. bunu belgeselde izlediğimde dehşete kapılmıştım.

    - japonya'da köpek balıkları sırf köpek balığı yüzgeci için çıkarılmakta. ardından yüzgeçleri çin'e ihraç etmekte, bu iki asya ülkesinin de tercih ettiği köpek balığı yüzgeci çorbası yaygın olarak yapılmaktadır. hong kong bunun merkezi... pazarlarında satılan ürünlerle alakalı fotoğraf, video çekmeye kalkarsanız kaba kuvvete maruz kalmanız muhtemeldir.

    - flamingolar üreme döneminde senkronize şekilde toplu üreme dansı yaparlar. yine aynı canlılar, uyurken bile tek ayakları üzerinde durabilirler.
  • siyah elbise

    moda da ideolojiktir. zengin ve yoksul ayrımı olduğu sürece de şöyle ya da böyle olacaktır. bu, yediğimizden içtiğimize, kullandığımız eşyalara, giydiğimize kadar farklılık, ayrımcılık yaratan bir faktör. teknolojinin gelişmesi, toplu üretim elbetteki bu farkı çok kapatmıştır ama hala vardır markalar, modalar...
    little black dress (lbd), küçük siyah elbise. bugün hemen hemen her kadının gardrobunda bir siyah elbise vardır. nereden, nasıl gelmiş bu elbise bir bakalım ...

    14. yüzyıl, kasabaların ve ticaretin de büyüyüp yayılmasına tanıklık eder. kasabanın varsıl eşrafı, tüccarı gibi zenginlerin giyim kuşamına da yansır bu durum. ipekler, kürkler, altınlar, inciler süsler, bu tüccarların karılarının dolgun gerdanlarını! orta sınıfın, ticari burjuvazisinin doğuşu da diyebiliriz bu şatavatlı zengin sınıfına. (sınıf diye bir tanım yok tabii o zamanlar, sanayi devrimleri çağında değiliz.)
    moda tarihçisi anne hollander'e göre, aristokrat sınıfı bu “görgüsüz, sonradan görme" ortaçağ orta sınıfını ne yasaklamak ne de ortadan kaldırma gücüne sahiptir. tepki olarak, şapsal eski pantolanlarını, giysilerini giymekte ayak direrler. bu reaksiyonlarını şu sözlerle ifade ederler:
    “parayla elbise satın alınabilir ama sınıf satın alınamaz.” yani, zengin olabilirsiniz ama, soylu olamazsınız.

    tıpkı blue jeans'in tarihi gibi. 1914'lerden önce madenci ve çiftçilerin giysisyken, 1 dünya savaşı sonrası zengin banliyolarda gençlerin jeans giymesi yaygınlaşıp, butiklerde boy göstermeye başlamasıyla bugüne kadar gelen bir trend olur. yaygınlaşır ve hatta biraz da sınıfsızlaşır!

    19. yüzyıldan önce yoksul kadınlar için en geniş iş alanı “domestic servants” ( ev hizmetçisi) , ev hizmetleri sektörüdür. textil endüstrisi ve fabrikaların yayılması da bu sektörü tamamen ortadan kaldırmaz. zengin sınıfların kadınları da mürebbiye, hayır işleri gibi alanlarda çalışırlar çünkü yüksek sınıf kadınlarının çalışma hakkı olmadığı gibi, ahlaken de hoş karşılanmaz. o günlerde yazan, çizen kadınlar da gizli gizli yazmış, yaratımlarını da erkek isimi kullanarak yayımlayabilmişlerdir. neyse, konuyu uzatmayalım.

    1860'lara gelindiğinde, british upper class ( britanya yüksek sınıfı), evdeki çalışan kadın hizmetçiler için üniforma giyme kuralı getirir. bu üniforma diz üstü siyah elbise, beyaz başlık ve beyaz önlükten oluşur. bu sınıf modasını amerikan, fransız zenginleri de aynen taklit ederler. halbuki daha önceleri, özellikle 15. yüzyıl ispanya, italya'da siyah, kolları dantelli ipek elbise, zengin kadınların bir nişanesi gibidir.
    1860'lara gelindiğinde, zengin malikhanelerin, konakların hizmetçi, leydi ilişkilerinde de bir zayıflama görülür. eski sıkı disiplin gevşer. öyle gülünç durumlar olur ki, evin hanımının giymediği eski elbise hizmetçinin üstündedir ve bu durum bazen karışıklığa neden olur. hele de hizmetçi genç ve alımlıysa. ziyaretçiler evin hanımını şaşırır! evin hanımı hizmetçiyle aynı elbise giymekten son derece rahatsız olur...
    bu gülünç karıştırma, karşılaştırma bir yana, esas neden artık sentetik boyanın icadı, tekstil endüstrisi ve sanayi devrimi, siyah elbise'nin yaygınlaşmasını kolaylaştırır. bu durum, siyasi, sosyal, ekonomik ilişkileri de sarsar. gerçi ilk dikiş makinesi 1846'da icad edilmiştir ama kitle üretimi zaman almıştır.
    1880'lerle üretimin yaygınlaşması, isteyenin siyah elbise giymesini de yaygınlaştırır. hatta çoğu iş veren çalışanlarına siyah elbise giymelerini şart koşar. tezgahtarlar, telefon operatörleri hep siyah giyer. o günün sun gazetesi bunu giyimde “revolution”-devrim- olarak haber yapar. diğer yandan 1890'larda londra sosyetesi içinde moda olur bu elbise. ve amerika birleşik devletleri hazine bakanı'nın karısı kolej öğrencisi gibi bu elbiseyle resmi davetlere iştirak eder.

    siyah elbise yaygınlaşıp, sınıfsal duvarları aşarken ve benim kalemim de sevinirken bir olay olur:
    tezgahtar 'kızlar' ayaklanır ve greve giderler. siyah elbise giymeyi reddederler. çünkü, siyah elbise demek, çalışan sınıfın üniforması, etiketi demektir, emek sömürüsünün temsili demektir onlar için.

    bilinenin tersine, 1926, coco cahenel'in “vogue” dergisinin ürünü değildir.
    bu tarihi siyah elbiselerden 140 tanesi açık arttırmaya çıkarılmış ve 20.000 euro üzerinden işlem görmüş.
    teknoloji, moda endüstrisi siyah elbiseyi yaygınlaştırmış diyebiliriz...

    ama, siyah'ın da siyahı var; hiç masum değil bu elbiseler!
  • hıdrellez yoğurdunun tamamen türk kültürüne has bir yoğurt mayalama tekniğine sahip yoğurt oluşu. (bkz: çiy yoğurdu). enteresan

    tarihi çok eskilere gider ve orta asya’dan anadolu’ya taşındığı söylenir. günümüzde hala yörük kültürünün önemli bir parçasıdır. her yıl mayıs ayının 6. günü, hıdrellez günüdür ve bugün sabahın erken saatlerinde doğada var olan çiy damlaları alınarak bu damlalardan yoğurt elde edilir. nazar değmemesi amacıyla üzerine çörek otu ekilir. elde edilen çiy yoğurdu herkese ikram edilmez, çoğunlukla akrabalara ikram edilir ya da dağıtılır. bilimsel olarak ise çiy damlaları içerisinde sütün mayalanmasını sağlayacak bakterilerin var olmasından dolayı, çiy damlalarından yoğurt elde etmek mümkündür.

    sabahın erken saatlerinde, henüz gün ağarmadan otların üzerinde biriken çiy taneleri bir tabağa toplanır. 1 kilo süte 3 yemek kaşığı çiğ suyu eklenerek çiy yoğurdu elde edilir. bu yoğurt her mevsimde toplanan çiy damlaları ile olmuyor maalesef ve bu durum yüz yıllardır tecrübe edilmiş. yılda sadece hıdrelleze denk gelen üç gün boyunca mümkün olmaktadır ve yörük inanışına göre ilk yoğurt, ağaç dallarında oluşan çiy damlalarının bu mevsimde süte akmasıyla oluşmuştur.

    ayrıca bu yoğurttan elde edilen hamur ekmek mayası olarak bir yıl boyunca bir sonraki hıdırelleze kadar kullanılabilmektedir.

    tamamen türk kültürüne has bir yoğurt mayalama tekniğidir. tarihi çok eskilere gider ve orta asya’dan anadolu’ya taşındığı söylenir. günümüzde hala yörük kültürünün önemli bir parçasıdır.

    kaynak: organik.com
  • david eagleman 'ın beyinle ilgili kitaplarında geçen bazı pasajlar buna örnektir.

    "yakın geçmişte yapılan bir deneyde katılımcı erkeklerden, kendilerine gösterilen
    farklı kadın yüzü fotoğraflarını çekicilik bakımından değerlendirmeleri
    istenmişti. 20 cm x 25 cm boyutlarındaki fotoğraflarda kadınların yüzleri ya
    kameraya doğrudan dönüktü ya da kameradan dörtte üçlük bir dönüş yapmış
    durumdaydı. erkeklerin farkında olmadığı gerçek ise, fotoğrafların yarısında
    gözbebeklerinin büyümüş, diğer yarısında büyümemiş olduğuydu. katılımcılar
    tutarlı biçimde gözbebeği büyümüş kadınları yeğlemişlerdi; ama şaşırtıcıdır ki,
    kendi kararlarıyla ilgili herhangi bir içgörüye sahip değillerdi. “bu fotoğraftaki
    kadının gözbebeklerinin diğer fotoğraftakinden 2 milimetre daha büyük
    olduğunu fark ettim” diyen çıkmamıştı içlerinde. üzerine parmak basamadıkları
    bir nedenden dolayı, bazı kadınlar onlara diğerlerinden daha çekici gelmişti
    yalnızca.
    öyleyse seçme işini kim yürütmüştü? beynin büyük çoğunluğu erişilmez olan
    işleyişi içinde bir şeyler, bir kadındaki büyümüş gözbebeklerinin cinsel heyecan
    ve hazırlık durumuna işaret ettiğini biliyordu. çalışmaya katılan erkekler ise
    beyinlerinin bildiği şeyi bilmiyordu – en azından açık biçimde. bilmedikleri bir
    diğer şeyse, güzellik ve çekicilik algılarının aslında içlerinde derinlere bir yerlere
    kazınmış olduğu, milyonlarca yıllık doğal seçilimin incelikle ördüğü
    programlarla doğru tarafa yönlendirilebildiği olsa gerek. denekler kendilerine en
    çekici gelen kadını seçerken, kararın gerçekte kendilerine değil, yüz binlerce nesil boyunca beyinlerinin derinlerine kazınan başarılı programlara ait
    olduğunun farkında bile değillerdi."

    bilincimizin yani "ben" in aslında su katılmamış bir cahil olduğunu şöyle özetliyor eagleman;

    "bilinçli durumdaki siz, yani sabah uyandığınızda sizinle birlikte
    uyanan ben, beyninizde olup bitenlerin dışarı sızan en küçük parçasıdır aslında.
    içsel yaşamımızın varlığı için beynin işleyişine bağımlı olduğumuz halde, beyin
    kendi gösterisine kendisi karar verir; yürüttüğü etkinliklerin çoğu da bilinçli
    zihnin güvenlik yetki alanı dışında çalışmaktadır. sözünü ettiğimiz ben’in bu
    bölgeye giriş hakkı yoktur bile.
    bilinciniz, koca bir transatlantik buhar gemisinde yolculuk yapan ama kıyıda
    köşede kalmış bir kaçak yolcudan farksızdır; yolculuktan nasiplenmiştir ama
    derinlerde işlemekte olan o heybetli mühendislik gözüne görünmez bile."

    yine de gönlümüzü almayı ihmal etmiyor. abi, sağol.

    "kafatasınızın içindeki pembe jöle kıvamlı, ortalama 1400 gramlık organ,
    aslında alışık olmadığımız türden bir bilgisayımsal (kompütasyonel) malzemedir.
    kendi kendini yapılandırabilen minyatür ölçekli parçalardan oluşan bu malzeme,
    inşa etmeyi düşlediğimiz ya da düşleyebileceğimiz her şeyi rahatlıkla geride
    bırakacak özelliktedir. bu nedenle kendinizi tembel ya da kalın kafalı
    hissettiğiniz zamanlarda, aslında gezegendeki en çalışkan ve parlak nesne
    olduğunuzu düşünüp moralinizi yükseltebilirsiniz."
  • görsel

    e-ticaret devi amazon'dan yapılan açıklamaya göre, şirketin kurucusu ve ceo'su jeff bezos, bu yaz görevini devrederek şirketin yönetim kurulu başkanlığına geçecek. dolayısıyla jeff bezos şirket hissedarları için rutin olarak yayınladığı bilgilendirici ve şirketin misyonu ve vizyonunu bildiren mektup ceo'luk görevinden ayrılacak olduğu için bir son ve veda niteliği taşıyordu.

    toplamda 5600 kelime uzunluğundaki bu mektubu dikkatle okudum. aslında bir şekilde başarılı olmuş kişilerin kanaat önderi gibi kabul edilmesini düşüncelerini ve yaptıklarını rol model olarak alma fikrine pek sıcak bakmam. ama bu mektupta yer alan ifadeleri 3 kelime ile özetleyebilirim. 5600 kelime bu üç kelimelik cümlenin amazon da uygulandığı ve kendisinden sonra gelecek ceo'nunda öncelikli olarak uygulaması gereken şirket vizyonu olduğunu detaylı biçimde açıklamakla geçiyor.

    peki neydi bu 3 kelimelik bir cümle?
    __________________________
    "tükettiğinden fazlasını yarat."
    __________________________

    cümleyi bezos'un mektubunda yaptığı gibi biraz uzatırsam jeff bey bize

    “iş hayatında başarılı olmak istiyorsanız (aslında hayatta), tükettiğinizden fazlasını yaratmalısınız. amacınız etkileşimde bulunduğunuz herkes için değer yaratmak olmalıdır. yüzeyde başarılı görünse bile dokunduğu kişiler için değer yaratmayan herhangi bir işletme bu dünya için uzun değildir." diyor.
    aslında bunu sadece bir şirket olarak değil insan ilişkileri bağlamında da düşünebiliriz.
    yaptığımız aktiviteler.
    herşey.

    bir şey sürdürülebilir olması için yaptığımız şey tükkettiğinden fazlasını üretmeli

    basit bilgi aslında. mesela şuan neden dünyanın bir çok yerinde fizyon nükleer santrallerin yerine atık üretmeyen füzyon santrallerini kullanmıyoruz. çünkü henüz mevcut teknolojimiz füzyon oluşması için hafif elementleri çok yüksek sıcaklık ve basınç ortamına koymamız gerekiyor. bu ortamı oluştururken tükettiğimiz enerji füzyon sonrası elde ettiğimiz enerjiden daha fazla.

    bu şartlarda böyle bir proses içinde olmanın bir anlamı yok.

    bu düşüncenin günlük hayat uygulaması şu sorular;

    bu iş tükettiğinden fazlasını mı yaratıyor?
    bu kişi tükettiğinden fazlasını mı yaratıyor?
    adil olmak adına
    benimle vakit geçirmesi ona verdiği emekten fazlasını kazandırıyor mu?

    bu sorulara yanıt evet değil ise yakışıklılıkla yahut mevcut adayların en iyisi olduğunuz için seçilmiş olmanız bir şeyi değiştirmez. ilişkiniz karşı taraf için zarar yazıyorsa bir yerde iflas edecektir. terk edileceksiniz. zarar eden siz iseniz? terk edeceksiniz. girdiğiniz işten ayrılacak, ya da çalışanınız başka şirkete transfer olacaktır. amazon gibi satış yapan bir internet sitesi iseniz, müşterilerinizi bir süre sonra kaybedeceksiniz.
    bugün olmaz ama yarın bu mutlaka olur. zarar eden her ilişki iflas ile sonuçlanır.

    peki bu mümkün mü?
    amazon dünyanın en karlı işletmelerinden biri,
    kendisi bu kadar kar ederken çalışanları, onların sitesindeki üçüncü taraf satıcılar ve alıcılar. hepsi aynı anda kar etmesi mümkün mü?

    hesabın doğruluğu tartışılır. ama jeff bezos mektubunda şu şekilde bir hesaplama yapmış.

    amazon geçen yıl 21 milyar dolar kar etti.
    şirket karı, biz depolarımızın kira ücreti, vergiler, tüm çalışanlara ödenen ücretler, reklam ve tanıtım harcamaları ve bunlar dışında kalan tüm diğer gider kalemlerini çıkardıktan sonra elimize 21 milyar dolar kalmış.
    o halde bize kar ediyoruz. ve bu böyle olduğu sürece bu işi yapmayı sürdürebiliriz. ne kadar süre kar etmeye devam ederiz bilemiyorum. ama ediyorsak bin yıl sonunda hala bu iş devam ediyor olur.

    akla yatkın.

    jeff bezos hesabına devam ediyor.

    "çalışanlar 80 milyar dolar kazandılar, artı sosyal haklar ve çeşitli bordro vergilerini de içeren 11 milyar dolar daha toplam 91 milyar dolar kazandı" diye yazıyor.

    (burada bir kapitalist olarak gizlediği bir gerçek var. evet çalışanlar amazondan geçen sene 91 milyar dolarlık ödeme aldı. ama kar ettiler mi? emekleri, kaçırdıkları fırsat maliyetleri hesaba katılırsa kar mı ettiler zar mı ettiler bence belirsiz. biz kar ettik. çalışanlar da etti düşüncesi bana çok sağlam temellere oturmuş gibi gelmedi. amazon son dönemde çalışanlarının kötü koşullarda çalıştığı yönünde bolca eleştiri alıyor. ufak düzeltmeler içinde oldukları biliniyor. umarım yeni ceo bu konuda jeff bezos'un söylediği ama tam olarak uygulamadığı vizyonu uygular)

    jeff bezos tüketicilerin amazon kullanarak kar etmelerinin hesabını ise şu şekilde yapmış.

    amazon'u kullanarak çevrimiçi satın alımlar yaparak kazanılan süre için yılda 75 saatten fazla alışveriş için kaybedilecek zamandan kazanıldığını hesaplamış.

    ortalama bir amazon kullanıcısı 630 dolar harcıyormuş.
    abd'de çalışma saati en düşük olan 10 dolardan hesaplanırsa bile ortalama bir amazon kullanıcısı amazondan 630 dolarlık tüketim yaparken 75x10 : 750 dolarlık gelir elde ediyormuş.

    alışverişe gitmenin araç, yakıt gibi ek maliyetleri bu hesaba dahil edilmemiş.

    (bu hesabın ne derece gerçekçi ve tutarlı olduğu sorgulanır)

    ama sonuçlar jeff abimiz ben ceo iken bunlara dikkat ettim. sizde dikkat edin. kullanıcı deneyimi ile onlara avantaj sağlayın, kendiniz kar edin ve çalışanlarınız kar etsin.

    yüz yıl boyunca bu işletme varlığını korusun diyorsanız bunların hepsi aynı anda kazanmalı demiş ve mektubunu sonlandırmış.

    sizde ilişkilerinizde, yaptığınız işte kalıcı olmak için gerekli değeri yaratıp yaratamadığınızı mutlaka sorun. jeff abi'yi iyi sallamışın abi diye eleştirmek kolay. ama en az jeff bezos'a olduğunuz kadar acımasız da kendinize olun.

    sevgilinize, arkadaşlarınıza çalıştığınız iş yerine fıtsat maliyetlerini de hesaba katarak kar mı ettiriyorsunuz yoksa zarar mı?
    zarar ise
    her an kovulabilir
    her an aldatılabilir
    her an telefonla aradığınızda arkadaşınız meşgul olmadığı halde meşgul'e atabilir.