şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • hafızalarımızda yer edinmiş bazı şarkıların hikayelerini paylaşmak gerekirse:

    billie jean
    bir kadın jackson'a , çocuğunun babası olduğunu iddia eden mektuplar göndermeye başlamış. michael jackson mektuplardan rüyalarına girecek kadar rahatsız olmuş.

    kadın bir gün içinde bir mektup, fotoğraf ve silah olan bir kutu göndermiş mektupta jackson'dan kendisini öldürmesini o da kendisini ve bebeğini öldüreceğini ve öldüklerinde beraber olabileceklerini yazmış. bu garip olay bu şarkı için ilham kaynağı olmuş.

    let it be
    beatles'ın klasik haline gelmiş olan şarkısı “let it be” paul mccartney'in annesiyle ilgili gördüğü bir rüyadan sonra ortaya çıkmış. o dönem uyuşturucu ve alkol ile cebelleşen mccartney bir gün eve geldiğinde uyuyakalmış. rüyasında 14 yaşında kaybettiği annesini görmüş. annesi ‘bırak artık’ demiş. farklı ve güzel bir ruh haliyle uyanan mccartney bunu annesinin ona bir mesajı olarak görmüş ve duygularını bu şarkıyla aktarmış bizlere.

    tears in heaven
    eric clapton bu şarkıyı1991 yılında annesinin 53. kattaki dairesinin camından düşüp hayatını kaybeden 4 yaşındaki oğlu connor için yazmıştır.
    layla
    eric clapton , zorla başka biriyle evlendirilen kız ve onu aşkından deliye dönen adamın hikayesinin anlatıldığı the story of layla and mecnun adlı eseri okuduktan sonra bu şarkıyı yazmıştır. yani bildiğimiz leyla ve mecnun hikayesinden esinlenmiştir.

    wish you were here
    pink floyd grubunun lokomotifi syd barret uyuşturucu bağımlısıdır. grup üyelerinin uzun tartışmaları sonucunda syd barret'in gruba daha fazla katkı sağlayamayacağı konusunda fikir birliği yapılarak syd ile yollar ayrılır. pink floyd yoluna dolu dizgin devam ederken david gilmour ve baterist richard wright iletişim halinde olmadıkları syd barret'i unutmamışlardır. david gilmour yeni albümünde ona bir şarkı yapmayı düşünür. bu şarkıya inanılmaz özen gösterir. ve grubun albüm kayıtları başlar. tam kayıttayken stüdyonun kapısından syd barrett içeri girer. uzun süre sessiz bir şekilde oturan şişman ve kel barrett'i hiç kimse tanıyamamıştır. ''nerede kalmıştık ? '' der. kimse gözyaşlarını tutamaz o an. ona şarkıyı dinletirler, tepki vermez. daha sonra syd ortadan kaybolur. wish you were here şarkısı syd barrett'e ithaf edilir.
    hey jude
    paul mccartney, john lennon'ın oglu julian'la pek ilgilenmediğini görerek julian'a umut ve moral vermeye çalışmış. bu şarkı ortaya çıkmıştır.

    all my love
    led zeppelin’in vokalisti robert plant’ın 1977 yılında turnedeyken mide enfeksiyonu nedeniyle kaybettiği oğlu karac’ın ölümü üzerine yazdığı şarkıdır.

    hey jude
    paul mccartney, john lennon’ın oğlu julian ile ilgilenmediğini görerek çocuğa moral ve destek vermeye çalışmıştır. sonucunda da bu şarkı ortaya çıkmış.

    kol düğmeleri
    barış manço'nun abisi savaş manço, bu şarkının hikayesini şöyle paylaşmıştır:

    "barış kol düğmeleri şarkısını 1962'de nişanlandığı semra adlı çok cici bir kızılltopraklı genç kız için yazmıştı. barış 1963 yazı sonuna doğru okumak için belçika'ya gelince o nişan bozuldu ve barış yaşadığı hüznü o şarkıya döktü. kol düğmeleri de semra'nın armağanıydı."
  • ortalama bir insanın günde aşağı yukarı 6000 düşünceye sahip olmasıdır. ben hiç saymadım ama beynimizin düşündüğümüzden çok daha ağır bir işin altına girdiği kesin.
  • insanlar bir milyon yıl sonra neye benzeyecek?

    evrimimizi anlayabilmek için geçmişimize bakmamız gerekiyor.

    bizden sonra gelecek nesiller, bilim kurgu filmlerindeki gibi yüksek teknoloji makineler yüklenmiş, uzuvları kendiliğinden çıkan, gözlerine kamera yerleştirilmiş insan-robot karışımı 'sayborg' kuşağı mı olacak?

    insanlar, biyolojik ve yapay varlıkların melezine mi dönüşecek? yoksa, daha kısa ya da daha uzun, daha kilolu mu olacağız? ya da acaba farklı cilt rengiyle farklı yüz hatları, özelliklerine sahip varlıklara mı dönüşeceğiz?

    tabii ki bilmiyoruz, ama bu sorunun yanıtını bulmak için insanların bir milyon yıl önce nasıl göründüğüne bakabiliriz. o dönem 'homo sapiens' (insan) yoktu. bir milyon yıl önce muhtemelen homo sapien türlerinin farklı çeşitleri vardı. bunlara, 'homo erectus' (dik insan) ve modern insanlar ile benzerlikler taşıyan ama neandertallerin anatomisinden daha ilkel yapıya sahip olan 'homo heidelbergensis' (heidelberg insanı) dahil.

    daha yakın tarihlerde, son 10 bin yıl boyunca insanların uyum sağlaması gereken büyük değişiklikler oldu. tarıma bağlı yaşam ve mahsuller, bilimin yardımıyla çözdüğümüz bazı sağlık sorunlarına yol açtı. örneğin diyabet tedavisinde insülin kullanımı. görünüş olarak da insanlar daha kilolu, bazı bölgelerde de daha uzun oldu.

    danimarka aarhus üniversitesi biyoinformatik bölümünde görevli doç. dr. thomas mailund, vücudumuzun daha az enerjiye ihtiyaç duyması için 'küçülmüş olabileceğimizi' söylüyor. nüfusu giderek artan dünyada bunun faydasının da görülmüş olabileceğini belirtiyor.

    birçok farklı insanla beraber yaşamak da insanların uyum sağlaması gereken yeni bir koşul olarak doğmuştu. avlandığımız dönemlerde insanlar arası günlük etkileşim kısıtlıydı. mailund, bu etkileşimleri sağlayabilmek için farklı yollardan evrim geçirebileceğimizi söylüyor. örneğin insanların isimlerini hatırlamak çok önemli bir beceri haline gelebilir.

    biyoloji değil, teknoloji meselesi

    teknoloji de burada devreye giriyor. "beyne takılacak bir implant insanların isimlerini hatırlamamızı sağlayabilir" diyor mailund ve bunu şöyle anlatıyor:

    "beyinde insanların isimlerini hatırlamamıza yardımcı olan genlerin hangileri olduğunu biliyoruz. bunları değiştirebiliriz. kulağa bilim kurgu gibi geliyor. ama bunu şimdi yapabiliriz. implant olarak beyne yerleştirebiliriz ama işe yaramasını sağlayacak bağlantıları yapmayı bilmiyoruz. yakında o da olur ama şimdilik çok deneysel."

    mailund, "bu artık biyoloji meselesi değil, teknoloji meselesi" diyor.

    insanlar vücutlarındaki bazı rahatsızları gidermek için, örneğin kalp pili veya kalça implantı gibi implant kullanıyor. belki de gelecekte implantlar insanların gelişimi için kullanılacak.

    beyin implantları gibi görünüşümüzün bir parçası olarak görünen alanlara da implant yerleştirilebilir, örneğin farklı renkleri ve görselleri tespit edebilen kameraların bulunduğu yapay gözler.

    "tasarım bebekleri" hepimiz duymuşuzdur. bilim insanları bir embriyo içindeki genleri değiştirebilecek teknolojiye sahip. ama bu tartışmalı bir konu ve hiç kimse bir sonraki adımın ne olacağını bilmiyor. ama mailund'a göre gelecekte belki de bazı genleri değiştirmemek 'etik bir sorun olarak' görülecek.

    bununla beraber, bir bebeğin özellikleri hakkında tercih yapılması da bir seçenek olarak gelebilir, belki de insanlar ebeveynlerinin onların görünmesini istedikleri gibi görünecek.

    "yine de bir seçim olacak, şimdiki yapay bir seçim. köpek cinslerine yaptıklarımızı insan soylarıyla yapacağız" diyor mailund.

    bunların hepsi kuramsal meseleler ama demografik trendler bize gelecekte nasıl görüneceğimizle ilgili ipucu verebilir mi?

    demografik trendler ne gösteriyor?

    dünya genelinde insanların genom yapılarına dair örneklere sahip olan genetik bilim uzmanları, artık genetik değişimler ve insan nüfusunun yapısına ilişkin gelişmelere dair daha geniş kapsamlı bilgilere sahip.

    genetik varyasyonların nasıl gelişeceğine dair kesin bir öngörüde bulunamıyoruz ama biyoinformatik alanında uzmanlaşan bilim insanları bir fikir edinebilmek için demografik trendleri inceliyorlar.

    hodgson, şehir ve kırsal alanların insanlar için giderek daha çok farklılaşmaya neden olacağını öngörüyor:

    "bütün göç kırsal alanlardan şehirlere doğru yapılıyor yani genetik çeşitliliğin şehirlerde arttığını, kırsal alanlarda da azaldığını görüyorsunuz. insanların yaşadığı hatlar boyunca farklılaşma görebilirsiniz."

    dünya geneline göre durum değişebilir. ama örneğin ingiltere'de kırsal kesimlerde çeşitlilik daha az. britanya'da uzun zamanlar varlık gösteren soylar daha ağırlıkta. şehirlerin oluştuğu yerlerde ise göçmen nüfus fazla.

    bazı topluluklar arasında doğum oranları da farklılık gösteriyor. örneğin afrika'da nüfus hızla artıyor; dolayısıyla buralardaki genler de küresel nüfus seviyesine göre daha hızlı artıyor. daha açık tenli toplulukların yaşadığı bölgelerde doğum oranları daha düşük. hodgson, cilt renklerine bakıldığında küresel olarak daha koyu renkli nüfusların artacağı öngörüsünde bulunuyor:

    "koyu tenin küresel olarak daha açık tenlilere oranla daha hızlı arttığı neredeyse kesin. bundan birkaç kuşak sonrası ortalama bir kişinin şimdikinden daha koyu ten rengine sahip olmasını bekleyebiliriz."

    peki ya uzayda neler olabilir? eğer insanlar mars'ı sömürge haline getirirse bizim görüntümüz nasıl evrimsel dönüşüme uğrayabilir?

    yer çekiminin düşük olmasıyla vücudumuzdaki kasların yapısı da değişebilir. belki de kollarımız ve bacaklarımız daha uzun olacak.

    daha soğuk, buzul çağı benzeri bir iklimde, neandertaller gibi vücut tüylerimiz daha yoğun, bedenlerimiz daha kilolu olur mu?

    bilmiyoruz. ama insanların genetik varyasyonları kesinlikle artıyor.

    hodgson, dünya genelinde insan genomlarındaki 3,5 milyar baz çiftten her birinin, her yıl en az iki yeni mutasyon geçirdiğini söylüyor. bu hayli şaşırtıcı bir durum. bundan bir milyon yıl sonra hala aynı görünüme sahip olmamızın da neredeyse imkansız olduğunu gösteriyor.

    membaı
  • bir köleyken özgürlüğüne kavuşan antik yunan filozofu epiktetos, meşhur hür adam üzerine adlı şiirini bugün ısparta ili sınırları içerisinde yazılı kanyon denen yerde bir taşın üzerine kendisi yazmıştır ancak üstün zekalı defineciler tarafından içeride hazine var diye taş, dinamitle patlatılmıştır, taşın orta kısmı büyük hasar görmüştür.
    görsel

    osmanlı devletinin en korkutucu padişahlarından ıv.murat yeniçerilere gözdağı vermek için bütün üst düzey devlet yetkililerini divan-ı hümayunda toplamış ve ibret olsun diye yeniçeri ağasının kafasını gürz ile parçalamıştır. bütün ülkeye korku salan sultan, şeyhülislam bile infaz ettirmiştir ancak aksarayda kendisine laf atan osman dede lakaplı meczup dervişe hiçbirşey yapmamıştır ve ikisi de aynı gün içerisinde ölmüştür.
    kaynak:reşat ekrem koçu
    görsel

    tarihçi diogenes laertius'a göre birgün platon'a büyük iskender'e "güneşime gölge etme başka ihsan istemem." diyen kinik filozof diogenes nasıl biridir diye sorarlar o da "sokratesin delirmiş halidir." diye cevap verir.

    rivayete göre yavuz sultan selim bir zamanlar anadoluda yaşayan kalenderi dervişleri gibi kıyafetler giyerek ve göğsüne kocaman bir dövme çizdirerek şah ismailin sarayının olduğu şehre gider. yine rivayete göre satrançta ikinci turda şahı mat eden sultan, şahtan çok sağlam bir tokat yer.

    dünyanın ilk borsası, kütahya'nın çavdarhisar ilçesindeki aizonai antik kentinde kurulmuştur.

    "eski zamanlarda kanonun başında kadınlar, kıçında erkekler otururdu. avlanma ve balık tutma işi kadınlarındı. köylerinden ayrılıp ne zaman dönebilirlerse, ya da canları ne zaman isterse o zaman dönerlerdi. erkekler kulübeleri yapar, yemeği hazırlar, soğuğa karşı ateşi canlı tutar, çocuklara bakar, giysiler için deri tabaklarlardı.
    tierra del fuego'daki ona ve yagan kızılderilileri için yaşam böyleydi, ta ki bir gün erkekler kadınları öldürüp, kadınların onları korkutmak için icat ettikleri maskeleri takana kadar.
    katliamdan yalnız yeni doğmuş kızlar kurtuldu. kızlar büyürken katiller onlara durmadan erkeklere hizmet etmenin yazgıları olduğunu yinelediler. onlar da inandı. onların kızları da inandı, kızlarının kızları da."

    anaxagoras adlı yunan filozofun zamanında yaşadığı yere gök taşı düşer. anaxagoras bu düşen şeyin zeus tarafından atıldığına karşı çıkar ve bunun her gün ayağımızı bastığımız basit taşlardan biri olduğunu ve gökteki diğer dünyalardan düştüğünü ısrarla savunur. anaxagoras'ın bütün kitapları agorada yakılır ve sürgüne gönderilir.
  • kadının kapatılması ve tesettür antik atina'dan kalma mirastır. (bkz: gynaikonitis)

    eski yunan, aynı zamanda, kadınların ilk ve en çok aşağılandığı yerdir. eski yunan kentleri arasında kadınlara karşı tutum konusunda bir çok farklılıklar mevcuttu ama söz konusu kötü durumların en bariz şekilde yaşanıldığı yer açık farkla atina kent devletiydi. soylu olsun olmasın, atinalı kadınlar, tüm hayatlarını evin özel olarak kendileri için mimari edilmiş bölümlerinde (gynakion) geçirir ve geceleri kilit altına alınırlardı. evden tek başlarına ve peçe takmadan çıkmaları mümkün değildi.

    ayrıca mülk sahibi olamazlar, mirastan pay alamazlar ve tüm ömürlerini kocalarının veya yakın akrabalarının vesayeti altında geçirirler ve elbette onların emrettikleri kişilerle evlenmeye mecburdular. bu kadınlar, yaklaşık beş yüz yılı aşkın bir zaman diliminde, en yakın benzeri harem olan gynakion'a kapatılmış olarak yaşar, erkek çocuk (asker) doğurma yükümlülüğünü yerine getirmeyi umarak ve diğer ev işlerini yaparak ömürlerini tamamlarlardı. sadece erkek çocukların doğumları kutlanır, kız çocuk doğurmak utanılacak bir şey olarak görülürdü. tesettürlü olarak dahi evlerde erkek misafirlerle aynı odada bulunmalarına izin verilmezdi. kendilerinden beklenen en önemli şey, tek şey itaatkar olmalarıydı.

    fakir kadınlar tarımda ve hizmet işlerinde çalışabilirken, orta ve üst sınıftan sayılanlar için böyle bir durum söz konusu değildi. köle kadınlar ise evin hanımı tarafından erkeklerden uzak tutulmaya çalışılırdı.

    atinalıların bu eski yaşam tarzından kalanlar, sınırlı sayıda ve sınırlı oranda da olsa, zamanla bizans üzerinden osmanlıların nispeten varlıklı kesimine de geçti. onlar terk ederken, osmanlı ailelerinin bazıları buna benzer bir tarzda yaşamaya başladı. elbette bizde kadınlar hiçbir zaman eski atina’daki kadar aşağılanmadı ama haremlik-selamlık çok bariz şekilde gynakionlu evlerin benzeridir. bunun intikali için farklı yollar oldu. bilindiği gibi, araplar da birçok kurumlarını bir zamanlar akdeniz’in kıyılarını elinde tutan bizans’tan almıştı. üstelik rumlarla neredeyse bin beş yüz yıl iç içe yaşadık. türklerin balkanlara ve anadolu’ya gelmeleri esasen 8. yy’da başlar, temasları ise daha öncedir. sayısız türk aile bizans hizmetinde ortodoks kültüre geçti, sonra bir kısmı tekrar bizim (sürekli değişen) kültürümüze döndü ama dönerken belli yaşam tarzını da getirdiler. böylece yeni yerleşik ev yaşamı, aynı zamanda kadının kapatılmasına ve önemsizleştirilmesine zemin hazırladı. (bu arada ilginçtir, moskova’da kremlin(kale) içerisinde eski çarlar döneminde de kadınların tutulduğu harem benzeri daireler olduğu bilinir (bkz: terem) zaman içinde hıristiyanlık bu tutumdan sıyrılırken söz konusu anlayış gidip gelip islam toplumuna yapıştı. henüz bu topraklarda kapanma bu şekilde yapılmıyorken, 19. yy’da siyah çarşafın istanbul’a rumeli’den gelmesi de bu bakımdan önemli bir dönüm noktasıdır. kısacası, yerleşik düzene geçişte alınan söz konusu yaşam modeli kadını ister istemez ikinci plana itekledi ve işte iki bin beş yüz yıl öncesinden gelen anlayışlar günümüz toplumlarını halen etkileyebilmektedir.

    derleme kaynak: mehmet tanju akad
  • petek bal yerken zorlananlar ekran başına!
    yıllardır petek bal yemek eziyet olmuştur, bicak veya catala tutunan şekli olmayan bal, sürümü zorlaştırmıştır.
    artik buna son veriyorum.

    bıçağımızı, petek balımızın üst yüzeyinden düşey olarak degil yatay olarak( masa zeminine paralel) sürüyoruz. kolaylığa bakın.
    sürün sürün sürün...
    harika değil mi?
    artik petek bal yemek eziyet degil, afiyet olsun.
  • yazıldı mı bilmiyorum ama “günah keçisi” deyiminin nereden geldiğinin bir hikayesi var.

    eski ahit'deki kefaret günü ayinlerinde yahudi kavminin günahları simgesel olarak bir erkek keçiye yüklenirdi. bu keçi kurayla seçilir ve azazel adlı kötü ruhu yatıştırmak ve yahudi kavmini günahlarından arındırmak için kudüs dışında bir uçurumdan aşağıya atılırdı. işte günah keçisi deyimi de buradan gelmektedir.

    ekşi şeylerde de paylaşılmış. ekşi şeyler-günah keçisi
  • 2003 senesinde sarah brosnan ve frans de waal isimli iki zeka fışkıran bilim insanı acayip bir deney yaptı.

    buna göre iki tane dişi kapuçin maymunu ayrı kafeslere kondu.

    kapuçin maymunu denen bu şirin arkadaşlara üzüm ve salatalık dilimleri vermeye başladılar.

    ilk senaryoda maymunlar birbirlerini göremeden kafeste kös kös otururken uzatılan üzüm ve salatalık dilimlerini afiyetle yediler. bir problem çıkmadı.

    ikinci senaryoda bilim insanları maymunların birbirlerini görebilmelerini sağladılar. bu vaziyette maymunun birine salatalık ve üzüm verilmeye devam edilirken diğerine sadece salatalık dilimi verildi. sadece salatalık dilimini alan maymun yan kafesteki diğer maymuna üzüm de verildiğini görünce kıyameti kopardı. hakkını alabilmek için kafesi yumruklamaya ve bağırmaya başladı.

    bu ilginç deney ınternette var biraz araştırırsanız bulursunuz linki özellikle vermiyorum çünkü armut piş ağzıma düş kitlesini beslemekten sıkıldım.

    hocam bunlar maymun ne olmuş yani derseniz.

    bir örnek daha

    psikologlar peter blake ve katherine mcauliffe tarafından yedi farklı ülkede yapılan başka bir deney de ilginçtir.

    bunlar yaşları dörtle on beş yaş arasında değişen farklı ülkelerden yüzlerce çocuğa bu deneyi uyguladılar. buna göre iki çocuk bir masaya karşılıklı oturtuldu. önlerinde tavandan iple asılmış birer tabak kondu. deneyciler başladılar tabaklara şeker koymaya. ancak dağıtım hep adaletsizdi.

    bir çocuğun önündeki tabağa dört şeker konurken diğerine on şeker kondu. çocuklar da bunu gördü.

    bundan sonra çocuklara eğer şekerleri kabul ediyorlarsa tabağa bağlı yeşil ipi çekmeleri ve şekerleri önlerine düşürüp afiyetle yemeleri, yok eğer kabul etmiyorlarsa tabağa bağlı olmayan ve boşta duran kırmızı ipi çekmeleri söylendi.

    işte size sonuç. her ülkeden yüzlerce sabi sübyan. yaşları dört de olsa yaşları on beşte olsa kendilerine daha az şeker verildiğini gördükleri zaman kırmızı ipe sarılıp teklifi reddettiler.

    şekersiz kalırım gene de istemem dediler.

    yani sevgili dostum ister maymun olsun ister minicik çocuk adaletsizlik ve torpil hemen algılanarak buna tepki veriliyor.

    maymunlar ve çocuklar bunlara tepki veriyor da koca koca insanlar salak değil ya.

    dünyadaki herhangi bir ortamda, bu ortam ister amazon ormanları olsun ister himalaya dağlarının tepesi, yolsuzluk ve torpili gören insanlar buna tepki verir. tepki veremezse gitmenin yollarını arar. gitme imkanı yoksa kendini salar ve uyuşturur. bir şeyler yapıyormuş gözükür ama hareketsiz kalır.

    o yüzden demişlerdir ki atalarımız "adalet mülkün temelidir"

    bir ailede, bir mahallede , bir işyerinde ve bir ülkede mutluluk ve gelişmenin kaynağı ne bilimdir ne sanat. ne çok çalışmaktır ne akıllı olmak. medeniyet ve gelişmenin temel sırrı adalettir.

    adalet direği yıkıldı mı geri kalan her şey de çökmeye başlar. tüm kutsal kitapların ana fikri ve tek cümlelik özeti de adalettir. kutsal kitaba göre yaşamak için otuz beş cilt tefsir okumanıza gerek yoktur adil olun yeterlidir. adalet nedir hocam derseniz o da basittir.

    sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma yeter.

    bu anlattıklarıma inanmıyorsanız gidin kapuçin maymunlarına sorun.

    onlar daha iyi bilir.

    sevgilerimle

    not : peki hocam madem öylede bizler maymundan daha akıllıyız ne yapacağız derseniz önce sizi sürekli kandıran algı yönetim tekniklerine karşı kendinizi korumayı öğreneceksiniz. maymundan farkın olacak.

    bunun yolu da bilgi.

    bilgi istiyorsan iki tane kitap yazdım tanesi bir karışık tost parası değil işte linki

    kitaplar

    okumak güzelde izlemek de harika olur diyorsan al sana saatlerce bu konularda konuştuğum you tube kanalı hem de bedava. bir tuşa bas abone ol.

    beleş videolar

    yok ben bunları yapmam diyorsan buna kapuçin maymunları bile güler.
  • tarihe bir not: 'rejim değiştirmek' çok uzun, yorucu, yıpratıcı ve çok pahalı bir iştir. dünyanın askeri, ekonomik süper gücü abd; afganistan'a 15 yıl, 9800 asker, 1.2 trilyon dolar ve ırak'a 13 yıl, 4900 asker ve 2.2 trilyon dolar gömerek bunu öğrendi.
  • monster notebook kullanıyorsanız mousepadin sol üst köşesindeki küçük nokta işaretine iki defa bas çek yapın mousepadi kitliyor aynı şekilde iki defa daha yaparsanız mousepadin kilidini açıyor.