şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • hayatta kimsenin size öğretmediği en önemli beceri: iyi ve hızlı bir şekilde nasıl çalışılır?

    bu üç kusursuz stratejiyi kombine olarak kullanmak size yardımcı olabilir

    1- ön okuma ile nasıl iyi ve hızlı çalışılır

    işte nasıl çalıştığı:
    çalışmaya başlamadan önce bile, ders kitabına (veya kitaptaki notlara) alışmaya çalışın

    bölümün içindekiler tablosunu hızlıca okuyun.

    yapısı hakkında bir fikir edinmeye çalışarak bölümün sayfalarına göz atın.

    ana bölümlerin başlıklarını ve her bölümün ilk ve son paragrafını okuyun (2–3 satırdan fazla değil). bu esnada kendinize şu 2 basit soruyu sorun:

    bu bölümden öğrenmek istediğim anahtar kavramlar nelerdir? (dizini ve ana bölümleri okuduysanız, bunlar sizin için oldukça açık olacaktır).

    bu kısım hazırlığımın temeli mi yoksa değil mi? (bu soru, üzerinde çalışmanız gereken ayrıntı düzeyini netleştirmenize yardımcı olur).

    2-sniper tekniği sayesinde nasıl daha iyi ve hızlı çalışılır

    keskin nişancılar dünyanın her yerinde şu ifadeyi kullanır:

    "tek kurşun, tek ölüm. şans yok, sadece yetenek.”

    unutmayın, zihinsel yeteneklerinize güvenmeye başlamanız gerekir.
    profesörün derslerini kaydetmek, aşırı ayrıntılı özetler yazmak veya çalışma materyallerini tükenene kadar tekrar tekrar okumak başarısız çalışma stratejileridir.

    nedeni basit: beyninize ne kadar çok “zihinsel koltuk değneği” verirseniz, o kadar tembelleşir.

    zihnimiz aslında doğanın icat ettiği en verimli araçlardan biridir, yani kesinlikle gerekli olmadıkça dikkati, hafızayı veya enerjiyi boşa harcamak istemez.

    sonuçta, bir şeyi ezberlemek için 178 başka fırsatımız olmasına alışmışsak, neden ilk denemede bir tamamını hatırlasın ki?

    makineli tüfekle ateş eden birini düşün bir de keskin nişancıyı
    hangisi ilk kurşunda rakibini öldürür

    bu kısmen ünlü zeigarnik etkisi ile ilgilidir:

    beyniniz bir şeyi hatırlamak için gerçekten önemli bir nedeni olmadığı sürece otomatik olarak unutur.

    "küçük yardımcılar" kullanmaya devam ederseniz, zihniniz nasıl hızlı bir şekilde öğrenip ezberleyeceğini asla bilemez.

    peki hafızamı tazelemek ve “dikkati korumak” için ne yapmalıyım?

    kendinize sorun… o materyali hayatınızda bir kez görme şansınız olsaydı, ders kitabınızın bölümünü ne kadar dikkatli okurdunuz?

    açık konuşalım, aşırıya kaçmanın bir anlamı yok.
    bir okuma muhtemelen sizin için yeterli olmayacaktır, ancak ön okuma size bu anlamda çok yardımcı olacaktır, iyi ve hızlı çalışmayı öğrenmek istiyorsanız

    “tek vuruş” zihniyetini benimsemeniz gerekir.

    zihinsel kaynaklarınız paha biçilmezdir, bu yüzden ne zaman bir ders kitabının önüne otursanız, okuduğunuzu öğrenmek için tek fırsatınızmış gibi davranmalısınız.

    dikkat dağıtıcı şeyleri ortadan kaldırın, keskin nişancı tavrını benimseyin

    3- anaokulu kuralını nasıl tekrarlarsınız?

    “büyükanneme açıklayana kadar hiçbir şeyi gerçekten anlamadım.”

    a. einstein

    duvara atılan bir tenis topu gibi hafızanızda “sıkışmış” kalacağını umarak bir paragrafı mekanik olarak tekrar etmeye çalışmak beyhude bir girişimdir.

    bir kavramı öğrenmek (ve ezberlemek) için, onu kendi kelimelerinizle yeniden işleyebilmeli ve bir anaokuluna (veya einstein'ın büyükannesine) açıklayabilmelisiniz.

    temel fikir, karmaşık bir kavramı minimum terimlerine indirgeyebilmektir,

    : bu, bir matematik teoremi için olduğu kadar bir kimya formülü için de geçerlidir. tıbbi bir kavram için ya da yasal bir ilke.

    anaokulu kuralını pratikte uygulamak için benzetmeler kullanmanızı öneririm.
    karmaşık kavramları 6 yaşındaki kuzeninize anlatabileceğiniz kadar basit ifadelerle ya da benzetmelerle tekrardan açıklayın.

    bu üç tekniği birlikte kullandığınızda başarı kaçınılmaz olacak.

    kısa bir özet yapacağım

    elinizde çalışmanız gereken bir metin var. 30 sayfalık.
    özet çıkarmaya çalışmak, renkli kalemlerle altını çizmek vs yok.

    ders notunu alıyorsunuz. ön okuma ile elinizdeki ders notunun ne ile ilgili olduğunu öğreniyorsunuz.

    sonrasında okumaya başlıyorsunuz. tek bir okumada herşeyi öğrenmeniz lazım.
    tek kurşun tek şans
    okurken kavramakta zorlandığınız bölümleri büyükannenize anlatıyorsunuz. hayali büyükannenize. sonra anlarım diye geçiştirmek yok. anlayıp, anlatıp devam ediyorsunuz. ve ders notunu bitiyorsunuz.

    bir daha tekrar etmek yok.

    hepsi bu kadar.

    makaleyi ingilizce olarak okumak için

    https://medium.com/…nobody-teaches-you-a47af645cc52
  • çiftleşme zorluğu çeken büyük baş hayvanlar çiftleşirken, erkek hayvana yardımcı olmak için erkeğin organını tutarak yerine yerleştiren kişiye "kıyakçı", yapılan bu işe de "kıyakçılık" denir..

    "ayakçılığın sonu kıyakçılık" atasözündeki "kıyakçılık" buradan gelir..
  • bilen bilir kadıköy de ki osman ağa camii sini müjdat gezenin dedesi osman ağa yaptırmıştır.
  • öncelikle iki temel arama yapılması gerekiyor:
    1-rusya-ukrayna savaşı
    2-kırım harbi

    bunları araştırdıktan sonra göreceksiniz ki, tarih tekerrürden ibarettir. türkiye'nin ukrayna'ya garantör olmasının sonucunu acı bir şekilde deneyimleme ihtimalimiz yüksek gibi durmaktadır.
  • ingiltere’de eş satışı geleneği

    18. yüzyılın sonu ile 19. yüzyılın ortalarında, ingiltere‘de, eşlerin satılması çok yaygın bir gelenekmiş. bu dönemde, eş satışı ile ilgili bir çok dava açılmış ve istisnasız her yıl gazeteler bu haberleri sayfalarına taşımış.

    1780-1850 yılları arasında yaklaşık 300 kadın satılmış. boşanmayı düzenleyen ilk kanun ise 1857’de yayınlanmış ancak bundan önce ise bir evliliğin sona erdirilmesi çok zor ve masraflıymış.
    boşanabilmek için, parlamentodan özel yasa çıkartmak gerekiyormuş. ve en az £ 3,000 kiliseye bağış yapılması gerekiyormuş.

    dolayısıyla o dönemde toplumun elit kesimi boşanma hakkına sahipken, halkın geri kalan yoksul tabakası bu hakka sahip değildi diyebiliriz. onlarda mutsuz evliliklerini bitirmek amacıyla yeni bir yöntem bulmuşlar ve bu yöntem uzun yıllar süregelen bir ingiliz geleneğine dönüşmüş.satılmak istenen eş, kocası tarafından halk pazarına veya hayvan panayırına götürülür ve en iyi fiyattan satılmaya çalışılırmış. kadınların boynuna, beline veya bileklerine yular takılır, müzayede boyunca sahnede tutulurlarmış.

    kadınların da bazen bu satış işlemine gönüllü olduğu söyleniyormuş, çünkü bu mutsuz evliliklerini bitirmek için ellerinde başka bir fırsatları yokmuş.
    eş satışları 1820’li ve 1830’lu yıllarda en üst noktaya ulaşmış ve sonrasında eşlerini satmak isteyen kocaların toplum baskısı görmesi nedeniyle bu uygulama giderek azalmış.

    tabi ki 1857 yılında boşanma kanununun çıkmasıyla da bu gelenek son bulmamış, 20.yüzyıla kadar devam etmiş ve 1933 yılında bir kadının, kocası tarafından 1 sterline satıldığı kayıtlara geçmiş.
  • tom ve jerry' de sürekli ayaklarını gördüğümüz kadının yüzü sadece bir kere gösterildi.

    görsel
  • dyeu - theo - deus (zeus) - dev ...
    hint avrupa dil ailesindeki dyeu kökü parlamak anlamındayken hem gök hem de tanrı anlamlarına genişler ki eski türkçe tengri sözü de her iki anlamı içerir.
    yazılı kullanımı olmasa da dyeuwos gibi kullanıldığı düşünülür. hint avrupa dil ailesinden dünyaya farklı yollardan oldukça geniş şekilde yayılmıştır:
    önceleri tanrısal anlam:
    dyeutheodeus tanrı anlamına gelir, teoloji, teizm, ateizm... aynı kökten türeyen sözler.
    zeus (deus) : yunan mitolojisi - baş tanrı
    jupiter (dyeu-peter) god father - gökteki baba :roma mitolojisi - baş tanrı
    diva : tanrıça

    sonra farsça etkisiyle kötü ruh:
    dyeu kökü farsça'ya geçtiğinde daiva ve zamanla dev/div olarak farsça kötü ruh, iblis, cin gibi anlamlar kazanmış. geçiş yolu açık olmasa da batıda da aynı şekilde:
    devil, demon, diablos olarak görülmekte.
    direkt geçiş tanrısal anlamda iken farsçadaki değişimle kötü ruh anlamında farklı isim alarak geçmiş. günümüzde de kullandığımız
    divane: cin çarpmış, deli anlamında bu sözden geçme.

    en son büyük, ulu :
    div/dev eskiden kötü ruh anlamındayken zamanla büyük, ulu anlamı kazanarak türkçe dahil diğer dillere de geçmiş
    türkçede de aynı farsçada olduğu gibi:
    dev : büyük, ulu olarak kullanılırken aynı zamanda:
    divan : büyükler, ulular olarak da padişahların danışma meclisinin adı olmuş. divan dediğimiz bu "ulular meclisi"'nin oturduğu şilteli, minderli yüksekçe sedir'in adı da divan kalmış.

    ilginç şekildedae kökü korecede de büyük, dev (great) anlamındadır.
    daewoo adını kurucusu kim woo-choong'dan alır : büyük woo (great woo)
    güney kore'nin kore dilindeki tam adı da:
    daehan minguk : büyük han/kore halk devleti (great korean people's state)
  • insanoğlunun icat ettigi en tehlikeli silah tanrıdır.
  • baristalara bitmemiş kahvenizdeki kafeine ne olduğunu sordum

    sonra beynimin derinliklerine daldım. kafein, penis, gözler, gözyaşları, küvetler, çılgın matematik ve bir çok bilgiyle dolu bu makale ortaya çıktı. iyi okumalar

    siz de benim gibi sabah kahvesinin yarısını bardağa bırakanlardan mısınız?
    o kahveye ne olacak? çöpe atılmalı mı?

    bu fotoğrafa lütfen bak
    görsel

    uzaydan bakıldığında gezegenimiz mavi bir küre olarak görünür. bunun nedeni, yüzeyinin yaklaşık %71'inin suyla kaplı olmasıdır.
    ancak bu, dünyada çok fazla su olduğu anlamına gelmez.
    dünyadaki tüm suyu bir küre haline getirseydik, 1385 km çapında bir küre olurdu.
    su, gezegenin toplam kütlesinin %0.023'ünü oluşturur. bu toplam su kütlesi içinde tatlı su oranı sadece %2,5'tir.
    yani dünya 70 kg ağırlığında bir insan olsaydı, dünya'daki toplam su miktarı 1,6 kg olurdu. başınızın ağırlığının yaklaşık üçte biri.
    tatlı su miktarı ise 40 gram olacaktır. ortalama bir penis 30 gramdır.
    ve orada bitmiyor.
    dünyadaki tatlı suyun yüzde 70'i kutuplarda donmuş durumda.
    kullanabileceğimiz sadece 12 gram suyumuz var.
    ortalama bir insan gözü 5 gram ağırlığındadır.
    dünya bir insan olsaydı, göllerdeki, nehirlerdeki ve yeraltındaki tüm tatlı sular iki gözümüze eşit olurdu.
    dünyadaki tatlı sulara neden gözümüz gibi bakmalıyız
    sanırım anladın.

    her şey burada bitti mi? üzgünüm hayır

    bu 12 gram su, dünyadaki toplam donmamış tatlı su miktarı. ancak tüm göl ve nehirlerdeki suyu bir yılda kullanamıyoruz. çünkü gelecek yıl tekrar suya ihtiyacımız var.

    bu yüzden ek bir kavram bilmemiz gerekiyor.
    yenilenebilir su kaynağı miktarı
    her yıl 577.000 km3 su buharlaşıyor. bu buharlaşan suyun 502.800 km3'ü okyanus yüzeyinden buharlaşır ve 74.200 km3'ü karalardan buharlaşır.

    buharlaşan su atmosferde yukarı doğru hareket ettikçe soğur ve yoğunlaşır ve yağışa dönüşür. bir yılda buharlaşan su ile yağan yağmur miktarı eşittir. buna su döngüsü denir.
    fakat yağmur yağarken karayüzleri daha soğuk ve daha yüksek alanlar içerdiği için yağış konusunda daha fazla sahiptir. yıllık buharlaşan 577.000 km3 suyun 458.000 km3'ü geniş okyanus alanlarına yağmur olarak döner. 119.000 km3 ise karasal alanlara yağış olarak döner.

    buharlaşma yoluyla kara yüzeyinden alınan su ile yoğuşma yoluyla karaya dönen su miktarı arasındaki fark yılda 119.000-742000= 44.800 km3'tür.

    bu rakam nehirlerin (42.700 km3) ve yeraltı suyunun (2100 km3) karadan okyanuslara taşıdığı su miktarına eşittir.

    bu, insanların yaşamsal ihtiyaçlarını ve ekonomik faaliyetlerini sürdürmek için gerekli olan tatlı su kaynağıdır.

    sadece insanlar değil, tüm hayvanlar ve bitkiler. (yenilenebilir su kaynağı miktarı)

    bu miktar, dünyadaki donmamış tatlı suyun yüzde 0,42'sine eşittir.

    yani en başta dünya 70 kg ağırlığında bir insan olsaydı demiştik!
    öyle olsaydı, yenilenebilir su miktarı 0.0505 gram olurdu. bir damla su yaklaşık 0.05 gramdır.

    başka bir deyişle,dünyada bir insan olsaydı, yıllık kullanabileceğimiz yenilenebilir su miktarı bir gözyaşı olurdu.

    görsel

    şimdi ilk soruya dönelim.
    sabah kendinize bir fincan kahve yaptınız. ama hepsini bitiremeden evden ayrıldın. akşam eve döndüğünüzde bitmemiş kahvenizi içebilir misiniz?

    eğer siz de benim gibi sadece kafein ihtiyacınızı karşılamak için kahve içiyorsanız cevap; evet, içebilirsin. çünkü;
    kafeinin kendisi oldukça kararlı bir katı bileşiktir. erime sıcaklığı 235c/435 f'dir.
    ev ortamında bu sıcaklık değerine ulaşmak imkansızdır.
    sıcak, bu yüksek basınçlı espresso makineleri ie bile kafeini eritip bağlarını kıramayacağınız anlamına gelir.
    kafeini yok edebilecek bir demleme yöntemi yoktur ve havaya maruz kalmak kafeini buharlaştırmaz.

    kahve fincanındaki kafein, uzun yıllar içmediğiniz sürece, ilk demlendiği miktarla aynı kalır.
    ama bekleyen kahvenin tadı kötü.
    evet, bu doğru çünkü kahve çekirdeğinde sadece kafein yok.
    kahve çekirdeğindeki birçok aromatik bileşik bize alıştığımız kahvenin tadını verir. ve bunların çoğu uçucu yağlardan oluşur.
    kahve uzun süre bardakta kaldığında kahveye lezzet katan bileşiklerin birçoğu havaya karışıp kaybolur. ama kafein.

    bardağın içinde sizleri bekliyor.

    bir küvet yaklaşık 150 litre su tutar.
    bir fincan kahve üretmek için 140 litre suya ihtiyaç vardır.
    kahvenizi çöpe atmadan önce düşünün.
    neden kahve içiyorsun? kafein için mi?
    lezzet için mi?

    görsel

    dünyadaki yenilenebilir su miktarı bir gözyaşı büyüklüğündedir.
    ve dünyada 700 milyon insan su kıtlığından muzdarip. bu yüzden gözyaşı dökerler.
    kahvenizi çöpe atmadan önce lütfen gözyaşlarını hatırlayın.

    sadece kafein için içiyorsanız. o halde çöpe atmaya gerek yok. bir bardak kahve üretmek için elektrik hariç 140 litre su kullanılıyor
    bir bardak kahve ile dünya mı kurtulur?

    hayır.

    'ben dünyayı tek başıma değiştiremem ama suya bir taş atıp birçok dalgalanma yaratabilirim.' -rahibe teresa

    makaleyi ingilizce olarak okumak istiyorsanız.
    https://medium.com/…-unfinished-coffee-53ea1d1ef73a

    türkçe okuduktan sonra ingilizcesine göz gezdirin. bir kaç kelime öğrenseniz kardır. en azından göz aşinalığınız olur. siz okuduğunuzda para kazanmıyorum valla :) maksadım ingilizceye aşina olun)

    'ben dünyayı tek başıma değiştiremem ama suya bir taş atıp birçok dalgalanma yaratabilirim.' -rahibe teresa
  • eğer birini sevmiyorsanız,
    kaşığı tutuş şekli dahi sizi öfkelendirebilir; eğer seviyorsanız,
    yemeği tabakla üzerinize dökse yine de rahatsız olmazsınız.

    ırving becker
hesabın var mı? giriş yap