şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • fil sürülerinde yavrular dışında erkek bulunmaz. ergenliğe ulaşan erkekler sürüden ayrılır ve genelde yalnız ya da küçük gruplar halinde yaşar. çiftleşme dışında da sürüyle bir etkileşimleri olmaz.
  • iki bilinmeyene değer atadığımızda doğru gibi aynı düzlemden bahsettiğimiz matematiğin üçüncü veri ile geometri uzayından bahsetmeye dönüştüğü bilgisayar. yoldaşım, bu uyanışı lisede yaşamış, benimle bir örnek üzerinden paylaştığında, anlamlandırdım. dedim ki "ramazan ne zaman bitiyor?" bu soruya cevap "bayram başladığında". sorum: "bayram ne zaman başlıyor?" cevap: "ramazan bittiğinde:)" ve devam etti 3. bilgi verisi olunca geometri uzay konsepti başladı.
  • 26 mayıs 1968 günü sabah saat 6'ya kadar izlanda'da trafiğin akış yönü şimdi olduğu gibi sağ değil soldu.

    görsel

    1793 yılından bu yana danimarka'ya bağlı olsa da izlanda'da trafiğin akış yönü danimarka'nın aksine sağ değil sol taraftı. aslında, kağıt üzerinde trafiğin akış yönü sağ taraf olarak görünse de pratikte bu uygulanmıyor, sürücüler soldan ilerlemeye devam ediyordu.

    ülke, danimarka'ya bağlıyken birkaç defa trafik akış yönünü gerçek hayatta da değiştirmek için planlama yapsa da ikinci dünya savaşı sebebiyle danimarka'nın 1940 yılında almanya tarafından işgal edilmesiyle izlanda'nın trafiği sağa kaydırma planı askıya alındı. müttefik devletler, adayı almanya'ya bırakmamak için önce işgal daha sonra da ilhak edince bu değişiklik planı bir süre daha ertelendi.

    1944 yılında kazandıkları bağımsızlıkları, 1945 yılında savaşın son bulması ve adadaki müttefik güçlerinin adayı terk etmesinden* sonra trafiği sağa kaydırma planı tekrar gündeme geldi. isveç'in 1964 yılında yasa çıkararak benzer bir karar almasıyla birlikte izlanda da bu yönde çalışmalara başladı. 1964 yılında konuşulmaya başlanan bu değişikliğin yasası 1965 senesinde çıkarıldı ve değişiklik için 26 mayıs 1968 günü sabah saat 6 seçildi. aslında bu değişikliğin en önemli sebeplerinin başında diğer iskandinav ülkeleri ile trafik birliğinin sağlanması ve ülkeyi daha sık ziyaret eden amerikalı ve avrupalı turistler için kolaylık olmasından başka bir şey değildi.

    bu arada isveç bu değişikliği 3 eylül 1967 tarihinde gerçekleştirdi. daha fazla ayrıntı için;
    (bkz: öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler/@kaz gelecek yerden tavuk esirgeyen insan)

    dönelim izlanda'ya...

    o dönemler 200 000 nüfusu olan bu ada ülkesi bir trafik komisyonu oluşturarak değişikliği planlamaya başladı. ülkenin düşük nüfusu ve düşük nüfus yoğunluğu sebebiyle çok zor bir plan olmadı. toplam maliyeti o dönemin parasıyla 45 milyon kron olan bu değişiklikler için değişiklik gecesi 1662 trafik işaret ve işaretçisi, sonrasında ise toplamda 5227 trafik işaret ve işaretçisi değiştirildi. ve sabah saat 6 itibariyle zorunlu olmayan tüm trafik hareketleri durdurulup araçlara şerit değiştirildi.

    değişiklik gününde gerçekleşen tek yaralanmalı trafik kazası bacağını kıran bisikletli bir çocuktan ibaretti. değişiklikler sebebiyle insanlar trafiğe o kadar dikkat ettiler ki ülkede uzunca bir süre trafik kazası yoğunluğu çok düşük kaldı.

    işte değişikliğin olduğu 26 mayıs 1968 gününe izlanda dilince kısaca h-dagurinn ya da uzun adıyla hægri dagurinn denir. türkçe'ye ise sağ günü olarak çevrilebilir.

    değişiklikten birkaç gün öncesine ait gazete görseli
    görsel
  • şeyh şamil çok iyi bir counter-strike oyuncusudur. bunu duyan yavuz sultan selim sinirinden deli olur ve şeyh şamil'i ps atmaya davet eder. fifa 2022'de anlaşırlar ve tam yavuz sultan selim galibiyete koşarken ayağı takılıp düşer ve şeyh şamil maçı kazanır. bunun üzerine şeyh şamil'in başı vurulur.

    ayrıca çok iyi bir satranç oyuncusunun çoban matıyla yenileceğini sanmak için azıcık saf olmak gerek.
  • sevgili ekşici dostum,

    bana en çok gelen sorulardan bir tanesi "sayın hocam okuduğum hiç bir şey aklımda kalmıyor, ben salak mıyım yok mu bunun bir çaresi ?" olmakta. (bu sorunun daha komiği birisi evime gelip kütüphanemdeki yüzlerce kitabı görünce "hocam bunların hepsini sen mi okudun ?" sorusudur ki içimden hep "yoo pazardan kiloyla aldım" cevabı vermek gelir ya neyse)

    artık bu sorudan ikrah ettiğim için güzel bir yazıyla topluca cevap vereyim dedim.

    buyur dostum okuduğun her şeyin aklında kalması için uygulayabileceğin teknikler şunlar.

    1) kelime hazneni geliştir.

    okuduğunu anlamamanın en büyük sebebi kelime haznenin çok az olmasıdır. yani anlamadığın kelime çok olduğu için okuduğunu anlamıyorsun. bu sebeple bol bol sözlük kullanmaya alış, bir kelimeyi tam olarak anlamadan asla ve kat'a diğer kelimeye geçme. hemen aç bir ınternet sözlüğü o kelimeyi öğren. bunun dışında her gün iki yeni kelime öğrenmeden de yatağa girme. örneğin şimdi " bizim röpdöşambırlı entelijansiyamız çok müteyakkızdır efendim" diye yazdığım zaman aslan görmüş zebra gibi kalma.

    2) kitaba soru sor.

    bir kitap okurken sürekli sorular sor.

    mesela "yazar neden bu cümleyle başlamış ?" , "anlatılan olaydaki iki karakterin birbirleriyle olan ilişkisi nedir ?" "propaganda ve algı yönetimi kitabının 15.sayfasında (sen inançlarını ve düşüncelerini en son ne zaman sorguladın ?) sorusunu yazar neden özelikle sormuş ?" gibi sorulardan bahsediyorum.

    soru sormak seni kitabın gerçekten sahibi yapar yoksa öyle iki simit parasına bir kitaba gerçekten sahip olamazsın. buna aktif okuma denir. ama hiç soru sormadan bır bır da bır bır, mır mır da mır mır okursan o kitap zor aklında kalır dostum.

    3) içerik ipuçları kullan

    bir paragrafı okudun okudun anlamadın. bu durumda paragrafın altında ve üstünde bulunan diğer paragraflarda ipucu ara. aynı şey cümle içinde bilmediğin bir kelime içinde geçerlidir. örneğin "kyros suyu hızlıca içersen dişlerin sızlar" cümlesinde kyros kelimesinin yunanca soğuk anlamına geldiğini suyun dişleri sızlatmasından çıkarabilirsin. kitaplar öyle haldur huldur okunmaz sherlock gibi uyanık ve cevval olacaksın.

    4) kitabın ana fikrini anla

    bir kitabın ana fikrini kavrarsan onu hatırlaman kolay olur. bazen iki cümlede söylenebilecek bir şey için iki yüz sayfa kitap yazılır. özellikle akademik metinler böyledir. kitabı okurken aralarda dur ve düşün. eğer yazarın fikrini işin başında kavrarsan kitabın geri kalanını anlaman ve akılda tutman kolay olur. hani hep okumadan atladığın önsöz bölümleri var ya. işte ana fikir genelde orada bulunur yani oraya boşuna konulmamıştır.

    5) özet çıkar

    dostum bir kitabı akılda tutabilmek için en güzel yol kitabı bitirdikten hemen sonra bir deftere kısa bir özetini yani kitaptan anladığını yazmaktır. güzel bir defter al ve her kitabı bitirdikten sonra oraya kendi dilinle kısaca özetle. bunu yaparsan hem aklında kalır hem de zaman içinde defterler biriktikçe yüzlerce kitabı hatırlaman o defterlere bir göz gezdirmek kadar kolay olur. hadi bakalım verdim sana sırrı gitti.

    6) parçalara böl

    iyi ve kaliteli bir kitabı öyle iki günde gerçekten okuyamazsın. bir bölüm oku daha sonra ara vererek okudukların üstünde düşün. eğer kitap aşırı zorluysa bunu iki üç paragrafta bir yap. çünkü beynin bu aralıklarda okuduğunu sindirecektir. nasıl koca tabak yemeği güp diye midene indirmiyorsun, çatal bıçakla kese kese yavaş yavaş yiyorsun bu iş de ona benzer.

    7) kolaydan başla

    kitapları anlama problemin varsa tavsiyem bu anlattığım taktikleri önce kendi seviyenin altındaki, basit bulduğun kitaplarda dene. bu teknikleri o kitaplarda deneyip alıştıktan sonra daha etli butlu kitaplara saldırabilirsin.

    bonus : hocam kitap okuya okuya gözüm bozulmasın arada eğitici videolarda izlemek isterim diyorsan buyur kardeşim sana içinde onlarca bilgi dolu video bulunan kanalıma davet ediyorum. kitap okumaktan gözün acıdığında tak kulaklığı benim senfonik sesimden güzel güzel videolar dinle.

    buyurunuz kanal

    https://www.youtube.com/c/aydinserdarkuru

    sevgilerimle
  • medeniyetin başkentinin istanbul olması. (şahsi teorim)

    nedenine gelirsek, anadolunun kelime kökeni eski yunanca'da anatole, yani doğu demek. anatoli şeklinde telaffuz ediliyor, ana: up, tole rise. rise up, yükseliş. genel ifadeyle sunrise gün doğumu olarak kullanılırmış. roma imparatorluğu ise bölge belirtmek için yine aynı kökenden gelen “doğu” (the east) anlamında kullanmış.

    romalılardan önce akadyalılar ise bölgeye asie diyormuş ::)) akadca'da rise up demek. hittitçe'de de assuwa. yine aynı anlamda.

    gün batımı ise “dusis”, boğmak, batırmak demek. apollo'nun hellios'u her gün denize batırmasından, boğmasından geliyor.

    eski haritalarda kelimelerin bölgeleri isimlendirmek için kullanılan anlamlarını düşününce eski medeniyetler ıstanbul'u merkez alıp sağına doğu soluna batı demiş baya baya.

    diğer yandan asya ve anadolu'nun aynı anlama gelmesi ile doğulu olduğumuz gerçeği de tescillenmiş oluyor. en azından anadolu full of mothers değilmiş diyerek teselli bulabiliriz.
  • yahudilerin ayin yapabilmeleri için ergen en az 10 erkek olması gerekiyor. bulunamazsa ayin mayin yok.
  • titanik faciasında yolculuğa geç kalıp, bileti olduğu halde katılamayan tek kişi türk doktor besim ömer akalın'dır. hava durumundan dolayı gemiye yetişememiştir. mason olması da ayrı bir detay, bu masonlar bir şekilde bu hayattaki tehlikelerden sıyrılıyorlar, ilginç.
  • adet bir vakıf cenneti olan (bkz: osmanlı)'nın kurmuş ve yaşatmış olduğu bu vakıfları hiç duymuş muydunuz?

    parasını düşüren çocuklar vakfı

    annelerinin kendilerine alış-veriş için verdiği parayı kaybeden çocuklar yararına, başta tunus olmak üzere osmanlı coğrafyasının pek çok köşesinde vakıflar kurulmuştur.

    çocukları gezdirme vakfı

    eski matbah-ı amire emiri haseki hacı mustafa ağa’nın 1768’de istanbul’da kurduğu vakıf, yılda üç bin akçe sarf edip çocukların temiz hava alarak eğlenmelerini sağlamıştır. böylece çocukların yılda bir kez ailelerinden alınıp kırlara götürülmeleri ve birbirleriyle kaynaşıp yeni arkadaşlıklar kurmaları arzulanmıştır.

    talebelere piknik vakfı

    (bkz: dördücü murat) devrinin mühim devlet adamlarından (padişahın kızı kaya sultan ile evli) (bkz: melek ahmet paşa)’nın kızı fatma hanım’ın 1716’da istanbul fatih’te kurdurduğu vakıf, sıbyan mektebi (ilkmektep) talebelerini, biri kiraz vaktinde (ilkbahar) diğeri üzüm vaktinde (sonbahar) olmak üzere yılda iki defa pikniğe götürmeyi amaçlamıştır. her iki vakitteki piknik için 1800’er akçe ayırmıştır.

    yetimlere eğitim vakfı

    fatma hatun’a ait 16 ekim 1612 tarihli vakfiyenin çalışma alanı kapsamında, hacı hüsrev mektebi’nde okuyan yetim çocukların bütün masrafları karşılanmış; yetim sayısı az ise başka okullardan bulunarak ihtiyaçları giderilmiştir. ayrıca mektebe her yıl yeterince odun ve hasır alımı yapılmıştır.

    yetimlere yazlık elbise vakfı

    (bkz: urfa)lı âlimlerden hasan bin alaeddin tarafından yetim çocuklara yazlık elbise almak gayesiyle 1384’te açılmıştır. vakfın şartnamesinde bu durum şöyle beyan edilmiştir: “yetimlere buluğ çağına gelinceye kadar bakılacak, yaza girerken yazlık elbise alınacaktır...”

    öte yandan (bkz: üçüncü mustafa)’nın validesi emine mihrimah sultan’ın nedimesi canfeda hatun’un 1773’de oluşturduğu vakıf da, her yıl istanbul’daki mekteplerde okuyan 20 yetime birer kapama (üstlük), ayaklarına birer pabuç, her (bkz: kurban bayramı)nda başlarına birer kumaş kavuk (yanı sıra okulun öğretmenlerine de birer süslü elbise) almayı hedeflemiştir.

    talebelere bayramlık elbise vakfı

    istanbul’da (bkz: ayasofya) yakınındaki üskübi mahallesinde oturan zeyni hatun’a ait 16 haziran 1587 tarihli vakfiyede geçen bilgilere göre, kurulan vakıf aracılığıyla bayramlarda, mustafa çelebi mektebi’nde okuyan öğrencilere elbise alınmış ve harçlıkları verilmiştir. artan paralarla da dul ve fakir hanımlara yardım edilmiştir.

    talebelere alfabe vakfı

    penah süleyman efendi’nin 1785’de istanbul’da kurduğu vakıf, okumaya yeni başlayan öğrencilere, alfabe kitabı alınıp dağıtılmasını temin etmiştir.

    muallimlere ikramiye vakfı

    (bkz: sultan abdülaziz)’in annesi (bkz: pertevniyal sultan) tarafından kurulan vakıf, bayram hediyesi olarak her (bkz: ramazan bayramı)’ndan önce her öğretmene birer maaş tutarında ikramiye vermiştir.

    muallimlere tütünü yasaklama vakfı

    diyarbekir şehremini (belediye reisi) mehmed ragıb bin mesud tarafından 1833’de teşkil edilen vakıf, hizmetlerini, ilk mektep muallimlerinin tütün içmesini engellemeye hasretmiştir. caydırıcı olabilmek maksadıyla şehirde bulunan tüm ilk mekteplerde tütün içilmesi yasaklanmış ve bu zararlı maddeyi kullananların “asla ve kat’a” öğretmenlik yapamayacakları ilan edilmiştir: “…zinhar ve zinhar şarib-i duhân (tütün içici) muallim-i sibyân olmaya…”

    fakir kızlara çeyiz vakfı

    ayşe revnak hanım tarafından kurulan vakfın temel amacı, evlenmek üzere olan fakir kızların çeyizlerinin tamamlanarak düğünlerinin yapılmasıdır. yapılan masraflardan sonra geriye para kalırsa, fakir çocuklara düğün elbisesi alınmış ve o yıl için ayrılan paranın mutlaka o yıl harcanması sağlanmıştır.

    mahalle fakirlerini gözetme vakfı

    ümmühan-i hatun vakfiyesinde; mahallede bulunan fakirlerin ve zor duruma düşenlerin, vakıf çalışanlarınca gözetilip ihtiyaçlarının giderilmesi ve rahatlarının sağlanması istenmiş ve meseleleri çözülmüştür. mahallenin önde gelenlerinin oluşturduğu bir heyet, mahalle sakinlerinin bütün coşku ve sıkıntılarını gözlemleyerek sevinçlerini çoğaltıp, üzüntülerini paylaşmıştır.

    (bkz: kanuni sultan süleyman) döneminde veziriazam (bkz: pargalı ibrahim paşa), (bkz: yavuz sultan selim) zamanında fethedilen mısır’ı teşkilatlandırmak maksadıyla kahire’ye gittiğinde, şehirdeki tüm sakat, dul, kimsesiz, yetim ve fakirlerin ve 1000’e yakın yetim ve muhtaç çocuğun listesini yaptırıp hepsine maaş bağlatmıştır. 1777’de elsiz ve ayaksız bir çocuğu olan bir istanbulluya da günde 10 akça maaş tahsis edilmiştir.

    yoksullara et vakfı

    (bkz: rodos)’ta kurulan hacı ümmü gülsüm hanıma ait vakıf aracılığıyla, her yıl ramazan bayramı geldiğinde koyun eti alınarak dağıtılması; ayrılan diğer bir kısım parayla da entari, şal, cübbe, fes, kuşak, don, yemeni ve ayakkabı gibi çeşitli giyim eşyaları alınarak bayrama yakın bir zamanda fakir aile çocuklarına ve yetimlere dağıtılması temin edilmiştir.

    fakirlere meyve yedirme vakfı

    bıyıklızade mehmed ağa tarafından 1594’de bursa iznik’te tesis edilen vakıf, etraftaki fakirlere zeytin, armut ve elma ağaçlarının meyvelerinden belirli bir miktar dağıtılmasını ve daha fazla almak isteyenlere mani olunmamasını vakfiyesinde şöyle şart koşmuştur: “ve harmanyeri dairesinde zeytün ağaçlarından maada armut ve elma ağaçlarının meyvesini hâzır olan fukara, rızaen lillâh maan ekledeler... ve birer dest-i mal miktarı dahi götüreler. ziyadesine taarruz etmeyeler... ve bir ferd mani olmaya...”

    son söz : “insanların en hayırlısı, insanlara faydalı olan; malın en hayırlısı allah yolunda harcanan; allah yolunda harcananın da en hayırlısı halkın en çok ihtiyaç duyduğu şeyi karşılayandır.” (bkz: hz.muhammed) (s.a.v.) (ebu davud, edeb/57)

    kaynakça;

    (bkz: vakıflar genel müdürlüğü) - 10, 633, 570, 571, 578 no'lu vakfiye defteri

    (bkz: vakıflar genel müdürlüğü) - tarihte ilginç vakıflar - 2012
  • ıssız bir adaya gidecekseniz yanınıza alacağınız 3 şeyden birisi kesinlikle "kuru fasulye" tohumlarıdır.

    insan vücudunun sağlıklı ve sorunsuz bir şekilde büyüyüp gelişebilmesi için 20 aminoaside ihtiyacı bulunur. bunlardan 9 tanesi temel aminoasittir.

    insan vücudunda sentezlenmeyip dışardan alınması gereken bu 9 aminoasitten metionin en çok kuru fasulyede bulunur. metionin ayrıca sülfür içeren tek aminoasittir. soğansız da olsa yiyin, yedirin efendim.

    ben diğer iki hakkımı babamdan miras kalan victorinox çakım ve .... yana kullanırdım. peki ya siz?

    "madem biliyorsun neden öğretmiyorsun; boşa vakit geçirdin, neye yaradı"

    sümer atasözü
hesabın var mı? giriş yap