şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
  • bilim tarihinin en önemli keşiflerinden bazılarının sadece basit yanlış anlamalar sonucu yapılmış olması.

    yıl 1610. zamanın iki büyük bilim adamı iki farklı yerde: galileo italya'da, kepler ise prag'da. galileo o zamanlar kendi yaptığı teleskobuyla haşır neşir. durmadan gözlem ve keşifler yapıyor. yaptığı iki önemli keşiften sonra galileo kepler'e bunlarla ilgili bir mesaj göndermek istiyor ve bunu da başka kimse okuyamasın diye kodlayarak yapıyor. haklı da çünkü hayatı boyunca kiliseyle arasında bir çatışma var. o, kopernik'in güneş merkezli evren kuramını savunuyor, kilise ise dünya merkezli evren konusunda diretiyor. bu yüzden iki kere yargılanmıştı galileo. ayrıca keşiflerinin başkaları tarafından çalınmasını da istemiyor.

    neyse efendim galileo bu mesajı kodlamak için mesajın içeriğindeki harflerin yerlerini değiştirerek anagramlar yaratıyor. ve kepler'in şablonları hemen görebilme yeteneğine güveniyor. galileo'nun mesajında bahsettiği ilk keşif şu: "smaismrmilmepoetaleumibunenugttauiras". latincesi iyi olanlar hemen ne demek istediğini anlamıştır zaten. anagramı çözünce şu çıkıyor "altissimum planetam tergeminum observavi". yani türkçeye çevirirsek "en yüksek gezegenin aslında üçüz olduğunu gözlemledim" gibi bir mesaj çıkıyor. o zamanlar en yüksek gezegen olarak bilinen satürn, üçüz dediği de iki yanında çıkıntı olarak gördüğü halkalar. yani satürn'ün halkalarını keşfetmiş galileo.

    mesajında yazdığı diğer keşif ise şu:"haec immatura a me iam frustra leguntur oy". anagram çözüldüğünde "cynthiae figuras aemulatur mater amorum", türkçeye çevirildiğinde "venüs'ün de aynı ayın olduğu gibi evreleri mevcut" mesajı çıkıyor.

    son derece önemli iki buluş evet. buraya kadar bir terslik yok. olayın can alıcı noktası ise burada patlak veriyor.

    mesajı alan kepler maalesef anagramları yanlış çeviriyor. ilk anagramı "salve, umbistineum geminatum martia proles" şeklinde çözüyor. anlamı "merhaba, mars'ın iki uydusu var". diğer anagramı ise "macula rufa in jove est gyratur mathem..." şeklinde çözüyor. aslında tam da çözemiyor zira birkaç harf eksik kalıyor. ama çıkardığı sonuç şu "jüpiter'in üzerinde matematiksel yörüngede dolanan dev bir kırmızı nokta var".

    evet mars'ın gerçekten de 2 uydusu var ancak bunu ne galileo ne de kepler keşfedebiliyor. aralarında bu yazışma gerçekleştikten tam 267 sene sonra asaph hall tarafından keşfediliyor. ve evet jüpiter'deki dev kırmızı nokta da gerçek. bu kırmızı nokta, içine dünya'nın sığabileceği kadar devasa bir fırtına aslında. hiç dinmiyor ve sürekli jüpiter'in yüzeyinde dolanıyor. ancak o da ilk olarak 1665'te robert hooke tarafından gözlenmiş.

    artık dilin azizliği mi demek lazım yoksa tesadüfün böylesi mi bilmiyorum. oysa biri çıkıp satürn'ün halkalarını buluncaya kadar whatsapp'ı bulaymış hiç böyle karmaşalar yaşanmayacakmış. heyhat.

    - kepler! bir şey buldum çok süper!
    + !?!
    - satürnün halkaları varmış ya la.
    + inş cnm ya
    - ya ben lan neyse bi şey demiyorum
  • odak kelimesinin od kelimesinden gelmesi, "od" kelimesinin eski türkçe'de ateş, odak kelimesinin de ateşin merkezinde olan anlamına gelmesi.

    aynı şekilde focus kelimesinin focadan gelmesi, foca kelimesinin ateş anlamına gelmesi, focus kelimesinin de ateşin merkezinde olan anlamına gelmesi

    bir de focacciavar ki, bizim şu anki poğaçaya denk düşer, ateşte pişen anlamına gelmektedir. ateşte pişen farklı hamur mamulleri için farklı telafuz versiyonları italya'dan orta doğu'ya kadar her ülkeyi ayrı ayrı sarmıştır.

    ayrıca (bkz: ateş seni çağırıyor)

    edit: bir de odun var, ateşte yanan anlamında, onun da hakkını teslim edelim
  • antik roma'da, kolezyum'da yapılan gladyatör savaşlarında, hani bir savaşçı, öbürüne üstün geldiği zaman döner de hükümdar'a '' bunu öldüreyim mi? '' gibilerinden bakış atar da, hükümdar da eğer ölmesini istiyorsa başparmağını aşağı indirir ya, işte o tam tersiymiş. eğer ölmesini istiyorsa başparmağıyla yukarıyı, yani gökyüzünü gösterirmiş, ruhu havalansın gibilerinden...

    ufkum çok artmasa da baya şaşırdım...
  • ufkun ölçülebilir bir şey olmaması.
  • beynimizin old brain (eski beyin, türkçesi bu sanırım) diye bir kısmının var olması ve beyinde buglar oluşturması. bu eski beyin 'insan düşünen bir varlıktır.' sözündeki hayvan kısım oluyor basitçe. bir cismi görünce ilk olarak beyin 'ye, hayatta kal, çoğal' içgüdüsüyle hareket edip o cisim için şu soruları soruyor:
    -bunu yiyebilir miyim?
    -bununla sevişebilir miyim?
    -bu beni öldürür mü?
    bu üç soruyu sormasının sebebi de bu üç fiile(yemek, çoğalmak, hayatta kalmak) karşı zaaflarının olması. bug dediğim de bu oluyor kısaca. reklam şirketleri de bunu kullanıyor zaten. hani güzel kadınların oynadığı reklamlar gibi ya da biscolata erkekleri gibi. yani şirketler bunlara boşuna bir ton para vermiyor. görünce bunları sadece yemek değil çoğalmak da geliyor aklımıza.
    ayrıca bu old brain ilk izlenimde de acayip etkili. hemen kararını veriyor. zor olan, acılı yoldan gidilecek şeyleri eliyor, az sorumlulukla kurtulabileceğin işlere yönlendiriyor seni. bir nevi abi gibi konuşup 'az olsun temiz olsun', bir taraftar gibi '1-0 olsun bizim olsun' diyor sana.
    mesela bir film izlemek istiyorsun, sözlüğe bakıyorsun. millet neler neler söylemiş, şiirler yazmış film için.ilk izlenim müthiş hemen izlemeliyim diyorsun. sonra filmi izlemeye başlıyorsun ve beğenmiyorsun. sonra beyin diyor ki sana 'oğlum(kızım) mal mısın? millet filme neler yazmış bir sen beğenmiyorsun'. sonra başlıyorsun orasına burasına bakmaya, her parçasını hayıra yormaya ve sonunda iyiymiş lan diyorsun. aslında senin iyi demene kalmıyor, eski beyin kararını vermiş zaten, işi mantığına uyduruyor teyit ediyorsun.
    tabi bunu akıl yoluyla kararlarımızı düşünüp eski beyini buyruk altına alabiliyoruz ama bilgi sahibi olmadığımız konularda direk ne derse yapıyoruz.
    sonuç olarak bir eski beyine bile laf geçiremiyoruz. en büyük savaşımız hala en büyük düşmanımız kendimizle ve eski beynimizle.
  • benim uydurmam da olabilir ama: (bkz: #38705631)
  • google translate'in tüm dilleri önce ingilizce'ye çevirip, ardından hedef dile çeviriyor oluşu. yani türkçe'den almanca'ya çeviri yaptırıyorsanız, önce türkçe'yi ingilizceye, sonra ingilizce'yi almanca'ya çeviriyormuş alet. vay a.q. dedirten tespit için tıklayınız:

    https://www.quora.com/…/answer/adrien-lucas-ecoffet

    (almanca gibi en azından eril/dişi/nötr artikelleri olan bi dille deneyebilirsiniz birebir aynı şeyi, hakikaten de böyleymiş.)
  • normal savaş şartlarında a-10 thunderbolt'un 30mm'lik uranyumlu mermilerinin piyadelere karşı kullanılması savaş suçu kapsamında değerlendirilmekteymiş.**

    ayrıca a-10 thunderbolt bir silah için üretilmiş ilk ve tek uçaktır. *