şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • insanlar uyurken yanlarına mıknatıs koyarlarsa rüyaların daha net ve kalıcı görünmesini sağlıyomuş
  • genellikle medya eleştirisi yapan show programları ve köşe yazılarının başlığının ütücü ya da son ütücü olmasının sebebinin büyük ihtimalle ingilizcede hiciv anlamına gelen "irony" kelimesinden gelmesi ve bu kelimenin de hunharca türkçeye çevrilmiş olması.
  • ağır queen fanatiği bir adamım. albümlerin çıkış yıllarını, hangi şarkılardan oluştuğunu falan ezbere bilirim. akşam akşam canım crazy little thing called love istedi, laptopu açmaya üşendim, youtube'dan açıp dinleyeyim dedim. şarkı ismini aratınca elvis presley'in şarkıyı söylemiş olduğunu gördüm. daha önce de dinlemiş olduğuma emin bir şekilde bir de elvis'ten dinleyeyim dedim, açtım dinledim.
    lan sonra kafamda tarihler çakışmaya başladı. bu şarkı 1979'da freddie mercury tarafından yazıldı diye hatırladım, internetten kontrol ettim doğru. elvis presley 1978'de öldü diye aklımda kalmış, kontrol ettim, ve hatta 1977'de ölmüş.
    lan 1977'de ölen adam 1979'de yazılan şarkıyı nasıl söyler, tekrar açtım şarkıyı, ee bildiğin elvis? ve hatta 1965 yılında söylediği falan iddia ediliyor çeşitli kaynaklarda.
    uzun araştırmalar sonucu aklıma yatan tek açıklama bir kaynaktan okuduğum bu şarkının elvis'in şarkılardaki sesleri kullanılarak dijital bir şekilde üretildiği oldu. bunun dışında mantıklı diğer açıklama sesi benzeyen bir adam tarafından söylenerek elvis diye yutturulmuş olduğu.
    yani elvis crazy little thing called love söylememiş, hatta yanlış hatırlamıyorsam öyle bir geçer zaman ki 'de elvis'e söyletmişlerdi bu şarkıyı, onlara da sazan.avi olmuşlar.
    ufkunu sikeyim diyeceklere not: yıllarca doğru bildiğim bir şeyin yalan olması benim ufkumu iki katına çıkarıyor.
  • güvercinlerin yürürken başlarını neden pıtala pıtala sallayarak gittiği.

    sanılanın aksine dengeleriyle, ya da sürekli uçtukları için yürümeye alışkın olmamalarıyla ya da fasulyanın neden bir türlü pişmediğiyle bir bağlantısı yokmuş. tamamen görüş sabitliği ve kalitesiyle alakalı olan bu durum onların bir nevi geçici tripodu olan optikinetik refleksiymiş.

    bu tıpkı, böceklerden kartallara kadar bütün hayvanların yaptığı gibi, bizim de çevremizde gördüğümüz hareketli şeyleri sabitleştirmek için gözümüzü nesneyle birlikte hareket ettirmemize benzer. ha diyeceksiniz ki onların da hızlı takip eden gözleri yok mu? var. ama bu iş için biçilmiş kaftan olan yanar dönerli uzun boyunlarını kullanmaları daha işlevseldir. pıtala pıtala yürümeyen güvercin etrafındaki hareketi bulanık görür. başını gıdısını attıracak şekilde çektiğinde çevresindekileri net olarak gören güvercin, ileri vitese taktığında bulanık görmeye başlar. vites değiştirmeleri sayesinde gözündeki fotoreseptörleri 20 milisaniyelik bir zaman diliminde görüntüyü sabitler ve dünyayı sürekli tost makinasından görmek yerine yarı zamanlı lg ultra reality tv'sinden görür. işte böyle küçük hesapların adamıdır güvercin.

    başına kamera bağlanan bir güvercinin görüşü: (bkz: http://www.youtube.com/watch?v=-1hxaaw6tcw)

    ve aslında bu sallabaş hareketi bir ilüzyondan ibarettir.
    haberin devam için tıkla.

    kaynaklar:

    optikinetik refleksleriyle ilgili yapılan ilk çalışmalardan biri: (bkz: http://jeb.biologists.org/…t/74/1/187.full.pdf html)
    daha güncel bir çalışma: (bkz: http://www.biomotionlab.ca/text/trojefrost00.pdf)

    (bkz: öyle bir uçtu ki)
    (bkz: sallabaş güvercinden zehir zemberek sözler)
    (bkz: onu hiç böyle görmediniz)
    (bkz: bu kadarına siz de pes diyeceksiniz)
    (bkz: bakın ne dedi)
    (bkz: sonunda bunu da yaptılar)
  • su geçirmez fotoğraf makinelerinin asıl kullanım alanı duştan fotoğraf göndermek imiş.
  • hacı meğersem bu dostoyevski isviçre peyniri değilmiş...

    öyle böyle değil, ufkumu en son mısır civarlarında görmüşler.
  • kehribarın yunanca karşılığının elektron olması ufkumu iki katına çıkarmadı fakat bünyemde bir heyecan yarattı. olay elektrik yükünün keşfiyle başlıyor. dönemin astronomu thales pamuğa sürttüğü kehribar çubuğunun saman çöplerini çektiğini farketmiş ve bunun kehribar çubuğundan kaynaklandığını düşünerek kehribara elektron denilmiş o dönemde. kehribar candır, elektron da heyecan deyip buradan thales'e selam ederim.
  • sampiyonlar ligi marsinin sozlerinin dize dize farkli dillerde yazildigi gercegi. mars kraliyet filarmoni orkestrası tarafından icra edilmiş ve st. martin akademisi korosu tarafından uefa'nın resmi dilleri olan ingilizce, fransızca ve almanca dillerinde söylenmiştir

    orjinali:

    ceux sont les meilleures équipes
    sie sind die allerbesten mannschaften
    the main event!

    die meister
    die besten
    les meilleurs équipes
    the champions!

    une grande réunion
    eine große sportliche veranstaltung
    the main event!

    ıls sont les meilleurs
    sie sind die besten
    these are the champions!

    die meister
    die besten
    les meilleurs équipes
    the champions!

    die meister
    die besten
    les meilleurs équipes
    the champions!

    turkcesi:

    onlar en iyi takımlar (fransızca)
    onlar en iyi takımlar (almanca)
    büyük etkinlik (ingilizce)

    futbolun efendileri (almanca)
    futbolun en iyileri (almanca)
    en büyük takımlar (fransızca)
    onlar birer şampiyon (ingilizce)

    büyük bir topluluk (fransızca)
    büyük bir spor olayı (almanca)
    büyük etkinlik (ingilizce)

    onlar en iyiler (almanca)
    onlar en iyiler (almanca)
    onlar en iyi takımlar (fransızca)
    onlar birer şampiyon (ingilizce)

    http://tr.wikipedia.org/…efa_şampiyonlar_ligi_marşı
  • starbucks'ın italya'da hiç olmamasının sebebi. merak ettim ve araştırdım. düşünün pazarlamanın bu kadar geliştiği yıllarda neden starbucks yıllardır italya pazarına girmiyor? hikaye 1980'lerde ıtalya'ya keşfe giden starbucks ceo'su howard schultz ile başlıyor. kapitalist yayılmayla çoğu ülke pazarına giren starbucks italya için ağzının sularını akıtıyordur ama ceo'muz italya'da birşeye dikkat eder. italya'da espresso kültürü vardır. howard schultz gittiği bir espresso barda insanların birbiriyle çok samimi olduğunu ve çalışanlar insanlara isimleri ile seslendiğini farkeder. kahve hızlı yiyecekten öte insanların keyfini çıkardıkları yavaş yiyecektir. sonra içinden geçirir lan ben bu ortamı amerika'ya götüreyim kesin tutar. bu yıllarda asıl starbucks oluşur amerika'da. italyan kahve kültüründen doğmuş ama amerikan toplum kültürü etrafında kurulmuştur. şirket yöneticileri amerika'daki starbucks hızlı tüketim olduğu için italya'da başarısız olacağını düşünüyorlar. eee mcdonald's ve burgerking de hızlı tüketim ama tuttu italya'da. starbucks eğer akıllı bir pazarlama taktiği uygularsa belki de italya'daki kahve anlayışını değistirebilir ve sağlam para yapabilir argümanı oluşuyor. buna karşılık olarak da yöneticiler şunu diyorlar: eğer italya pazarında başarılı olursak starbucks'ın uluslararası şirketlerinden sadece biri daha kar elde etmiş olacak. ama eğer başarısız olursa yatıracağımız paranın yanında çok büyük bir şey daha kaybedeceğiz. o da insanların aklındaki starbucks algısı zarar görecek. çünkü dünyanın her yerindeki starbucks müşterileri starbucksta bir kahveden daha çoğunu içiyorlar. kahveyle birlikte inanılmaz bir deneyim yaşıyorlar ve kendilerini eşsiz ve sofistike hissediyorlar. türkçesi hava atmak ve egosunu tatmin etmek için işte. insanlar gazetelerde starbucks'ın italya'da sıkıntı yaşadığını okursa bu sefer tüm dünyada starbucks algısı geri dönüşü olmayan bir yara alacak. kısacası starbucks yöneticileri böyle düşünüyor ve bence stratejik olarak doğru düşünüyorlar. unutmayın apple, starbucks, microsoft gibi şirketler için pazarlama en önemli operasyondur. hiç bir zaman bunu riske etmezler. eskiden para kazanmak için üretim yapmak gerekirdi. çok üreten, kaliteli üreten kazanırdı. ama günümüzde çok üreten veya kaliteli üreten kazanmıyor. malını iyi pazarlayan kazanıyor. apple'dan daha kaliteli elektronik üreten veya starbuck'tan daha kaliteli kahve yapan şirketler daha çok kazanamıyor. bugünlük bu kadarlık business dersi yeter *

hesabın var mı? giriş yap