şükela:  tümü | bugün sorunsallar (7)
  • muzun çok düşük dozlarda da olsa içerdiği radyoaktif potasyum izotopundan dolayı iyonlaştırıcı radyasyon bulundurması. eğer bir radyoaktif ölçüm yapan dedektörünüz varsa, muz yetiştiriciliği yapılan bahçelerde rahatlıkla alarmı çalabilir fakat hemen korkmayın şöyle söyleyeyim bir insan tek oturuşta eğer 10 milyon muz yer ise maruz kaldığı akut radyasyon zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybeder ki böyle bir şey mümkün değil. zaten günlük hayatta sadece güneş ışığından aldığımız radyasyon miktarı bile bir günde 60 tane muz yemeye eşit.
  • (bkz: #51410060)
  • daha önce yazıldı mı bu başlık altında bilmiyorum, eğer yazıldıysa yeşilimi yakın.

    şu meşhur hababam sınıfı müziğini yavaş ritimde dinlerseniz hüzünlü; tempolu bir şekilde hızlı dinlerseniz eğlenceli olur, ve dahası dünya çapında böyle bir özelliğe sahip başka hiçbir müzik yapılamamış. bu ne kadar doğrudur bilmiyorum... ama hababam sınıfı film müziği hakkaten öyle. (bkz: https://www.youtube.com/watch?v=dk5n5xuxudo)
  • maç günleri sol frame'in çöplüğe dönmesinden rahatsız oluyorsanız kanallar bölümünden spor'u takip etmeyi bırakarak karşılıklı hakaretler içeren saçmasapan başlıklardan büyük ölçüde kurtulabiliyorsunuz.
  • shell in sahibinin, istiridye ararken petrol bulup zengin olması.

    şehir efsanesi de olabilir tabi.

    (bkz: güvenmiyorum da)
  • "mutlu" kelimesi ismini bir tanrıça olan "mut" tan almış.

    mut ise eski mısır dininde ebeveyni olmayan gök tanrıçası ya da kutsal ananın ismi. mut'lu, mut'luluk da bu soydan gelme anlamına geliyor. bu durumda mutluluk aramakla bulunmuyor; soydan geliyor. mutlu dna n var ya da yok. işte bütün mesele bu.

    kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/mut_(tanrıça)
  • suudi arabistan'da bir kadın kocasına kahve yapmazsa bu
    boşanma nedenidir.

    bir fare bir deveye oranla daha uzun süre susuzluğa
    dayanabilir.

    insan midesi 2 haftada bir iç zarını yenilemek zorundadır;
    aksi halde kendi kendini sindirir.

    bir bardak taze şampanyanın içine bir kuru üzüm atarsanız,
    üzüm asansör gibi bardağın altından üstüne üstünden altına sürekli
    dolaşır.

    ketçap 1830'lu yıllarda ilaç olarak satılırdı

    eğer ağzımıza attığımız bir şeye tükürüğümüz değmese, onun
    tadını anlayamayız.

    erkek peygamber devesi dişinin kokusunu 7 mil öteden
    duyabilir.

    george washington evinin bahçesinde marijuana yetiştirirdi.

    zürafa kulağını 53 santim uzunluğundaki dili ile temizler.

    lübnan'da dişi bir hayvanla cinsel ilişkiye girmek
    serbesttir, ama erkek hayvanla yasaktır.

    her insanın dilinin izi de parmak izi gibi farklıdır..

    einstein 9 yaşına kadar düzgün konuşamamıştır. ailesi onun
    özürlü olduğunu düşünmüştür.

    kağıt para sanıldığı gibi kağıttan değil pamuktan yapılır.

    1950'den önce kenevir, ağaç kabuğu ve marijuana yaprağı
    kullanılarak yapılırdı.

    çikolatanın köpekleri öldürdüğü doğrudur. onların kalbine ve
    sinir sistemine zarar verir. yarım kilo kadar çikolata küçük bir köpeği
    öldürebilir.

    birçok ruj çeşidi balık pulu içerir.

    katil balinalar köpekbalıklarının midesine alttan torpil gibi
    vurarak onları öldürür.

    donald duck çizgi filmleri finlandiya'da yasaklanmıştır.
    nedeni kahramanların don giymemesidir.

    bir köpekbalığı 100 milyon damla deniz suyu içindeki bir
    damla kanı hissedebilir.
  • devlet büyüklerini kurban keserek karşılama geleneğinin 1950lerdeki fantastik boyutu. tarsus gezisinde menderes'i karşılarken bir çiftçi, küçük oğlunun boğazına bıçak dayayarak "menderes oğlumu sana kurban ederim" diye bağırıyor..
    diğer yandan da zaten kasabın satın aldığı hayvanları, karşılamada sembolik kesim yapıp, dağıtılmadan kasapta satması. kaynak tarih dergisi mayıs sayısı.

    dalavereye gel.
  • bazıları ufku iki katına çıkarmasa da hayatınızda bir takım değişiklikler yapmanıza teşvik eden bilgilerdir. bunlardan biri şöyle :

    vücut stres altındayken hipotalamuz hipofiz adrenal eksenini harekete geçirir ve 3 adet hormon salgılar.

    1. epinefrin : bu arkadaş kanı parmak uçları, burun, kulak gibi kılcal damarlardan çekip kol gibi daha geniş kas gruplarına gönderir ki bu hareket sizin mevcut durumla savaşmanız için gelişmiştir. stres altındayken bir anda güçlenmenizin nedeni budur.

    2. norepnefrin : bu arkadaş da mecbursan koşabilmen için kanı daha çok bacak kaslarına gönderir ki kaçabilesin.

    bu iki hormon vücudun stres/tehlike altındaki "savaş ya da kaç" kararının etkileridir. ancak bir üçüncü hormon daha vardır ki asıl zurnanın zırt dediği yer orasıdır.

    3. kortizol : stres/tehlike altında vücudun ihtiyacı olan enerjiyi saniyeler içinde yağları yakıp glikoza çevirerek elde etmenizi sağlar ki kendinizi koruyup kollayacak güce kavuşasınız. normalde hareket etmenizi engelleyecek ağır bir darbe almışsanız bile size devam etme gücünü veren kortizoldür. bir kaza anında "nasıl yaptım hiçbir fikrim" yok dediğiniz durumların yaratıcısıdır yani. bu güzel etkisinin yanında kortizolün iki de kötü yan etkisi var.

    - salgılandığı ilk 8-12 dakikalık sürede tüm enerjisini size glikoz sağlamaya harcadığından bağışıklık sisteminizi nispeten devre dışı bırakır ki bu da bulunduğunuz ortamdaki bir takım hastalık yapıcı organizmalara karşı hassas olmanız anlamına gelir. geçen seneye göre neden daha sık grip olduğunuzu düşünüyorsanız belki de geçen seneye göre ne kadar daha fazla stres altında olduğunuzu da düşünmeniz gerekebilir. en çok ortaya çıkan hastalıklarsa grip, ülser, diyabet, uyku bozuklukları, kalp krizi, cinsel yetersizlikle ilgili rahatsızlıklar ve teşhis edilmiş 87 çeşit kanserden en az 3 çeşidi. (hangi çeşitleri olduğunu bilmiyorum.)

    - kortizol ile nörojenezi yani sinir doku gelişimi neredeyse durma noktasına gelir. ne demek peki bu? vücut gün içerisinde ufak tefek pek çok alanda kendini yeniliyor mesela yaraların iyileşmesi, duyma oranlarındaki bir takım hasarların giderilmesi vs gibi. kortizol salgılandığında ise bunlar neredeyse duruyor.

    peki bunun bizim gündelik hayatımıza etkisi ne? şöyle ki yapılan bir araştırmaya göre kronik stres altındaki insanların duyma becerisi 30 derece kadar azalıyormuş. aynı şey hastalıkların iyileşmesi, görme tat alma gibi beş duyu organına bağlı etkilerde de görülüyormuş. yani kronik olarak stres altındaysanız bağışıklığınız düşük olduğu için daha çok hasta olup, hastalığın etkilerini daha yavaş atıp, daha az duyup, daha az görüp, daha az tad alıp, daha yavaş iyileşip, dokular yenilenmediği için daha az güzel oluyorsunuz. buna bir de psikolojik durumları etkileyen yenilenmeleri ekleyin, oldu combo.

    üstelik bu meret sadece fizyolojik olarak değil psikolojik olarak da benzer etkiler yaratıyormuş. tanımadığınız insanlara ya da karşınıza henüz çıkan fikirlere karşı sizi daha kapalı hale getiriyormuş. yani stres altındayken yeni bir fikre ya da yeni bir insana vereceğiniz ilk tepki yüksek ihtimal reddetmek olacaktır.

    diyeceğim o ki stres bütün kötülüklerin anasıdır. evet.
  • bilimsel makalenizin açık erişim olabilmesi için para ödemeniz gerektiği.