şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
12570 entry daha
  • atarideki kuş vurma oyununda kuşların başka bir oyuncu tarafından yönetilebildiği.
  • yazacaklarım ufkunuzu iki katına çıkarır mı pek emin değilim ama hayatta kalma şansınızın iki katına çıkacağı kesin.

    diyelim ki uçağınız düştü* ıssız bir adada mahsur kaldınız veya piknik yaptıktan sonra arkadaşlarınız/aileniz sizi ormanda unuttu. ne yapacağız ölümü mü bekleyeceğiz? hayır.

    hayatta kalmak için önemli olan üç şeyi sağlamamız gerek. nedir bunlar; su, yiyecek ve barınak. öncelikle suyumuzu bulmalıyız.

    kaybolduğumuz yerde akarsu veya dere varsa yüksek olan yerden alçak olan yere akacağı için eğimin tersi yöne doğru ilerlemek su bulma şansımızı arttrır. suyu bulduk ve temiz olduğundan eminiz, rahatlıkla içebiliriz. peki temiz olduğundan nasıl emin olacağız?

    *suyumuz akarsu ise temiz olmama ihtimali çok düşüktür. durgun su ise birkaç basit bilgiyle temiz olup olmadığı hakkında bilgi edinebiliriz.
    *suyun rengi çok önemli, bulanıksa temkinli yaklaşmalıyız.
    *suda yosun varsa yine uzak durmalıyız.
    *tabi ki bataklık sukarıda kirli sulardır.

    suyumuzu değerlendirdik temiz çıktı, iç. temiz değil mi içme, bekle. suyumuzu yine çok zor olmayan bir şekilde arıtabiliriz.

    öncelikle basit bir filtre yapmamız gerekiyor. delik olan bir kaba toprak ve üstüne suyu süzmesini sağlayacak ufak çalı çırpı gibi herhangi bir şey koyup, bu kabı huni olarak kullanarak başka kaba suyu toplayabiliriz ve ek olarak suyu kaynatıp dinlendirdikten sonra içebiliriz. bu videoda kolay ve güzel şekilde anlatıyor.

    fakat aradık taradık ne temiz ne de kirli su bulabildik işte o zaman ne yapacağız? iki tane yöntemimiz var.

    ilki, birkaç büyük taşı kazdığımız bi çukura koyup üstünü kapatarak oluşan çiği toplamak. yöntem tam olarak şöyle
    ikincisi, bir ağacın yakınında ve nemli olan toprağı kazıp topluyoruz daha sonra bu toprağı bez veya herhangi bir kumaşa doldurduktan sonra bezin uçlarını bulduğumuz bir küçük ağaç parçasına bağlayarak çevirip iyice sıkıyoruz ve içinde olan suyu emerek su ihtiyacığımızı az da olsa karşıllıyoruz.*

    tabi bu iki yöntem ekstrem durumlarda yapılabilecek yöntemler.

    suyumuzu bulduk sıra geldi yemeğe. tabi bu önem sıralaması ortama göre değişir.

    yemek bulmak su bulmaya göre biraz daha meşakkatli. bulacağımız meyvelerin midemizi bozma ihtimali ve bizi zehirleme ihtimali var. avlanmak ise çok daha zor bir iş. bu konunun uzmanı olan bear grylls reise danışmak en mantıklısı olur. bu videoda tuzak yapımını ve bu videoda da bear reisin yediği birkaç şeyi görebilirsiniz.

    ve son iş olan barınak kısmına geldik.

    barınak için yer seçerken birkaç önemli kriter var. bunlardan ilki su kaynağı varsa çok yakın olmamasıdır ulaşılabilecek kadar yakın olması yeterli olur çünkü kaybolduğumuz yerde vahşi hayvanlar varsa hemen suyun dibinde olan bir barınak hayvanlarla karşılaşma ihtilalini arttırır. bir diğer sebebi ise aşırı yağışta meydana gelen sel bize çok büyük zarar verebilir. barınağımızı sel, toprak kayması gibi etkenlerden korumak için düz bir yere inşaa etmemiz en iyi seçim olur. eğer kısa sürede kurtulacağımızı düşünüyor isek yapması hızlı ve kolay bir barınak yapmamız daha mantıklı. sıcak bir yerde isek birkaç kurumuş ağaç parçasını bu videoda olduğu gibi yaparak sıcaktan korunabiliriz. toprağı 15-20 cm kazıp yatacağımız yeri çukur haline getirirek ise vücudumuzu daha serin tutabiliriz. soğuk olan bir yerde ise bahsettiğimiz barınak gibi aynı mantıkla inşaa edip, rüzgar geçirgenliğini daha aza indirmek için yaprak, toprak veya kapatabileceğimiz herhangi bir şey ile dalları kapatarak rüzgardan korunmamızı sağlayan ve vücut ısımızın düşmesini engelleyen basit bir barınak yapabiliriz.

    eğer başta da dediğim gibi ıssız bir adaya düştük ve kurtulma şansımız pek yok ise işte o zaman daha
    modern barınak yapmamız gerekiyor demektir. ilk olarak şu videoda alet edevatsız bir baraka yapmanın yanında balta yapmayı da öğreniyoruz.

    barınağımızı oluşturduk suyumuzu bulmayı öğrendik ve çağ atlamak için tek eksiğimiz olan ateşi bulmamız gerekiyor.

    bu video da alet edevatsız ateş yakmanın yanı sıra kap kacak yapmayı ve bacasından duman tüten bir barınak yapmayı öğreniyoruz. artık her şeyimiz tamam ve biraz konfor istiyoruz işte bu videoda benim yaşadığım evde dahi olmayan alttan ısıtma teknolojisine sahip bir barınak yapmayı öğreniyoruz. sizi bu da mı kesmedi yeni alet edevat yapmak mı istiyorsunuz? işte bu youtube kanalındaki tüm videoları izleyerek yontma, cilalı ve bütün taş devirlerini tek tek aşarak günümüz teknolojisine yavaş yavaş geliyoruz.

    peki her şeyi öğrendik ıssız bir adaya düşmez veya kaybolmaz isek ne yapacağız? en kötü kamp yaparız. hadi hayırlı tıraşlar.*

    edit: birkaç ekleme
  • bizzat onur ünlü'den duyduğum için, gerçekliği konusunda şüphe etmeden yazıyorum.

    --- spoiler ---

    leyla ile mecnun dizisinde mecnun'un odasındaki akvaryum balığını hepiniz hatırlarsınız.
    final sahnesinde gördüğümüz balık, o rol için kullanılan 4. balıkmış.

    dizinin çekimleri başladığında; ahmet mümtaz taylan kendi evindeki japon balığını şans getirmesi için sete götürmüş ve dekora dahil etmiş. ilk leyla olarak bildiğimiz ezgi asaroğlu'nun diziden ayrıldığı gün balık ölmüş.

    dekor devamlılığı için yeni bir japon balığına ihtiyaç duymuşlar. pet shop çalışanının;
    ''abi bunlar tek yaşamaz. 2 tane veriyim'' tavsiyesi üzerine 2 adet japon balığı alıp, sete getirmişler.

    2.sezon bitiminde; müge boz ve zeynep çamcı ile vedalaşıp, melis birkan'la anlaşma fikrinin ortaya atıldığı gün balıkların ikisi de ölmüş.

    melis birkan'la birlikte diziye giren japon balığı ise; final bölümünde gösterilen balıkla aynı balıkmış ve hâla yaşıyormuş.

    dizi final yapmak zorunda kalınca; mecburen bir senaryo yazılmış ve burak aksak'ın yazdığı ilk senaryoya göre, leyla aslında balıkmış.
    'leyla'lar değiştikçe ölen balık' tesadüfünü de burada anlatmayı ve senaryoyu desteklemeyi planlamışlar.

    ancak serkan keskin'in gözlerinin balığa benzemesinden ve ismail abi'nin dizi boyunca denizdeki babasını bekliyor olmasından dolayı son anda senaryoyu değiştirip, ''ismail abi aslında balıkmış'' olarak izleyiciye sunmuşlar. bu senaryoya son halini veren ise ali atay'mış.
    --- spoiler ---
  • gandalf'ın gerçek hayatta eşcinsel olduğunu öğrenmek.
  • gerçekten ne olduğunu tam olarak öğrenebildiğimizde eminim ufkumuzu ikiden çok katına çıkaracak şeydir; term-x.

    facebook'ta karşıma çıkmış bir şirketsayfası.

    dikkat çekici. eğer bu şirket ve böyle bir şirket sahibinin gerçek olduğunu öğrenirsek, durumumuz gerçekten içler acısı !!!

    edit: imlâ
  • arka sileceğe su fışkırtılabildiğini arabayı aldıktan 2 sene sonra farkederek beni dumura uğratmış olaydır.siz böyle yapmayın kullanım klavuzunu alın okuyun efenim.
  • çocuklardaki kişiliğin oluşmasının doğduktan sonra dış etkenlerle gelişmeye başladığını, bu dönemde dışarıdan alınan herşeyin insanın kişiliğinde köklü değişimlere sebep olduğunu savunan bir kuram olduğunu öğrenmem.

    eminim bu başlık altında ya da başka bir başlıkta değerlendirilmiştir ama ben bulamadım. bulduğum tek başlık olan ''psikoseksüel gelişim'' başlığında da bir iki farklı açıklama ve başka sitelerden kopyalanmış bilgiler mevcuttu, o yüzden 'tekrar bir temize çekeyim' düşüncesiyle buraya aktarmış olayım. buyrun:

    psikanalizin, dolayısıyla psikolojinin temelini belirleyen sigmund freud'un ortaya attığı bu kuramın adı ''psikoseksüel gelişim'' kuramı. bu kurama göre çocuklardaki kişiliğin gelişmesini tetikleyen süreçler beşe ayrılıyor. bunları elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım. uzun bir yazı olacak ama umarım sıkıcı olmaz. sonuçta şuan siz 'bir beyaz eşyacıdan psikanaliz hakkında bilgiler' okuyacaksınız. sizin için de enteresan bir deneyim olabilir bu belki.
    bu arada tüm metni ''copy-paste'' yapmayıp kendi kendime yazdığımı belirteyim. yani sağda solda okuyup, anlayıp buraya kendi yorumumla geçiyorum.
    başlayalım o halde.

    oral dönem: (0-1 yaş)
    bu kurama göre herkes, doğumda 'haz'la birlikte dünyaya gelir. hazzın alımının yolunda gitmesi ya da gitmemesi ileriki dönemlerde saplantılara yol açar, bu saplantılar da kişinin ileriki dönemlerde kişiliğinde derin izler bırakır. haz'dan kastım doğal dürtülerin (acıkma, kaka yapma gibi) hemen doyurulmasi, gerginliğin (ağlama krizleri gibi) hemen giderilmesi gibi durumların hemen çözüme ulaştırılması çocuğun ilk beklentisidir. bu dönemdeki çocukların tümü, tamamen anneye bağımlı olarak yaşar. bu sebeple çocuklarda ilk gelişen kişilik özelliği ''almak'', ''almayı bilmek'' ve ''elde etmek''tir. çocuğun bu dönem içindeki isteklerinin karşılanma şekilleri, onu ileriki yaşlarda aşırı alıcı, dışarıya çok bağlı biri yapabilir.

    bu dönemdeki haz kaynağı ağız olduğu için bebekler her şeyi ağızlarına alarak tanımaya çalışırlar. yeterli doyuma ulaşmayan veya aşırı doyum alan insanlar oral evrede saplanabilir. bu duruma ''oral fiksasyon'' denir. bu durumdaki bireyler gelecek yaşamlarında oburluk, sigara tiryakiliği, küfürbazlık, bağımlı kişilik yapısı gibi etkilerle karşılaşabilirler. ayrıca annenin gösterdiği aşırı sevgiden ötürü bireyde 'ben değerliyim' düşüncesi oluşur ve fiksasyondaki bir birey, ileriki döneminde de bu duyguyla fazla kibirli olabilir.

    anal dönem: (1-3 yaş)
    çocuğun kaslarının ve 'süperego'sunun gelişmeye başladığı dönemdir. bu dönemde haz kaynağı anüstür. çocuk kakasını tutma yeteneği kazanır. kakasını tutmaktan ve bırakmaktan haz duyar. çocuğun dışkısını tutabilmesi ve annesinin istediği yerde ve zamanda yapması çevreden büyük ilgi görür ve çocuk ödül alır. böylelikle çocuk artık toplumun iyi, kötü, doğru, yanlıs ve ayıp gibi yargıları ile tanışmaya başlar. bu dönemde verilen tuvalet eğitiminin aşırı katı olması ileriki dönemlerde bu çocuklarda ''anal fiksasyon''a sebep olabilir ve bu bireylerde obsesif kompulsif bozukluk, tuvalet işleriyle fazla uğraşma, cimrilik, kararsızlık, mükemmeliyetçilik, inatçılık, aşırı titizlik gibi davranışlar görülme olasılığı artar.

    fallik dönem: (3-6 yaş)
    bu dönemde çocuklar cinsel organlarını keşfeder, cinsel farklılıklara ve onların anlamlarına yönelir. çevreden ve başka insanlardan ayrı bir kişi olduğunu kavrayan çocuk, artık "nasıl bir kişi" olacağını araştırmaktadir. bu nedenle kendi bedenine, cinsel ayrıliklarına ve genellikle çevrede olagelen her seye karşı derin, bitmek bilmez bir soruşturma ve öğrenme eğilimi gösterir. bu dönemde çocuğa uygulanacak aşırı korkutmalar, suçlandırma ve cezalar, atılganlığın kısıtlanması, çocukta girişim kısırlığı ve aşırı çekingenliğe sebep olabilir. ayrıca cinsel kimlikte güvensizlik, cinsel kimlik gelişmesi, cinsel ilişkiden kaçınma, cinsel soğukluk ve en önemli kırılma noktaları olarak ''oedipus kompleksi'' ve ''iğdişlik korkusu''nu hissetmeye bu dönemde başlar.

    oedipus kompleksi'ni biraz açıklayayım. bu kompleks, erkek çocuğun annesine, kız çocuğun babasına karşı özel bir sevgiyle (aşk) yaklasıp erkek çocuğun babayla, kız çocuğun da anneyle yarısa girmesi, hatta bazı durumlarda ondan nefret etmesi şeklinde açıklanabilir. fallik döneme özgü bu ''ödipal çatışma''yı (tabii yine ailesinin desteğiyle) çözememiş kişiler yetişkin yaşamda bilinçli ya da bilinçsiz ödipal eğilimler ya da buna karşı aşırı savunmalar gelştirebilir. fallik fiksasyonlu bireyler karşı cinse aşırı hassas, hemcinslerine karşı ise aşırı tepkili olabilir.

    iğdişlik kompleksi ise şöyle açıklanabilir. fallik dönemde erkek çocuk için penis, çocuğun bütün benliği, varlığı ile eşdeğer bir anlam ve önem kazanır. toplumsal tutumların da desteği ile erkek çocuğu kız çocuktan ayıran bu değerli, “üstün” organla ilgili olarak çocuk, zihninde bir takım korkular gelistirir. kız çocukta penis olmadığını fark edince bunun kendisinde de yok edilebileceği kaygısı doğar. ayrıca ailede ve toplumda çocuğun yaramazlıklarına, penisi ile oynamasına, gece işemelerine karşı bir ceza olarak penisin kesileceğinin sıklıkla söylenmesi bu kompleksi tetikleyebilir. toplumumuzda bu yaştakı çocuklara yapılan, “tutun sunu keselim çükünü'' biçimdeki korkutmalar, takılmalar ve gerçekten bu yaşlarda yapılan sünnet olayının kendisi penise bir zarar gelebileceği, ceza olarak penisin kesilebileceği korkusunu uyarir.
    erkek çocuğun sık sık penisini açıp bakması, göstermesi ve bu konuda konusması, penisin sağlam olduğuna ilişkin bir çeşit kendine güvence verme belirtileridir.

    ayırca bu komplekse sahip bireyler penisten yoksun olan kız ve kadınları aşağı görerek onlardan uzak durabilir. başka çocukları gerçekten ya da simgesel biçimlerde iğdiş etmekle tehdit edebilir. erkek çocukta görülen iğdiş edilme korkusunun kız çocuktaki karşılığına freud, 'penise imrenme' demiştir ve kız çocuktaki cinsel kimlik gelişimini bu varsayım üzerine dayandırmıştır.

    latens dönem / uyuklama evresi (6-12 yaş)
    bu dönem, fallik dönemin bititşiyle başlar ve ergenliğe girene kadar devam eder. çocuğun bedensel ve zihinsel gelişiminde önemli rol oynayan bilişsel ve duygusal ilerlemeler bu dönemde hızlanır. çocuğun bilişsel yetileri (algı, bellek, yargılama) gerçeğe daha uygun değerlendirmeler yapabilecek düzeye gelir. zamanı, yeri, uzayı tanıması olgunlaşır. neden - sonuç bağlantılarını gerçeğe uygun kurabilir. kavramsal ve soyut düşünme yetisinin gelişmesi ile daha uygun ve geçerli genellemeler yapabilir. 'ego' bu dönemde hızla gelişmektedir.

    genital dönem / ergenlik (12-18 yaş)
    bu dönem, erkekte ve kızda hızla büyümenin olduğu, cinsel yapının hızla geliştiği yaşları kapsar. bu çağda eskiden yaşanılmış cinsel yönelimler, çatışmalar baştan yaşanır. aşırı bağımlılık duyguları olan ergen, ailesini yitirme, onlardan kopma kaygısına kapabilir. çocukluk dönemlerinden arda kalan sorunların çözümü bu çağda yapılacaktır. genellikle bu sanıldığından ağır bir sorundur. genç, tetiklenen ve kontrol edilmesi zor olan sorunlar arasında egemenlik kurmak zorundadır. çoğu ruhsal bozukluklar, nevrotik bozukluklar, kişilik bozuklukları, psikozlar bu dönemde ortaya çıkar. ergenlik dönemi kimlik gelişimi açısından en önemli evrelerden biridir. ergen, uzun bir hazırlık dönemi içinde yıllarca çabalar, bocalar ve kimliğini iyi kötü bulur. bu dönemde ailenin tutumu, bireyin kişiliğini oturtmada önemli rol oynayacaktır.

    özetle freud'a göre, zihinsel olarak olgunlaşmış, karakteri oturmuş bir insan olmanız için bu aşamaları sorunsuz bir şekilde tek tek geçmiş olmanız gerekmektedir. bu da ailenin bu konuda ne kadar bilinçli olduğuyla ve sizi bu evreleri geçerken ne kadar destekleriyle doğru orantılı bir kavramdır. bu yüzden çocuklarımızı 'saldım çayıra, mevlam kayıra' yöntemiyle yetiştirmemiz pek doğru bir yöntem olmayacaktır.

    bitti, geçmiş olsun.

    kaynaklar:
    konuyla ilgili viki sayfası

    kaynağının ''freud ve psikanalizin temel ilkeleri – prof. dr. ismail ersevim – assos yayınları ve psikanalize yeni giriş dersleri-sigmund freud – öteki yayınları'' olduğunu söyleyen bu site

    ve bu site
  • gelelim bir başka ufuk açıcı bilgiye.

    arkadaşlar, bu bilgiyi bilenleriniz muhakkak vardır ama ben gene de akıllara iyi kazınması açısından yazacağım, bu sebeple ''bu zaten yazıldı, aynısını niye yazdın'' gibi mesajlar atmayın. şimdiden söyleyeyim.

    bu seferki konu basit: hastalıklarla ilgili... kışın zuhur eden boğaz ağrısı ve grip mesela.

    diyelim hem grip oldunuz, hem boğazınız şişti. sıcak şeyler yiyip içmeyin, bak bu çok önemli. ıhlamurdur, çaydır, kahvedir... bunların hiçbir yararı olmadığı gibi bilakis zararı var. ''boğazım şişti, dur bi ıhlamur içeyim.'' efendim işte ''boğazım şişti, bi kahve yapayım sıcaklığı yeter.'' diyen insanlar var.

    bunlar, halk arasında yanlış bilinen ve kimsenin umursamadığı hatalardır.

    peki boğazınız şişince veya grip olunca ne yapacaksınız? soğuk şeyler tüketeceksiniz: en basitinden dondurma. kendimden örnek vereyim, benim geçen seneden beri boğazım şişmedi. sadece geçen ay hafif bi batma oldu boğazımda, bilhassa sabah ilk uyandığımda acı daha da şiddetliydi. ne yapsam diye düşünürken evde sütlaç olduğunu fark ettim. sütlaç yeni yapılmış ve dışardaydı. o sütlacı aldım, dolaba koydum. 3-4 saat soğumasını bekledikten sonra yemeğin akabinde afiyetle gayet soğuk sütlacı yedim. ertesi sabah uyandığımda boğaz ağrısından eser kalmamıştı.

    bunun sebebi çok basittir: mikroplar, bakteriler sıcak ortamı sever, sıcak ortamda yuva yaparlar. siz hasta olduğunuzda, sıcak çay-ıhlamur içerek aslında o mikropların daha çok yayılmasına ve yuvalanmasına sebebiyet veriyorsunuz. bunu yapmayın. kışın dondurma yemek boğaz şişirmez, yiyin. boğazınız herhangi bir sebepten dolayı şiştiyse, ertesi gün alın dondurma yiyin korkmadan. mikroplar soğukta kırılır, barınamaz.

    aynı şey hava ortamında da geçerli. yazın neden sinekler ve böcekler türüyor, neden türlü kokular yayılıyor etrafa ve bazı yerler bakılmayacak kadar pis oluyor? çünkü ortam sıcak! siz kışın bakteri yuvası olmuş bi yer gördünüz mü hiç? ama yazın bakın, bi köpek tuvaletini yaptığı zaman orda çok kolay mikroplar yayılır. kışın ise yağmur ve kar ve aynı zamanda tabi soğuk ortam, bu mikropların-bakterilerin yayılmasına engel oluyor.

    işte aynı şey insan vücudu için de geçerli.

    adam boğazını şişirmiş, ıhlamur içiyor. ya içme kardeşim, içmeyin. bana en son geçen senelerde bi doktor boğaz ağrısı için ilaç yazdığında, ''...ayrıca evde sıcak ıhlamur, naneli limonlu sıcak çorba içebilirsin'' demişti. hay nanenize, limonunuza... yani bu yanlışı doktorlar da yapıyor, işin vahim durumu bu.

    yalnız benim son olarak uyarıda bulunmak istediğim bir husus var: soğuk ortamda, soğuk yiyecek-içecek tüketmeyin. mümkünse sıcak ortamda, soğuk şeyler tüketin. çünkü soğuk ortamda vücut ısınız da düşebiliyor ve siz üstüne soğuk gıda tükettiğinizde vücudunuzun direnci iyice kırılabiliyor. hasta olmanızın sebebi büyük ölçüde bu durumdan kaynaklanıyor. vücut ısınızı düşürmemeniz gerek.
  • (bkz: #59024639)
  • çilek üretiminin tarihi

    --- spoiler ---

    çilek ile ilgili olan ilk yazılı bilgiye m.s. 23-79 da “natural history (tabiat tarihi)” isimli eserde rastlanmıştır. bu eserde italya’nın tabii bitkisi olarak söz edilen çileğe “fraga” ismiyle tanınmıştır. fakat daha sonra bunun ağaç çileği olan kocayemiş ile karıştırıldığı belirtilmiştir. (akdeniz ihracatçılar birliği,2009l

    1300 lü yıllarda çilek tanınarak ev bahçelerine dikilmeye başlanmıştır.1430 da yazılan bir şiirde shakspeare’in trajedilerinde çilekten söz edilmektedir. bundan sonraki süreçte çileğin önemi çeşitli kitaplarda daha fazla belirtilmeye başlamıştır ve 1600lü yılların ikinci yarısına gelindiğinde ticari önemi olan çeşitli çilekler yetiştirmeye başlanmıştır. her ne kadar son 150 yılda gelişmeler amatörce sağlansa da son yüzyılda araştırma enstitülerinin çabasıyla çok hızlı gelişmeler sağlanabilmiştir. yeni çilek
    fideleri elde edilmiştir. fakat çilek yetiştiriciliğinin en önemli dönüm noktası
    dondurulmuş fidelerin öneminin anlaşıldığı 1950’li yıllardır. araştırmalara göre belirli
    bir soğuklukta muhafaza edilen fidelerin yazın dikilmesiyle oldukça yüksek düzeyde kalite ve miktara sahip meyvelerin alınabileceği gösterilmiştir. bu uygulama modern çilek yetiştiriciliğinde büyük bir etki yaratmıştır. daha sonraki yıllarda ise çeşitli kuruluşlar tarafında araştırma konusu yapılan çilekten sürekli yeni çeşitler elde edilmiştir (powell,2003)

    --- spoiler ---

    makalenin geri kalanına şuradan ulaşabilirsiniz. (sayfa 44)
22756 entry daha