şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • inception filminde ki karakterlerin adlarının baş harfleri birleştirince dreams yazar.

    (bkz: dom)

    (bkz: robert)

    (bkz: eames)

    (bkz: arthur)

    (bkz: mal)

    (bkz: sato)

    (bkz: inception)
  • eğer dünyadan aya bir yol olsaydı ve biz normal bir hızda yürüseydik*, hiç dinlenmeden 8.5 yılda ay'a ayak basabilirdik.
  • alkol ve algoritma kelimelerinin başındaki al eki arapçadır ve bilim dilinin arapça olduğu dönemlerden günümüze kadar gelmiştir.
  • five dollars day.

    1913'te 15.000 işçi çalıştıran bir işletmede bir yıl içinde 53.000 bin kişi işe alınmıştı. aynı yılın sonunda çalıştırdığı işçi sayısına 100 kişi daha ilave yapmak isteyen bir fabrika 963 işçiye yer vermişti. bunun dışında detroit işverenler derneği'nin genel sekreteri: "fabrikalar birer barut fıçısı, mutlaka bir şeyler yapmak lazım" diyordu.

    bu bir şeylerin ne olduğunu ise bilen tek kişi henry ford'du.

    otomobil sanayisinde günlük ücretlerin 2-3 dolar olduğu bir dönemde o, 1914 ocak ayında ücreti 5 dolara çıkardı, dokuz saatlik iş gününü sekiz saate indirdi. bu, five dollars day sloganıydı. ve sonuçlarını hemen almaya başladı. iş değiştirme binde birin altına düştü; işe gitmeme, çalışmama gibi "aksaklıklar" unutuldu. ford'un işe alma bürolarının önünde uzun kuyruklar oluşuyordu. üretim hızla arttı; 1913'te yılda iki yüz bin araba üretilirken, 1915'te beş yüz bin, 1919'da bir milyon, 1923'te iki milyon ve 1929'da beş milyon araba üretildi. üretim fiyatları ve dolayısıyla satış fiyatları düştü. ford'u ford yapan t modelinin satış fiyatı 1950 dolardan 290 dolara düştü. 1919'da ücretler 6 dolar oldu. henry ford 1919 yılında şöyle diyecekti; "sekiz saatlik iş günü için beş dolar uygulaması hayatımın en kârlı işi oldu ancak ücreti altı dolara çıkarmak bundan da büyük bir kâr sağladı." 1929 yılında ise günlük yedi dolar uygulamasına geçilmişti.

    bu uygulama ford'a disiplinli ve sadık bir iş gücü sağlamakla kalmıyordu, aynı zamanda uçurumları büyütüp işçi sınıfı arasındaki farklılaşmayı da azdırıyordu. nitekim ford'da çalışan ile çalışmayan ayrımı yapılır duruma gelinmişti. başka bir ayrım da ford'da çalışıp "five dollars day" imkanına sahip olanlar ile olmayanlar arasında vardı. bu hakka sahip olmayanlar "altı aydan az kıdeme sahip olanlar, yirmi bir yaşının altındaki genç işçiler ve evlenip gitmeleri söz konusu olduğu için kadınlardı." bu hakka sahip olmak için iyi ahlak da gerekliydi. temizlik, ihtiyatlı olma, sigara içmeme, içki içmeme, kumar oynamama vs. dolayısıyla five dollars day aynı zamanda kontrol ve "terbiye" aracıydı.

    five dollars day uygulamasının başka olumlu yönleri ise "iyi" işçilere iyi bir gelir seviyesine ulaşma olanağı yani ford fabrikaları için sadık bir pazar ve "güzel" çocuklar yetiştime imkanı yani ford fabrikaları için doğuştan sürekli bir iş gücü.

    henry ford şöyle demiştir; "düşük ücret ödeyerek, yetersiz beslenmiş, hem fiziki hem de ahlaken az gelişmiş bir çocuk nesli yaratıyoruz. bunun sonucunda gerek fiziken gerekse ahlaken zayıf bir işçi nesli ortaya çıkacaktır. bu işçiler sanayiye girdiklerinde yetersiz ve verimsiz olacaklar. sonuçta fatura yine sanayiye çıkacak. benim başarım ödediğime bağlıdır. eğer çok para dökersek, insan yapısı gereği, bu para harcanacaktır. bu harcama da tüccarları, perakendecileri, imalatçıları ve bunun da sonucu olarak her türlü işçiyi zenginleştirir ve kişilerin refahını arttırır. bu refah da otomobillerimiz için talebin artmasıyla sonuçlanır."

    ford şirketinin isteği üzerine 1929'da detroit'te gerçekleştirilen bir anket şu sonuçları ortaya koydu: her yüz işçi ailesinden 98'i elektrikli ütüye, 76'sı dikiş makinesine, 50'si çamaşır makinesine, 49'u gramofona, 47'si otomobile, 36'sı bir radyoya ve 35'i elektrik süpürgesine sahipti.1929'da abd'de ulaşıma sokulmuş 23 milyon otomobil vardı yani 100 kişiye 19 otomobil düşüyordu ki aynı tarihte ingiltere'de 3, fransa'da 2 otomobil düşüyordu. lastik sektörü, yan sanayiler, benzin ve tamiratla birlikte otomotive bağlı sektörlerde 5 milyondan fazla insan çalışıyordu. buna paralel olarak yol yapımı ve petrol çıkarma faaliyetleri de artıyor, kentler büyüyor, konut inşaatları görülmemiş bir hızla artıyor ve elektrik tüketimi on yılda üçe katlanıyordu.

    kaynaklar: huw beynon, working for ford

    the legend of henry ford

    ford: the times, the man, the company
  • uzaydan canlı yayınla dünyanın izlenebiliyor olması. https://youtu.be/4993sblazga
  • arı ve sinek vızıltılarının müzikal değer taşıması. ilginç.

    kanatların çarpması sonucu oluşan seslerin, saniyede 16 kereden fazla titreştiğinde belirli bir perdeden ses çıkarmasıyla elde edilebilecek müzikal değerlere göre, örneğin karasineklerin kanat çırpışlarındaki ses '' fa'' notasına karşılık gelmekteymiş. ki kenan ışık tarafından ''kim milyoner olmak ister''yarışmasında, 7 aralık 2012 tarihinde sorulmuş bir soruydu bu.

    yinearıların bal taşırlarken çıkardıkları nota ise ''si '' imiş. hoş.
  • yapılan yeni bilimsel çalışmalara göre belirli insanlardan hoşlanmamanızın ya da nefret etmenizin sebebi, tamamen zeka seviyenizle alakalı. insanların zeka seviyesiyle, ön yargı seviyesi doğru orantılı.

    geçmiş araştırmalar, kavramsal zeka yeteneği düşük olan kişilerin, ön yargıya daha meyilli olduğunu söylüyordu; ancak yeni yapılan bir araştırmada düşük ve yüksek zekalı insanların eşit oranda ön yargıya sahip olduğu ortaya çıktı. arada tek bir fark var: ön yargılı yaklaştığı kişiler.

    5914 denek üzerinde yapılan araştırmayı sosyal psikolog mark brandt ve jarret crawford yönetti. yüksek kavramsal zekaya ve düşük kavramsal zekaya sahip kişiler, wordsum denilen, ıq ile bağlantılı olduğu söylenen teste tabi tutuldu.
    testlerin sonucunda düşük kavramsal zekaya sahip olan kişilerin geleneksel olmayan, özgürlükçü gruplara karşı ön yargılı olduğu ortaya çıktı. aslında bu grupları da kendi kafalarında belirliyorlar ve insanları, cinsiyet, ırk, cinsel yönelim gibi gruplara ayırıyorlar.

    kavramsal zekası yüksek olan kişiler ise bunun tam tersi bir tavırda bulunuyor. bu grup da, daha çok tutucu ve geleneksel kişilere karşı ön yargılı.

    brandt ve crawford, insanların kendilerinden farklı olana karşı ön yargılı olduğunu söylüyor. yani insanlar, doğru olduğunu düşündükleri dünyanın sürekliliğini sağlamak için, doğru olmadığını düşündüklerini yanlış olarak görmek istiyor.

    araştırmanın ilginç olan bir başka yanı ise, düşük zekalı grubun sınırlarını çok net bir şekilde belirlediği. onlara göre net sınır çekmek, karşı grupla aralarına mesafe koruyor. lgbti gibi gruplara “düşük tercihli” diyen bu grup, sınırları konusunda çok katı.

    öte yandan yüksek zekaya sahip grup da, düşük zekaya sahip olan grubun davranışlarına karşı çok net bir tavır takınıyor.

    yani sonuç olarak bu dünyayı ya düşük zekalılar devralacak ya da yüksek zekalılar.
  • bazı dangalakların dediği gibi wi-fi'daki "fi" fidelity/sadakat falan değildir. wi-fi başlıbaşına en başından beri bu şekilde kabul edilmiş bir standarta verilen addır. birşeylerin kısaltması değildir . wirelessin ne sadakatı olur dallama.

    şuraya gelip "benim bildiğim doğrudur" diye dayanaksız olarak insanlara hakaret etme pahasına laf edenlere çok uyuz oluyorum. sözlüğün en çok takip edilen başlığı olması hasebiyle "olay" ışığını yakıyor ama "ben gerzeğim cahilim ve salağım" diye bağırmaktan öteye gitmiyorsun. bir iddiada bulunuyorsun o zaman bunu linklerle ve belgelerle ispatla.

    al oku bakalım "wi-fi" deki "fi" , fidelity (sadakat) mı demekmiş. tabi ekşisözlükte millete laf sokma seviyesinde yarım yamalak türkçenden başka "ingilizce okuduğunu anlama" yeteneğin varsa. yoksa git google translate falan kullan, sözlük aç çevir oku, ya da okuma bana ne.

    http://boingboing.net/…/08/wifi-isnt-short-for.html
    "wifi doesn't "stand for" wireless fidelity. phil belanger, a founding member of the wi-fi alliance who presided over the selection of the name "wi-fi" writes: wi-fi doesn't stand for anything. ıt is not an acronym. there is no meaning.

    http://www.scientificamerican.com/…stions-answered/
    "ıt didn’t hurt that the name rhymes with 'hi-fi,' which was short for 'high fidelity,' a term that, back in the day, referred to high-quality sound systems. some people even say that wi-fi therefore stands for 'wireless fidelity,' but those who were involved in the industry association's process of selecting a name say it's not really true. they say that the name was always just wi-fi."

    http://www.webopedia.com/…cience/wifi_explained.asp
    wi-fi definition is not wireless fidelity.
    a common misconception is that the term wi-fi is short for "wireless fidelity." this is not the case. wi-fi is simply a trademarked term meaning ıeee 802.11x. the false notion that the brand name "wi-fi" is short for "wireless fidelity" has spread to such an extent that even industry leaders have included the phrase wireless fidelity in a press release.

    https://en.wikipedia.org/wiki/wi-fi
    the wi-fi alliance used the "nonsense" advertising slogan "the standard for wireless fidelity" for a short time after the brand name was created, leading to the misconception that wi-fi was an abbreviation of "wireless fidelity."[19][22][23]

    http://www.wi-fiplanet.com/…s-fidelity-debunked.htm
    frank hanzlik, the current managing director for the wi-fi alliance, was not at the meetings where the ınterbrand names were discussed, but he was a member of weca and he is now entrusted with protecting and perpetuating the wi-fi brand. he confirms that "wireless fidelity" has no meaning, is not part of the trademark, and is not used or encouraged to be used by the wi-fi alliance

    sonuç : dangalak babandır.

    ------------------------------------------------
    edit : beyinsiz köpek gitmiş bütün dünyanın hemfikir olduğu kaynakmış gibi internetin altını üstüne getirip skimsonik bir elektronik aygıtın kullanım kılavuzu içinden bir kelime seçip "kaynak" diye paylaşmış. 50 tane kaynak gösterdik tutmuş "panda" falan diyor yavşak. bazı beyinsizler hi-fi kelimesindeki "fi" ile aynı sanıp yanlış biliyor doğrusu bu diye anlatıyoruz ama iq seviyesi tek haneli olduğu için anlamıyorsa suç benim mi? wi-fi şirketinin kurucusu açıklama yapmış wi-fi kelimesi birşeylerin kısaltması değil diye hala diyor "aman pandanın kılavuzu böyle diyor" diye öküüüüüz ! :) "terminolojiden bir haber olup" demiş bir de "ben cahilim" diye altını çizmek adına. "bir haber olmak" diye bir şey yok sığırcan "bihaber" olmasın o? türkçe'yi bimeyen adama ingilizce anlatmaya çalışıyorum, suç bende.

    al senin için google'a yazdım "what is fi in wifi". hayır salaksın madem kabul et salaklığını, bilmiyordum, öyle sanıyordum falan de. insan bir hata yapabilir ama hatasını bile bile savunmak ancak aptalların işidir. neyse yakında siler nasılsa entrysini sığır.

    https://www.google.com.tr/…&ei=thfuv4l6pmv1avionngj

    aklına yatmadı mı? o zaman yine gir google'a "wireless fidelity" diye arat bakalım neler çıkacak. tamamen tarafsız bir tarama. sadece "wireless fidelity" yaz ve ara.
    https://www.google.com.tr/…&ei=lrzuv_phiox7usnormgi

    herif hala "panda" falan diyor öküzzzzz :) oğlum bu kadar öküzüm diye bağırma sığırlık yapma bak kurban bayramı arefesindeyiz sokaklarda kovalanma görüntünü tv'de izlemek istemiyorum !

    al bu da "wifi-alliance" web sitesi. bak bakalım wireless fidelity diye bir sazan lafı geçiyor mu.
    http://www.wi-fi.org/

    sonuç 2 : sadece baban değil sülalendir dangalak
  • ingilizcede "past participle" olarak geçen formun, yani fiilin üçüncü halinin aslında türkçedeki sıfat-fiile eşdeğer olması. sıfat-fiil, sıfat görevi gören fiilimsidir (fiil kökenli sözcük).

    örneğin: unutmak (fiil) unutulmuş (sıfat fiil), ingilizcesi ise: forget (fiil) forgotten (sıfat fiil, past participle)

    forgotten book = unutulmuş kitap

    zaten sıfat-fiilin az bilinen adı ortaç, daha az bilinen adı da "partisip"tir.
  • (bkz: takdim tehir)
    takdim tehir veya daha anlaşılır adıyla rakamların yerlerini karıştırdığınızda kasanızın açık vermesi. bilinçaltımız nedense kağıtta yazan rakamları doğru okumayı kabul etmedikçe olmayan parayı arar durursunuz. işte bunun pratik bir çözümü vardır.
    örneğin 326 yerine 362 yazabilirsiniz. hatta yazmanız da gerekmez kağıtta 596 yazar ama siz dalgınlıkla/bilinçaltında bunu 569 okursunuz gibi...
    mesela 542 ile 125 i toplayacaksınız. sonuç doğal olarak 667 dir. ancak siz yanlışlıkla 524 ile 125 i toplarsanız sonuç 649 çıkar. sonra bir bakmışsınız kasanızda 18 tl açık var. ara dur...
    işte arada çıkan bu fark 9 ve 9 un katıysa burada takdim tehir olabilir derler. hemen parayı aramak yerine dikkatli okumaya geçmek gerekir.
    aklınızda olsun.
hesabın var mı? giriş yap