şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • damla model güneş gözlüğünün ve kol saatinin pilotlarla ilgisidir.

    pilot deyince hepimizin gözünde canlanan tip damla model güneş gözlüğü takan biridir, hatta damla model güneş gözlüğüne de pilot gözlüğü denilir genelde. bunun nedeni damla model güneş gözlüğünün ilk kez 1930'larda pilotlar için tasarlanmasıdır. pilotların kafasını aşağıya eğmeden sadece göz hareketiyle göstergelere bakabilmesi için güneş gözlüğünün alt kısmı aşağıya doğru uzatılmıştır ve damla model gözlükler ortaya çıkmıştır. zaten bu gözlük modelinin orijinal adı da aviator yani havacıdır.

    yanlış hatırlamıyorsam 1910 veya 1920li yıllarda fransız bir pilotun ihtiyacı üzerine de kol saati icat edilmiştir. o zamana kadar kullanılan cep saatleri, aktif olarak uçak kullanan bir pilotun cebinden çıkarıp saate bakıp geri koyması için pratik değildir. zira o zamanlar kokpitler kapalı değildir, pilotlar kalın giysilerle uçarlar, ayrıca saatin de düşme ihtimali vardır. bunun üzerine bir saat imalatçısı pilotun rahatça saati görebilmesi için kol saatini icat eder.
  • strese bağlı ölümlerin, hiv, cilt kanseri ve cinayet nedeniyle gerçekleşen ölüm sayısından daha yüksek olması.

    abd'de 1998 yılında yapılan bir araştırmada, 30 bin yetişkine önceki yıl ne kadar stresli oldukları ve stresi sağlık açısından zararlı bulup bulmadıkları soruluyor. 8 yıl sonra araştırmacılar yüksek stres düzeyinin %43 oranında ölüme neden olduğunu buluyor. ancak yalnızca stresin sağlıklarını olumsuz etkilediğini düşünen insanlarda.

    yani insanları stres değil, stresin sağlığa zarar verdiği düşüncesi öldürüyor. bu araştırmayı okuduğumdan beri, her sigara yakışımda, "kanser yapmıyor ki bu" diyerek, ömrümü uzatıyorum.

    (bkz: insan beyni)

    kaynak
  • sandıkta saklanmaya değer neyiniz varsa,en iyisi artık yikanmaktan içinde pamuk yağı kalmamış ve neredeyse agarmis çarşaflar olmaliymis.bu çarşaflar korunmasını istediğiniz değerli eşyalarınızı lekelerden ve guvelerden saklarmış.nedeni işe içinde asit olacak bir yağ cozuntusu kalmamasiymis.prof dr nurhan atasoy bilgisidir.
  • "kara" kelimesinin "büyük" anlamı yoktur.
    "kara sevda" derken olumsuz bir durumdan bahsedersiniz. mecaz. "kara şövalye"de de aynı durum söz konusu.
    "karadeniz"deki kara, "kuzey" anlamına gelir. eski türkçede yön isimlerinin karşılığı olan renkler vardır.
    birine "kara gözlüm" dediğinizde de o kişinin göz renginin koyuluğundan söz açmış olursunuz.

    tanım: sonuç olarak bir piyasa dergisinden edinilemeyecek bilgilerdir.
  • türk tarih araştırmaların da suçlulara verilen ölüm cezalarını araştıran eserler nelerdir?tarihte açılan ilk okulda sorulan ilk sınav sorunlarının bulunduğu eserin adı nedir?

    bunlar gibi pek çok konu da ufkunuzu katlayacak kitap listesi için (bkz: #65336010)
  • bilim insanları açısından yunuslar hayvanlar aleminin en zeki canlılarından biri olarak kabul edilir. hatta birçok biyolog , yunusların özelliklede afalina (tursiops truncatus) türünün yeryüzünde insandan sonra en zeki canlı olduğunu düşünür. doksan öncesi nesil flipper isimli tv serisini iyi hatırlar. afalina türünü dünyada meşhur eden yapım olarak bilinir. birçoğunuz bu diziyi izlerken flipper’in sergilemiş olduğu oyunculuk yeteneklerinin birer kurgudan ibaret olduğunu düşünse de, bu konuda yanıldığınızı söylemek zorundayım. yunus familyasının asıl örnek türü tırtak (delphinus delphis) olsa da dünyada yunus denilince pek çok insanın aklına afalinalar (şişe burunlu yunus)gelir. bilim insanları zekayı kıyaslayabilmek adına beyin hacminin vucut hacmine oranı (bhvh oranı) veya kütlesinin vücut kütlesine oranı(bkvk oranı) yada daha bilimsel bir ifadeyle ensafalizasyon katsayısını kullanır. doğadaki hayvanların zekasını ayırt edebilmek için beyin-vücut oranı kullanılması yöntemi olarak bilinen kıyaslama , yüzeysel olarak bakıldığında geçerli olarak görülür. vücut hacmi yaklaşık olarak aynı olan canlıların hangisinin beyni daha büyükse , o canlı daha zeki olma eğilimi gösterir. afalinaların beyni insan beyninden 300gr daha ağır ve büyüktür. beyin-vücut oranı biz insanlar kadar iyi olmasa da, diğer hayvanlar arasındaki sıralamada onları ilk sıraya koymakta.
    aynı zamanda yunusların beyninde çok karmaşık bir neokorteks bulunmaktadır. neokorteks memeli beyninin bir parçasıdır. duyu algılanması, motor emirlerin oluşumu, uzaysal muhakeme, bilinç, düşünme , dil gibi yüksek fonksiyonların yürütülmesinde görev alır. insan beyninin kütlesinin %76’sını oluşturan neokorteks kısaca beyinde, problem çözme, farkındalık ve zeka belirtileri ile alakalı bir birimdir. yapılan araştırmalarda yunusların beyinlerinde de diğer örneklerde olduğu gibi (şempanze, filler, bazı balina) von economo nöronları (ven) adı verilen sinir hücrelerine rastlanmıştır. benlik kavramının oluşumundan sorumlu olduğu düşünülen bu hücreler aynı zamanda zekanın ve empati duygusununda oluşumu ile de bağlantılı olduğu düşünülüyor. tıpkı bizler gibi yunuslarda büyük sosyal gruplar içerisinde yaşamakta ve insanlardaki ven hücreleri ile bağdaşlaştırılan tarzda gelişmiş davranışlar göstermekte. bu verilerden yola çıkan bilim insanları, afalinaların zeka seviyesinin biz insanlardan sandığımız kadar az olamayabileceğine dair bulgulara ulaştı. hala tartışmalı bir durum olsa da , afalinaların zeka seviyesinin insan seviyesinde düşünülmesi gerektiğini öne süren birçok bilim insanı bulunmakta. dr. kathleen dudzinski ve kel m. sweeting on yıldır devam eden araştırmaları sonucunda, yunusların sürülerinde belirli arkadaş grupları kurdukları ve birbirlerine isimleri ile hitap ettiklerini gördüler. buda onların tıpkı bizler gibi karmaşık bir sosyal yapıya sahip olduklarını gösterdi. yunuslar birbirleri ile konuşuyor ve bu konuşmayı basit bir şekilde gerçekleştirmiyorlar. her yunus kendine özgü bir karakteri ortaya koyarak sahip olduğu bilgiyi dil kullanarak bir diğerine aktarıyor. böylelikle aralarındaki tecrübe ve bilgi akışı doğada daha başarılı olmalarını sağlıyor. ancak henüz dillerini anlayabilmiş değiliz. bildiğimiz şey ise dili kullanma amaçlarının bizimkine çok benzer olduğu.
    yunuslar hakkında dikkat çekici bir diğer ayrıntı bize benzer şekilde işleyen merak duyguları. yunuslar üzerine araştırma yapan pek çok biyolog, onların da bizi incelediklerini sıklıkla ifade ediyor. bu yüzden bir yunusun bizler hakkında ne düşündüğü, en çok merak ettiğimiz şeylerin başında geliyor.
    birçok bilim insanı, yunuslar ile bizim aramızda belirgin bir zeka farkı olmadığı konusunda ısrarcılar. bu durumda yunuslara biz insanlar ile aynı statünün verilmesinin haklı bir istek olduğu inancındayım. çünkü yunuslar insan olmak için gereken özelliklerin büyük çoğunluğuna sahip canlılar. çevrelerinin farkında olmaları, duygu ve kişilik sahibi olmaları, çevrelerine etik değerler ile yaklaşmaları ve hatta gelecek üzerine planlar yapıyor olmaları gelişmiş zekalarının en büyük kanıtı. üstelik ülkemizde bunları yapmaktan aciz milyonlarca insan varken.

    tüm bu zekaya rağmen neden insanoğlu gibi bir medeniyet kurmadıklarına gelecek olursak, su altında ateşin keşfinin neredeyse imkansız olduğu gerçeğinden başlayabiliriz.
    ilgili yazı:(bkz: yunusların zekası)

    ?
  • beden dilimizin, söylediğimiz yalanlarla ilgili ne kadar fazla ipucu verdiği.

    reina saldırısından yaralı olarak kurtulan ve sedyeyle taşınırken gülmemek için kendisini zor tutan? amerikalı adamın (jake raak) ülkeyi terk etmeden yaptığı konuşmanın beden dili analizi yapılmış, dehşete düşürücü.. yazının içinden kısa özet;

    alıntı

    "videonun hemen başında 5. saniyede saldırının trajedi olduğundan bahsederken dudak kenarları yukarı doğru kalkıyor ve göz kenarları kırışıyor. yani william jake raak trajediyi anlatırken asıl hissettiği duygu mutluluktur. mimikler hissettiğimiz anlık duyguları biz bastırmaya çalışsak da bir şekilde yüzümüzde gösterirler. tek bir ipucundan yola çıkarak sonuca ulaşmamızın yanlış olacağını hem eğitimlerimde hem de seminerlerimde sıklıkla vurgularım. bu yüzden videonun ilk saniyelerinde gördüğümüz bastırılmaya çalışılan mutluluk tepkisini kenara not ediyor ve başka ipuçları aramaya devam ediyoruz.

    yeni bir ipucu bulmak için çok uzun süre beklemek zorunda kalmıyoruz. william jacob raak trajedi olduğunu belirttikten sonra 7. saniyeden 11. saniyeye kadar bekliyor. 4 saniye sizin için kısa gelebilir ancak biriyle konuşurken 4 saniye beklemek gerçekten uzun bir süredir, isterseniz bir sonraki iletişiminizde deneyin. william jacob raak 7. saniyeden 11. saniyeye kadar beklerken ilk yaşadığı mutluluk ifadesini bastırmaya ve yüzüne daha ciddi bir ifade takınmaya çalışıyor. işte tam burada yalancıların en sık kullandığı ve kontrol etmekte zorlandıkları yüz ifadesi yüzünde beliriyor. ifadenin adı: asimetrik tepki"

    alıntı

    http://mikroifadeler.com/amerikali-acemi-yalanci/
  • dünya edebiyatındaki bazı eserlerle ilgili bilgilerdir.
    1. victor hugo 'nun sefiller romanının üçüncü bölümünde 823 kelimelik bir cümle var ki bu cümle 3 sayfa sürüyor. aynı zamanda fransız edebiyatının en uzun cümlesi kabul edilmiştir.

    2. gene bir fransız ağabeyimiz olan georges perec 1969'da la disparition romanını hiç 'e' harfi kullanmadan yazmıştır. ama ondan önce ernest vincent wright 1939'da gadsby kitabını gene aynı taktikle, 50.000 kelimenin hiçbirinde 'e' harfini kullanmadan oluşturdu. türkler de durur mu? ersin tezcan tarafından 1997'de yazılan ''e'siz potkal'' isimli kitapta hiç "e" harfi kullanılmamıştır. kitabı ise ''e yayınları'' basmıştır.*

    3.fransız yazar michel thaler içinde bir tane bile fiil geçmeyen 233 sayfalık bir roman yazdı. adı da le train de nulle part .

    4. fareler ve insanlar 'ın ilk ismi 'something that happened' dır.
    edit: lesanspapier sağ olsun, haberdar etti.
    perec'in romanı türkçeye de hiç "e" kullanılmadan çevrilmiştir. çevirmen: cemal yardımcı. yayınevi: ayrıntı yayınları imiş.
  • öncesi ; 5.bölüm : eşekli kütüphaneci

    şimdi almanya'nın gettolarına gidiyoruz.

    almanya 1961 yılında türkiye'den büyük bir göç aldı.bir çok türk almanya'ya çalışmak üzere gitti.1973 yılına gelindiğinde almanya'da ki türklerin sayısı 1 milyonu bulmuştu.günümüze geldiğimizde ise bu rakamın almanya nüfusunun yüzde üçüne denk geldiğini görüyoruz..gurbetçiler almanya'ya gittiklerinde uzun süreli kalacaklarının hesaplarını yapmamışlardı.almanya onlar için geçici olarak para kazanma yeriydi.kimse kalıcı plan yapmıyor,vatana geri döneceği günleri sayıyordu.planlar hesaplandığı gibi gitmedi.gurbetçiler şimdiden yarım asırdan fazlasını devirdi.kalıcı olmayı başarmışlardı ancak sonrası uyum süreciyle geçti.alman aileler günün çoğunluğunu iş yerlerinde harcıyorlardı.sosyal hayatları yoktu,bir çok yerde çalışarak para kazanma peşindeydi hepsi.gençler ise almanya sokaklarına daha çabuk uyum sağlamalıydı çünkü günlerinin çoğunluğu oralarda geçiyordu.

    89'da neonazi hareketinin güçlenmesiyle almanya'da ırkçılık artmaya başlamıştı.90'lı yılların başlarında ırkçlık faaliyetlerinin hedefinin çoğunluğunda türkler vardı.olaylar ne yazık ki ölümlerle sonuçlanıyordu.türklere karşı şiddet artmıştı ve türk aileler tehlike altındaydı.

    artan şiddet olaylarına karşılık türk gençleri bir araya gelmeye ve çeteleşmeye karar verdiler.amerikan filmlerinde gördüğümüz sokak çeteleri almanya'da ırkçılıktan korunmak için oluşmaya başladı.etki tepkiyi doğurmuştu.ve hikayemizin başkahramanları olan almanya'da ki en büyük sokak çetesi berlin, kreuzberg'te ki 36 boys ortaya çıkmıştı.

    36 boys çetesi önceleri kendilerine şimşekler diyordu.daha sonra ölen arkadaşları maxim'in bir önerisi oldu ve grup şimdi ki adını aldı.36 kreuzberg'in posta koduydu.türkler mektuplarında 36'yı çok kullanıyorlardı o bir zamanlar.bu grubun ismine de etki etti.

    36 boys işe kreuzberg'i ırkçılardan temizlemekle başladı.kendilerini rahatsız eden dazlaklarla fiziki mücadeleye girişen çete üyeleri başarılı oluyordu.türk aileleri
    korumak 36 boys'un gençlerine düştü o yıllar.kendilerini korumak için bir çok kavgada bulundular.çete oldukça renkliydi aslında.kendi dansçıları,baskılı tshirtleri,graffiticileri vardı.

    çete artık aktif değil ama 36 boys hala unutulmadı.kreuzberg'in çeşitli yerlerinde hala 36 boys graffitilerini görebiliyor insanlar.aslında çetenin bütün üyeleri sadece türkte değil farklı uyruklardan da üyeler 36 boys'un içindeydi.berlin senatosu daha sonrasında çetenin bulunduğu bölgeleri tehlikeli bölge ilan edip,eski üyelerine çalışma başlattırdı.üyelerin görevleri çocukları sokaklardan uzak tutmak ve onlara yardımcı olabilmekti.

    36 boys göçmenler için hala bir sembol almanya'da.çetenin eski üyeleri arasında ; kıtalararası boks şampiyonu olan ve şu anda antrenörlük yapan muzaffer tosun,şimdilerde bir restaurantın şefliğini yapan hatta hayat hikayesini anlattığı kitabı da olan tim raue ve hepimizin bildiği ünlü rapçi killa hakan var.killa hakan (kişisel görüşüm) en iyi türkçe rap yapan kişilerden birisidir bu arada.

    al jazeera'nin bu konuda güzel bir belgeseli var kaynak niteliğinde izlemek isteyenler için;
    https://www.youtube.com/watch?v=xzhas0x1hy8&t=

    ayrıca içimden geldi killa hakan'ın çok güzel bir şarkısını da buraya iliştiriyorum.
    herşey yolundadır
  • bu günün ve yarının anlam ve önemine binaen..
    (bkz: 6 ocak 2017 istanbul kar yağışı)

    karlar içinde trafikte kafama takılan soru:
    buz renksizken kar neden beyazdır?

    kar, suyun donmuş halidir. donmuş su yani buz renksizken kar beyaz görünür. bu durumun nedeni buz kristalleri ile kar tanelerinin ışıkla farklı şekillerde etkileşmeleridir. güneş ışığı elektromanyetik spektrumdaki bütün dalga boylarındaki ışık ışınlarını içerir. ancak gözümüz sadece görünür dalga boyundaki ışık ışınlarını algılayabilir. ışık bir cisimle etkileştiğinde cisim tarafından soğurulabilir, yansıtılabilir ya da geçirilebilir. cisim, ışığı herhangi bir değişime uğramadan geçiriyorsa şeffaftır. ışığın bir kısmını soğuruyor, belli bir dalga boyundaki ışığı yansıtıyorsa, yansıttığı ışığın renginde görünür. eğer cisim görünür dalga boyundaki ışık ışınlarının tamamını yansıtıyorsa beyazdır.

    buz, ışığı geçirdiği için şeffaf görünür. kar taneciklerinin neden beyaz göründüğü sorusuna cevap bulabilmek için ise, gelin, önce kar kristallerinin nasıl oluştuğuna bakalım.

    sıcaklık donma noktasının altına düştüğünde bulutların içindeki su buharı küçük toz parçacıkları üzerinde yoğunlaşarak katı hale geçer. bu süreç devam ettikçe kar kristalleri altıgen prizma şeklini alır ve altıgenin köşelerinde dallanmalar oluşturarak büyümeye devam eder. yani kar kristalleri donmuş yağmur damlaları değildir.

    kar beyaz görünmesine rağmen, karı oluşturan kar kristalleri şeffaftır. kar kristallerinin bir araya gelmesiyle oluşan kar taneleri ışık ile etkileştiğinde, kar kristallerinin kendilerine özgü altıgen şekilleri nedeniyle, bir kristalin yüzeyinden diğerine yansıyarak yön değiştirir. kar tanelerine çarpan bütün dalga boylarındaki ışınlar eşit derecede yansıdığı için de kar beyaz görünür.

    kanyak :)

    not: aradım ve bu başlıkta bu konu ile ilgili bir entry bulamadım..

    edit: ekşi siteden kaynaklı bir takım hatalar vermesi sebebiyle yollaya bir kaç defa basmam sebebiyle bu entry'm defalarca gitmiş. hepsini sildim. uyaran arkadaşlara teşekkür ediyorum.
    alttaki aqarkadaş da ekşiye etsin küfrünü; bana değil...