şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • para birimlerinin adları nereden geliyor?

    türk para biriminin isim babası italyan liretidir. zaten her ne kadar biz ona liret desek de türkiye dışına çıktığımızda genellikle lira deniyor. bizim paramıza isim babalığı yapan bu para biriminin adı da bir ağırlık birimi olan libreden geliyor. hani ingiliz sistemini kullanan ülkelerde ağırlık bilmemkaç lbs. diye yazılır ya? işte oradaki lbs "libre pounds" demek. bu bağlamda ingiliz parası olan pound'un adı da aynı yerden geliyor. peki ya sterlin ne ayak?

    günümüzde "fiat money" tabir ettiğimiz, değeri yapıldığı madene göre olmayıp da salt üstüne basılan sayıya göre belirlenen paraları kullanıyoruz. türkiye'de, ingiltere'de, burkina faso'da, her yerde. ancak bu furya başlamadan önce paralar değerli metallere basılıp değeri de buna göre belirlenirmiş. "sterling silver" da türkçe'ye "som gümüş" olarak çevrilen kaliteli bir gümüş türü ve eski dönemlerde bu gümüşün üstüne basılan paraya da gümüşün adı veriliyor. ancak eski dönemlerde takas sistemi mevcut, nakit para ancak büyük çaplı ticaret işlerinde kullanılıyor. bu nedenle bu para biriminin kullanıldığı birçok ticari işlemde ciddi bir ağırlıkta sterlin dönüyor, yani "pounds of sterling". işte bu söylem zamanla basitleşerek yerini pound sterling'e, hatta sıklıkla yalnızca pound'a bırakıyor. ingilizlerin günümüzde kullandığı küçük para birimi olan penny'nin kökeniyse çok net bilinmiyor, ancak "fenik" diyip geçtiğimiz için ilk anda göremememize karşın alman küçük parası "pfennig" ile aynı kökten geliyor. şu ana kadar yapılabilen en mantıklı açıklama günümüzde "rehin bırakmak" ve "piyon" anlamlarına gelen pawn sözcüğünün eski hâlinin bu paraya adını vermiş olması. "önden giden" anlamında piyon, ya da bir şey rehin bırakıldığında verilen düşük para yüzünden paraya bu ad verilmiş olabilir. ingilizlerin paralarında ondalık sistemi kullanmaya başlamadan önce kullandığı şilin (shilling) ise kalkan anlamına gelen shield sözcüğüyle aynı kökten geliyor. euro'dan önce avusturya'nın para biriminin de adı (schilling) buydu. kalkan anlamına gelen bir başka para da portekiz parası esküdo.

    avusturya'ya gitmişken çok uzaklaşmadan bir de almanya'ya bakalım. mark'ın öyküsü ne yazık ki pek ilginç değil, mark da aynı libre pound gibi bir ağırlık ölçüsü birimi. finlandiya'nın euro öncesi para birimi olan markka da aynı kökten geliyor.

    isveç, norveç, danimarka, izlanda, çek cumhuriyeti ve slovakya (sk şu anda euro kullanıyor) paralarına "taç" diyor. ülkeden ülkeye krona, krone, koruna gibi değişen adları var, ancak hepsinin anlamı aynı. estonya da euro'ya geçene kadar kroon adlı bir para birimi kullanmıştı. diğer baltık ülkelerinin para birimlerinin adlarıysa ülkelerin adından türetilmiş, latvija --> lat, lietuva --> litas (tekili litas, çoğulu litai).

    gelelim dünyada en çok kullanılan para birimi adına: dolar. bu para birimi adını bir zamanlar onun şimdi olduğu kadar popüler bir para birimi olan thaler'den alıyor. thaler orta avrupa'da ortaya çıkıp değişik ülkeler tarafından basılan bir gümüş para ve avrupa çapında 400 yıl boyunca kullanılmış. dolar'a adını veren thaler'in adı da bir yerden geliyor elbet. paranın ilk basıldığı yer bohemya krallığı'nda "joachimsthal" adlı bir yer, yani joachim vadisi. paranın adı da aslında "joachimsthaler". kısaltılarak thaler olmuş. bu bağlamda thaler kısaca "vadili" anlamına geliyor. dolar'ın ve euro'nun küçüğü olan cent ise herhalde bu yazının baltık ülkelerinden sonra en sıkıcı kısmı: para yüze bölündüğü için latince yüz anlamına gelen cent sözcüğü küçük paraya ad olarak verilmiş. bu arada adını thaler'den alan bir başka para birimi de slovenya'nın euro öncesi para birimi olan tolar.

    slovenya'ya gelmişken sınırı geçip hırvatistan'a bakıyoruz. hırvat para birimi kuna, kürkü için avlanan vizon hayvanının çok yakın akrabası olan bir tür sansarın adından geliyor. kürk kültürünün oldukça gelişmiş bir ülke olduğu ve çinçilla hayvanının ana yurduna binlerce km uzakta olmasına karşın dünyanın sayılı çinçilla kürkü üreticilerinden olan hırvatistan'da para birimine bir hayvanın adını vermesinin açıklaması da tam olarak bu: bu sansarın kürkü adriyatik kıyılarında eskiden para yerine kullanılırmış.

    biraz daha gidiyoruz, sırbistan, makedonya.. bu ülkelerin para birimi dinar, bazı ortadoğu ülkelerinde de kullanılan bir para birimi. adının kaynağıysa bilinen en eski para birimlerinden olan denarius adlı altın para. peki onun adı nereden geliyor? "onlu" anlamına gelen desi-/deka- kökünü bilirsiniz. buradaki "de-" aynı kapıya çıkıyor. denarius, tarihte on küçük parçaya bölünen ilk para birimi. işte tam burada bir parantez açsak karşıki dağlar yıkılır. önce hafif dozda verelim: ingilizce'deki "ten" sözcüğü de buradan geliyor. şimdi de esas bomba: para birimi adı olmasa da doğrudan "para" anlamına gelen ispanyolca'daki dinero, italyanca'daki denaro ve portekizce'de dinheiro sözcükleri de tam olarak buradan geliyor!

    ispanyolca demişken, birçok ispanyolca konuşan ülkenin para biriminin adı olan peso ispanyolca ağırlık demek. birim falan da değil, yalnızca ağırlık. euro öncesi ispanyol para birimi olan peseta'nınsa buradan geldiğini sanırsanız yanılırsınız, çünkü katalanca parça anlamına gelen "pesa" sözcüğününün diminütifinden türetilmiş. yani bir bakıma bizimle aynı mantık, çünkü "para" sözcüğü de küçük parça anlamına gelen "pâre" sözcüğünden geliyor.

    yine popüler bir para birimi adı olan frank ise üstünde kralın resmi olan bir paradan geliyor. bu paranın üstünde kralın resmi varmış ve "francorum rex" yani "frankların kralı" yazıyormuş. para biriminin adı da buradan kalmış.

    bulgar parası lev (çoğulu leva) ve romen parası ley (leu diye yazıyorlar) kendi dillerinde aynı anlama geliyor: aslan. bölge ülkelerinden arnavutluk'un para birimi olan lek'in adının kökeni biraz daha ilginç. büyük iskender'in (a'lek'sandır) adının kısaltmasından geliyor. balkanlarda çoğu antik paranın üstünde iskender'in resmi olduğu ve arnavutlar iskender'e kısaca "leka" dediği için paralarının adını da lek koymuşlar.

    rus rublesi'nin adı da ilginçlerden. "kesip çıkarmak" anlamındaki "rubiti" sözcüğünden geliyor. çünkü eskiden ruble, kiev rusu'nda kullanılan esas paranın bir parçasıymış. bu paranın adı da grivna, yani o dönemde bölgede kullanılan bir ağırlık ölçü birimi. ukrayna para birimi hryvnia'nın adı da buradan geliyor, zira rusların g diye okuduğu kiril alfabesi karakterini ukraynalılar h diye okuyor. (oleh, serhey, etc.)

    komşumuz yunanistan'ın para birimi olan drahmi'yse adını antik yunan'da kullanılan bir ağırlık ölçüsü biriminden alıyor. dirhem'e benzemesiyse rastlantı değil, ikisi bağlantılı.

    hollanda para biriminin iki adından biri olan florin, macar parası olan forint'e de adını vermiş. kökeniyse floransa'da basılan bir altın paradan geliyor. modern italyanca'da floransalı "fiorino" (fiorentina --> floransalılar gibi bir şey), ancak o zamanki dilde "florino" deniyormuş.

    hollanda para biriminin diğer adı olan gulden ise "altından" anlamına geliyor. ingilizce'deki "golden" sözcüğünün felemenkçe karşılığı. polonyalılarsa paralarına doğrudan altın anlamına gelen "zloty" adını veriyorlar. polonya'yı sona saklamamanın nedeniyse bu değil, biraz daha sevimli bir şey. polonya'nın küçük para birimi olan grosz ve bizim kuruş aynı kökten geliyor. bu da yukarıda bahsi geçen denarius'un bir türü olan "denarius grossus" adlı paradan alıyor. buradaki grossus "kaba" anlamına geliyor, çünkü denarius grossus benzerlerinden kalınlığıyla ayırt edilen bir paraymış. adını almanca grosch'a vermiş, polonyalılar da biz de almanlardan alıp kendi paralarımıza uyarlamışız.
  • günümüzdeki telefonlar olsun, monitorler olsun, televizyonlar olsun ekranları 16 milyon renge kadar destekliyor. evrende aslında sonsuz sayıda renk var. fakat bunu dijital ortama indirgediğinizde sonsuz sayıda renk oluşturamıyorsunuz çünkü olaya bitler vs müdahele oluyor. işin uzmanları daha iyi bilir bunu. fakat bu 16 milyon renk olayı nereden geliyor diye geçenlerde kafamda ampül yandı. akparti ampülü değil merak etmeyin hehe. neyse bir ara autocad programı kullanırken bir tane layerin rengini düzenliyordum. bilenler bilir renklerin rgb değerleri vardır. red kırmızı, green yeşil, blue ise mavi. bunlar aslında karışarak size bir renk sunar. dijital ekranlarda da böyledir aslında. her bir piksel rgb den oluşur.
    https://jakubmarian.com/…uploads/2015/05/lcdrgb.jpg
    her bir rengin herhangi bir rgb değeri 0'dan 255'e kadar değer alır. bir rengin kodu atıyorum 126,62,105 olabilir. burada red=126, green=62, blue=105'tir. permütasyon uyguladığımızda her bir değer için 256 adet değer gelecektir. yani 256*256*256 adet renk üretebilir ekranınız. bu da 16 milyon küsur renk demektir.
  • ahlak için dinin gerekli olması.

    "din olmadan ahlâklı olunabilir mi? sorusunun cevabı “evet”tir. bir insan allah ya da din inancına sahip olmadan ahlâklı olabilir. etrafımızda rastladığımız ahlâklı ateistler buna örnektir.

    ancak bu soruyu farklı bir şekilde sorarsak ve “din olmadan ahlâklı olmanın rasyonel/akılcı bir temeli var mıdır?” diye formüle edersek cevabımız negatif olacaktır. hayır, bir ateistin ahlâklı olmasının rasyonel bir temeli yoktur. eğer bir insan bu dünyanın tek şansı olduğuna inanıyorsa kendi çıkarını maksimize etmeli, alabileceği zevki arttırmalı, çektiği acıyı azaltmaya çalışmalıdır. aksi yönde bir tavır akılcı değildir.

    bir ateist kendi çıkarına zıt kararlar alıyorsa, söz gelimi fakirlere yardım ediyorsa akılcılığa aykırı hareket etmiş olur. çünkü hem zamanı hem de parası sınırlıdır.

    din olmazsa ahlâklı olmanın akılcı olmayacağı yönündeki eleştiriye getirilen ilk itiraz, toplumun çıkarı için ahlâkın gerekli olduğu, dolayısıyla din olmasa da ahlâklı olmanın rasyonel olacağıdır. bu argüman son derece zayıftır, zira toplumun çıkarı her zaman insanın ahlâklı hareketler sergilemesini gerektirmez. hitler örneğine geri dönersek, toplumun genel çıkarı için fiziksel ve zihinsel engellilerin öldürülmesi gerekir. engelliler hem üretime katkıda bulunduklarından daha fazlasını tüketirler hem de bir kısmı genetik sebeplerle engellerini sonraki nesillere aktarabilirler. dolayısıyla öldürülmeleri gerekir. toplumun çıkarı bunu gerektirir. yani toplumun genel çıkarı her zaman “ahlâk” için güçlü zemin sağlayamaz. hatta zaman zaman bu örnekte olduğu gibi ahlâksızlığı emredebilir.

    din olmasa da ahlâk, rasyonel temele sahip olur diyenlerin bir diğer itirazı, insanın akıllı bir canlı olduğu, dolayısıyla hayvanlar âlemindeki “güçlünün ayakta kalması” ilkesinin insanlar için uygulanamayacağıdır. ilk başta mantıklı görünen bu görüş hayli yanıltıcıdır. çünkü aklın beraberinde ahlâkı getirmesi gerektiği görüşüne dayanır. oysa bu çıkarım hiçbir mantıksal dayanağa sahip değildir. insan aklını ahlâk için olduğu kadar ahlâksızlık için de kullanabilir. akıl, basit bir hırsızı, devleti dolandırabilecek bir hortumcuya, bir katili ise çete ya da terör örgütü liderine dönüştürebilir. akıllı olmamız ahlâklı davranmamızı gerektirmez, zorunlu kılmaz. dolayısıyla akıllı olmak da ahlâka rasyonel bir temel sağlamaz.

    batı dünyasındaki sofistike teist ve ateistler ahlâkın din olmadan rasyonel olarak temellenmeyeceğinin farkındadırlar. voltaire “tanrı olmasaydı da onu icat etmeliydik” derken bu görüşü desteklemektedir. yaşayan en büyük ateizm havarilerinden olan richard dawkins the god delusion (tanrı yanılgısı) isimli eserinde bu sorunu çözme çabasına girmiş, ancak sorunun ateizmle çözülemeyeceğini göstermekten öteye gidememiştir. dawkins, ahlâkın evrim sürecinde kazanılmış bir özellik olduğunu savunur. eğer ahlâk evrime hizmet ediyorsa, insanların verimli nesiller vermesini sağlıyorsa onun korunması gerekir. peki ahlâk evrime aykırı sonuçlar oluşturuyorsa? dawkins bu soruyu cevaplamayı istemese de onu okuyan her insan tarafından kendisine sorulacağını bildiği için cevaplamaya çalışır. ne var ki soruyu direkt cevaplamaktansa bir örnek verir. kısır bir kadına aşık olmamız, der dawkins, evrim için anlamsız, hatta saçmadır. çünkü sevgi ve aşk da evrimsel sürece hizmet ettikleri sürece anlamlıdır, gereklidir. oysa kısır bir kadın üreyemediği için evrimsel açıdan bir kayıp demektir. bize verimli nesiller verme işlevi olan aşk, eğer bize nesil veremeyecek bir kadına duyuluyorsa anlamsızdır. dawkins bu noktada akılcı bir manevra ile “nasıl kısır bir kadına duyulan sevgiyi kınamıyorsak, evrime hizmet etmeyen ahlâkı da kınamamalıyız” der. oysa bu manevra sorunun cevabını değiştirmez. dawkins’e göre evrime hizmet etmeyen ahlâk en iyi ihtimalle hoş görülebilecek bir saçmalıktır. ama eğer ahlâk evrimle çelişirse, bu durumda kaçınılması gereken bir eğilim halini alır.

    sözün özü, dawkins, tutarlı bir evrimci olarak evrime dayanan bir ahlâk teorisini savunur. bu ahlâk teorisinin hitler’in uygulamalarına yol açacağından haberdar olan dawkins, “saçma da olsa ahlâka göz yumabiliriz” demekten öteye geçemez. nihayetinde ahlâkçı görünmeye çalışan, ama teorisi onu ahlâksızlığa iten bir bilim adamı olarak düşünce tarihindeki yerini alır.

    din olmadan da ahlâklı olmamız mümkündür iddiasında bulunanlar empatiye atıfta bulunarak, “kendine yapılmasını istemediğin davranışları başkasına yapma” düsturunu hatırlatırlar. onlara göre bu altın formül, ahlâkı akılcı bir ilke haline getirir. oysa bahsedilen düstur bir temenniden ibarettir, zira x kişisinin ahlâklı davranması y kişisinin ahlâklı davranmasını garanti etmez. dinin olmadığına inanan bir kişi için akılcı olan tavır, herkesin ahlâklı olmasını beklerken, ahlâkın gerektirdiği fedakârlıklardan kaçmak olacaktır. empati, duygusal bir etkendir, ancak ahlâka akılcı temel sunamaz.

    son olarak “vicdan” kartına sığınan ateistleri irdeleyelim. onlara göre insan sadece rasyonel bir varlık değildir ve vicdanı ile de hareket etmektedir. bu görüşün doğru olduğunu kabul etmemiz “ahlâk din olmadan rasyonel bir temele dayanamaz” görüşünü yalanlamak bir yana desteklemektedir. zira biz bu tezimizde ahlâkın vicdan gibi duygusal temelleri olabileceğini kabul ediyoruz, ama bu temellerin akılcı olmadığını söylüyoruz. dahası vicdan dediğimiz kavramın neye karşılık geldiği hayli tartışmalıdır. allah’ın (cc) var olmadığını iddia edenlerin vicdanın evrimsel süreçte ve sosyal çevremizde geliştiğini savunmaktan başka çareleri yoktur. bu tür bir iddia beraberinde şu düşünceyi getirir: eğer farklı bir genetiğe sahip olsaydım ve farklı bir toplumda yaşasaydım vicdan dediğim şey bambaşka olacaktı. bazı toplumlarda ensest ilişkinin normal olduğunu, kocaları ölen kadınların intihar etmesi gerektiğini biliyoruz. buralarda bu normlara karşı gelmenin vicdansızlık olduğunu unutmayalım. o halde vicdan tek başına, ne rasyonel bir temeldir, ne de sandığımız gibi güvenilir bir limandır.

    sonuç olarak bir ateist ahlâklı olabilse de bu ahlâkı rasyonel, akılcı bir temele dayandıramaz. tabiatta gördüğü hayvanların birbirlerini öldürmelerini, birbirlerinden çalmalarını, ensest ilişkiye girmelerini ahlâksızlık olarak nitelendirmeyen bir ateistin, görece gelişmiş bir maymun olarak gördüğü insanın çalmasını, ensest ilişkiye girmesini, öldürmesini ahlâksızlık olarak görmesi duygusal bir tepkiden ibarettir.

    din ise vicdana da seslenmekle beraber, ahlâkı insanın vicdanına bırakmaz. insan kendisini yaratan, onu tekrar yaratacak ve yaptıklarını soracak olan allah’ı düşünerek ahlâklı olmak zorundadır. yani aklın bir gereği olarak her an yüce bir güç tarafından gözlendiğini bilecek; elektrikler kesildiğinde de, azınlıklara soykırım yapmak toplumun çoğunluğunca desteklendiğinde de ahlâklı davranacaktır."

    alper bilgili
  • c de for döngüsünün içinde atama yapamazken c++ da yapabiliyorsun.
  • "ilk kez, yaklaşık 70 yıldır peşinde koşulan “triangulen” isimli, garip ve kararsız bir molekül sentezlendi.

    triangulen molekülü grafen ile tek atom kalınlığında olması ile benzeşiyor. grafende olduğu gibi karbon atomlarının oluşturduğu bir düzlemden çok, triangulende altı taneye kadar altıgen biçimli karbon molekülü uçlarından birleşerek bir üçgen oluşturuyor ve kararlı bir bağ oluşturmaya engel olacak şekilde birleşiyor. bu zamana kadar hiç kimse bu molekülü sentezleyememişti.

    bu zamana kadar bulunamamış molekülü bulan kişiler ıbm’de çalışan araştırmacılar oldu.

    nature dergisinden philip ball’a konuşan baş araştırmacı leo gross (isviçre ıbm laboratuarları), “triangulen molekülü kişilerin uzun zamandır deneyip başaramadığı ilk molekül oldu” diyor.

    triangulen uzun zamandır sentezlenmeye çalışılan ve başarılamayan moleküllerden şu özelliği ile ayrılıyor, yalnızca benzersiz olması ile değil, ayrıca elektronik ve kuantum bilgisayarlarda faydalı olabilecek özelliklerinden dolayı peşinden koşulan bir molekül bu.

    triangulen molekülü 1950 yılında çek bilim insanı erich clar tarafından tahmin edilmiş. teorik hesaplama sonucunda üçgen biçimli bir molekülün altı adet birbirine kaynaşmış benzen molekülünden elde edilebileceğini öne sürmüş, ancak çift sayılı atom ve elektronların varlığı nedeniyle iki eşleşmemiş elektron ortaya çıkmakta.

    clar, deneme – yanılma ile bu molekül üzerinde çok uğraşmış. iki adet eşleşmemiş elektron yapıyı son derece kararsız hale getirmekte ve etrafında ne varsa onunla tepkimeye girmektedir.

    geleneksel sentez teknikleri ile daha büyük yapılar elde edilemeye çalışılmış, ancak 70 yıla yakın bir süredir araştırmacılar bu yöntemi kullanmaya devam etmişler.

    araştırmacılardan biri olan niko pavlicek, sentezlenir sentezlenmez molekülün yükseltgendiğini söylüyor.

    ıbm farklı bir yöntem kullanarak sonuca gitmeye çalışmış. bir öncül madde elde edip onun üzerinden devam etmek istemiş. öncül madde üzerinde fazladan hidrojen atomları var ve molekülü kararlı hale getiriyor. bu hidrojen atomları bir elektron demeti ile uçurulabiliyor ve kararsız triangulen molekülünü geride bırakıyor.

    araştırmacılar, taramalı prob mikroskobu kullanarak yapıyı görüntülemeyi başarmışlar.

    ıbm araştırmacısı olmayan, ancak geçmişte triangulen sentezinde bulunmuş biri olarak osaka şehir üniversitesi (japonya) çalışanı takeji takui de nature’ye bunun ilk doymamış triangulen sentezi olduğunu söylemiş.

    yeni malzeme benzersiz ve beklenmedik özelliklere sahip

    beklendiği gibi, araştırma ekibi tarafından moleküldeki iki eşleşmemiş elektronun hizalı dönü gösterdiği ortaya çıkarılmış, molekül seviyesinde manyetiklik kazanan yapı kuantum bilgisayarlarda ve spintronik cihazlarda kullanılma potansiyeline sahip.

    araştırmacılar ayrıca bakır yüzey kullanarak dört güne kadar triangulenin kararlı olduğunu görmüş. triangulenin normalde bakır yüzeyle tepkimeye girmesi bekleniyormuş, ancak neden tepkimeye girmediği şimdilik bilinmiyor.

    gross, basın açıklamasında triangulenin bir pi radikali olduğunu ve eşleşmemiş elektronlarının delokalize halde bulunduğunu ve neden bağ oluşmadığı konusunda şaşkınlık içinde olduklarını söylemiş.

    bu yeni yapıyla ilgili daha çok araştırma yapmak gerekiyor ve ekibin bulduğu yeni sentez tekniği diğer kaçak yapıları elde etmek için faydalı olabilir.

    bu bütün kimyasal sentezde faydalı olabilecek bir teknik değil; pek çok malzeme için faydalı olmayacak, yavaş ve pahalı bir süreçten bahsediliyor. ancak konu kuantum hesaplamanın geleceği olunca ıbm kesenin ağzını açıyor. böylece diğer araştırmacıların da bu mücadeleden faydalanması mümkün olabiliyor."

    kaynak tr
    kaynak eng
  • kesinlikle bu başlıktaki her entry eşit derecede ufuk katlıyor olamaz arkadaş. hatta bazıları kesinlikle iq falan düşürüyor.
  • 1. nesnel aksiyolojik önermeler varsa bu önermeler ya temel yasalardır, ya da temel yasalardan çıkarsanabilirler. (öncül: üçüncü halin imkânsızlığı mantık yasası)
    2. eğer tanrı yoksa temel yasalar doğa yasalarından ibarettir. (öncül: doğalcılık tezi)
    3. bütün doğa yasaları olgusaldır. (öncül)
    4. olgusal önermelerden aksiyolojik önermeler çıkarsanamaz.
    (öncül: hume yasası)
    ara sonuç: dolayısı ile eğer tanrı yoksa nesnel aksiyolojik
    önermeler yoktur. (1,2,3,4’ten çıkan mantıksal sonuç)
    5. en az bir tane nesnel aksiyolojik önerme vardır. (öncül, ahlaki realizm)
    sonuç: tanrı vardır. (ara sonuç, 5)

    makalenin tamamı
  • insan vücuduyla ilgili muhteşem bir belgesel.

    (bkz: human body pushing the limits)
  • biberde aci tadi veren kapsesin isimli bir maddedir.
    sadece memeli hayvanlar ve insanlar bu maddeyi algilar.
    kuslar ve baliklar en aci biberi bile yese etkilenmezler.
    bunun sebebi biberin tohumlari memelilerin mide asidinde zarar gördüğünden, biber bitkisi tohumlarini memelilerden koruma icin kapsasin salgılamasidir..!
    kuslarin ve baligin kursagi biber tohumuna zarar vermediginden ve dişki yoluyla uzaklara taşindigindan kuşlar ve baliklar kapsasin den dolaysiyla biberin acisindan etkilenmez...!
    sonuc;
    ılahi nizam da herseyin bir sebebi var ..
  • hollywood filmlerinin genelini kalitesiz, sıkıcı ve/veya yüzeysel bulup onun yerine gerçek sinemayla ilgilenenlerin çoğunun muhtemelen adını bile duymadığı ama ölmeden mutlaka izlemesi gereken 23 film

hesabın var mı? giriş yap